Preveze Deniz Muharebesi Fetihnamesi

'Osmanlı Tarihi' forumunda Ezlem tarafından 29 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. Preveze Deniz Muharebesi Fetihnamesi nedir
    Preveze Deniz Muharebesi Fetihnamesi hakkında bilgi
    Preveze Deniz Muharebesi Fetihnamesi içeriği

    Mel'un Andre Dorya donanmasıyla hemen hareket ederek, Preveze'ye gelmişti.
    Bu donanmada elli iki parça kendisinin, otuz kadırga da Papa'nın idi.
    Mel'un Venedik devleti de seksen kadar kadırga ile bu savaşa katılmıştı.
    Ayrıca dinsiz ve namussuz İspanya'nın ise seksen parça gemi ile geldiği apaçık belli idi.
    Yine Venedik on tane kalyon hazırlayarak hemen onları da Preveze'ye göndermişti.
    Hayreddin Paşa hemen sevinçli bir halde, gece yarısı abdest aldı.
    İki rekat namaz kılarak harekete hazırlandı. Bundan sonra neler olduğuna şimdi bir bakıverin:
    Perşembe günü Allah'a tevekkül eyleyerek harekete geçti.
    Sabahın erken vaktinde nöbetçiler denizin her tarafını gözlüyorlardı.
    Baktıkları tarafta bir nişan bulamadılar. Şimdi bundan sonra görülen ve sezilenleri bir dinleyin:
    Aşağı taraflara bir göz atınca, aniden birçok gemi direkleri gördüler.
    Bu arada birisi çıkar, o anda Hayreddin Paşa'nın yaptıklarını dinleyin.
    Cuma günü Paşa düşmana yaklaştı. Şimdi dinleyeceğiniz hikaye hakikaten çok garip bir hikayedir.
    O genç aslan düşmanı görünce, şahinin avına baktığı gibi, onu hemen avlamak istedi.
    Hayreddin Paşa bütün kainatın ve mahlukatın rızkını veren Cenab-ı Hakka tevekkül eyledi.
    Kötü işli düşmanın üzerine doğru kadırgaları harekete geçirdi.
    İki tarafın donanması bir araya, karşı karşıya gelerek harbe hazır bir vaziyete girdi.
    Fakat o esnada esen rüzgar Hayreddin Paşa'nın, Osmanlı donanmasının aleyhine idi. Bu durumu gören İslam askeri çok üzüldü ve korkmaya başladı.
    O zaman vakar sahibi Kaptan Paşa Cenab-ı Hakka "Yarab bu rüzgar kesilseydi" diye yalvarmaya başladı.
    Eğer bu rüzgar kesilirse İslam askeri zaferi kazanır. "Ya Rab bu aksi rüzgarı defet, kudretini göster."
    O anda hemen rüzgar kesildi. Bundan sonra neler olduğunu şimdi dinleyin:
    Hayreddin Paşa ileri doğru harekete geçerek bundan sonra cenge hazırlandı.
    İki asker birbirini görünce, yer yer çarpışma başladı.
    Düşman İslam askerine hayli toplar attı. İslam askerinin mukabelesinden düşman kadınlar gibi korkuyordu.
    Paşa gemisini görünce, her tarafına toplarla nişan almaya başladılar.
    Toplardan atılan güllelerden beşi paşa gemisinin içine isabet etmişti. Bu toplar iki levendi şehid etti, biri de geminin direğini deldi.
    O anda iyi talihli emir, tacı, tahtı ve namı gözlemedi.
    Din yoluna canı gönülden bel bağlayarak, bağrını dağlayıp, düşman üzerine yürüdü.
    Askerlerini düşman askerleri üzerine saldı. Yer yer beyler ve ağalar da düşman üzerine yürüdü. Durmadan top tüfek atıyorlardı. Top sedasını dünyaya ahenk ettiler.
    Topların ses ve sedasından felekler inliyor, yer ve gök sarsılıyor, dünya ise gümlüyordu.
    Bu cengin heybetinden cihan ateşle doldu. Yer ve gök ateşe yanmış gibi oldu.
    Yerde toplar öyle sesler çıkardı ki; meleklerin bile içine bir velvele düştü.
    Savaşın şiddeti etrafı ateşle doldurmuştu. Bu durumu gören melekler inliyordu.
    Sultandan yardım isteyerek, Cenab-ı Hakkın dergahına yüzlerini çevirdiler.
    "Ya Rab İslam'a zafer ver, bizlere latif askerlerini, meleklerini yardımcı gönder" diye dua ettiler.
    Din düşmanının üzerine yürüyerek, kadırgaları da düşmana doğru harekete geçirdi.
    Öyle süratle yürüdü ki; bu durumu gören düşman, Osmanlı akıncılarının heybetinden titreyip bu cürete hayran oldular.
    Bu sırada o Vakur Emir, kılıç ve ok hazırlıyordu. Heybetle düşmanın üstüne yürüdü. Yani o kötü
    fikirli askerlerin üzerine...
    Topunu tüfeğini ata ata gemileri ayırarak öte geçti.
    O talihsiz düşmanın neler yaptığını anlayınız.
    Gördüler ki; Barbaros her tarafa erişiyor, önüne kim gelirse girişiyordu.
    Hiç kimseye aman vermiyordu. Kükremiş bir ejdere dönmüştü.
    Hiçbirisinin takati ve dermanı kalmamıştı. Durmayarak köşe bucak kaçtılar.
    Güçleri yettiği kadar kaçtılar. Kanatları var gibi uçtular.
    Pehlivanlar kaçırdıklarına bakmayarak, iki kadırgalarını hemen alıp, düşmanı hezimete uğrattılar. Kimi yaralı, kimi de yok oldu.
    Hazret-i Ademden beri denizde düşman bu kadar büyük hezimete uğramamıştı.
    Kimse bu şekilde hezimet görmemişti. Böyle bir haberi tarihçiler de vermedi.