peygamberimizin hayatı

Konusu 'Sorun Cevaplayalım' forumundadır ve EyLüL tarafından 12 Ağustos 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL Üye


    Güzel ahlak adı altında toplanan tüm güzel vasıfları örnek insan olarak en mükemmel şekilde yaşayan insan hiç şüphesiz Peygamberimizdir (Aleyküm Selam.m.) O’nun ahlakı o kadar yücedir ki, Bizzat Cenab-ı Hak, O’na hitaben şöyle buyurur “Muhakkak Senin için tükenmeyen bir mükafat vardır. Çünkü Sen pek yüce bir ahlak üzerindesin” (Kalem süresi 4)

    Nitekim, Hz. Aişe Efendimizin ahlakından örnek almak isteyen Sahabilere şöyle buyurmuştur: “Siz Kur’an’ı okuyor musunuz? O’nun ahlakı Kur’an’dır” Peygamberimizin hayatından her tabakadan insanlar örnek alacak yönler bulabilir. Bizatihi insan olarak O’nun hayatından alacağı sayısız fazilet ve güzellikler yanında, kendi mesleğini ve cemiyetteki yerini ilgilendirecek pekçok derside alabilir. Çünkü O’nun hayatı her yönüyle örnektir.



    PEYGAMBERİMİZİN AHLAKİ HUSUSİYETLERİ

    Peygamberimizin ahlakının en mühim bir hususiyeti, Allah (c.c) vergisi oluşudur. Allah (c.c), O’nu kusursuz, eksiksiz, mümtaz bir şekilde yaratmıştır. O’nu terbiye edem, edep ve ahlakın en seçkin özellikleriyle süsleyen Yüce Rabbidir.

    Diğer bir hususiyette birbirine zıt ve ters huyların orta yolu, doğru yolu bulmasıdır. Bazı anlar olmuş en cesur bir asker gibi meydanlara çıkmış savaşmış. Ama bu halinde bile yumuşak kalpliliğini, merhametini esirgememiştir. Bu kadar ağır bir vazife üzerinde olduğu halde, O kendisini Rabbine vermiş, Gününün büyük kısmını ibadetle geçirmiştir. Bu yönüyle dünyadan alakasını kesmiş görünse de O hep sosyal hayatın içinde idi.

    O’nun ahlakı bir meleke halinde idi ki O’nu gören herkes faziletleri ile yaratıldığı kanaatine varırdı.



    AHLAK SAHASINDA BÜYÜK İNKİLAP


    Peygamberimiz birkaç sene gibi kısa bir zamanda o geniş yarımadada vahşi, adetlerinde mutaassıp çeşitli kavimleri kötü ahlak ve kötü alışkanlıklarından kurtarıp, yerine güzel ahlak kurallarını yerleştirdi



    PEYGAMBERİMİZİN GENÇLİĞİ

    Peygamberimizin çocukluk ve gençlik yılları temiz ve iffetli bir şekilde geçti. Peygamberlikten sonra nasıl bir ahlaka sahipse, peygamberlikten önce de öyle bir ahlaka sahipti. O hep temiz ve nezih yaşadı. Çünkü Allah (c.c) O’nu cahiliye devrinin bütün çirkinliklerinden nefret edecek biçimde yaratmıştı. Kavmi arasında el’Emin lakabıyla anılırdı. Nitekim, müşrikler Efendimize inanmadıkları, hatta öldürmek istedikleri dönemde bile mallarını O’na emanet etmişlerdi.



    YAKINLARININ DİLİNDEN PEYGAMBERİMİZİN AHLAKI

    Peygamber efendimiz hiçbir halini insanlardan saklamamıştır. Çünkü O’nun her hali Sahabiler için bir örnek teşkil etmektedir. Peygamberimizin aile hayatına ait meseleleri Aişe validemizden öğreniyoruz. “Resulullah hiçbir zaman şahsı için kin tutmazdı. Birşeye kızarsa Kur’an kızdığı için kızar, beğenirse Kur’an beğendiği için beğenirdi. Ne kötü söz söyler, ne de kötülük yapmak isterdi.”

    Hz. Ali ise O’nun ahlakını şöyle anlatmaktadır: “Daima güleryüzlü, güzel huylu idi. Kimse ile çekişmez bağırıp çağırmazdı. Pinti ve cimri değildi. Çok konuşmaz, boş şeylerle uğraşmazdı. Hiçbir kimseyi arkasından kınamaz ayıplamazdı.”

    Enes bin Malik “O insanların en lütuf karıdır. Bir köleyi, bir çocuğu dahi geri çevirmezdi. Biri ile musafaha ettiği zaman, elini tutan kimse bırakmadıkça elini bırakmazdı.”



    PEYGAMBERİMİZİN TEVAZUU

    Efendimiz tevazu ve alçakgönüllülüğün en makbulünü ve erişilmesi mümkün olmayanı yaşamıştır. İnsanlar içinde hiçbir şekilde peygamberlik imtiyazını kullanmamış, kendisini üstün görmemiştir ve bir “Kul peygamber olarak kalmayı istemiştir.”. Çok defa elini öpmek isteyenleri, aşırı şekilde hürmet gösterenleri hoş karşılamazdı.

    Hendek savaşında ashabıyla hendek kazmış, Kuba mescidi inşasında bir işçi gibi çalışmış, hep ashabıyla oturmuş, kendini onlardan farlı görmemiştir. Veda haccına giderken sırtında sadece dört dirhem değerinde kadife parçası, devesinin üzerinde ise yırtık bir sitte bulunuyordu.

    PEYGAMBERİMİZİN HİLMİ VE YUMUŞAK HUYLULUĞU

    Peygamberimiz peygamberliğinden öncede, sonra da insanların en halimi ve en yumuşak huylusu idi. O şahsına yapılan kötülüklerden dolayı hiçbir şekilde intikam almayı düşünmezdi. Kendisine yapılan türlü türlü eziyetlere, hakaretlere rağmen O tahammül ediyordu. O’nun yumuşak huyluluğuna, insanları Hakk’a davet ederken gösterdiği sabra Tevrat’ta da işaret edilmiştir. Hatta Tevrat’taki özellikleri Efendimizde olduğunu gören Yahudi alimleri de müslüman oluyorlardı. On sene hizmetinde bulunan Enes bin Malik “Bana bir kere dahi olsun of demedi” şeklinde sözleriyle O’nun hilmini tasvir etmektedir.



    HAYASI

    Haya bakımından da insanların en hayırlısı ve en utangacı idi. O cahilliye devrinde Arapların yaptığı şeylerden tiksiniyor, hoş karşılamıyordu. O’nun hayası başkalarının kusur ve ayıplarını hatırlatmaya ve söylemeye meydan vermezdi. Söylemesi gereken şeyi doğrudan söylerdi.



    MERHAMETİ VE ŞEFKATİ

    Merhamet ve şefkat O’nun yüce şahsiyetinin bir aynası mesabesindedir. O’nun kadar merhametli, O’nun kadar müşfik ve ince ruhlu bir insan gelmemiştir. Ki O Cenab-ı Hakk’ın Rahim ve Rauf ismini alması ne kadar merhametli ve müşfik bir kalbe sahip olduğunu gösterir. Tevbe süresinin 128. ayetinde “And olsun ki size içinizden bir Peygamber geldi ki, sıkıntıya uğramanız O’na çok ağır ve güç gelir. Size çok düşkündür. Bütün mü’minlere merhametli ve esirgeyicidir” buyurmaktadır. Fakirleri, köleleri, zayıfları korur herkese eşit muamele ederdi. Duasında da “Allah (c.c)’ım beni fakir yaşat, fakirlerle haşret” diye yalvarıyordu.



    FAKİR VE KİMSESİZLERE MERHAMETİ


    Abdullah bin Amr bin As anlatıyor “Bir gün mescitte oturuyordum. Bazı fakir kimseler toplanmış sohbet ediyorlardı. Resulullah içeri girdi. Bir başka tarafa yönelmeden onların yanına gitti ve onlara fakir muhacirlere zenginlerden önce cenneti müjdeledi. Efendimiz evinin yanında kalan Suffe ashabının ihtiyaçlarını kendi evinin ihtiyaçlarından önce görürüdü.”



    YETİMLERE ŞEFKATİ

    Kendisi yetim büyüdüğü için yetimliğin ne kadar zor olduğunu biliyordu. Onlara çok müşfik davranıyordu. Kendi evinden yetim hiç eksik olmazdı. Hz. Hatice’nin ilk kazasından ölen çocuğu, hatta Ümmü Seleme ile evlendiğinde, beraberinde beş yetimi vardı. Bir bayram gününde bir kenarda karnı aç, perişan bir vaziyette ağlamaklı duran bir yetim çocuğu aldı, Karnını doyurdu, giydirdi. O’nu evlatlığına aldı.



    KÖLELERE ŞEFKATİ

    Peygamberimizin şefkat ve merhametinde en çok istifade edenlerin başında köleler gelir. Efendimiz bu insanları hürriyete kavuşmaları için çaba göstermiş bu konuda ashabını teşvik etmiştir. Efendimiz asırlardır süren bu müesseseyi doğrudan kaldırmak yerine tedricen kaldırma yoluna gitmiş hatta Zeyd bin Harise’yi ordu komutanlığına getirerek ders vermeye çalışmıştır.



    KADINLAR ŞEFKATİ

    Cahiliyede kadınların durumları perişandı. İnsanlık, kız çocuklarını gömüyor, kadınları hor ve hakir görüyorlardı. Kısa zamanda O’nun merhameti kadınlar üzerende görülmeye başladı. “Cennet anaların ayakları altındadır” buyurarak onlara yüce bir paye verdi.

    ÇOCUKLARA ŞEFKAT VE SEVGİSİ

    Bir çocuk gördüğü zaman mübarek yüzünü neşe ve sevinç kaplardı. Onu tutar, kollarına alır, okşar severdi. Onlara selam verir, hal hatırlarını sorardı. Hatta bir keresinde yarış yapan çocukların arasına katılmış onların neşesine ortak olmuştur. Bilhassa kendi çocuk ve torunlarına çok düşkündü. Bir dizine Hasan bin Aliyi, diğer dizine de Üsameyi alır bağrına basar “Allah (c.c)’ım bunlara rahmet et” diye dua ederdi.

    HAYVANLARA OLAN MERHAMETİ

    Efendimiz cahilliye araplarının hayvanlara muamele hususundaki kötü davranışlarını ortadan kaldırdı. Hayvanlara yapılan eziyetlere karşı ikazda bulunuyor. Onları fazla çalıştırmamaları, aç bırakmamaları hususunda ikaz ediyordu.



    AFFI VE BAĞIŞLAMASI

    Kendi yakınlarına daima müsamahalı davrandığı gibi düşmanlarını da bilhassa güçsüz durumlarda affetmişti. İkrime’yi, Ebu Süfyan’ı hatta Vahşi’yi ve Hindi bağışlaması O’ndaki affetme enginliğini yansıtmaktadır. Ki Vahşi O’nun amcasını öldürmüş, öldürmekle kalmamış ki organlarını parçalamıştı. Ama Vahşi müslüman olup af dileyince O geri çevirmedi.

    AHDE VEFA

    Sözünü tutma hususunda dost düşman ayırmamıştır. Peygamberliğinden önce bir dostuna verdiği sözü tutabilmek için 3 gün beklediği meşhurdur. Hatta Bedir savaşı öncesinde, Huzeyl ve oğlu Resulullahla birlikte çarpışmak üzere yola çıkmışlardı ki müşrikler onları bir yerde sıkıştırıp, onlardan Peygamberimizle birlikte savaşmak üzere söz aldılar. Huzeyl ve babası Bedirde durumu Efendimize anlatınca “Hayır siz Medineye dönün, Onlara karşı verdiğiniz sözü yerine getiriniz.” Buyurdu.



    NEZAKETİ

    İnsanların naziği, en nezih tabiatlısı, zerafet bakımından en ince ruhlusu davranış yönüyle en latifi idi. Enes bin Malik “Kendisine birşey sorana can kulağı ile dinler, soruyu soran ayrılmadıkça yanından gitmezdi” buyuruyor. Kendisini ziyaret edenlere ikramda bulunur, oturmaları için hırkasını sererdi. Kimsenin sözünü kesmez, konuşmasını yarıda bırakmazdı.



    ADALETİ

    Birbirleriyle düşman kabileler arasında İslamı yayarken adaletli davranıyor, birini küstürüp diğeriyle anlaşmıyordu. Adalet hususunda, Ebu Hodrad ismindeki bir sahabeden alacağı olan yahudinin hakkını araması çok ibret vericidir.

    VAKAR VE SUKUTU

    Son derece vakar ve izzet sahibiydi. Görenler önce bir ürperir ve korkar sonra da O’nun ne kadar müşfik bir insan olduğunun farkına varırdı. O ciddiyete zarar veren hareketlerde bulunmazdı. Boş ve lüzumsuz konuşmaz, dedikodu yapmaz, kimsenin aleyhinde söz söylemezdi, Sadece tebessüm eder, kahkaha atarak gülmezdi. Başkasını rahatsız edecek, iğrendirecek harekette bulunmazdı. Yürümesi bile vakardı. Cihad, oruç ve zekattan sonra en hayırlı ibadeten sukut olduğunu bildirirdi.



    ŞECAAT VE CESARETİ

    O gençliğinden itibaren hayatının bütün devrelerinde şecaat manasındaki cesaret açık bir şekilde görülmektedir. O’nun cesaretini anlamak için O’nun tek başına büyük dünya devletlerini karşısına almasına O’nun insanları hak dine davetindeki gayretine bakmamız yeterli olur.

    SABRI

    O bir sabır kahramanıdır. Hayatına baktığımızda daha doğmadan babasını, altı yaşında annesi sonra dedesini ve amcası Ebu Talib’i kaybediyor. Kızı Fatıma hariç bütün çocukları kendisinden önce ölüyor. Türlü türlü sıkıntılar çekiyor, hakaretler yiyor, aç kalıyor, hastalıklar geçiriyor da O sabrediyor.



    ŞÜKRÜ

    O’nun mübarek dilinden Elhamdülillah lafzı düşmezdi. Sabahlara kadar namaz kılar soranlara da “Allah (c.c)’ıma şükreden bir kul olmayayım mı?” derdi. Sevinçli bir haber duyunca hemen şükür secdesi yapardı. Yine sakat ya da hasta birisini görünce Allah (c.c)’ın kendisine ihsan ettiği nimetlere şükrederdi.



    TİCARİ AHLAKI

    O herkes gibi alışverişte bulunur, çarşı pazarda dolaşırdı. Kendisine peygamberlik gelmeden öncede ticaretle uğraşıyor, O’nun doğruluğuna dürüstlüğüne hayran kalıyorlardı. Kendisinden hakkını usulsüzce hakkını isteyen bedevileri terslemiyor hemen haklarını veriyordu. Çarşı pazarda dolaşıyor, usulsüzce ticaret yapanları uyarıyordu.



    AKRABALARINA İYİLİĞİ

    Efendimizin baba tarafından çok akrabası bulunurdu. O amcasını çok sever ve gözetirdi. Hatta Ebu Talib’in sıkıntıya düştüğü esnada Ali’yi yanına aldı ve kendisi baktı. O hiçbir akrabasını üstün tutmaz hepsini gözetirdi. Süt annesi ve kardeşlerine hürmet gösterirdi. Huneyn savaşından sonra süt kardeşi esir düşmüştü. Peygamberimizin huzuruna getirilince O’na hürmet etmiş hırkasını altına sermiş ve ikramda bulunmuştur.



    MİSAFİR PERVERLİĞİ

    Evinden misafir hiç eksik olmazdı. O misafir hususunda din, şahıs, devlet ayrımı yapmazdı. Taif’ten gelen Sakif heyetini ağırladı. Hizmetlerini gördü ve müslüman olarak ayrıldılar. O’nun evi müsait olmayınca başka kişilerin evleri açılıyor misafirler konuk ediliyordu. O’nun bir de devamlı misafirleri vardı ki (Suffeliler) onların eğitim ve öğretimlerini üslendiği gibi onların geçimlerini de üstlenmişti.
     

  2. Sitem Üye

    Peygamber Efendimiz'in Günlük Hal ve Hareketleri

    O’nun (asm) Konuşma Tarzı

    “Ben, az-öz söz söyleme (cevami’ul-kelim) özelliği ile donatılmış olarak gönderildim.” (Buhari)
    Hz. Peygamber (asm) tane tane, açık-seçik ve herkesin takip edip anlayabileceği bir tarzda konuşurlardı. O kadar ki, dinleyenler eğer kelimelerini saysa, onları teker teker sayabilirlerdi. Yerine göre de konuşması sırasında geçen cümlelerini üçer def’a tekrar ederlerdi.
    Peygamber Efendimiz’in (asm) hitabet ve belagati harikulade olduğu gibi farklı bir ifade gücüne de sahipti.
    Peygamber Efendimiz (asm) sohbet ederken; ashabına karşı daima mütevazi bir kardeş, şefkatli bir öğretmen ve merhametli bir baba gibi davranmış; bazı görgü kurallarını öğretmeyi arzu ettikleri zaman da, onlara, tatlı bir üslupla hitap etmişlerdir.
    Peygamber Efendimiz (asm) yaşlı kadınlara, küçük çocuklara ve Allah - peygamber aşığı, fakir fukara taifesi ile çaresizlere karşı, söyleyeceklerini bazen şakacı bir tarzda; bazen gönül alıcı, sevindirici, ümit verici ve teşvik edici bir biçimde; yerine göre kinayeli, teşbihli, ufuk açıcı ve düşündürücü bir üslupla söylemişlerdir.
    Resul-i Ekrem Efendimiz (asm), Mu’az bin Cebel ve Ebu Musa el-Eş’ari gibi yöneticilik vazifesi ile vazifelendirdiği sahabelerle ise yarı tavsiye, yarı talimat havasında, onların büyük bir sorumluluk yüklendiklerini kavratıcı ve kesin olarak başarıya ulaşmaları gerektiğini vurgulayıcı tarzda konuşmuştur.
    Resulullah Efendimiz’in (asm) topluluk karşısında yaptıkları hutbe tabir edilen en uzun konuşmaları ‘veda hutbesi’ dir.
    İbn-i Sad’ın verdiği bilgiye göre; halka hitaben yaptığı konuşmalarda, Hz. Peygamber’in (asm) gözleri kızarır, sesinin tonu yükselir ve heyecanı iyice artar; aynen sabah akşam birliğini kontrol edip onlara çeki düzen veren bir komutan edasını takınırdı. Bu neviden konuşmalarını yaparken, elinde hem dayanmakta, hem de öteye beriye işaret etmekte kullanılan ‘mıhsara’ denen (asâ, baston, değnek türünden) bir çubuk bulundururlardı.

    O’nun (asm) Yürüyüş Tarzı

    Hz. Peygamber (asm); yürürken ayaklarını sürümezler, adımlarını atarken yerden sertçe kaldırırlardı.
    Hareket halinde iken sağa sola sallanmazlar, inişli yokuşlu engebeli bir arazide yürürcesine hafifçe önlerine eğilirlerdi.
    Dimdik durup göğüslerini kabartarak yürümedikleri gibi, koşar adımlarla yürürcesine hızlı da yürümezlerdi.
    Allah'ın kendilerine bir lütfu olarak, uzun mesafeleri kısa zamanda katederlerdi.

    O’nun (asm) Oturuş Tarzı

    Peygamber Efendimiz’in (asm) yedi farklı oturuş biçimi vardır:
    Kursefa biçiminde oturuş; yani oturağı üzerine oturarak, dizlerini, karnına doğru iyice çekip kolları arasına aldıktan sonra ellerinin önden bağlanması şeklinde bir oturuştur. Buna bir nevi destekli oturuş denilmiştir.
    İhtiba yaparak oturma; önceki oturuş şekliyle aynıdır. Orada dizler el ile bağlandığı halde, burada kemer veya kuşak gibi bir eşya ile bağlanmaktadır.
    Bağdaş kurma; “Hazret-i Peygamber (asm), sabah namazını kıldırdıktan sonra, güneş iyice doğuncaya kadar, bağdaş kurarak otururdu.” (Ebu Davud)
    Çömelme; Resulullah (asm) bu oturuş şeklini daha çok yemek yediği esnada kullanmıştır.
    Sırtüstü uzanıp ayak ayaküstüne atma; Resulullah’ın (asm) bu oturuş şekli, daha çok bir dinlenme vaziyetidir.
    Ayağını sarkıtarak oturma; Hadis metinleri arasında Hazret-i Peygamber’in bir kısım ashabı ile birlikte, bir kuyu bileziğine oturarak ayaklarını kuyu boşluğuna sarkıttıklarına dair rivayetlere de rastlanmaktadır.
    Diz çökerek de oturmuşlardır.

    O’nun (asm) Gülüş Tarzı

    Efendimiz (asm) yaratılışından beşuş çehreli, güleç yüzlü idi. Tebessüm denen gülümseme O’nun mübarek yüzünden hiç eksik olmazdı.
    Bilhassa sevdikleri kimselerle karşılaştıklarında, öylesine tebessüm ederlerdi ki, böyle anlarda, yüzleri ay gibi parıldardı.
    Sahabeler O’nun (asm) gülüş tarzını anlatırken “… öyle ki, azı dişleri gözükecek derecede güldüler!” şeklinde bir ifade kullanmışlardır. İmam-ı Gazali bu gülüş için dişler gözükür, fakat ses işitilmez, işte bu, Peygamber Efendimiz’in (asm) gülüş tarzı demiştir.
    Hz. Aişe validemiz, Peygamber Efendimiz’in (asm) gülüş tarzını şu şekilde anlatmıştır: “Resulullah Efendimiz’in (asm), küçük dili gözükecek şekilde, kendinden geçercesine güldüklerini hiç görmedim. O’nun gülüşü tebessüm şeklinde idi.” (Buhari)
    Abdullah bin Haris (ra) buyuruyor ki: “Resulullah Efendimiz kadar çok tebessüm eden, yani O’nun (asm) gibi güleç yüzlü bir kimse daha görmedim.”

    O’nun (asm) giyim Tarzı

    Hz. Hasan: “Peygamber Efendimiz (asm) bize; elde edebildiğimizin en iyisini giymemizi ve bulabildiğimiz en hoş kokuları sürünmemizi emrederdi” (Buhari)
    Hadislerinde Peygamber Efendimiz (asm) giyim kuşam konusunda şu ölçüleri vermiştir:
    İsraftan sakınmak,
    Giyinmeyi; kibir, gurur, azamet ve gösteriş vesilesi yapmamak,
    İçinde bulunan sosyal sınıfın imkan ve şartlarına uygun biçimde giyinmek.
    Peygamber Efendimiz (asm) pamuktan yapılmış giyecekler yanında yünden dokunmuş elbise giydikleri de olmuştur.
    Beyaz, siyah, yeşil ve kırmızı renklerden yapılmış elbiseleri çeşitli zamanlarda giymişlerdir. Ancak Kendileri (asm) iklim icabı beyaz rengi tercih ettikleri gibi Müslümanların da beyaz giymelerini tavsiye etmişlerdir.
    İbn-i Abbas (ra) rivayet ediyor: Peygamber Efendimiz: “Sizlere beyaz elbiseyi tavsiye ederim. Dirileriniz beyaz elbise giysin; ölülerinizi de beyaz bez ile kefenleyin. Zira o, sizin giyeceklerinizin en hayırlısıdır.” buyurmuştur.
    Ümmü Seleme (ra) : “Resulullah (asm) nezdinde en sevimli giyecek kamis (gömlek) idi.” Peygamber Efendimiz’in (asm)gömleklerinin kol uçları bileklerine kadardı. Yakasız gömlek giyerdi.

    O’nun (asm) Şakaları

    Peygamber Efendimiz (asm); alay etme, hafife alma, dalga geçme, küçük düşürme gibi insani olmayan bir maksatla yapılan şakaları şiddetle kınamıştır.
    Kendileri (asm), bir taraftan yeri geldikçe zaman zaman şakalar yaparlar; bir yandan da ashabına, şaka yapmamalarını tenbih ederlerdi: “Arkadaşınla ağız kavgası yapma; ona şaka da yapma; bir söz verip tutmamazlık da etme!” buyurunca, çevresindekiler tarafından: “Ama Ya Resulallah (asm) siz de şaka yapıyorsunuz?” diye sorulduğunda: “Evet ben de şaka yaparım; fakat ben, (şaka yaparken bile) sadece hakikati söylerim.” cevabını vermişlerdir. (Buhari)
    Peygamber Efendimiz (asm) daha çok çocuklara, aile saadetinin devamını canlı tutacak olan hanımlarına, bir nevi kenara itilmiş olup da hiç kimsenin ilgisini çekmeyen fakir fukara zümresine ve çevresinde sevgi bekleyen kimselere şakalar yapmıştır.

    O’nun (asm) Uykusu

    Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm), yatsı namazından önce yatmazlar, namazdan sonra da oturmazlardı. Ancak düğün merasimi olması, misafir bulunması ve teheccüd namazını kılması gibi hallerde, duruma göre geç yatarlardı.
    Fahr-i Kâinat Efendimiz (asm), uyumadan önce ve uyandıktan sonra daima dua etmişlerdir. O’nun duasız uyudukları ve uyandıktan sonra duasız kaldıkları vaki değildir.
    Yatış şekilleri; sağ yanı üzerine yatma ve sağ elinin ayasını sağ yanağının altına koyarak uyuma şeklindedir.
    Kısa süreli istirahat yatışları ise sırt üstü uzanma şeklindedir.
     

Sayfayı Paylaş