Peygamberleri kurtaran dualar

'Dualar ve Faziletleri' forumunda Semerkand tarafından 1 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. İnsanlar içinde Allah’a hakkıyla dua edip ilahi rızayı kazananlar, hiç şüphesiz ki peygamberlerdir ve peygamberler içinde de öncelikle Efendimiz’dir. Onların her işlerinde hem kendileri hem de ümmetleri için bir dua vardı. Ne isterlerse Rabb’lerinden isterlerdi ve Rabb’leri de onların dualarını reddetmezdi. Onların her anı dua zamanı olmuştur ve hayatları da ettikleri dualarla özetlenmiştir.

    Dua Hz. Adem ve Hz. Havva’nın affı, Hz. Musa’nın dilindeki düğümün çözülüşü, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kabe’yi inşa etmesi, Hz. Yunus’un balığın karnından kurtuluşu ve Hz. Zekeriyya’nın kemikleri gevşeyip başı yaşlılık ateşiyle tutuştuğu bir zamanda ve hatta karısı da kısırken onlara Hz. Yahya’yı bağışlatan sebeptir. Dua Hz. İsa’nın vedası, Efendimiz Hz. Muhammed’in gelişi ve ümmetini dileyişidir. Allah “Bana dua edin size icabet edeyim, doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gideceklerdir” buyurmaktadır. (Bakara, 186)

    Peygamberleri kurtaran dualar

    Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva validemiz yasak meyveden dolayı cennetten kovulmuşlardı. Affedilmeleri için yıllarca şöyle duada bulundular: “Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (Araf, 23) Bu dua onların affına ve kurtuluşuna sebepti.

    Hz. Musa’nın dili peltekti, yalnızdı. Kavmi ile mücadele etmesi zordu. O da Rabbi’ne şöyle yakardı: “Rabbim benim göğsümü aç, bana işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Kardeşim Harun’u bana yardımcı kıl. Onunla arkamı kuvvetlendir, onu işime ortak kıl. Böylece seni çok tespih edelim ve seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.” (Taha, 25-35)

    Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Kabe’yi inşa ettikten sonra “Rabbimiz bizden bunu kabul et, şüphesiz ki sen işiten ve bilensin” diye, çok kıymetli bir eser ortaya koymalarına rağmen tevazu ile dua etmişlerdi. Biz de işlerimize başlarken dünyalık bir iş bile olsa başında Allah rızasına niyetlenip Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi işimizin sonucunu da tevazu ile ona sunmalıyız. Umulur ki bizden de kabul olunur.

    Yunus (a.s) kavminin isyanından dolayı onlara kızmış ve aralarından ayrılmıştı. Bindiği gemi orada bulunan bir günahkar yüzünden gitmiyordu. O kişinin kim olduğunu bulmak için kura çektiler. Yolcuların arasından çekilen kura Hz. Yusuf’a çıktı. Gemidekiler Hz. Yunus’u (a.s) denize attılar ve bir balık onu yuttu. O da balığın karnında karanlıklar içinde Rabbi’ne şöyle yakarmıştı “Senden başka ilah yoktur. Sen yücesin. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum.” (Enbiya, 87) Allah da onun duasına şöyle karşılık verdi: “Bunun üzerine duasına icabet ettik ve üzüntüsünden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız” (Enbiya, 88) Eğer biz de samimiyetle O’ndan başka ilah olmadığına iman eder ve O’nu yüceltirsek dualara icabet eden, bizi de nefsimizin karanlıklarından kurtarır.

    Hz. Süleyman saltanat, güç kuvvet sahibi, hükümdar bir peygamber ve kuldur. Kul Rabbine muhtaçtır ve hükümdar olmak da dua gerektirir. Süleyman (a.s) “Rabbim, bana anne ve babama verdiğin nimetine şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni salih kulların arasına kat” (Neml, 19) diye duada bulunmuştur. Zira şükür de nimetin daim olması için bir duadır.

    Efendimiz’in (s.a.v) ümmeti, kabul olunmuş bir duasıdır

    Efendimiz (s.a.v) doğduğu anda secdeye varmış bir şeyler mırıldanıyordu. Yanındakiler ona kulaklarını yaklaştırdılar ve “ümmeti” yakarışını duydular. Bu, onun dünyada ilk duasıydı. Yeni doğmuş bir bebekken, Rabbi’nden ümmetini istiyordu. Hz. Muhammed’in (s.a.v) ümmeti, onun kabul olunmuş duasıdır. Onun kabul olunmuş bir duası olmak dünya ve onun içindekilerden daha kıymetlidir.

    Peygamberler Allah’ın en çok sevdiği kullarıdır, günahsızdırlar. Buna rağmen onlar her daim dua ve istiğfar halinde olmuşlardır. O zaman bizim dilimizde de her daim dua olmalı. Evvela Efendimiz ve bütün peygamberlere selam yollamalı, ardından her işe bir duayla başlamalıyız. İşimiz bittiğinde de şükreden kullardan olmayı ve salihlerin arasına yazılmayı dilemeliyiz. Peygamberler nasıl dua etmişse biz de öyle dua etmeliyiz. Peygamberlerin ettiği dualar bizim de dualarımız olmalı.






    İnsanlar içinde Allah’a hakkıyla dua edip ilahi rızayı kazananlar, hiç şüphesiz ki peygamberlerdir ve peygamberler içinde de öncelikle Efendimiz’dir. Onların her işlerinde hem kendileri hem de ümmetleri için bir dua vardı. Ne isterlerse Rabb’lerinden isterlerdi ve Rabb’leri de onların dualarını reddetmezdi. Onların her anı dua zamanı olmuştur ve hayatları da ettikleri dualarla özetlenmiştir.

    Dua Hz. Adem ve Hz. Havva’nın affı, Hz. Musa’nın dilindeki düğümün çözülüşü, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in Kabe’yi inşa etmesi, Hz. Yunus’un balığın karnından kurtuluşu ve Hz. Zekeriyya’nın kemikleri gevşeyip başı yaşlılık ateşiyle tutuştuğu bir zamanda ve hatta karısı da kısırken onlara Hz. Yahya’yı bağışlatan sebeptir. Dua Hz. İsa’nın vedası, Efendimiz Hz. Muhammed’in gelişi ve ümmetini dileyişidir. Allah “Bana dua edin size icabet edeyim, doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gideceklerdir” buyurmaktadır. (Bakara, 186)

    Peygamberleri kurtaran dualar

    Hz. Adem (a.s) ve Hz. Havva validemiz yasak meyveden dolayı cennetten kovulmuşlardı. Affedilmeleri için yıllarca şöyle duada bulundular: “Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik, eğer bizi bağışlamazsan ve esirgemezsen gerçekten hüsrana uğrayanlardan olacağız.” (Araf, 23) Bu dua onların affına ve kurtuluşuna sebepti.

    Hz. Musa’nın dili peltekti, yalnızdı. Kavmi ile mücadele etmesi zordu. O da Rabbi’ne şöyle yakardı: “Rabbim benim göğsümü aç, bana işimi kolaylaştır, dilimdeki düğümü çöz ki söyleyeceklerimi kavrasınlar. Kardeşim Harun’u bana yardımcı kıl. Onunla arkamı kuvvetlendir, onu işime ortak kıl. Böylece seni çok tespih edelim ve seni çok zikredelim. Şüphesiz Sen bizi görüyorsun.” (Taha, 25-35)

    Hz. İbrahim ve Hz. İsmail Kabe’yi inşa ettikten sonra “Rabbimiz bizden bunu kabul et, şüphesiz ki sen işiten ve bilensin” diye, çok kıymetli bir eser ortaya koymalarına rağmen tevazu ile dua etmişlerdi. Biz de işlerimize başlarken dünyalık bir iş bile olsa başında Allah rızasına niyetlenip Hz. İbrahim ve Hz. İsmail gibi işimizin sonucunu da tevazu ile ona sunmalıyız. Umulur ki bizden de kabul olunur.

    Yunus (a.s) kavminin isyanından dolayı onlara kızmış ve aralarından ayrılmıştı. Bindiği gemi orada bulunan bir günahkar yüzünden gitmiyordu. O kişinin kim olduğunu bulmak için kura çektiler. Yolcuların arasından çekilen kura Hz. Yusuf’a çıktı. Gemidekiler Hz. Yunus’u (a.s) denize attılar ve bir balık onu yuttu. O da balığın karnında karanlıklar içinde Rabbi’ne şöyle yakarmıştı “Senden başka ilah yoktur. Sen yücesin. Gerçekten ben zulmedenlerden oldum.” (Enbiya, 87) Allah da onun duasına şöyle karşılık verdi: “Bunun üzerine duasına icabet ettik ve üzüntüsünden kurtardık. İşte biz iman edenleri böyle kurtarırız” (Enbiya, 88) Eğer biz de samimiyetle O’ndan başka ilah olmadığına iman eder ve O’nu yüceltirsek dualara icabet eden, bizi de nefsimizin karanlıklarından kurtarır.

    Hz. Süleyman saltanat, güç kuvvet sahibi, hükümdar bir peygamber ve kuldur. Kul Rabbine muhtaçtır ve hükümdar olmak da dua gerektirir. Süleyman (a.s) “Rabbim, bana anne ve babama verdiğin nimetine şükretmemi ve hoşnut olacağın salih bir amelde bulunmamı ilham et ve beni salih kulların arasına kat” (Neml, 19) diye duada bulunmuştur. Zira şükür de nimetin daim olması için bir duadır.

    Efendimiz’in (s.a.v) ümmeti, kabul olunmuş bir duasıdır

    Efendimiz (s.a.v) doğduğu anda secdeye varmış bir şeyler mırıldanıyordu. Yanındakiler ona kulaklarını yaklaştırdılar ve “ümmeti” yakarışını duydular. Bu, onun dünyada ilk duasıydı. Yeni doğmuş bir bebekken, Rabbi’nden ümmetini istiyordu. Hz. Muhammed’in (s.a.v) ümmeti, onun kabul olunmuş duasıdır. Onun kabul olunmuş bir duası olmak dünya ve onun içindekilerden daha kıymetlidir.

    Peygamberler Allah’ın en çok sevdiği kullarıdır, günahsızdırlar. Buna rağmen onlar her daim dua ve istiğfar halinde olmuşlardır. O zaman bizim dilimizde de her daim dua olmalı. Evvela Efendimiz ve bütün peygamberlere selam yollamalı, ardından her işe bir duayla başlamalıyız. İşimiz bittiğinde de şükreden kullardan olmayı ve salihlerin arasına yazılmayı dilemeliyiz. Peygamberler nasıl dua etmişse biz de öyle dua etmeliyiz. Peygamberlerin ettiği dualar bizim de dualarımız olmalı.