Peygamber Efendimizin Fedakarlığı

'Hz.Muhammed (sav)' forumunda Aysell tarafından 22 Kasım 2011 tarihinde açılan konu


  1. Peygamber Efendimizin Fedakar Ahlakı
    Peygamber Efendimizin Fedakarlığı hakkında bilgi


    Hz.Muhammed'in (S.A.V) fedakarlığı:

    Allah rizasi icin birlik icinde hareket etmek, muminlerin zorluklar karsisinda basari elde etmesinde onemli bir imani sirdir. Muslumanlarin tarih boyunca yasadiklari olaylara baktigimizda da zorluk ve sikintilarin hep bu sekilde asilabildigini goruruz. Basta Allah'in tum insanlara ornek kildigi Peygamberimiz Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) ve sahabeler olmak uzere, Muslumanlar bu ahlaki en guzel sekilde yasamis, gosterdikleri ustun tesanud ve fedakarlik ornekleriyle Islamiyet'in ve Kuran ahlakinin tum dunyaya yayilmasina vesile olmuslardir.

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), gonderildigi musrik toplumu, o gune kadar yasadiklari sapkin inanclarini terk etmeye ve yalnizca bir olan Allah'a kulluk etmeye cagirmistir. Resul-u Ekrem Efendimiz, bu tebligi sirasinda cok buyuk zorluklarla karsilasmistir. Islam ahlakinin toplumda yayginlasmasinin kendi menfaatlerini zedeleyecegini dusunen musrikler, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e ve inananlara karsi birlik olmus, ellerindeki tum imkanlari kullanarak buyuk bir mucadele yurutmuslerdir. Atalarinin sirk dinini degistirmeyi kabul etmemis, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e tuzaklar kurmaya yeltenmislerdir. Resulullah'tan nefislerine uygun ayet getirmesini istemis, O'nu oldurmeye, yasadigi yerden surmeye ya da tutuklamaya kalkismislardir. Allah'in Resulu'nun tebliginin insanlar uzerindeki etkisini onleyebilmek icin, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e delilik, buyuculuk, akil yetersizligi, dogru sozlu olmamak, sairlik gibi asilsiz iftiralarda bulunmuslardir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) inkarcilarin sozlu ve fiili olarak yaptiklari tum bu iftira ve saldirilara karsi cok ustun bir sabir ve tevekkul gostermis, onlara hep Kuran ahlakiyla karsilik vermistir. Allah'in indirdigini hicbir degisiklige ugratmadan, hic kimsenin cikarini hesap etmeden, sadece Allah'tan korkup sakinarak hareket etmistir. Yapilan tum tehditlere, baskilara ve cikarilan zorluklara ragmen, dini teblig etmeye devam etmistir. Inkarcilara karsi verdigi bu mucadelenin yani sira, beraberindeki Muslumanlarin her turlu sorumlulugunu da birinci dereceden kendisi ustlenmistir. Onlari bir yandan tehlikelerden korurken, bir yandan da din ahlakini teblig ederek cevresindeki tum insanlari egitmistir.

    Kuskusuz Resulullah'in bu ustun ahlaki, tum Muslumanlar icin cok onemli bir ornektir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in, en zor sartlarda iken bile oncelikle dinin menfaatlerini, Muslumanlarin rahatini, guvenligini ve huzurunu on planda tutmasi, O'nun sahip oldugu ustun fedakarlik anlayisini gostermektedir. Savaslarin en kizistigi, Allah'in Muslumanlari aclik, yokluk, hastalik gibi sikintilarla denedigi bir ortamda Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Muslumanlara karsi cok buyuk duskunluk gostermis, onlari merhamet ve sefkatle koruyup kollamistir.

    Sahabeler de Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu ustun fedakarlik anlayisini kendilerine ornek alip, maddi manevi her konuda ustun bir ahlak sergilemislerdir. Bu fedakarlik ruhuna dayanan birlik ve beraberlikleri sonucunda buyuk bir kuvvet elde etmis, Allah'in rahmetiyle inkar edenlere ve musriklere karsi buyuk zaferler kazanmislardir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) doneminde cok kucuk bir topluluk olan Muslumanlarin sayisi giderek buyuk bir yukselisle artmis, Islamiyet tum Arap Yarimadasina yayilmistir.

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) herseyden once nefsinden yana buyuk fedakarliklarda bulunmus, iman edenlerin dunya ve ahiret menfaatleri icin kendi nefsinden feragat etmistir. Kuskusuz Islam ahlakini yeni ogrenmekte olan kimselerin egitimi, cogu zaman buyuk ozveriler gerektirmistir. Kuran'in cesitli ayetlerinde gerek Bedevi olarak adlandirilan gocebe kimselerin gerekse de kalpleri imana henuz yeni isinmakta olan kisilerin cahilce tavirlarindan bahsedilmektedir. Kuran'da yer alan bu ayetlerden bazilari soyledir:

    Bedeviler, dedi ki: "Iman ettik." De ki: "Siz iman etmediniz; ancak "Islam (Musluman veya teslim) olduk deyin. Iman henuz kalplerinize girmis degildir. Eger Allah'a ve Resûlu'ne itaat ederseniz, O, sizin amellerinizden hicbir seyi eksiltmez. Suphesiz Allah, cok bagislayandir, cok esirgeyendir." (Hucurat Suresi, 14)

    Bedeviler inkar ve nifak bakimindan daha siddetlidir. Allah'in elcisine indirdigi sinirlari bilmemeye de onlar daha 'yatkin ve elverislidir.' Allah bilendir, hukum ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 97)

    Cevrenizdeki bedevilerden munafik olanlar vardir ve Medine halkindan da nifaki aliskanliga cevirmis olanlar vardir. Sen onlari bilmezsin, Biz onlari biliriz. Biz onlari iki kere azaplandiracagiz, sonra onlar buyuk bir azaba dondurulecekler. (Tevbe Suresi, 101)

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) cevresindeki insanlarin cahilce tavirlarina daima en guzel sekilde, Kuran ahlakiyla karsilik vermistir. Kuran'da Resulullah'in bu ustun ahlaki soyle bildirilmektedir:

    Ve suphesiz sen, pek buyuk bir ahlak uzerindesin. (Kalem Suresi, 4)

    Andolsun, sizin icin, Allah'i ve ahiret gununu umanlar ve Allah'i cokca zikredenler icin Allah'in Resûlu'nde guzel bir ornek vardir. (Ahzab Suresi, 21)

    Bir insanin cevresindeki kimselerin kimi zaman cahillikten, kimi zaman ise art niyet, kotu ahlak ya da zalimlikleri nedeniyle sergiledikleri bozuk tavirlara karsi sabir gosterebilmesi, tum bunlara en guzel ahlak ile karsilik verebilmesi buyuk bir fedakarlik ornegidir. Ozellikle de kisinin hakli oldugu, hakkinin yendigi, haksizliga ugradigi durumlarda bu hakkindan vazgecebilmesi buyuk bir ustunluktur. Kimi zaman cahillik icerisinde olan kimseler, bu ustun ahlaki takdir edemeyebilir ya da farkina bile varamayabilirler. Ancak bu ahlaki yalnizca Allah'in rizasini kazanabilmek icin yasayan derin iman sahipleri, affetmenin, sabir gostermenin, alttan almanin nefse en zor geldigi durumlarda bile nefislerinden feragat ederler. Resul-u Ekrem Efendimiz de cevresindeki insanlarin kotu niyetli tavirlarina karsi, Allah rizasi icin kendi nefsinden yana fedakarlik gostermis, daima onlari dogru olana tesvik edip islah etme yolunu tercih etmistir. Allah, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in muminlere karsi olan bu duskunlugunu, fedakarligini ve guzel ahlakini ayetlerde soyle bildirmektedir:

    Allah'tan bir rahmet dolayisiyla, onlara yumusak davrandin. Eger kaba, kati yurekli olsaydin onlar cevrenden dagilir giderlerdi. Oyleyse onlari bagisla, onlar icin bagislanma dile ve is konusunda onlarla musavere et. Eger azmedersen artik Allah'a tevekkul et. Suphesiz Allah, tevekkul edenleri sever. (Al-i Imran Suresi, 159)

    Andolsun size, icinizden sikintiya dusmeniz O'nun gucune giden, size pek duskun, mu'minlere sefkatli ve esirgeyici olan bir elci gelmistir. (Tevbe Suresi, 128)

    Sozlesmelerini bozmalari nedeniyle, onlari lanetledik ve kalplerini kaskati kildik. Onlar, kelimeleri konulduklari yerlerden saptirirlar. (Sık sık) Kendilerine hatirlatilan seyden (yararlanip) pay almayi unuttular. Iclerinden birazi disinda, onlardan surekli ihanet gorur durursun. Yine de onlari affet, aldiris etme. Suphesiz Allah, iyilik yapanlari sever. (Maide Suresi, 13)

    Hazreti Aise'den rivayet edilen bir hadis-i serifte Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu guzel ahlaki "…Resullullah baskalarini nefsine tercih ederdi." sozleriyle ifade edilmistir. Hazreti Huseyin'den rivayet edilen bir hadis-i serifte ise alemlere rahmet olarak gonderilen Resulullah Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in fedakar ahlaki soyle anlatilmaktadir:

    Babama Resullullah'in oturusunu sordum, soyle buyurdu: "Allah Resulu ancak zikir uzerine otururlardi. Belli yerleri kendisine tahsis etmedigi gibi, boyle yapmaktan insanlari da sakindirirdi. Bir meclise vardiginda, nerede meclis bitmisse (bos yer var ise) o noktada oturur ve sahabilere de boyle davranmalarini emrederdi. Kendisiyle oturan herkese payini verirdi. Onunla oturan hic kimse, Resullullah'in katinda kendisinden daha ustunu oldugu kanaatine varmazdi. Kim Resullullah ile oturursa veya bir ihtiyacini Hazreti Peygamber'den almak icin kendisine giderse, Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) ona karsi sabreder, o Peygamberi birakip gidici olurdu. Kim Hazreti Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem)'den bir ihtiyacini isterse ya o ihtiyaci yerine getirir veya tatli soz soyleyerek onu geri gonderirdi. Onun guler yuzu, guzel ahlaki, o insanlari zengin kilmisti.

    Bir baska hadis-i serifte Rabbimiz'in yuksek ahlak bagislamis oldugu Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu ustun tavri soyle anlatilmaktadir:

    Yezid et-Teymi soyle anlatiyor: Huzeyfe'nin yanindaydim. Bir kisi Huzeyfe'ye, "Eger ben Peygamber zamanina yetisseydim onunla beraber savasir ve buyuk bir metanet gosterirdim" dedi. Huzeyfe ona "Sen mi oyle yapacaktin? Allah'a yemin ederim ki, Ahzab gunu Hazreti Peygamber'le beraberdim. Siddetli ruzgar ve korkunc bir soguk vardi. Hazreti Peygamber "Bir kisi yok mudur ki, musriklerden bir haber getirsin de kiyamet gunu benimle beraber bulunsun." Sonra Hazreti Peygamber haber getirmem icin beni gonderdi. Gidip Kureys'in durumunu ogrendikten sonra Resullullah'a vardim. Dusmanin yanindan dondukten sonra yine eskisi gibi titriyordum. Resullullah'a haberi verdim. Resullullah abasini bana giydirdi. Aba sirtindaydi ve onunla namaz kiliyordu. Ve sabaha kadar Hazreti Peygamber'in abasi altinda uyudum.

    Gosterdigi bu essiz ahlakin yani sira Resul-u Ekrem Efendimiz, Kuran'in "De ki: "Suphesiz benim namazim, ibadetlerim, dirimim ve olumum alemlerin Rabbi olan Allah'indir." (Enam Suresi, 162) ayetinde bildirildigi sekilde, tum hayatini, malini, canini Allah'a adamisti. Islam ahlakinin tum insanlar arasinda yayginlasmasi, huzur, baris ve sevgi ahlakinin hakim olmasi icin maddi ve manevi tum imkanlarini ortaya koymustu. Bu ugurda her turlu zorluga buyuk bir sevk ve teslimiyetle talip olmustu.

    Islami kaynaklara gore, Resul-u Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) uc sene kadar teblig faaliyetlerini gizliden gizliye surdurmus, tebliginde son derece ihtiyatli davranmistir. Bu donemde pek cok kisi Muslumanligi kabul etmis ve Islamiyet giderek guc kazanmistir. Uc senenin sonunda ise Allah'in emri uzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) peygamberligini ve Islamiyet'i, Kureysli kabilelerin her birine ayri ayri acikca ilan etmistir. Kureysli musrikler eziyet ve dusmanliga yeltenerek Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in davetine karsi cikmislardir. Ona karsi amansiz bir mucadeleye girmis, ellerindeki butun imkanlari kullanarak bu mubarek insani etkisiz hale getirmeye calismislardir. Bunun icin ise mumkun olan her turlu eziyet ve hatta suikast yontemlerine basvurmuslardir. Basta Ebu Leheb ve karisi Ummu Cemil, Ebu Cehil olmak uzere, Kureys kabilelerinin onde gelenleri Resulullah'i durdurabilmek icin buyuk mucadeleler vermislerdir.

    Ancak Islamiyet'in yayilmasini onleyebilmek icin baslattiklari tum girisimler sonucsuz kalmistir. Bu durum Mekkeli musrikleri ve kavmin onde gelenlerini oldukca rahatsiz etmistir. Aleyhteki tum cabalarina ragmen Muslumanlarin sayisi gun gectikce artmis ve Islamiyet, Mekke disindaki kabileler tarafindan da kabul gormeye baslamistir. Hazreti Omer, Hazreti Hamza gibi onde gelen kimselerin de Muslumanlarin safina katilmasi ve bu yolla Islam'in giderek guclenmesi bu kimseleri oldukca tedirgin etmistir. Yaptiklari iskencelerle, siddet gosterileriyle kimseyi dininden ceviremediklerini, Islamiyet'in yayilmasini engelleyemediklerini gormuslerdir. Bu durumda yeni bir yontem arayisina gitmis ve Muslumanlari baski ve boykot yontemleriyle durdurmaya calismislardir. Ittifakla aldiklari boykot kararlarina gore Muslumanlarla ve onlari koruyan kabilelerle ticari hicbir munasebette bulunulmamasina karar vermislerdir. Bu karara gore onlara hicbir sey satilmayacak ve onlarin mallarindan hicbir sey alinmayacakti.

    Kabe duvarina yazili olarak astiklari bu kararlar kisa surede tum Mekkeliler tarafindan uygulamaya gecirilmistir. Bu kati boykot nedeniyle Muslumanlar topluca bir yere tasinarak birarada yasamaya baslamislardir. Musrikler, boykota ugrayanlarin toplandiklari mahalleye neredeyse hicbir gida malzemesi sokmuyorlardi. Sadece Hac mevsiminde disari cikip alisveriste bulunmalarina izin veriyorlardi. Ancak bu durumda da kose baslarinda durarak onlara bir sey aldirmamak icin ellerinden gelen her turlu engellemeyi yapiyorlardi. Kimi zaman Muslumanlara mal satmamalari icin saticilari tehdit ediyor, kimi zaman ise saticilarin tum mallarini satin alarak Muslumanlarin alabilecekleri bir sey birakmiyorlardi. Mekke'ye yiyecek getiren kervanlari sehrin disinda karsilayip cesitli vaatlerle onlari Muslumanlar aleyhinde kiskirtiyorlardi.

    Bu donemde boykota ugrayan Muslumanlar, disaridan fazla bir sey alamadiklarindan kisa surede siddetli bir aclik ve kitlikla karsi karsiya kaldilar. Bu donemde Resul-u Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), amcasi Ebu Talip ve Hazreti Hatice boykota ugrayanlarin ihtiyaclarini giderebilmek icin tum mal varliklarini harcadilar. Tam uc sene suren bu boykot ile olusturduklari sikinti, aclik ve kitlik ortamina ragmen, inkar edenler yine de Islamiyet'in yayilmasini onleyemediler. Resul-u Ekrem Efendimiz bu agir sartlar altinda, buyuk fedakarliklarla teblig gorevini en guzel sekilde yerine getirmisti.

    Uc senenin sonunda Kureysli ileri gelenler boykotu cesitli sebeplerle sona erdirmek durumunda kaldilar. Ancak Muslumanlar aleyhinde caba harcamaktan vazgecmediler. Bu donemde Mekke'nin sozu dinlenen isimlerinden biri olan ve Muslumanligi kabul etmemesine ragmen, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'i ilk gunden itibaren koruyup destekleyen amcasi Ebu Talip ve Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in hanimi Hazreti Hatice'nin vefati Kureyslilerin cesaretlerinin daha da artip harekete gecmelerine neden oldu. Ebu Talip'in konumu nedeniyle o zamana dek Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yonelik bir girisiminde bulunmaktan cekinen Kureys'in onde gelenleri, bu durumun ortadan kalkmasini firsat bildiler. Peygamber Efendimizin tebligini durdurabilmek ve Muslumanlarin dinlerini yasabilmelerini engelleyebilmek icin her turlu zulum, baski, iskence, tehdit ve eziyet yontemine basvurdular.

    Islam'in tebliginin onuncu yilinda Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), giderek artan bu sozlu ve fiziksel baskilar karsisinda Mekke disindaki bir topluma seslenmeye karar vermistir. Hazreti Zeyd bin Harise ile birlikte Arabistan'in onemli bolgelerinden biri olan Taif'e giderek oradaki Sakif kabilesini Islamiyet'i kabul etmeye ve onlari Kureys musriklerine karsi Muslumanlari korumaya davet etmistir. Taif'te kaldigi on gun boyunca kabilenin ileri gelenlerine Islam'i anlatmistir. Ancak Lat adli buyuk bir puta tapinan Taifliler arasinda Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in tebligine uyan olmamistir. Resulullah, kentin onde gelen isimleriyle tek tek konusmus, ama bu kimselerin cehalet, kibir ve dusmanlik icerisinde oldugunu gormustur. Resulullah buradaki insanlarin Hazreti Zeyd bin Harise ve kendisine karsi yonelttikleri sozlu ve fiili saldirilara karsi sabretmistir.

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), her an olum, iskence, aclik ve surgun gibi tehditler altinda yasayan Mekke'deki Muslumanlari, bu zor sartlardan kurtarmak icin her yolu denemistir. O donemin zor kosullari altinda, rivayetlerde bildirildigi uzere, yuruyerek Taif'e gitmesi ve buradaki putperest insanlara dogru yolu gosterebilmek icin elinden gelen herseyi yapmasi Resulullah'in ustun ahlakinin tecellilerindendir. Nitekim burada da, rivayetlerde anlatildigi uzere bu cahil insanlarin cesitli eziyetleriyle karsi karsiya kalmistir. Ancak Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Islamiyet'in yayilmasi ve Muslumanlarin guvenlige kavusmasi icin tum bunlari goze almis, fedakarlikta tum Muslumanlara ornek olmustur.

    Peygamberimiz Mekke'ye donusunde Kureyslilerin Muslumanlara baskilarini siddetlendirdiklerini gormus ve Islamiyet'i diger kabilelere teblige devam etmistir. Hac mevsiminde Mekke cevresinde konaklayan ya da yilin belirli donemlerinde kurulan panayirlari gezmeye gelen Arap kabileleriyle gorusmus, Kuran'i anlatarak onlari Islam'a davet etmistir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) bu donemde de pek cok zorlukla karsilasmis, ama Allah rizasi icin tum bunlara guzel bir sabir ve tevekkulle karsilik vermistir. Resulullah'in Islam'a cagirdigi kabileler kimi zaman Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e dusmanca tavirlarla karsilik vermislerdir. Ancak Resulullah bu zor sartlar altinda da tebligine devam etmistir. Resul-u Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) tebligini yaparken, Ebu Leheb gibi musriklerin aleyhte yuruttukleri faaliyetlere de karsi koymak durumunda kalmistir. Ayni donemde Ebu Leheb de Mekke cevresine gelen kabilelerle gorusup, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) hakkinda iftira dolu sozler soyleyerek onlari etkilemeye, Resulullah'in tebligini dinlemelerine engel olmaya calismistir.

    Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in peygamberliginin 11. senesinde Medine'den gelen alti kisilik bir kafile Peygamber Efendimizin tebliginin vesilesiyle Musluman olmuslardir. Kabileleri tarafindan sevilen ve soz sahibi olan bu kisiler Medine'ye donduklerinde akrabalarini da Islam'a davet etmis ve kisa surede Islamiyet Medine'de genis olcude yayilmistir. Bu tarihten sonraki iki Hac mevsiminde tekrar kafileler halinde Mekke'ye Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'le gorusmeye gelen Medineliler, Allah'in Resulune baglilik ve itaat sozu vermislerdir. Medinelilerin Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e biat ettigini duyan Mekkeli musrikler ise, Muslumanlara olan baskilarini daha da artirarak, Mekke'yi iman edenler icin yasanmaz hale getirmeye calismislardir. Bu donemde Allah'tan gelen vahiy uzerine Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) Mekkeli Muslumanlara Medine'ye hicret edeceklerini bildirmistir. Mekkeli musrikler, Muslumanlarin Medine'deki muminlerle birleserek buyuk bir guc elde edecekleri endisesiyle, Muslumanlarin hicret etmelerine de engel olmaya calismislardir. Kimilerini tutuklayip iskence etmis, kimilerinin de "yollarini keserek" onlara zorluk cikarmak istemislerdir.

    Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Allah'in emri gelene kadar Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ali ile birlikte Mekke'de bir sure daha kalmistir. Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Allah'in Ilahi korumasi altinda oldugundan gafil olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve inkar edenlerin diger onde gelenleri, pek cok defa deneyip basarisiz olduklarini gordukleri halde, Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e karsi fiili bir saldiri daha duzenlemeye karar vermislerdir. Bu amacla Kureys'in her kabilesinden guclu birer kisi secilmis ve bu kisilerin Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'e karsi hep birlikte bir tuzak hazirlamalarina karar verilmistir. Boylece her kabilenin olaya dahil olacagini ve bu yuzden Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in kabilesinin bu duruma karsilik veremeyecegini dusunmuslerdir. Allah Kuran'da Peygamber Efendimize hazirlanan bu tuzagi soyle bildirmektedir:

    Hani o inkar edenler, seni tutuklamak ya da oldurmek veya surgun etmek amaciyla, tuzak kuruyorlardi. Onlar bu tuzagi tasarliyorlarken, Allah da bir duzen (bir karsilik) kuruyordu. Allah, duzen kurucularin (tuzaklarina karsilik verenlerin) hayirlisidir. (Enfal Suresi, 30)

    Ancak Resulullah, ayetten de anlasildigi uzere, puta tapan musriklerin tum girisimlerinden oldugu gibi, Allah'in yardimiyla bu tuzaktan da korunmustur. Bu olayin ardindan Hazreti Ebubekir ile birlikte Medine'ye dogru yola cikan Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e yeni bir tuzak daha kurulmus, Mekke'nin onde gelenleri Resulullah'in arkasindan O'nu bulabilmek icin silahli kisiler gondermislerdir. Ancak Allah'in Ilahi korumasiyla Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e kurulan bu tuzak da bosa cikmistir. Allah Kuran'da Hazreti Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem)'in icerisinde bulundugu bu durumu soyle bildirmistir:

    Siz O'na (peygambere) yardim etmezseniz, Allah O'na yardim etmistir. Hani kafirler ikiden biri olarak O'nu (Mekke'den) cikarmislardi; ikisi magarada olduklarinda arkadasina soyle diyordu: "Huzne kapilma, elbette Allah bizimle beraberdir." Boylece Allah O'na 'huzur ve guvenlik duygusunu' indirmisti, O'nu sizin gormediginiz ordularla desteklemis, inkar edenlerin de kelimesini (inkar cagrilarini) alcaltmisti. Oysa Allah'in kelimesi, Yuce olandir. Allah ustun ve gucludur, hukum ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 40)

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'i durdurmak icin kurulan tuzaklar elbette ki bu kadarla sinirli kalmamistir. Ebu Leheb, Ummu Cemil ve Ebu Cehil gibi musriklerin onde gelenleri hemen her firsatta Resul-u Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'e zorluk cikarmaya, ona eziyet vermeye calismis ve pek cok kere oldurme girisiminde bulunmuslardir. Allah'in Resulu'ne ve hak dine karsi cirkin cesaret gosteren bu kimseler hakkinda Allah ayetlerde soyle bildirmistir:

    Ebu Leheb'in iki eli kurusun; kurudu ya. Mali ve kazandiklari kendisine bir yarar saglamadi. Alevi olan bir atese girecektir. Esi de; odun hamali (ve) Boynuna bukulmus bir ip (baglanmis) olarak. (Mesed Suresi, 1-5)

    Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir yandan putperest kavminin bu tavirlarina karsi mucadele ederken bir yandan da guzel ahlakiyla, fedakarligi, kararliligi ve teslimiyeti ile cevresindeki tum Muslumanlara ornek olmustur. Hadis-i seriflerde Resulullah'in ustun ahlaki ve comertligi soyle bildirilmektedir:

    Resul (sallallahu aleyhi ve sellem) hayir islerinde insanlarin en comerti idi. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) hayir yonunden esmekte olan ruzgardan bile daha comertti.

    Kendisinden bir sey istenildigi zaman asla "yoktur" demezdi ve kendisinden istenilen hicbir seyi esirgemezdi.

    "Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) insanlarin en comerdi, en cesuru ve secaatlisiydi."

    Ebu Zerr bana sunlari soyledi: "Ey kardesimin oglu! Ben Hazreti Peygamber'in yanina gitmistim. Elimden tutarak bana "Ey Ebu Zerr! Uhud Dagi kadar altin ve gumusum olsa olmeden once bir kiratini dahi birakmaksizin Allah yolunda infak etmeyi isterdim" buyurdular.

    Diger bir hadis-i serifte ise Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in Hazreti Aise'ye soyle buyurdugu rivayet edilmektedir:

    "Mali toplayip da harcama hususunda cimri davranma ki Allah rizkini senden keser, saklayip elinde infak etmeksizin tutma ki Allah da senden meneder."

    Bir baska hadiste ise Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)'in bu konudaki ustun ahlaki soyle anlatilmaktadir:

    Aise (radiyallahu anha)'ya dedim: "Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) aile efradinin icinde nasil idi?" Cevap verdi: "Insanlarin en yumusagi, insanlarin en comerdi idi. Guleryuzlu ve tebessum sahibi idi..."

    Muslumanlara ustun ahlakiyla en guzel sekilde ornek olan Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), bir hutbesindeki sozleriyle muminleri comertlige soyle tesvik etmistir:

    Bir hutbesinde Allah'a hamdu senalar ettikten sonra; "Ey insanlar! Iyi biliniz ki Allah Teala sizlere din olarak Islam'i secmistir. Islaminizi comertlik ve guzel ahlakla susleyiniz. Bilmenizi isterim ki, comertlik koku cennette, dallari ise dunyada bulunan bir cennet agacidir. Icinizden comertlik edenler o dallardan birine yapismis olup, bu dal onu cennete goturecektir. Cimrilige gelince, o da koku cehennemde, dallari ise bu dunyada bulunan bir agactir. Ki cimrilik yaparak kendi dallarindan birine tutunani cehenneme goturur." Daha sonra Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) iki kez; "Allah yolunda comert olun" buyurdular.


    Alıntı