Rabıta Nedir.?

'Sorularla İslamiyet' forumunda GezgiN tarafından 23 Kasım 2010 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]





    RABITAYA DAİR

    “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir sınıf bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Al-i İmran, 104)



    Rasulullah (A.S.) Efendimiz şöyle ifade buyuruyor: “Asıl veren Allah’tır, ben ise verileni taksim edip yerine ulaştırmakla görevliyim.” (Buharı, Müslim)

    Rabıtanın lügat karşılığı, bağ, kurmak alaka sağlamlaştırma, vuslat ve muhabbet demektir. Rabıta müridin mürşidine sevgiyle gönülden düşünmesi onu hayal etmesidir. İnsan olarak hiçbir anımız yoktur ki bir şeyleri ya da birilerini düşünmeden duralım. Bu, insanda var olan fıtri bir özelliktir. Kimi arkadaşını, kimi eşini, kimi dostunu, kimi sevdiğini düşünür. İşte tam da bu noktada tasavvuf bize, tüm bu boş ve malayani düşüncelerin dışında, düşünülmesi ile beraber içerisinde birçok faydaları barındıran mürşidi rabıtayı tavsiye eder ki bir müridin en önemli ihtiyaçlarından biriside hiç şüphesiz mürşidi ile olan bağını her daim sağlayabilmesidir.

    Kamil bir mürşide intisap eden her kişiye Allahû teâla o mürşidin bir ervahını yaratır. Artık o ervah her daim onunla beraberdir. Kişi rabıtayla beraber bu bağı kuvvetlendirir nihayetinde öyle bir hale gelir ki artık mürşidinin boyası ile boyanır. Her hali ona benzer: yürüyüşü bakışı konuşması yemesi içmesi vs… bu hal ona dinini yaşaması açısından da bulunmaz bir nimettir. Bunun yanında rabıta aşıkın maşukuyla buluşma vesilesi olur. Uzaktadır ama aslında O’na yakındır. Göz görmez ama kalbi görür. Sesini duyamaz ama hep onun bestesiyle dilbeste olmuştur. Zahiresine gücü yetmez takati kalmaz ama hep onunla olmanın mutluluğunu yaşamaktadır. İşte tüm bu haller rabıtayla mümkündür.

    Rabbil âlemine ulaşma yoluna giren talibin yolu nihayetinde rabıtadan geçer.

    İmamı Rabbani(k.s.) hazretleri buyurdular: Bu tarikat-i âliyeye suluk etmek, kendisine uyulan şeyhe karşı muhabbet rabıtası iledir ki bu zat, bu yolda murad olarak seyretmiş, bu kamalat ile kuvvet cezbesine boyanmıştır.

    Muhammed Raşid(k.s.) hz buyurdular: Tarikatı nakşibendide mürşid rabıtası çok önemlidir. Çünkü müride en fazla fayda veren şeyh rabıtasıdır. Bir mürid şeyhinin ruhaniyetini manevi tasarruf ve yardımını her an yanında düşünmelidir. Hatta attığı her adımı şeyhinin ayak izlerine bastığını düşünerek onda(onun haline) fani olmaya bakmalıdır. Rabıta manevi bir hattır, müridi mürşidine ve geçmiş Sadatlara bağlar. Rabıtaya sımsıkı devam ediniz. İslami hizmetleri bırakmayınız. Virtlerinize devam ediniz, suluğunuzu ilerletiniz.

    Seyyid Sibğatullah-il Arvasi hz(k.s.)buyurdular: Rabıta olmadan fenafiş şeyh olmaz, fenafiş şeyh olmadan fena firrasul olmaz, fena firrasul olmadan fena fillah olmaz.

    Yalnız bu noktada dikkat edilmesi gereken bir noktada mürşidin her zaman vesile olduğunu unutmamaktır. Mevlana halid hz(k.s.): Rabıtada bizzat vesilelerin maksat kabul edilmeleri caiz değildir.(mürşid vesile, maksat rabbil âlemindir) buyurdular.

    Üstadın huzurunda sofi kendini bir dilencinin bir sultanın huzurunda el açtığı gibi kalbini üstadına açar ona yalvarır. Bir şeyler verilirse o hali tutarak talebine devam eder. Bir şey verilmezse bunu nefsinden bilmeli ve ümitsizliğe düşmemelidir.

    Üstadın gıyabında ise sofi, her an mürşidinin yanı başında olduğunu tasavvur etmeli, yemek yerken oturup kalkarken, birileri ile sohbet ederken vs… tüm bu durumlarda kişinin rabıtaya sarılması gaflete düşmesini engellediği gibi her türlü zarardan da onu korumaya vesile olur.

    Bu ahir zamanda Allah’a kulluk çok zordur. Öyle bir hale gelinmiş ki insanlar içindeyken harama girmemek neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Kişinin kendini her daim muhafaza etmesi çok güç olmuştur. Nefsimizi galebe çalacak o kadar vesileler var ki bunlarda kurtulmak çok zor olmuştur. İşte tam bu noktada da mürşid rabıtası bizim bu gibi durumlardan kurtulmamız için bir vesiledir. Örneğin evinden çıkarken bir mürit, mürşidinin önde kendinin de arkadan geldiğini düşünse yolda nazar ber kademi terk edemez yani sürekli ayakuçlarına bakarak yürür bu sayede gözleri ile harama bakamaz. Unutmayalım ki göz kalbin dünyaya açılan penceresidir. Göz neyi görürse kalpte ona meyleder. Kalbimizin gönlümüzün bu gibi durumlara maruz kalmasını istemiyorsak rabıtaya çokça devam etmek lazım gelir.

    S.Abdulhalim EROL
    semerkand dergisi: