Peygamber Efendimizin Namaz Kılışı

Konusu 'Hz.Muhammed (sav)' forumundadır ve EyLüL tarafından 30 Kasım 2011 başlatılmıştır.

  1. EyLüL Üye

    Peygamber Efendimizin Namaz Kılışı
    Peygamber Efendimiz Nasıl Namaz Kılardı?


    Peygamber Efendimizin Namaz Kılışı

    Peygamber Efendimizin (a.s.m.) namaz kılışı öylesine muhteşemdi ki, onu tasvir etmekten insanlar aciz kalırdı.

    HZ. PEYGAMBER IN NAMAZ KILMA SEKLI

    KABE'YE YÖNELMEK

    "Hz. Peygamber (S.A.V.), farz veya nafile namazlar için, namaza kalktigi zaman, Kabe'ye yönelir. Kabeye yönelmeyi emr ederdi. Bu sebeple, namazini güzel kilmayan birine söyle buyurdu: "Namaza kalktigin zaman, abdesti tam al, sonra kibleye yönelerek tekbir al."Buhari,müslüm

    "Hz. Peygamber (S.A.V.), seferde iken nafile namazlari ve vitir namazini binegi üzerinde kilar binegi, onu sark ve garb hangi yöne dogru yöneltirse o tarafa dogru kilardi."Buhari,müslüm

    Bu konuda Allah Telâlâ söyle buyuruyor . "Ne tarafa dönerseniz, Allah'in yüzü oradadir." (el-Bakara,2/115)

    "Hz. Peygamber (S.A.V.), bazen devesi üzerinde nafile namaz kilmak isteyince, onu da kibleye dogru yöneltip öyle tekbir alirdi, daha sonra binegi ne tarafa yönelirse o sekilde kilmaya devam ederdi."ebu davud
    "HzPeygamb er (S. A. V.) binegi üzerinde basi ile ima ederek rüku' ve secde yapar, secdeyi ruku'dan daha fazla egilerek yapardi." Ahmed b. Hanbel ve Tirmizi. (Tirmizi onu sahih kabul eder.)

    "Hz. Peygamber (S .A.V.) farz namazlari kilmak isledigi zaman, devesinden iner namazi öyle kilardi."- Buharî ve Ahmed b. Hanbel.

    Siddetli korku zamanlari nda kilinan namaza gelince, Hz. Peygamber (S.A.V.) bu namazi ümmetine yaya giderken ayakta; binekli iseler, kibleye, yahut kible disina yönelerek kilmalari ni mesru' kildi."Buharî ve Müslim.

    ve söyle buyurdu: "Ordular bir birine girdigi zaman, namaz ancak, tekbir almak, ve bas ile isarette bulunmakt an ibarettir ."Buharî ve Müslim'in isnadi ile Beyhakî.

    Hz. Peygamber (S.A.V.), yîne:"Dogu ile bati arasi kibledir." buyurdu.-- Tirmizi ve Hâkim nakletmis ve sahih oldugunu söytemislerdir. Ben de irvaul-Galilde (292) tahriç ettim.

    Câbir (R.A.) söyle dedi: "Biz Resululla h ile birlikle bir yolculukt a yahut askerî bir birlikte bulunuyor duk. Bu esnada hava bulutland i. Kibleyi arastirdi k, fakat kible konusunda farkli görüslere sahip olduk. Herkes namazini tek basina kildi, içimizden biri, yerini belirleme miz için, önüne bir çizgi çiziyordu. Sabah olunca, o çizgiye baktik ki, kibleye ters bir yöne dogru namaz kilmisiz. Durumu Hz. Peygamber e söyledik. Bize namazin iadesini emretmedi . Ve "Namaziniz caizdir" buyurdu. Dârekutnî, Hâkim, Beyhakî, Tirmizi, Ibn Mace, Taberanî. Bu hadis "Irva"da da zikr edilmisti r. (296)

    "Resululla h (S.A.V.) "Yüzünün göge çevrildigini görüyoruz. Simdi seni hosnut olacagin bir kibleye döndürüyoruz. Artik namazda yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir",(el-Bakara.2/144) âyeti indirilme den önce, Kabe önünde oldugu halde, yüzünü Kudüs'e dogru çeviriyordu. Âyet inince, Kabe'ye yöneldi. Bir ara Küba'da halk sabah namazini kilarken, onlara bir kimse gelerek söyle dedi: Bu gece, Resululla n"(S.A.V.)'e bir âyet indi ve Kâ'be'ye dogru yönelmesi emredildi . Siz de hemen Kabe'ye yöneliniz."Bunun üzerine, Sam'a dogru yönelmis bulunan halk, imamlari ile birlikte yönleri kibleye gelinceye kadar döndüler."*Buhari, Müslim, Ahmed, Serraç, Taberanî (3/108/2), ibn Sa'd, (243) el-irva (290).

    NAMAZ'DA KIYAM

    Hz. Peygamber (S.A.V.), Allah Teâlâ'nin "Gönülden boyun egerek Allah için namaza kalkin." (el-Bakara,2/238) emrine uyarak farz ve nafile namazlari ayakla kilardi. Fakat, seferde nafileler i binek üzerinde kilardi.S iddetli korku zamanlari nda (savasta), yukarida geçtigi gibi, ayak üzerinde, ya da binekli olarak namaz kilmalari ni ümmetine mesru' kildi. Bu husus Allah Teâlâ'nin "Namazlara ve orta namaza devam edin.', "Gönülden boyun egerek Allah için namaza kalkin. Eger korkarsan iz, yaya yahut binekte iken kilin. Güvene erisince, bilmedikl erinizi size Ögrettigi gibi, Allah'i anin." (el-Bakara,2/238) ayetleriy le ilgilidir .

    "Resululla h (S.A.V.), ölümüne neden olan hastaligi nda namazlari oturarak kildi."*Tirmizi bu hadis Için "Sahih" demistir

    Bundan önce de bir defasinda namazi böyle kilmisti. :Hz. Peygamber hastalanm is, cemaat da onun arkasinda ayakta namaz kilmisti. Onlara oturmalar ini isaret etti, onlar da oturdular . Namazdan çikinca söyle buyurdu: Az önce, siz nerede ise iranlilar in ve Rumlarin yaptigi gibi yapiyordu nuz. Onlar, krallari otururken ayakla dururlar. Siz böyle yapmayin. Imam ancak kendisine uyulmasi için tâyin edilmisti r, îmam rüku' edince siz de rüku' edin; rüku'dan basini kaldirinc a siz de kaldirin. Imam oturarak namaz kilinca, siz de birlikte oturarak namaz kilin."'Müslim ve diger kaynaklar

    Hastalari n Oturarak Namaz Kilmalari

    Imran b. Husayn (R.A.) söyle demistir "Bende basur hastaligi vardi. Durumu Resululla h (S.A.V.)'e sordum. Buyurdu ki; namazi ayakta kil. bunu yapamazsa n oturarak kil. Buna da gücün yetmezse, yan yatarak kil.Buharî, Ebû Dâvud ve Ahmed b. Hanbel

    Yine Imran söyle demistir: "Oturarak namaz kilan bir kimsenin hükmünü Hz. Peygamber'e sordum. Buyurdu ki; ayakta namaz kilmak daha faziletli dir. Oturarak namaz kilan kimse, ayakta kilanin yari sevabini alir. Bir kimse (Bir rivayete göre, yatarak) namaz kilarsa, ayakta namaz kilanin yari sevabini alir." Bu namazdan hastanin namazi kast edilmisti r. Enes (R.A.) da söyle demistir "Resululla h (S.A.V.), hastalikt an dolayi oturarak namaz kilan bir grup insanin bulundugu yere çikti ve oturanin namazi ayakta kilanin namazinin yarisina denktir." buyurdu.1 9- Ahmed b. Hanbel, Ibn Mâce. saglam bir isnatla rivayet ettiler.

    "Hz. Peygamber {S.A.V.) bir hastayi ziyareti esnasinda onu yastigi üzerinde namaz, kilarken gördü. Yastigi kaldirip atti. Bu sefer hasta namaz kilmak için bir tahta aldi. Resululla h (S.A.V.) onu da kaldirip attiktan sonra buyurdu ki: Gücün yeterse namazini toprak üzerinde kil. Degilse isaretle kil ve secdeni rükuundan biraz daha fazla egilerek yap."Taberani,Bezzar

    Gemide Namaz Kilmak

    "Hz. Peygamber'e, gemide namaz, kilmanin hükmü soruldugu nda söyle buyurdu: Gemide iken namazi ayakla kil. Bogulmakt an korkarsan o baska."-Bezzar 68

    "Hz. Peygamber in yasi ilerleyin ce, üzerine yaslanmak için namazgahi nda bir dayanak edindi."Hakim. Hakim ve Zehebî "Sahih" demislerd ir

    Gece Namazini Ayakta ve Oturarak Kilmak

    "Hz. Peygamber (S.A.V.) bazi geceler, ayakta uzun süre namaz kilar, bazi gecelerde de oturarak uzun süre namaz kilardi. Kiraati ayakta yapinca, rüku'u da ayakta yapar; oturarak kiraat yaptigi zaman ise, rüku'u da oturarak yapardi."Müslim ve Ebû Dâvud

    "Yine Hz. Peygamber, bazi zamanlar, oturarak namaz kilar; kiraati oturarak yapar; geride otuz yahut kirk âyci kalinca ayaga kalkar; bunlari ayakta okur; sonra rüku' ve secdesini yapardi. Ikinci rekâtta da bunun gibi yapardi." Buhari ve Müslim.

    "Hz. Peygamber iyice yaslandig i zaman, hayatinin son dönemlerinde sünnet namazlari oturarak kilardi. Bu durum vefatinda n bir gün Öncesine raslamakt aydi." Müslim ve Ahmed b. Hanbel.

    "Hz. Peygamber bazen de bagdas kurarak namaz kilardi." Nesaî ve Ibn Huzeyme (Sahih (1/107/2); el-Makdisî, Sünen (80/1, Hâkim. Sahih demis. Zehebî de ona katilmist ir
    AYAKKABIL ARLA NAMAZ KILMAK

    "Hz. Peygamber (S.A.V.) bazen yalinayak, bazen de ayakkabil arla namaza dururdu."Ebû Dâvud ve Ibn Mace, Bu mütevatîr bir hadistir. Tahavî de böyle demistir.

    bunu Ümmeti için de mubah kilarak söyle buyurdu: "Sizden biri, namaz kilarken ayakkabil arini giysin, yahut da bunlari çikararak ayaklan arasina koysun; baskalari na eziyette bulunmasi n.'" Ebû Dâvud

    "Hz. Peygamber, bazen ayakkabi ile namaz kilma konusunda daha tekitli konusarak söyle buyururdu: "Yahudiler in yaptiklar inin aksini yapin. Zira onlar ne ayakkabi, ne de mestleri ile namaz kilarlar."Ebu Davud

    "Hz. Peygamber (S. A.V.) bazen de namazda iken ayaklarin dan ayakkabil arini çikarir, sonra namaza o sekilde devam ederdi."Ebu Davud

    Nitekim Ebû Saîd el-Hudrî de söyle demistir:
    "Hz. Peygamber (S.A.V.) bir gün bize namaz kildirdi. Namazin bir kismim kilinca ayakkabil arim çikarip sol tarafina koydu. Cemaat bunu görünce, onlar da ayakkabil arini çikardilar. Namazi bitirince, Resululla h (S.A.V.) buyurdu ki; size ne oluyor ki, ayakkabil arinizi çikardiniz? Söyle cevap verdiler BIz senin ayakkabil arini çikarip attigini görünce, ayakkabil arimizi çikarip attik. Bunun üzerine Hz. Peygamber buyurdu ki; Cebrail (A.S.) bana gelerek, ayakkabil arda pislik oldugunu haber verdi. Bunun üzerine ben de onlari çikarip attim. Sizden biri camiye geldigi zaman ayakkabil arina baksin. Eger onlarda bir pistik görürse, silsin ve ayakkabil arla namaz kilsin."Ebu Davud

    "Hz. Peygamber (S.A.V.), namazda ayakkabil arini çikarinca, onlari sol tarafina koyar"32 ve söyle buyururdu: "Sizden bîri namaz kilarken ayakkabil arim sagina koymasin. Baskasini n sagina gelecek sekilde soluna da koymasin. Eger solunda biri bulunmazs a, o takdirde soluna koysun. Solunda biri varsa o zaman ayaklari arasina koysun."Ebu Davud,Nesei

    MINBER ÜZERiNDE NAMAZ KILMAK

    "Bir defasinda Resululla h (S.A.V.) minber üzerinde (Bir rivayette üç basamakli minber üzerinde) namaz kilmisti. Minber Üzerinde kiyam yapti; tekbir aldi; cemaat da arkasinda tekbir aldilar. Sonra Hz. Peygamber minber üzerindeyken, rüku'a gitti, sonra rüku'dan basini kaldirdi ve geri inerek minberin dibinde secde yapti, ikinci rekâtta da ayni sekilde yapti. Namazi bu sekilde bitirdikt en sonra cemaata karsi dönerek söyle buyurdu: "Ey cemaat! Bana uymaniz ve nasil namaz kildigimi ögrenmeniz için böyle yaptim." Buhari, Mislim. Ibn Sa'd (1/253). Bkz. el-Irvâ".545

    NAMAZDA SÜTRENlN LÜZUMU

    Hz. Peygamber (S.A.V.), namazda sütreye yakin durur, sütte ile kendisi arasinda üç arsinlik bir mesafe bulunurdu . Buhari ve Ahmed b. Hanbel.

    Secde yeri ile sütre arasinda ise; bir koyun geçecek kadar bir mesafe bulunurdu ."Buhari ve Müslim.

    Hz. Peygamber yine söyle buyururdu: Sütresiz namaz kilma, önünden herhangi bir kimsenin geçmesine müsaade etme. Eger geçmek isterse, onunla mücadele et. Çünkü seytan onunla beraberdi r." Ibn Huzeyme, (Sahih", 1/93/1) saglamca bjr senet ile.
    Yine Resullah (S.A.V.) söyle buyuruyor Sizden biri, sütreye dogru namaz kilarsa, ona yaklassin da seytan onun namazini kesmesin."Ebû Davud ve Bezzar

    Bazen Resululla h (S.A.V.) kendi mescidind e, namaz kilmak için, arastirir ve direk arkasinda namaz kilardi."A. Hanbel

    Resululla h (S.A.V.) sütre olabilece k herhangi bir seyin bulunmadi gi bir boslukta namaz kilarken, kendi önüne bir kargi diker ve ona dogru namaz kilar, cemaat da arkasinda kilardi."Buharî, Müslim ve ibn Mâce

    Bazen de binegini önünde yan sekilde durdurur, ona dogru namaz kilardi."Buharî ve Ahmed.

    Deve agillarin da namaz kilmak böyle degildir. Buharî ve Ahmed

    Çünkü Hz. Peygamber buralarda namaz kilmayi yasaklami stir. "Bazen de binegin semerini alir, onu kibleye gelecek sekilde ve arkasina durarak namaz kilardi."
    "Hz. Peygamber (S.A.V.) yine söyle buyururdu: Sizden biri, önüne koyacak semerin arka kasi kadar bir sütre bulunca ona dogru namazini kilsin. Sütrenin arkasinda n geçenlere aldiris etmesin." Müslüm

    Bir defasinda da Resululla h (S.A.V.) bir agaca dogru namaz kildi. "Bazen de Hz. Âise(R.A.)'n üzeri örtülü olarak yattigi divana dogru namaz kilardi."Buhari

    Hz. Peygamber (S.A.V.), sütre ile kendisi arasindan hiçbir seyin geçmesine müsaade etmezdi. Bir defa namaz kilarken, önünden bir koyun geçmek isterken onunla adetâ yarisarak öne geçti ve karnini duvara yapistird i. Koyun ise Hz. Peygamber'in arkasinda n geçmek zorunda kaldi." lbn Huzeyme"Sahih'inde(1/95/l);Taberânî(3/140/3); Hâkim Sahih demis, Zehebî de ona katilmist ir.

    Hz. Peygamber (S.A.V.) bir defasinda farz namaz kiliyorke n yumrugunu sikti. Namazi bitirince cemaat: Yâ Resululla h! Namazda bir sey mi oldu? dediler. Hz. Peygamber de: Hayir, dedi ve söyle devam etti: Seytan önümden geçmek istedi. Ben de onu yakalayip bogdum, öyle ki, dilinin soguklugu nu ellerimde hissettim . Allah'a yemin ederim ki,kardesim Süleyman (A.S.) benden önce davranmas aydi, seytan mescidin direkleri nden birine baglanir, Medine çocuklari da onun etrafinda dolanirdi . Kiblesi ile kendi arasina herhangi bir kimsenin girmesine mani olabiliyo rsa olsun."Ahmed,Darekutni

    Yine Resululla h (S.A.V,) buyuruyor ki;sifcden biri kendisini insanlard an gizleyen bir seye karsi namaz kilarken, birisi önünden geçmek istese unu gögsünden itsin. Gücü yettiginc e iki defa engel olmaya çalissin. Sayet israr ederse, onunla mücadele etsin. Çünkü o seytandir ."Buharî, Müslim, ibn Huzeyme'den baska bir rivayet için Bkz.. (1/94/1)

    Yine Hz. Peygamber buyuruyor ki; namaz kilanin önünden geçen kisi bunun ne kadar günah oldugunu bilseydi, kirk gün beklerdi de onun önünden geçmezdi." Buhari, Müslim, ibn Huzeyme'den baska bir rivayet için Bkz. (1/94/1)

    NAMAZI KESEN SEYLER

    Peygamber Efendimiz bu konuda söyle buyuruyor "önünde semerin arka kasi gibi bir sütre bulunmaya n kimsenin namazini; hayizli kadin (Yani baliga olan kadin. Buluga eren kadin),, esek, ve siyah köpek geçtigi zaman keser. "Ebû Zer (R A.) diyor ki; "Yâ Resûlellah! Siyahin beyazdan farki ne?" diye sordum. Söyle cevap verdi: "Siyah köpek seytandir . "Müslim. Ebu Dâvud ve ibn Huzeyme (1/95/2).
  2. muhsin iyi Üye

    Cevap: Peygamber Efendimizin Namaz Kılışı

    Kıblenin (İstikbal-i Kıblenin), Kâbe’ye Yönelmenin Anlamı, Sırları, Faziletleri
    Kâbe’ye yönelmek (istikbali kıble), namazın farzlarındandır. Allah’ın (c.c.) Kuran-ı Kerim’de açıkça emrettiklerine farz denir. Farzları yerine getirmek ibadettir. İbadet insana sevap ve Allah’ın (c.c.) rızasını kazandırır.

    Hac, bizzat Kâbe’yi ziyaret etmeyi gerektirir.

    Kâbe, hem namaz hem de hac ibadetlerini doğrudan ilgilendirmektedir.

    Kâbe, Allah için yapılan ilk mescittir. Hadislerde Hz. Âdem Aleyhisselam tarafından yapıldığı ifade edilmektedir. Kuran-ı Kerim’de temellerinin Hz. İbrahim Aleyhisselam ve İsmail Aleyhisselam tarafından yükseltildiği belirtilmektedir. Buna göre, şu anlaşılmaktadır ki, Hz. Âdem Aleyhisselam tarafından yapılan ve sonradan yıkılan Kâbe’nin temelleri Hz. İbrahim Aleyhisselam ve Hz. İsmail Aleyhisselam tarafından bulunarak Kâbe yeniden inşa edilmiştir.

    Peygamberimiz (s.a.s) Mekke’de iken Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılıyordu. Ama buraya yönelirken Kâbe’yi de ortaya alıyordu. Yani o zamanlar hem Kâbe’yi hem de Mescid-i Aksa’yı kıble edinmiş oluyordu. Medine’ye hicret gerçekleşince Kâbe’yi araya almak imkânı kalmadı. O zaman direkt Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılındı. Bu durum peygamberimize (s.a.s) pek sevimli gelmiyordu. O kıblenin Kâbe olmasını arzuluyordu. Bunun için de dua ediyordu. Ümitliydi. Bu şekilde Medine’de on sekiz ay kadar namaz kılındıktan sonra kıblenin Kâbe’ye çevrilmesine dair ayetler nazil oldu: ‘ Yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık için rahat olsun. Seni hoşnut olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Haydi, yüzünü Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) çevir. Siz de ey müminler, nerede olursanız yüzünüzü ona doğru çeviriniz… (Bakara suresi, 144)’

    Allah (c.c.) her yerdedir. Ona hususi bir yer ve yön tahsis edilemez. ‘… De ki doğu da batı da Allah’ındır. O kimi dilerse doğru yola çıkarır (Bakara suresi, 142).’ Çünkü Allah yaratılmamıştır. Yaratandır. Yer ve yön kavramları yaratılmışlar içindir. Allah (c.c.) bunlardan aşkındır, yücedir. Allah (c.c.) ne varlık âleminin içindedir ne de dışındadır. Allah (c.c.) yarattıklarına dair her şeyi bilir, görür, gözetler. Kuran-ı Kerim’de arşa istiva ettiğini (kapladığını) söylemesi oraya Zat’ı adına şeref verdiğini belirtmek içindir. O’nun hiçbir yere yöne ihtiyacı yoktur.

    İnsan çok aciz yaratılmıştır. Bir yere sığınmaya mecburdur. Onun için kendisine ev yapar. Aynı zamanda manevi bir güvene muhtaçtır. Bir yönden manevi bir güven duygusu hissetmek ister. Daima o yere yönelme ihtiyacı duyar. İşte yüce Allah (c.c.) bunun için insanın manevi olarak sığınacağı, faydalanacağı bir yer ve yön yaratmıştır. Bu manevi yön ve yer Kâbe’dir. Onun için ayet-i kerime bu ihtiyacı karşılamak için sadece namaz sırasında değil ‘nerede olursanız’ olun diyor: ‘Haydi yüzünü Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) çevir. Siz de ey müminler nerede olursanız yüzünüzü ona doğru çeviriniz…’
    Kâbe hayat kaynağıdır (bk. Maide suresi, 97). Ayrıca insana güven duygusu verir. Oraya giren bela ve musibetlerden emin olur (bk. Ali İmran suresi, 97). Bunlar oraya ‘yönelen’ kişilerden mahrum edilmemiştir. Çünkü yüce Allah (c.c.) için mekân kavramının, uzaklığın önemi yoktur. Kâbe kendisine yönelene bir güven duygusu hissettirir. Çeşitli korku ve kaygılarla namaz kılmak için Kâbe’ye yönelenlerin ruhlarında hissettikleri güven duygusu budur. Bunu herkes deneyebilir. Anlayabilir, yaşayabilir. Onun için Allah (c.c.) ilgili ayet-i kerimelerde Kâbe’nin güven yurdu olduğunu söyleyerek onun bu özelliğine dikkat çekmiştir (bk. Bakara suresi, 125). Hadis-i şeriflerde belirtildiği üzere kalpler Allah’ın elindedir. İstediği duyguyu onda oluşturabilir. Bunda Allah (c.c.) için bir sıkıntı yoktur.

    Kâbe ilahi tecellinin de merkezidir. Allah (c.c.) manevi nimetleri buradan inananların gönüllerine ulaştırmaktadır. Müminler yüzlerini Kâbe’ye çevirmekle sosyal açıdan birlik ve beraberlik duygularını yaşamaktadırlar. Kâbe tüm inananları bir noktada birleştirmektedir. Ama Kâbe’nin işlevini sadece sosyal bir yararla tanımlamak ve sınırlandırmak eksik olur. Kâbe’nin aşkın bir anlamı vardır. Hadislerde ifade edildiği üzere Kâbe’nin duvarında yer alan ve hacıların tavaf sırasında selamladıkları Hacerü’l-Esved (Siyah Taş) cennetten getirilmiştir. Yani Kâbe’nin yapısında dünyayı aşan bir öğe yer almaktadır. Bu durum onun dünyevi faydasının ötesinde yani sosyal birlikteliği temin etmenin dışında başka bir boyuta daha sahip olduğuna işaret etmektedir: ilahi, metafizik.

    Allah (c.c.), Kuran-ı Kerim’de bu ilahi tecelliyi şu ayet-i kerimede ‘mübarek (mübaraken)’, ‘hidayet (hüdan)’ kelimeleri ile işaret etmiştir: ‘Doğrusu insanlar için kurulan ilk mabet, kesinlikle Mekke’deki o çok mübarek ve bütün âlemlere hidayet olan Kâbe’dir.’

    Tasavvuf literatüründe Kâbe’den gönüllere ulaşan bu ilahi tecelliye feyz denir. Feyz, nur gibi ruhun temel gıdasıdır. Kâbe’den gelebileceği gibi rabıta sırasında mürşitten de gelebilir. Tasavvufta mürşidin kalbi de tıpkı Kâbe gibi ilahi tecellinin yeri olarak kabul edilir. Feyz, erbabınca bilinir ki, göğse dışarıdan gelen hoş bir baskıdır. Bilindiği üzere letaifler, yani manevi organlar yüzde ve göğüs üzerinde çeşitli noktalarda bulunurlar. İşte gerek mürşitten gerekse Kâbe’den gelen bu feyz, letaifleri besler, güçlendirir. Bu sayede insanın manevi yükselmesi mümkün olur. Ruhun nurdan sonra gelen ikinci besini feyzdir. Ruh için nur ekmek ise feyz su gibidir.

    Bir Müslüman Kâbe’yi sadece taşlardan, siyah örtüden, yani maddi şeylerden ibaret bir yapı olarak görüyorsa büyük bir yanılgı içerisindedir. O zaman böyle bir Kâbe’ye doğru secde etmek Allah’a (c.c.) şirk koşmaktır. Hâlbuki bu din, öncelikle putperestlere savaş açmıştır. Kendi içerisinde böyle bir çelişkiyi ve mantıksızlığı barındıramaz. Kâbe ilahi tecellinin yeridir. Kıble de bunun yönüdür. Bu inanış insanı ancak Allah’a (c.c.) ulaştırır. Böylece mümin Kâbe istikametine yönelip secde edince Allah’a (c.c.) secde etmiş olur. Şirkten kurtulur. Ayrıca bu inanışı sayesinde her zaman Kâbe tarafına yönelerek ilahi tecelliye müşteri olur. Kalbini, letaiflerini feyizle doldurur. Manevi ilerlemesini ve zenginliğini gerçekleştirerek insanlara yararlı olabilecek bir kıvama gelir.

    Kıbleye karşı oturmak hem hadislerde hem ayet-i kerimelerde teşvik edilmiştir. Peygamberimiz (s.a.s) bu konuda şöyle buyurmaktadır: ‘Her şeyin en güzel ve en uygun bir şekli vardır. Oturma şeklinin en güzeli de kıbleye karşı oturmaktır.’ Ayet-i kerimede ise yüce Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: ‘Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir ve her nerede olursanız olun yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın… (Bakara suresi, 150)’

    Kuşkusuz insan namaz kılarken, kurban keserken, Kuran-ı Kerim okurken, zikir çekerken, rabıta yaparken… kıbleye karşı oturarak oradan da ilahi feyzi almaktadır. Ama bu tür bir ibadet olmadan da insan sadece yüzünü kıbleye dönüp oturarak da ilahi feyze nail olabilir. Ayrıca ayet-i kerime ile farz olması nedeniyle insana büyük sevaplar ve Allah’ın rızasını da kazandırır.

    Bir Müslüman öldüğünde mezara gömülürken sağ tarafına yanı üzerine yatırılır ve böylece yüzü, göğsü kıble istikametine konmuş olur. Yine Müslümanlar yataklarında da bu şekilde yatmaya gayret ederler. Çünkü ilahi feyiz letaiflerin bulunduğu yüz ve göğüs noktalarından algılanır. Bu ölünce de yatınca da devam edebilir. Buna her zaman müşteri olmak gerekir. Kabir hayatını keşfeden pek çok veliye göre Müslüman olarak yaşayıp ölemeyen kişiler, her ne kadar böyle gömülseler de bu tür bir pozisyon hemen azap melekleri tarafından bozulmaktadır. Bazı veliler bu çevrilmenin fiziki değil de manevi yüz ve bünye ile olduğunu ifade etmişlerdir. Allah (c.c.) bizleri bu tür şeylerden korusun. Âmin.

    İnsan ömrünün büyük bir kısmı yatakta uyuyarak geçmektedir. Bu zamanı gerek abdestli yatmak, gerekse de yatarken elden geldiğince yüzü kıbleye dönmek suretiyle ibadete çevirmek gerekir.

    Gün içerisinde gerek evimizde gerekse işyerinde vaktimizin çokça geçirildiği bazı yerler vardır. Bize ait veya bizim sıklıkla oturduğumuz bu yerlerde koltuk, masa ve sandalyeler bulunabilir. Bunlar kıble istikametine konursa oturduğumuz yerden bizlere Kâbe’den gelecek ilahi feyze vesile olurlar. İnsanın oturduğu yerde hem başka işlerini yapması hem de ilahi feyizden yararlanması çok akıllıca bir iştir. Kaçırılacak fırsatlar değildir. Çünkü hiç zahmet çekmeden, yorulmadan, oturduğu yerden sevaba ve ilahi feyze nail olunmaktadır. Bu açıdan yemek yediğimiz yerler bile böyle ayarlanmalıdır. Çünkü o az gibi görünen dakikalar bir ömürde toplandığı zaman yılları bulabilir. Ebedi kurtuluşumuza ve çok çeşitli ahret nimetlerine vesile olabilirler. Bunları küçük görmemek, azımsamamak gerekir. Tabii ilahi feyze ulaşabilmek için en azından otururken, kısa bir süre veya ara sıra da olsa, Kâbe’nin karşısında olduğumuzun bilincinde olmak gerekir. Çünkü ibadet bilinçle ve kalpten geçen bir niyetle yapılır. Bunun için karşımızdaki duvarda bir Kâbe resmi veya İslami bir yazı bize bu konuda hatırlatıcı görev yüklenebilir. Bir de evin veya işyerin inşasında Kâbe’nin açıları düşünülmediği için oturacağımız yerler, ortamın dekorasyonunda duvara da ters düşmemesi için bir miktar Kâbe yönünden sapabilir. Toplam 45 derecelik bir açı ile Kâbe’den sağa ve sola sapma normal bir durumdur. Bunları vesvese yapıp da şeytana bu konuda pabuç bırakmamak gerekir. Zira her hayırlı işte imtihanın sırrı gereği pek çok engel önümüze çıkabilir. Allah’ın emrini yerine getirmek, sevap kazanmak, Allah’ın rızasını elde etmek kolay şeyler değildir. Yani haliyle bunlar o kadar ucuz olamaz. Kâbe’nin feyzinden yararlanmak gibi büyük bir nimete kavuşmak için hareket ettiğinizde görürsünüz ki bunu engellemek için nefis ve şeytanlar verdikleri vesveseler ile bizleri ve çevrenizdeki insanları kullanmaya başlayacaklardır. Bazı kişiler, eşyaların yerlerinin değiştirilmesi meselesinde hiç yoktan büyük problemler çıkaracaklardır.

    Kâbe’ye dönmek namazın bir şartıdır. Yani bir parçasıdır. Çoğu zaman parça bütünün yerine geçebilir. Niyet, amelin kendisi gibi sevap kazandırabilir. Yani Allah (c.c.) fazl u ikramıyla bir hayırlı işin bir kısmını yapana hepsini yapmış gibi sevap verebilir. Miraç hadisesinden biliyoruz ki, namaz başlangıçta elli vakitti. Elli vakit demek, insanın tüm zamanını namaza hasretmesidir. Peygamberimiz (s.a.s), gök katında bu konuda Hz. Musa Aleyhisselam’ın görüşünü aldı. O, ümmetin bunu yapamayacaklardır, onlara ağır gelecektir dedi. Bunun üzerine peygamberimiz (s.a.s) Rabb’in karşısına birkaç kez çıkma ile nihayet namaz beş vakte kadar indirildi. Elbette yüce Allah Hz. Musa Aleyhisselam’ın bildiği şeyi de, peygamberimizin (s.a.s) Allah’ın (c.c.) huzuruna tekrar be tekrar gelip namazın vakitlerinin indirimi için istekte bulunacağını da, O’nun da bu isteği kabul edeceğini de ezeli ilmi ile biliyordu. Peki öyle ise miraçtaki bu namaz vakitlerinin indirimi olayı niçin yaşatılmıştı? Çünkü Allah bununla kullarına rızasının daimi namaz halinde olduğunu vurgulamıştı. Elbette dünya işleri bizleri daimi namaz halinden alıkoymaktadır. Buna kimsenin de gücü yetmez. Ama dünya işlerini yaparken abdestli bulunma, kıbleye karşı dönme, Kuran-ı Kerim’den sureler okuma… gibi namazın rükünlerinden birisini ve bir kaçını daimi olarak ayakta tutabiliriz. Bu zor bir durum değildir. Bu sayede Allah’ın rızasının gizli olduğu daimi namaz hali de yakalanmış olabilir. Bu açıdan kıbleye dönme, namaz kılmak gibi büyük bir ibadetin parçası olması yanında insana sürekli namaz hali gibi büyük sevaplar da Allah’ın rızasını da kazandırabilir. Allah hepimize bu büyük nimeti nasip eylesin. Âmin.

    Daima Kâbe’ye yönelen bir kişinin namazlarının da huşulu olacağı kesindir. Namazda huşu ise büyük bir devlettir. ‘Muhakkak ki namazlarında huşua eren müminler, kurtuluşa ermişlerdir. (Mü’minun suresi, ayet 1,2)’

    Kâbe’yi ziyaret etme, İslam’ın beş şartından birisi olan haccın bir rüknüdür. Hadis-i şerifte kabul edilmiş bir haccın karşılığının cennet olduğu ifade edilmiştir. Hac gibi büyük bir ibadetin gerek insana nasip olması gerekse kabul edilen bir derecede gerçekleşmesi, büyük bir bahtlıktır. Devlettir. Hacca gitmeden önce her zaman Kâbe’ye büyük bir iştiyakla yönelmenin bunların gerçekleşmesinde kalbi ve fiili dua hükmüne geçeceği muhakkaktır. Her zaman Kâbe’ye büyük bir iştiyakla yönelme, haccını yerine getiren kişilerin de aziz hatıralarını canlandıran bir işlev görecektir. Bu da o kişiye manevi olarak haccını tazeleme imkânı vermiş olur. Peygamberimiz (s.a.s) güzel bir niyetin, amelini yapmış gibi kişiye sevap kazandıracağını pek çok hadis-i şerifle farklı ifadelerle dile getirmiştir.

    Bir yere yönelmek, orayı manevi olarak ziyaret etmek demektir. İnsanın yapacağı en hayırlı manevi ziyaret ise Kâbe’dir. Daima abdestli halde bulunmak gibi oturacağımız yerlerin kıble istikametinde olması da insanın manevi açıdan böyle büyük hazinelere sahip olmasını sağlayıcıdır. Bunların kazandıracağı şeyler, şimdilik dünya imtihanı gereği gözlerden saklanmıştır. Ahrette bu nimete sahip olanları sevindirecek, hatta onların akıllarını başlarından alacak nice mükâfatları kazandıracağı muhakkaktır. Kaldı ki Allah (c.c.) ilgili ayet-i kerimede ‘yola çıktığımızda’ önce yüzümüzü Kâbe’nin olduğu tarafa dönmemizi, Kâbe’nin nerede olduğu bilincinden sonra yolumuzun tarafına dönüp gitmemizi istediği gibi ‘nerede olursak olalım’ Kâbe tarafından gelecek esintiyi dikkate almamızı da emir buyurmuşlardır. Dikkat edilirse ayet-i kerimelerde namaz ifadesi geçmediği gibi mekân kısıtlaması da yapılmamış, ayet-i kerimeler yürürken de otururken de Kâbe’ye yönelmeyi, onu dikkate almayı ihmal etmememizi açıkça istemiştir: ‘Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram’a doğru çevir ve her nerede olursanız olun yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın… (Bakara suresi, 150)’ Bu ayet ve diğerleri bizim tavsiye ettiğimiz şeyleri adeta emretmektedir.

    Tabii edep gereği büyük ve küçük tuvaletler yapılırken kıbleye yüzümüzü çevirmek doğru değildir. Hadis-i şerifler de bu hususta bizleri sakındırmaktadır. Elden geldiğince buna dikkat etmek gerekir.

    Kâbe’ye yönelme nimetinden yararlanmamız için illa abdestli bulunma şartı yoktur.

    Kâbe’ye yönelme ayetleri indiğinde peygamberimiz ve sahabeler çok sevinmişlerdi. O kadar ki Allahu Zülcelâl, ayet-i kerimede peygamberimizin (s.a.s) bu sevincini şöyle ifade etmişti: : ‘ Yüzünün semada aranıp durduğunu görüyoruz. Artık için rahat olsun. Seni hoşnut olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Haydi yüzünü Mescid-i Haram’a (Kabe’ye) çevir. Siz de ey müminler nerede olursanız yüzünüzü ona doğru çeviriniz… (Bakara suresi, 144)’ Çünkü daha önce namazda Yahudilerle aynı kıbleyi, yani Kudüs’teki Mescid-i Aksa yönünü kullanıyorlardı. Bu durum Müslümanların biraz da olsa onurlarına dokunuyordu. Oysa Kâbe’nin önemi de biliniyordu. Peygamberimiz (s.a.s) ve büyük kısım Müslümanlar bir zaman sonra kıblenin yönünün değiştirilip Kâbe olacağını seziyorlardı. Ayet-i kerime onlara bu müjdeyi verdiğinde onlar sadece namazda değil tüm vakitlerinde elden geldiğince Kâbe tarafına yöneldiler. Bu işte çok ileri gittiler. Daha da ileri gidecekleri kesindi. Bu da bu dini pasif bir yapıya sahip kılabileceği gibi daha önemli bazı şeylerin de farkına varılmasını engelleyebilirdi. Onun için aşağıdaki ayet-i kerime bir dengeyi karşılamakta ve Müslümanları bazı konularda aktifliğe teşvik etmektedir. Bu din insanlara yararlı olmak için gelmiştir. Dinin de ruhu budur. İyilik başkalarına yönelmekle gerçekleşir. Kâbe kendisine yönelene feyz, sevap kazandırabilir ama iyilik ancak bir insana yapılınca olur. Kâbe’den elde edilecek feyzle manevi terakkisini sağlayan kişinin iyilikler yapmak için insanlara ve topluma yönelmesi gerekir. Batarya sadece şarj olmak için değil bir işlevi gerçekleştirmek için vardır. Bir de insanı iyiliğe (:bire yani hayra) yönlendiren iman esaslarına da dikkat edilmelidir. Kâbe’ye yönelme kadar bunlara da yönelmek gerekir. Ayette iman esasları da bu yüzden hatırlatılmıştır. Tabii bu ayet-i kerime kesinlikle kıbleye dönmekle elde edilecek faziletleri, nimetleri küçük göstermemekte, sadece Müslümanların bakışını başka mecralara da çekmekte, onların dini bir bütün olarak değerlendirmelerini sağlamaktadır. Kısacası taşları yerine oturtmaktadır: ‘Yüzlerinizi bir doğuya bir batıya çevirmeniz hayra ermek demek değildir… Hayra eren o kimsedir ki Allah’a, ahret gününe, meleklere, Kitab’a ve bütün peygamberlere iman edip akrabalara, öksüzlere, biçarelere, yolda kalmışlara, dilenenlere ve esirlere seve seve mal verenler, namazı kılanlar ve zekâtı verenlerdir… Bir de antlaştıkları vakit (ahitlerini) sözlerini yerine getirenler ile sıkıntı ve hastalık hallerinde ve savaşın şiddetli zamanlarında sabredenlerdir. İşte bunlardır o sadıklar ve işte bunlardır o korunan muttakiler!’

    Bize yöneleceğimiz bir kıble verdiği için Allah’a (c.c.) kelimeleri adedince şükürler, hamd u senalar olsun. Allahu Zülcelâl, bizleri her zaman Kâbe-yi mükerremeye yöneltsin. Bizlere rızasını nasip eylesin. Âmin.
    Muhsin İyi