polis teşkilatının sorunları

'Okulistik' forumunda Ezlem tarafından 26 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. polisin sorunları
    polis teşkilatının sorunları nelerdir
    polis teşkilatının sorunları hakkında bilgi
    Emniyet teşkilatının sorunlarını
    polis ve sorunları

    polis teşkilatının sorunları

    [​IMG]

    Ülkemizde her türlü zor şart içerisinde özveri ile görev yapan Polis Teşkilatının çok büyük sorunları vardır. Sorunların var olduğu yetkili-yetkisiz herkes tarafından kabul edilmekte ve dile getirilmekte ise de maalesef sorunları çözme yolunda hiçbir adım atılmamaktadır.

    Ülkemizde İntihar oranı en yüksek meslek grubu maalesef Polis'lik mesleğidir. Sorunların çözümlenmemesi nedeniyle de son zamanlarda cinnet geçiren ve intihar eden Polislerin sayısı hız kesmeden artıyor.

    Kamuoyunda Polis teşkilatının sorunlarının genelde parasal olduğu yönünde yaygın bir kanı vardır. Ancak sorunların büyük çoğunluğu parasal olmaktan çok uzaktır. Sorunların çözülmesine yol göstereceğine inandığımız bazı olumsuzluklar ve çözülmesi için atılması gereken adımların dile getirilmesi maksadı ile aşağıdaki metin hazırlanmıştır.

    Sorunlar belki tek taraflı olarak dile getirilmiş olabilir. Ancak çözüm konusunda bir kapı aralayacağını umarak tamamen hüsn-ü niyetle hareket edilmiştir.

    Aşağıda geçen konuların Üniversiteler ve diğer bilimsel kuruluşlarca tarafsız bir şekilde ele alınarak, polis teşkilatında görevli personele anketler düzenlenmesi ile aşağıda belirtilen sorunların var olup-olmadığı ve daha başka sorunların neler olduğunun daha kolay anlaşılabileceği düşünülmektedir.

    Önümüzdeki Nisan ayı içerisinde Polis Haftasının kutlanacak olması münasebeti yine yıldızlı sözler sarf edilerek, hiçbir sorun yokmuş gibi pembe tablolar çizilecek. Hafta'nın bitimi ile yine Polisler sorunlarıyla baş başa yaşamaya devam edecekler. Sorunların bir kısmını anlattığımız aşağıdaki metni lütfen dikkatlice okumanızı ve karanlığa bir mumda sizin yakmanızı bekliyoruz.

    1) Ast-Üst ilişkileri

    Polis teşkilatında belki de en önemli sorun ast-üst ilişkilerinde yaşanmaktadır. Çünkü çalışma şart ve ortamlarının büyük bölümü amirlerce düzenlenmektedir. Dolayısı ile memurların sıkıntı duyduğu ve açmaza girdiği bir çok konuda amirlerin payı vardır. (Burada belirtilen Amir'den kasıt meslek içerisindeki Komiser Yardımcısından en üstteki Emniyet Genel Müdürüne kadar bütün rütbeleri ifade etmektedir.)
    Buna örnek verecek olursak; (Bu örnek meslekte çalışan hemen herkes tarafından şahit olunan bir durumdur) Akademiden mezun olan 22-23 yaşındaki bir komiser yardımcısına istemediği bir biçimde hitap edilmesi durumunda hemen tepki gösterir, ancak aynı amir kendisinin babası veya abisi yaşında bir memura adıyla hitap eder, isminin yanına bir bey kelimesini eklemeyi bile çok görür. Hatta davranışlarında, kendisinden daha fazla meslek tecrübesi olan memurlara (emekliliği gelmiş olsa bile) hiçbir şey bilmez muamelesi yaparak, mesleği yeniden öğretmeye çalışmaktan dahi çekinilmez.

    Bundan hareketle, bir memurun kültürü, eğitim durumu, sosyal yapısı, becerisi vb.'nin bir önemi yoktur. Anlayacağınız ister lisans mezunu olsun isterse de Doktora, üst tabaka tarafından önemsiz bir varlık gibi algılanır, bazen insan yerine bile konmaz. Polislik mesleği bu nedenle son yıllarda Teşkilat içerisinde tam anlamıyla bir amir mesleği haline getirilmiştir.

    Özellikle Akademililer kendilerini kurmay sınıf olarak gördüklerinden, diğer gruplara mensup veya memur tabakasından hiç kimsenin yükselmesine iyi gözle bakmaz ve engellemek için de her türlü çareye başvurmaktan çekinmezler. Akademililer; son yıllarda üst yönetimi büyük ölçüde ele geçirmeleri sebebiyle meslek içerisindeki bütün kanun ve kuralların kendi istedikleri şekilde oluşmasını sağlamaktadırlar (örnek: A sınıfı Amir, B sınıfı Amir düzenlemesi).

    Memur tabakasından yükselen Orta K'lı amirlerin durumu ise tam bir polemiktir. Uygulanan sınav politikaları ile adaletsiz bir yükselme ortamı oluşturularak, gerçek manada bir seçim yapılmadan, çoğunlukla da ehil olmayan kimselerin yükselmeleri sağlanmaktadır (örnek; önceki yıllarda yazılı sınavlarda 100 üzerinden 38-40 puan alan kişilerin amir olması).


    2-) Polislerin özlük hakları ve çalışma şartları

    Polisler 657 sayılı DMK kapsamında kamu görevi yapan memurlardır. Maaş ve bir çok özlük hakları bu kanuna göre şekillenir. Ancak çalışma şartları bu kanun kapsamındaki diğer kamu görevlileriyle kıyaslanamayacak derecede farklıdır. Diğer kamu görevlileri düzenlenen belli mesai saatleri içerisinde ortalama günde en fazla (8) saat görev yaparken, polislerin çalışma saatleri çoğunlukla bu sürenin iki katına çıkar, en az çalıştığı gün (12) saat görev yapar. Diğer kamu görevlileri hafta sonu, dini ve resmi bayramlar-Yılbaşı ve diğer özel günlerde istirahat ederken, Polis teşkilatı bu günlerde; aksine güvenliği sağlamak için daha fazla çalışır. Dolayısıyla sosyal faaliyetler ve aile ilişkileri sürekli sekteye uğrar. Her memur kendisine tanınan Resmi Tatil hakkından yararlanırken; Polisler bu resmi tatillerde tatil yapmak isterse kendi senelik izinlerini harcayarak tatil yaparlar (O da tabi ki eğer üst makamlarca uygun görülürse).

    Polisin fazla çalışması karşılığınca maaşının içerisinde aldığı sabit-cüzi bir miktar fazla çalışma ücreti, çalıştığı süreyle mukayese edilemeyecek derecede haksızlık oluşturmaktadır. Diğer kamu kurumlarında görevli personelin aldığı fazla ödemeler bordrosuna yansımazken, polisin aldığı fazla ödemeler bordrosunda aldığı maaşın yekununu oluşturmaktadır. Dolayısıyla bordroda diğer memur ile birbirine yakın maaş alıyor olarak görünmesine karşın diğer kamu görevlisi çoğu zaman polis teşkilatından fazla maaş almaktadır (Örnek: Hastanelerde görev yapan kamu görevlilerinin döner sermayeden pay alması, Öğretmenlerin ek ders ücretleri, Maliye çalışanlarının Mali Tazminatları vb. gibi).

    Polislerin fazla çalışma ücretlerinin çalışılan süreler göz önüne alınarak saat hesabı ve hak ettiği şekilde ödenmesi durumunda, alınan maaşın 2-3 katı maaş alınabileceği gibi bir durum oluşmaktadır. Bu da ücret adaletsizliğinin en belirgin göstergesidir.

    Diğer kamu görevlileri (özellikle de askeri personel) emekli olduğunda aldıkları maaşlarda bir düşüş olmazken, uygulanan yanlış ücret politikaları nedeniyle polislerin maaşları emekli olduklarında yarıya kadar düşer. Hele emekli ikramiyelerindeki fark uçurum seviyesindedir.

    Diğer kamu görevlileri asli görevleri haricinde verilen başka görevlerden ek ödemeler alırken, polisler aynı yerde görevli olmasına karşın hiçbir zaman ek ödeme alamaz. (örnek ÖSS-AÖF-KPDS-KPSS vb. sınavlarda hem öğretmenler hem de polisler görev yapar, öğretmenlere bu görevleri karşılığında ücret ödenirken aynı yerde hem de öğretmenlerden daha fazla süre ile çalışan polislere hiçbir ödeme yapılmaz.)

    Normalde gelir getiren yerler olmaları ve diğer nedenlerle özel güvenlik görevlilerince ifa edilmesi gereken bir çok görev de polislere yüklenmiştir (Köprüler, bankalar, konserler, sergiler, yabancı ülkelere ait elçilikler-konsolosluklar, futbol maçları, bazı özel toplantılar vb.).

    Diğer kamu görevlileri gördükleri öğrenimin bir üstünü bitirmeleri durumunda birimlerinde şef veya müdürlüğe kadar yükselme şansları vardır. Ancak Polis Teşkilatında Doktora bile yapsanız yükselemezsiniz. Hatta Polis Memuru olarak Polis Eğitim kurumlarında Öğretim elemanı bile olamazsınız. Çok nadiren açılan Komiser Yardımcılığı sınavlarına 15-20 Bin kişi müracaat eder, alınacak sayı ise 150-200 kişiyi geçmez. 200-250.000 kişinin görev yaptığı bir teşkilatta bu sayı hiç denecek kadar azdır. Anlayacağınız Polis Memurları yükselemezler.

    Diğer kamu görevlileri haklarını aramak ve seslerini duyurmak maksadıyla sendikal faaliyette bulunabilmelerine karşın (ki bu durum Devletçe de teşvik edilmektedir), emniyet mensupları bunun hayalini bile kuramazlar. Bırakın Sendikayı Mevcut Polis Dernekleri dahi haksızlıkları dile getirecek durumda bile değildir. Örneğin Milli Eğitim de görevli personel Milli Eğitim Bakanını bile sendikaları vasıtasıyla eleştirme özgürlüğüne sahiptir. Ancak Emniyet teşkilatına mensup bir memur en yakın amirini bile eleştiremez.

    Diğer kamu görevlileri kendi memleketlerinde görev yapma şansına sahiptir. Çoğunun kendi memleketinde evi ve diğer menkul veya gayrı-menkul yatırımları olması nedeniyle kendilerine her zaman ikinci bir gelir alternatifi bulabilmekte, Hiç geliri olmasa bile en azından ev kirası veya yakınlarının maddi veya manevi destekleri konusunda bile avantajlı durumdadırlar. Polisler ise metropoller hariç hiçbir zaman kendi memleketinde görev yapamaz. Yakınlarının hastalık veya diğer sıkıntılarında dahi gidip-gelemez, ilgilenemezler.

    Yukarıda açıklananların ışığında en başta can güvenliği riski taşıyan ve her türlü hava şartı ve zorlukta görev yapan Polis Teşkilatının özlük ve diğer haklarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun kapsamındaki diğer memurlarla eşit olarak değerlendirilmesinin ne kadar adaletsiz bir uygulama olduğu meydana çıkmaktadır.

    3-) Polis-Vatandaş ilişkileri

    Her insanın davranış şekli, kültürü, sosyal çevresi, eğitim durumu, psikolojik yapısı farklıdır. Bu nedenle doğası gereği insanla uğraşmak dünyanın en zor ve zahmetli işidir. Eğitimciler, Otobüs ve Taksi şoförleri, Sağlık Görevlileri ve bunlara benzer birebir insanla muhatap olunan meslekler gerçekten çok zor ve sıkıntılıdır. Polis ise sürekli ve kesintisiz olarak toplumun en sorunlu ve suç potansiyeli yüksek olan kitleleri ile muhatap olmak durumunda kalması nedeniyle çok daha zor ve meşakkatli, bir o kadar da fazla stresli bir meslek icra etmektedir.

    Gelişmiş ülkelerin hiçbirinde bir Polise, normal görevinin yanında sağlık görevlisinin, taksi şoförünün, postacının veya itfaiyecinin yapması gereken işi yaptıramazsınız. Ancak ülkemizde polis, çoğu zaman bu saydığımız meslek mensuplarının görevlerini de yapar. Nasıl mı? Trafik kazası olur yaralılara çoğu zaman ilk müdahale eden polistir. Alkollü veya yardıma ihtiyacı olanların evine bırakılması görevini yaparak taksici olur, İtfaiye ile birlikte Yangına müdahale eder, tebliği gerektiren evrakları adreslere götürerek Postacılık yapar vs. vs. böylece zaten zor olan Polislik mesleği Türkiye'de kat be kat daha zordur.

    Yine gelişmiş ülkelerde suç ve suçluya ulaşılmada halkın duyarlılığı nedeniyle ihbar mekanizması %80'lere ulaşmaktayken, bizde tam tersi %30'ları ancak bulur. Bu nedenle ülkemizde suç ve suçluya yine Türk Polisinin kişisel gayretleri ve özverisi ile ulaşılır. Bu zor ve olumsuz şartlara rağmen suç ve suçluya ulaşma başarısı çoğu gelişmiş ülkelerin çok çok önündedir.

    Buna rağmen ne halk ne de yöneticilerinin nazarında çoğunlukla saygı ve takdir görmez. Hele karşısındakinin makamı, konumu veya maddi durumu iyi bir kimse ise sen benim kim olduğumu biliyor musun? türünde sözlere bile muhatap olur. Haklı bile olsa çoğu zaman karşısındakinin konumu itibariyle haksız duruma düşer ve aşağılanır.

    Saydığımız sebeplerle stresin çok yoğun olarak yaşandığı bir ortamda Polisin de çok normal davranışlar sergilemesi beklenemez. İş yükü ve stresin etkisiyle çoğu zaman vatandaş ile gereksiz tartışmalara girilir ve zaten kötü olan Polis imajını ne yapılırsa yapılsın bir türlü düzeltilemez. Bu durum da bir kısır döngü içerisinde döner durur.

    4-) Polis-Siyasetçi ilişkileri

    Emniyet Genel Müdürü, Genel Müdür Yardımcıları, Daire Başkanları ve İl Emniyet Müdürleri başta olmak üzere Polis Teşkilatını yöneten kadrolar; Hükümetler, Hükümetlere yakın siyasiler ve devleti yöneten diğer güçlü unsurlarca atanan kişilerden oluşmaları nedeniyle hiçbir zaman teşkilatın ilerlemesi ve gelişmesi için cesur adım atabilecek kişilerden oluşamaz. Çünkü atacakları her adım kendilerini atayan kişilerin menfaatlerine ters bir durum oluşturması halinde koltuklarını kaybetme riski ile karşı karşıya bırakabilmektedir . Bu nedenle durumun vahameti ne olursa olsun sessiz kalmaya mahkumdurlar. Teşkilat lehine veya aleyhine gelişmeler ne olursa olsun, dışarıdan konuyla alakalı veya değil teşkilat hakkında herkes fazlasıyla yorum-eleştiri yaparken, teşkilatı yönetenler sürekli sessiz kalırlar. Bu durum son yıllarda öyle bir hal almıştır ki, bu sessizlik nedeniyle teşkilatta çalışıp ta Genel Müdürünün kim olduğu dahi bilmeyen memurlar vardır.

    Teşkilatın sorunlarını bildiklerini iddia eden siyasilerin büyük çoğunluğu muhalefette oldukları sürede sırf oy kaygısı uğruna Polise sahip çıkıyormuş gibi görünmekte, iktidara geldiklerinde ise görmezden gelmektedirler. Meslek içerisinden yükselen siyasetçiler bile teşkilat hakkında nutuklar atmakta, ancak daha sonra teşkilatı görmezden gelmektedir. Hatta bu ülkede kendi kaprisleri uğruna Polisleri azarlayan hatta ve hatta dayak atan siyasiler bile görülmektedir.

    Hükümette hangi parti olursa olsun; Sorunlar yumağı haline gelen Teşkilata sahip çıkması gereken İçişleri Bakanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğünce, klişeleşmiş ve teşkilatta çalışan herkesin nefretini kazanan Teşkilatın sorunlarını biliyoruz, çalışmalarımız sürmekte türünde hiç kimsenin inanmadığı ve bıktığı sözler sarf edilmekte, ama nedense yıllardır bu çalışmalar bir türlü bitirilememektedir.

    Basın tarafından arada bir Polise Zam türünde bazı açıklamalar yapılır, ama her nedense diğer kamu kuruluşlarının Polise zam veriliyor da bize neden verilmiyor türündeki siyasilere yönelik kulisleri ve baskıları neticesi, hep sözde Polise Zam yapılır, fakat Polisin cebine bir şey girmez. Bu nedenle de kamuoyunda Polisin her zaman büyük zamlar aldığı ve çok büyük miktarlarda maaş aldığını zannedilmektedir.

    Bazı zamanlarda siyasilerin teşkilata yaptıkları müdahaleler ayrıca haksızlıkları artırmakta ve meslek mensuplarının mesleğe küsmelerine ortam oluşturmaktadır. Örneğin; Emekliliği geldiği halde şark görevine gitmeyen personel, Amirlik ve diğer mesleki sınavlarda yapılan adam kayırma operasyonları, Tayin ve atamalarda yapılan tavassutlar-kayırmalar vb.

    5-) Askerlik sorunu

    Polislik mesleği aktif silahlı olarak ülke güvenliği için ifa edilen profesyonel bir meslek olması nedeniyle gelişmiş ülkelerde bu meslek mensuplarına ayrıca bir askerlik görevi yaptırılmamaktadır.

    Ancak ülkemizde vatan hizmeti olup, herkes eşittir, herkes askerlik yapacaktır mantığıyla meslek mensuplarına askerlik yaptırılmaktadır. Ancak ne acıdır ki aynı durumda ve eşit statüde olması gereken Askeri personel ise vatan hizmeti adına görevlerinden ayrılarak sıradan askerlik görevini yapmamaları; savunulan bu mantığı çelişkiye düşürmektedir.

    Zaten yeri geldiğinde bu ülkenin güvenliği adına şehitler veren ve çok zor şartlar altında görev yapan Polis teşkilatı mensuplarının çoğunluğu evli, çoluk-çoçuğu olan ve bir çoğunun da maddi çıkmazları olması nedeniyle ayrıca bir askerlik görevi ile mağduriyetleri kat be kat artmaktadır.

    Çoğunluğu branşında uzmanlaşan Polisler; askerde olduğu süre içerisinde verimden düşmekte, branşındaki yeni gelişmelerden uzaklaşmakta, dolayısı ile kendisine güç şartlarda yapılan yatırım sekteye uğramaktadır.

    Polis sayısının yetersiz olduğu ülkemizde bir de askerlik görevi ile mevcut sayı daha da azalmakta, askere giden personel ise sivil hayatta devletin kolu olarak müdahale ettiği art niyetli kişiler ve Polis Teşkilatına alerjisi olan bazı kişilerle aynı ortamı paylaşmakta ve sırf polis olmaları nedeniyle çok büyük sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadır.


    Alıntı:Erçin Kocadağ/Polis Memuru