Peygamber Efendimizin Amaya Öğrettiği Dua

'Hz.Muhammed (sav)' forumunda Yasemin tarafından 4 Haziran 2013 tarihinde açılan konu


  1. Peygamber Efendimizin Amaya Öğrettiği Dua Neydi



    Nesai, İbn-i Mace ve Tirmizi gibi bir çok muteber kaynakta Osman ibn-i Huneyf Radıyallâhu anh)’dan rivâyet edilen âmânın hadîsi de bu maddenin en büyük delilidir.Şöyle ki, bir ama Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem’e gelerek: Yâ Rasûlüllâh, Allâh’a dua et de, bana âfiyet versin dedi.

    Rasûlüllâh Sallallahu Aleyhi ve Sellem İstersen dua edeyim, istersen sabret buyurdu.

    O, Dua et deyince, Rasûlüllâh Sallallahu Aleyhi ve Sellem ona abdest almasını ve güzelce abdest aldıktan sonra, iki rekat namaz kılarak: Ey Allah! Ben Senden istiyorum ve rahmet peygamberi olan Muhammed Peygamberin ile Sana yöneliyorum.

    Ey Muhammed! Ben bu isteğimin yerine gelmesi hususunda seninle Rabbime yöneldim!

    Ey Allâh! Onun benim hakkımdaki şefaatini kabul et diye dua etmesini emretti.

    Bu duanın Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in huzurunda yapıldığını söylemek davasız delildir, aksine âmânın abdest almaya gitmesi ve râvinin: “Yanımıza geldiğinde gözü açılmıştı” demesi Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in huzurunda yapılmadığının delilidir.

    Yine böylece bunu Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in sağlığına bağlamanın bir delili yoktur.

    Aksine hadîsin râvisi Osman ibn-i Huneyf, Hz. Osman (Radıyallâhu anh) zamanında ona bir işi düşen, fakat Osman (Radıyallâhu anh)’ın ilgisine nâil olamayan kişiye bu abdesti, namazı ve duayı yaptıktan sonra Osman (Radıyallâhu anh)’ın yanına gitmesini tavsiye etmiş; adam bunu yapıp halifenin kapısına gidince, kapıcı gelip elinden tutarak onu halifenin huzuruna sokmuş, Osman (Radıyallâhu anh) da onu alıp yanına oturtmuş ve işini görmüştür.

    Hatta o kişi Osman ibn-i Huneyf’in Osman Radıyallâhu anh’la kendisi hakkında konuştuğunu sanmış, konuşmadığını duyunca da şaşırıp kalmıştır.

    Taberânî ve Beyhakî bu ilâvenin de sahih olduğunu söylemişlerdir.

    Zaten Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu duayı kendi huzuruna ve hayatına tahsis etmemiş, bilakis Bir ihtiyacın olursa, yine böyle yap buyurmuştur.

    Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bu hadîi-i şerifte dara düşenlere, kendisine nida etmelerini emretmektedir.

    Çünkü Rasûlüllâh Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) o kişiye Ey Allâh! demesini emretmekle yetinmemiş, bilakis onun ardından: Sana rahmet peygamberi Muhammed peygamberinle yöneliyorum demesini emretmiş, bununla da iktifâ etmeyip bizzat kendisini muhatap alarak ona nida etmek üzere: Ya Muhammed! Ben Seninle Rabbime yöneliyorum demesini emretmiştir ki bunun, ondan tam anlamıyla şefaat istemeyi ve himmet-meded talep etmeyi emretmekten başka manası yoktur.

    Âlimler, Rasulüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in, ümmetinden birine yaptığı emrin, bütün zamanlarda bulunan, huzurundaki ve gıyabındaki, hayatındaki ve vefatından sonraki tüm ümmetlere yönelik olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.

    Ancak bu emrin özelliğine dair bir delil bulunması müstesnâ ki, konumuzda böyle bir şey söz konusu değildir.

    Aksine Osman ibn-i Huneyf gibi bir sahâbînin anlayışına bakılırsa böyle bir tahsisin olmadığı, dolayısıyla bu emrin Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in vefatından sonra da geçerli olduğu kolaylıkla anlaşılır.

    Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) bir mucize olarak sağlığında ve vefatından sonra ümmetine yetişmektedir.

    İbn-i Teymiyye’den önce hiç bir âlimin tevessüle şirk dediği, haramlık bir yana, mekruh bile dediği işitilmemiştir.

    Aksine Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’i aracı yapmanın, ona salavât okumak gibi duanın sünnetlerinden olduğunu söylemişlerdir.

    Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)’in ümmetine şirk olacak ya da şirke sebebiyet verecek şeyleri öğretmiş olmasını bir Müslüman nasıl düşünebilir?

    Bu câhiller sünneti bu yüce sahabîlerden daha iyi bildikleri iddiasındaysalar, zaten muhatap alınmaya değer değildirler.Bilmediğini bilmemek demek olan cehl-i mürekkepten Allâh’a sığınırız.

    Bu zatların, vefatlarından sonra bir iğâseleri (yardımları) var mıdır? diye sorulduğunda şöyle cevap vermiştir: Rasullerin, nebîlerin ve velilerin, vefatlarından sonra da yardımları vardır.

    Çünkü peygamberlerin mucizeleri ve velilerin kerametleri ölümlerinden sonra kesilmez.

    Zira birçok sağlam hadîs-i şerifte varid olduğu üzere, peygamberler kabirlerinde diridirler, namaz kılarlar, hacca giderler, dolayısıyla onların yardımları mucizelerinden sayılır.

    Şehitler de diridirler, gündüz gözüyle âşikâre kâfirlerle harbettikleri açıkça görülmüştür.

    Velilerin yardımı ise onların kerametleridir.

    Muvaffakiyetim ancak Allâh’ın yardımıyladır.

    Ancak O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yönelirim.

    Yazılarımızı dikkatle takip edenler, imanlarını arttıracak, rağbetlerini kuvvetlendirecek, rahmetlere koşturacak ve icâbet eserlerini gösterecek nice ilimlere ulaşacaklardır.

    Allâh’a, Rasûlüne ve dostlarına emanet ederim!