Peygamberimizin (s.a.v) Çocukluk Hayatı Kısaca

'Hz.Muhammed (sav)' forumunda Sezen tarafından 28 Mart 2016 tarihinde açılan konu

  1. Sezen

    Sezen Editör


    Peygamberimizin (s.a.v) Çocukluk Hayatı Kısaca


    571 peygamberimizin (s.a.v) doğduğu dönemlerde, yıllar önemli olaylarla adlandırılıyordu. Fil olayı, peygamberimizin (s.a.v)doğumundan 50 gün önce meydana geldiğinden bu yıla fil yılı denildi. Buna göre peygamberimizin (s.a.v) Fil yılının Rebiü'l-evvel ayının on ikisinde, pazartesi günü dünyaya geldi. Doğduğu gün bir takım olağanüstü olaylar meydana geldi.

    Bunları şöyle sıralayabiliriz:

    - İran'daki Kisrâ sarayının sütunları yıkıldı.

    -Mecusilerin ateşetapanların ateşleri söndü.

    -Kâ'bedeki putlar yakıldı.

    -Sinema ve deresi taştı.(s.a.v)a gölü kurudu.


    Hazreti.Muhammed'in (s.a.v) Babası Abdullah hakkındaki bilgiler pek azdır. Abdullah, Vehb'in kızı Amine ile evlendiğinde 24 yaşındaydı. Amine neyse on dördündeydi. Evlendikten birkaç ay sonra, hamile eşini bırakarak Filistin -Suriye tarafına ticari bir yolculuğa çıktı. Dönüşte Medine deki halalarına uğradı. Orada Humma hastalığına yakalandı ve ne yazık ki bu hastalığın pençesinden kurtulamayarak 25 yaşında vefat etti. Miras olarak peygamberimize (s.a.v) doğduğu ev, beş deve, bir sürü koyun ve künyesi Ümmü Eymen olan Habeşli Bereke adında bir cariye kaldı. Hz. Muhammed (s.a.v) Kureyş'in en köklü ailesindendir. Soyu Hz. İbrahim'in oğlu İsmail'e dayanır.


    Babası Abdulmuttalib'in oğlu Abdullah, Kureyş kabilesinin Haşim oğulları kolundan, annesi ve Vehb'in kızı Amine zühreoğulları kolundandı. Doğduğunda dedesinin On'a (s.a.v) "Yerde de gökte de çok övülen" anlamına gelen "Muhammed" adını verdi. Peygamberimiz (s.a.v) annesi tarafından yedi gün emzirildikten sonra sütü yetmediği için, amcası Ebu Leheb'in azatlı cariyesi süveybe tarafından bir müddet emzirildi. süveybe, Hz. Hamzanın da süt annesidir. Daha sonra sağlıklı büyümesi için Hevâzin kabilesinin Sa'doğulları kolundan bir süt anneye verildi. Süt annesi Halime, Süt babası Haris ve süt kardeşleri Abdullah, Üneyse ve Şeyma ile dört yaşına kadar yaşadı.


    Altı yaşındayken Annesi Amine ve dadısı Ümmü Eymen ile Medine'ye babasının mezarını ziyarete gitti. Mezar, Medinedeki Neccaroğullarından Nabiğa'nın evindeydi. Birkaç ay akrabaları olan Neccaroğullarında kaldı. Ev sahipleri Abdülmuttalib'in annesi tarafından dayıları sayılıyordu. Amine orada hastalandı ve bir süre sonra bu hastalıktan kurtulamayınca hayatını kaybetti. Ebva köyüne defnedildi bunun üzerine Ümmü Eymen, Peygamberimizi (s.a.v) Mekke'ye götürüp dedesi Abdülmuttalib'e teslim etti. O sırada Abdülmuttalib 80 yaşına aşmıştı. Peygamberimize (s.a.v) altı yaşından sekiz yaşına kadar dedesi Abdulmuttalip baktı.


    Peygamberimizin (s.a.v) dedesi çok sevilen biriydi. Doğru sözlü, cesur, adaletli, cömert, iyilikseverdi. Abdülmuttalib, torunuyla büyük bir ilgi ve sevgi gösteriyordu. Amcaları, yaşıtı olan Hz. Hamza bile babasının kucağına sokulamaz, minderine oturamazken Hz. Muhammed (s.a.v) Kâbe'nin bitişiğindeki Hicr-i İsmail denen yerden tefekküre daldığı zamanlarda da, önemli konuların konuşulduğu mecliste de dedesinden ayrılmazdı. Dedesi bazen gülüşünü alır ve bu oğlum büyük adam olacak, kavminin önderi olacak derdi. Abdülmuttalib ölüm döşeğindeyken Peygamberimizi (s.a.v) amcası Ebu Talib'e emanet etti. Çünkü Ebu Talib, peygamberimizin (s.a.v) babası Abdullah'ın öz kardeşiydi. Ayrıca saygı duyulan, yoksul ama cömert bir insandı. Ebu Leheb zengin olmakla birlikte merhametsizdi. Peygamberimize (s.a.v) 25 yaşına kadar amcası Ebu Talib baktı. Ebu Talib yaşantısıyla örnek bir kişilikti. Kureyş'in su yerine içtikleri içkiyi babası gibi oda ağzına koymazdı. Cömertliği sebebiyle aile bütçesinin bir türlü denk getiremiyordu. Bu yüzden sık sık borçlanmak zorunda kalıyordu. Sonunda bir çok riski göze alarak Şam tarafına bir kervanına ticaret yapmaya karar verdi. Borçlarını ödeyemememenin başka yolu yoktu. Talip, Akil, Cafer, Ali, Ümmü Hani, Cümame, Rayta ve Esma adında sekiz çocuğu vardı. Ebu talib Hz. Muhammed'i (s.a.v) çok seviyor, yanından hiç ayırmıyordu. Yengesi Fatma da ancak bir annenin göstereceği sevgi ve şefkati gösteriyordu. Yıllar sonra yengesi vefat ettiğinde peygamberimiz (s.a.v):

    "O Beni doğuran annemden sonra annemdi. Kendi çocukları aç dururken önce benim karnımı doyuryordu. Saçımı tarar, gül yağlarıyla yağlardı. O benim annemdi" buyurmuştur