Peygamber Efendimizin Affediciliği

'Hz.Muhammed (sav)' forumunda Yasemin tarafından 4 Mayıs 2013 tarihinde açılan konu


  1. Peygamber Efendimizin Affediciliği Hakkında Bilgi



    Cenabı Hak, birçok ayette sevgili Peygamberimizin s.a.v sünnetine uymamızı emretmiştir.

    Sünnet-i Seniye'nin içinde farzlar, vâcipler, nafileler olduğu gibi Peygamberimizin s.a.v güzel ahlakı da vardır. Hazret-i Aişe-i Sıddıka'ya ra Peygamberimizin s.a.v ahlakı sorulduğunda O'nun (asm) ahlakının Kur'an olduğunu söylemiştir. Kur'ân ahlâkından maksat ise Allah'ın ahlakıdır.Cenâb-ı Hak, kendisinde olan bazı sıfatlarının kullarında da olmasını ister. Mesela Allah, Afüvv'dür. Yani affedicidir, affedenleri sever. Allah, Gafur ve Gaffar'dır. Yani bağışlaması boldur. Bağışlayanları sever. Allah, Cevvad'dır. Yani cömerttir, cömert olanları sever.

    Ebu Hüreyre'den (ra) gelen bir rivâyette şöyle geçmektedir.

    Bir bedevî Hz. Peygambere (asm) gelerek bir hususta yardım istedi. Zannedersem bir diyet hakkında istekte bulunuyordu. Hz. Peygamber (asm) ona bir şeyler verdi. Sonra "Sana iyilik yaptım mı?" diye sordu. Göçebe "Hayır, yapmadın! Bana verdiğin nedir ki bundan memnun olayım." deyince Müslümanların bir kısmı öfkelendi. Kalkıp göçebeyi dövmek istediler. Fakat Hz. Peygamber (asm) onlara "Sakın ellerinizi uzatmayın!" diye işâret etti. Resûlullah (asm) kalkıp giderken o göçebeyi evine davet etti. Göçebeye "Sen geldin, bizden istedin. Biz de sana bir şeyler verdik ve dediğini de dedin!" dedikten sonra ona bir şeyler daha vererek "Sana iyilik yaptım mı?" diye sordu. Göçebe "Evet, Allah sana ecirler versin. Çoluk çocuğunun ömürlerine bereket ihsan etsin" dedi. Hz Peygamber (asm) "Sen biraz önce bana karşı sarf ettiğin o sözle arkadaşlarımı kızdırdın. Sana karşı şimdi kin duyuyorlar. Onların yanına döndüğümde, tekrar gel ve bu sözünü orada da söyle ki kalplerindeki kin silinsin" dedi. Göçebe buna "Peki" dedi. Göçebe gelince Hz. Peygamber (asm) "Sizin bu arkadaşınız bize geldi, istedi. Biz verdik. Dediklerini dedi. Sonra biz onu çağırdık, yine verdik. Şimdi artık râzı olmuştur. Öyle değil midir ey göçebe?" dedi. Göçebe "Evet Allah sana mükâfatlar versin. Seninle çoluk çocuğunun ömürlerini bereketlendirsin." dedi. Hz. Peygamber (asm) de "Benimle bu göçebenin meselesi, devesi olup da ürken bir kişinin meselesine benzer. O deveyi tutmak için halk arkaya dizilmiştir. Fakat onlar koştukça deve daha da hızlanıyor. Deve sâhibi onlara "Benimle devemin arasından çekiliniz. Ben ona karşı sizden daha şefkatliyim. Onu daha iyi tanırım" der. Böylece deve sâhibi deveye doğru gider, yerden bir hurma dalı alır ve deveyi çağırır. Deve, sâhibinin yanına gelir. Ona yükünü yükler ve kendisi de sırtına biner. Eğer bedevî o sözleri söylediği zaman sizleri dinleseydim, bu adam cehenneme yuvarlanırdı" buyurdu. (Hayatü's-Sahâbe)

    2. Peygamberimiz (asm), hüzün yılı olarak adlandırdığı Hz. Hatice ra ile amcası Ebu
    Talib'in vefatından belli bir zaman sonra Taif'e giderek onları İslâm'a davet etmişti.

    "Fakat Taifliler: "Yurdunun halkı, kavmin sen istememiş, kabul etmemişler! Sen de kalkıp bize gelmişsin! Biz vallahi, senin gelişine râzı değiliz. Senden ürküyor, seni reddediyoruz!" dediler. Taifliler, gençlerin Müslüman olmasından korktular. Peygamberimiz'e (asm) "Sen hemen yurdumuzdan çık git! Seni kurtaracak yerlere iltica et!" dediler. Peygamberimiz'i (asm) en çirkin red ile reddettiler. O'nunla alay ettiler. Bununla da kalmayıp, aralarından bir takım hafif akıllıları, beyinsizleri ve köleleri kışkırttılar, bağırttılar, Peygamberimiz'e (asm) sövdürdüler. Halkın serseri, ayaktakımı güruhunu Peygamberimiz'in (asm) geçip gideceği yolun iki yanına oturttular. Peygamberimiz (asm) onların aralarından geçerken, ayaklarını kaldırıp indirdikçe, attıkları taşlarla yaraladılar, kanattılar.
    Ayakkabıları kana boyandı. Peygamberimiz (asm) ayaklarının acısına dayanamayarak yere oturdukça, kollarından tutup kaldırdılar. Yürüdüğü zaman taşa tuttular ve gülüştüler. Sonra Peygamberimiz (asm) orada bir bostana sığınınca dönüp gittiler. Peygamberimiz (asm), burada bir müddet dinlendikten sonra Allah'a duâ etti. Peygamberimiz (asm), Sâkif Kabilesi'nden hayır gelmeyeceğini anlamış, ne bir erkeğe, ne de bir kadına İslâmiyet'i kabul ettirememiş olmaktan üzgün ve meyus bir halde Taif'ten ayrılarak Mekke'ye yönelmişti.

    Hz. Aişe (ra) bir gün Peygamberimiz'e (asm): "Ya Resûlallah! Senin başına Uhud gününden daha çetin bir gün geldi mi?" diye sormuş. Peygamberimiz (asm) de: Senin kavminden neler çektim neler! Hele onların yüzünden Akabe günü çektiğim ise çektiklerimin en çetini idi. (Taif'e gidip) kendimi Abdi Yalillere arz ve bana yardımcı olmalarını niyaz ettiğim zaman, isteğimi kabul etmemiş, reddetmişlerdi. Ben de üzgün bir halde Mekke'ye yönelip yüzümün doğrusuna gittim durdum. Ancak Karnu's-Sealib'de kendime gelebildim. Başımı kaldırıp göğe baktığım zaman bir bulutun beni gölgelendirmekte olduğunu gördüm. Tekrar baktığımda bir de ne göreyim? Bulutun içinde Cebrâil var. Hemen bana seslendi: Şüphe yok ki Allah, kavminin Sana söylediklerini ve Sana verdikleri red cevablarını işitti de onlar hakkında dilediğini kendisine emredesin diye sana dağlar meleğini gönderdi!" dedi. Dağlar meleği bana seslendi ve selam verdi. Sonra da: Ya Muhammed! Şübhe yok ki Allah, kavminin sana söylediklerini işitti. Ben dağlar meleğiyim! Rabbin, dilediğini bana emredesin diye beni Sana gönderdi. Şimdi ne dilersen dile! Eğer onların üzerine iki dağı kapamamı dilersen dile! (Hemen kapayıvereyim) dedi. Ben: ‘Hayır! Allah'ın onların sülblerinden yalnız Allah'a ibâdet edecek, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim.' dedim." buyurmuş ve bedduâ etmemiştir.