Peygamber Efendimizin Şeytanla Konuşması

Konusu 'Hz.Muhammed (sav)' forumundadır ve EyLüL tarafından 8 Aralık 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL Üye



    Peygamberimiz (s.a.v) ve iblisin arasında geçen konuşma



    SEYTAN KENDINI ANLATIYOR

    Ibn- i Abbas (r.a.) Hazretlerinden naklen Muaz b. Cebel (r.a.) rivayet ediyor:

    Bir gün Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem ile beraberdik. Ensar’dan birinin evinde toplanmistik... tam bir cemaat olmustuk.

    Sohbete dalmistik. Bu arada disaridan bir ses geldi:

    Ev sahibi... Içindekiler... eve girmem için bana izin verir misiniz? benim sizden bir dilegim var, görülecek bir isim var.

    Bunun üzerine, herkes Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimizin yüzüne bakmaya basladi. Orada ve her zaman büyük oydu... izin ondan çikacakti. ResulAllah duruma vakif oldu ve:

    Bu seslenen kimdir, bilir misiniz? buyurdu. Biz hep birden söyledik:

    En iyi bilen Allah ve Resulü’dür.

    Bunun üzerine Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimiz:

    O, laîn Iblistir –seytandir- . Allah’in laneti onun üzerine olsun... Buyurunca Hz. Ömer:

    Ya ResulAllah, bana izin veriniz onu öldüreyim, dedi. ResulAllah efendimiz bu izni vermedi; söyle buyurdu:

    Dur ya Ömer, biliyor musun ki; ona belli bir vakte kadar mühlet verilmistir. Öldürmeyi birak.

    Sonra da söyle buyurdu:

    Kapiyi ona açin gelsin... O, buraya gelmek için emir almistir. Diyeceklerini anlamaya çalisiniz, size anlatacaklarini dinleyiniz.

    Bundan sonrasini ondan dinleyelim; yani raviden. Şöyle anlatti:

    Kapiyi ona açtilar. Içeri girdi e bize göründü. Bir de baktik ki sekli su: Bir ihtiyar, sasi, ayni zamanda köse, çenesinde alti ya da yedi kadar kil sallaniyor, at kili gibi. Gözleri yukari açilmis. Kafasi büyük bir fil kafasi gibi. dudaklari da bir manda dudagina benziyordu. Sonra söyle bir selam verdi:

    - Selam sana Muhammed; selam size ey cemaat- i müslimin.

    Onun bu selami üzerine Peygamber efendimiz su mukabelede bulundu:

    Selam Allah’indir ya laîn. Sonra ona söyle buyurdu:

    Bir is için geldigini duydum. Nedir o is?

    Şeytan söyle anlatti:

    Benim buraya gelisim kendi arzumla olmadi, mecburen geldim.

    ResulAllah Efendimiz:

    - Nedir o mecburiyet?

    Şeytan anlatti:

    Izzet sahibi Rabbin katindan bana bir melek geldi. Ve dedi ki: “Allah Teala sana emir veriyor; Muhammed’e gideceksin. Ama düsük ve zelil bir halde. Tevazu ile.

    Ona gideceksin ve adem ogullarini nasil kandirdigini anlatacaksin. Onlari nasil aldattigini bir bir söyleyeceksin ona. Sonra o; ne sorarsa dogrusunu diyeceksin. Sonra... Allah Teala buyurdu ki; “Söylediklerine bir yalan katarsan, dogruyu söylemezsen... seni kül ederim; rüzgâr savurur... düsmanlarin önünde seni rüsvay ederim.” Iste böyle ya Muhammed, o emir üzerine sana geldim. arzu ettigini bana sor. Şayet bana sorduklarina dogru cevap vermezsem; düsmanlarim benimle eglenecek. Şu muhakkak ki, düsmanlarimin eglencesi olmaktan daha zor bir sey yoktur.

    Bundan sonra, Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem efendimiz söyle sordu:

    Madem ki, sözlerinde dogru olacaksin. O halde bana anlat; Halk arasinda en çok sevmedigin kimdir?

    seytan su cevabi verdi:

    Sensin, ya Muhammed... Allah’in yarattiklari arasinda senden daha çok sevemedigim kimse yoktur. Sonra, senin gibi kim olabilir ki?

    ResulAllah Efendimiz sordu:

    Benden sonra en çok kimlere buguzlusun ve sevmezsin?...

    Şeytan anlatti:

    - Mûttaki bir gence ki... varligini Allah yoluna vermistir.

    Bundan sonra soru cevap asagidaki sekilde devam etti. Resûlü Ekrem efendimiz sordu; seytan anlatti:

    Sonra kimi sevmezsin?

    Kendisini sabirli bildigim, süpheli islerden sakinan alimi...

    Sonra?...

    Temizlik isinde... yikadigi seyleri üç defa yikamaya devam eden kimseyi.

    Sonra?...

    Sabirli olan fakiri ki; ihtiyacini hiç kimseye anlatmaz... halinden sikayet etmez.

    Peki, bu fakirin sabirli oldugunu nereden bilirsin?...

    Ya Muhammed, ihtiyacini kendi gibi birine açmaz. Her kim ihtiyacini kendi gibi birine üç gün üst üste anlatirsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabirli kimselerin isi buna benzemez.... Hasili onun sabrini; halinden, tavrindan ve sikayet etmeyisinden anlarim.

    Sonra kim?...

    Şükreden zengin.

    Peki, ama o zenginin sükreden oldugunu nasil anlarsin?...

    Onu görürsem ki, aldigini helal yoldan aliyor ve mahalline harciyor. Bilirim ki, o, sükreden bir zengindir.

    Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz bu defa mevzuyu degistirdi ve ona baska bir sual sordu:

    Peki, ümmetim namaza kalkinca, senin halin nice olur?...

    Ya Muhammed, beni bir sitma tutar. Titrerim.

    Neden böyle olursun; ya laîn?...

    Çünkü bir kul, Allah için secde edince bir derece yükselir.

    Peki, ya oruç tuttuklari zaman nasil olursun?...

    O zaman da baglanirim. Ta onlar iftar edinceye kadar.

    Peki, ya hac yaptiklari zaman nasil olursun?...

    O zaman da çildiririm.

    Peki, ya Kur’an okuduklari zaman nasil olursun?...

    O zaman da eririm. Tipki ateste eriyen bir kursun gibi eririm.

    Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasildir?...

    Ha, iste... o zaman halim pek yaman olur. sanki sadaka veren, bir testere alir eline ve beni ikiye böler.

    Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz sebebini sordu:

    Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Ebamürre?

    Bunun üzerine Iblis:

    Onu da anlatayim, dedikten sonra anlatmaya basladi: Çünkü sadakada dört güzellik vardir. Şöyle ki:

    1- Allah Teala, sadaka verenin malina bereket ihsan eyler.

    2- O, sadaka veren kimseyi halkina sevdirir.

    3- Allah Teala, onun verdigi sadakayi, cehennemle arasinda bir perde yapar.

    4- Allah Teala, belayi, sikintiyi ve ahlari ondan defeder.

    Bundan sonra Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz ashabi hakkinda ona bazi sorular sordu:

    Ebu Bekir için ne dersin?...

    Iblis buna su cevabi verdi:

    O bana, cahiliyye devrinde bile itaat etmedi... Islam’a girdikten sonra nasil bana itaat eder?

    Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?...

    Iblis buna su cevabi verdi:

    Allah’a yemin ederim ki; her gördügüm yerde ondan kaçtim.

    Peki, Osman b. Affan için ne dersin?...

    Ondan utanirim... hem de çok... nasil ki, Rahman’in melekleri de ondan utanirlar...

    Peki, Ali b. Ebu Talib için ne dersin?...

    Ah, onun elinden bir kurtulsam... O, kendi basina kalsa, ben de kendi basima kalsam... O, beni biraksa... ben de onu biraksam... Ben onu birakirim; ama o beni birakmaz.

    Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz yukaridaki sorulari sorduktan ve seytanin verdigi cevaplar da kismen bittikten sonra, söyle buyurdu:

    -Ümmetime saadet ihsan eden; seni de ta, belli bir vakte kadar sâki kilan Allah’a hamdolsun.

    ResulAllah Efendimizin bu cümlesini duyan laîn Iblis söyle dedi:

    Heyhat, heyhat... Ümmetin saadeti nerede? Ben, o belli vakte kadar diri kaldikça, sen ümmetin için nasil ferah duyarsin?... Ben, onlarin kan maceralarina girerim. Etlerine karisirim. Ama onlar, benim bu halimi görmez ve bilmezler. Beni yaratan ve Baas gününe kadar bana mühlet veren Allah’a yemin ederim ki; onlarin tümünü azdiririm. Cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuslarini... facirlerini ve âbidlerini... hasili, bunlarin hiçbiri elimden kurtulamaz. Fakat... Allah’in halis kullarini... Evet, bunlari azdiramam.

    Bunun üzerine Resulullah sallAllahu aleyhi vesellem Efendimiz sordu:

    Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?...

    Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini ve dinarini sever... O Allah için bir ihlasa sahip degildir. Bir kimseyi görsem ki; dirhemini ve dinarini sevmez.; övülmekten methedilmekten hoslanmaz... bilirim ki o; ihlas sahibidir... Hemen onu birakir, kaçarim.

    Bir kul, mali ve övülmeyi sevdigi sürece; kalbi de dünyaya bagli kaldigi müddetçe, o size vasfini yaptigim kimseler arasinda bana en çok itaat edendir.

    Bilmez misin ki; mal sevgisi, büyük günahlarin en büyükleri arasindadir. Bilmez misin ki; ya Muhammed, bas olma sevgisi yine büyük günahlarin en büyükleri arasindadir.

    Iblis anlatmaya devam etti:

    Ya Muhammed, Bilmez misin?... Benim yetmis bin tane çocugum var. Bunlarin her birini bir baska yere tayin etmisimdir. Sonra... o her çocugumla birlikte yine yetmis bin tane seytan vardir.

    Onlarin bir kismini ulemaya gönderdim.

    Bir kismini gençlere yolladim.

    Bir kismini da, mesayihe saldim.

    Bir kismini da, ihtiyar kadinlara musallat ettim.

    Gençlere gelince; aramizda hiçbir anlasmazlik yoktur. Onlarla gayet iyi geçiniriz.

    Çocuklara gelince... onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi birlikte oynarlar.

    Bizimkilerin bir kismini da âbidlerin basina dert ettim. Bir kismini da zahidlerin. Onlar, bunlarin yanina girer; halden hale sokarlar. Bir tepeden öbürüne, hep dolasip dururlar. Öyle bir hal alirlar ki; baslarla, sebeplerden herhangi birine sövmeye...

    Iste böylece, onlardan ihlasi alirim... Onlar, bu halleri ile, yaptiklari ibadeti, ihlassiz yaparlar gayri... Amam, bu hallerinin farkinda olamazlar.
     

Sayfayı Paylaş