Parmaksız salih

'Medya Bölümü' forumunda By RiZeLi tarafından 2 Aralık 2009 tarihinde açılan konu


  1. NÂM-I DİĞER PARMAKASIZ SALİH


    KUMAR MANEVİ BİR İLLET, ÇARESİ DE ANCAK MANEVİ OLABİLİR diyor Üstad.

    1949 yılında Türk Neşriyat yurdunca yayınlanan Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, 1948-1949 kış sezonunda İstanbul Şehir tiyatrosunda temsil edilmiş ve “Üstad’ın sahnelenirken durdurulan ve oyundan kaldırılan eserlerinden birisi” sıfatıyla tarihteki yerini almıştır. Bu sıfatla ilgili Mehmet Kısakürek Kaşgar Dergisinin 31. sayısında(Ocak-Şubat.2003,Sh. 144) kendisiyle yapılan bir söyleşide şunları paylaşır :
    ” Şehir tiyatroları tarihinde bir kere daha bir eser, sahibi tarafından sahneden indirilmiş. Eseri kim indirmiş biliyor musunuz? Babam Necip Fazıl KISAKÜREK. Eser: Parmaksız Salih. Yanılmıyorsam, başrolü oynayan aktör de Galip Arcan. Necip Fazıl ilk gün gidip bakmış ki kendi eseriyle oynanan oyunun hiçbir ilgisi yok. Ki, Galip Arcan, kendisinin dostu. İtirazları netice vermeyince, indirilmiş. Affetmemiş. Hem de ne diyerek: ‘Bir cins atı, eşek seviyesine indirmiş!’ diyerek, Galip Arcan için. Sanatı söz konusu olunca hassasiyeti bu.”

    Bir kumarbazın hayatını anlatan Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, sonradan And Film sahibi Yönetmen Turgut N. Demirağ tarafından iki defa filme alınmış ve geniş ilgi görmüştür.

    PARMAKSIZ SALİH

    Yönetmen : Faruk Kenç
    Senaryo : Necip Fazıl Kısakürek
    Görüntü Yönetmeni : Kemal Baysal
    Oyuncular : Muzaffer Tema, Talat Artemel, Nevin Seval, Melahat İçli, Vahi Öz, Cahit Irgat, Leyla Nil, Nurhan Nur
    Yapımevi (şirket) : And Film (Turgut Demirağ)
    Konu : Kumarhane sahibi bir babayla, kumara düşkün genç oğlunun öyküsü

    İlacı olmayan hastalık diyerek adlandırdığı kumarın, insan hayatını nasıl sardığını ve hastayı kendisine mahkum ettikten sonra bırakıp gittiğini, giderken de insana ait her şeyi beraberinde götürdüğünü Nam-ı Diğer Parmaksız Salih eserinde tüm açıklığıyla ortaya koymuştur Üstad.
    İnsana sığınacak bir liman gibi görünen, son çare diye başvurulan çaresiz hastalık, eserde hem Parmaksız Salih’in hayatında, hem de

    SALiH — O benim kanımı taşıyor!
    MACiDE — Sizin kanınız pis mi?
    SALiH — Pis!

    dediği oğlunun hayatında tüm açıklığıyla anlatılmıştır.

    17 yıldır oğlunu arayan, kumar yüzünden parmağından olan, kumarhane işletmesinin sahibi olmasına rağmen her fırsatta kumarın, onu oynayanlar tarafından görmezden gelinmeye çalışılan yüzünü dile getiren Parmaksız Salih, 22 yıl sonra oğluyla karşılaşır. Hem de hayatını mahveden, oğlunun yüzünü 22 yıldır görememesinin tek nedeni olan kumar illetine bulaşmış bir haldeyken.
    Belki bundan sonrasını kurtarabilirim diye Yusuf (oğlu) un peşinden koşar ama geç kalmıştır. Kısa bir zaman önce başkası için Parmaksız Salih’in katkılarıyla hazırlanan tuzağa düşmüş ve
    “Ölürsem şerefim temizlenmiş olmayacak. Aynı şerefsizliği sana ve çocuğuma
    devretmiş, sonra da bunun dünyadaki azap ve mesuliyetinden kaçmış olacağım! “diyecek kadar herşeyini kaybetmiş halde bulur.
    Torunu ve gelini için yapabileceği tek şey kalmıştır. Bunun gerçekleşmesinin tek yolu Salih’in terk-i dünya etmesidir..
    Eserin son sahnesinde Yusuf'un, Parmaksız Salih’in oğlu olduğunu ve kurtuluşun yolunu öğrenmesi aynı anda olur.


    Eserde, “en canhıraş sebepleri ve neticeleriyle doktor ve ilacı olmayan hastalığı, ‘kumarı’ göstermek” istediğini söyleyen Necip Fazıl, Parmaksız Salih ile ilgili olarak kendisine yöneltilen bir suale şu cevabı veriyor: “Eserde ifadelendirmek istediğim tek dava, bin bir tezad ve bin bir zıt kader cereyanı içinde hakiki fışkırışını bulamamış ve hatta kötülük baskısı altında uyuşmuş bir ruhun, en büyük saike kavuşur kavuşmaz birden şahlanışı; ve tam 55 yıl bilmeden hasret çektiği ve daima istekli yaşadığı ulvî aksiyona şiddetle atılışıdır.”

    (Yazıldığı tarih: 1948)



    Üstad'ın ,”hasta kumarbazın not defteri” eserinden alıntı

    ”Bir veliden birkaç satır:

    -Ben varlığın her zerresiyle, sağa ve sola kıpırdayamayacak şekilde bir gayeye perçinli olmanın hakikatini bir kumarbazdan öğrendim. Malını, mülkünü, ruhunu ve haysiyetini kumarda tükettikten sonra, ayağındaki eski pantolona ve kalbindeki son şeref zerresine kadar kendini kumara adamakta devam eden bir kimseye sordum: (niçin bu açık felaket yolundan dönmüyorsun?) Ne cevap verse beğenirsiniz: Ben bu yoldan dönemem! Kayıplarımı bana her defa misilleriyle geri verseler, yine ona iade etmeye mecburum. Felaket dediğin şeyin cazibesinden daha çekici bir saadet tanımıyorum! Hiçbir işte bağlılığın bu şekli kumardan çözülüp Allah’a iliştirilecek olsa, gayelerin gayesi gerçekleşmiş olur..
    Ben, hasta kumarbaz, veli’nin bu sözüne bayıldım ama onun yakıcı gerçeğine doğru hiçbir adım atamadım.”


    Gaziantep devlet tiyatrosunun Parmaksız Salih piyesi için hazırlattığı afiş :


    Herkes haziran ayında kabuğuna çekilmişken biz yine sahnedeyiz. Seyirci kaygısı çekmeden, sahne dolacak mı sorunu gütmeden, herşey sanat için sloganıyla yine sahnedeyiz.

    Bir duygudur Tiyatro, bir şiir, bir resim, bir müziktir tiyatro, bence tiyatro herşeydir. Bütün sanatı içine alan koskoca bir dünyadır. Tiyatro yaşanılması ve yaşatılması gereken en büyük olgudur.

    Tiyatro Bir Yaşam Biçimidir

    Necip Fazıl Kısakürek anısına…
    PARMAKSIZ SALİH

    Bir kumarbazın kumarı nasıl bırakmak zorunda kaldığını, taşıdığı kan yüzünden oğlunun da bu hastalığa nasıl bulaştığını ve onu bu hastalığından kurtarmak için nelere katlanmak zorunda kalacağını anlatan bir oyundur bu.


    Necip Fazıl Kısakürek’in yazmış olduğu “PARMAKSIZ SALİH” adlı oyun; Bir kumarcının, oğlunu, işlettiği bir kumarhanede bulması ve oğlunun kumar yüzünden müvekkillerinin dahi parasıyla oyun oynayacak hale gelmesini anlatmaktadır. Oğlunun artık kurtulması mucizedir, çünkü Avukat Yusuf ertesi sabaha kadar 3000 YTL bulmak zorundadır. Borcu 12 bin lirayı aşmıştır. Oğlunun kurtulması avukatlık barosundan kovulmaması, hapislere düşmemesi, şerefi ve en önemlisi torununa iyi bir gelecek için Parmaksız Salih’in ölmesi gerekmektedir. Çünkü Parmaksız Salih’in hayat sigortası diye biriktirdiği 100,000YTL lik bir parası vardır ve varisi oğludur.

    Necip Fazıl gibi büyük bir üstadın kaleme almış olduğu bu enfes dram oyunu 25 haziran 2005 günü Gaziantep devlet tiyatrosunda sergilenecektir. Seyir tiyatrosu oyuncularının kendilerine prensip haline getirdiği” ücretsiz” felsefesi bu oyun için de geçerlidir. Herkesin oyun izlemesi ve sanatsız kalmaması düşüncesiyle büyük üstadın ölüm yılı etkinlikleri kapsamında oynanacak olan bu oyuna herkes davetlidir

    Oyun adı: Parmaksız Salih

    Yazan: Necip Fazıl KISAKÜREK

    Yönetmen: İhsan ATA

    Işık tasarımı: Gökhan YAKIN



    Millî Nizam Davası’nda Necip Fazıl’ın avukatlığını yapan Süleyman Arif Emre bir söyleşide Üstad’ı anlatırken şunları paylaşır:
    “Üstad Nam-ı diğer Parmaksız Salih”i yazmak için kumarhaneye gider. İhbar sonucu baskın olur. Ertesi gün bütün Bab-ı Ali’de gazeteler Üstad’ın kumarhanede yakalandığını yazarlar. Tabi Üstad, Seyyid Abdülhakim Arvasi’yi tanımadan kumar oynamıştır. Ancak ondan sonra terk etmiştir. Aleyhinde yazan gazetelere Büyük Doğu’da “Moskova Lağımının İğrenç Fareleri” başlıklı korkunç bir yazıyla cevap verdi. O yıllarda Büyük Doğu dedin mi, akan sular dururdu.”



    Dârül Muallimin-i Aliye’de okurken (Yüksek Öğretmen Okulu), Maarif Vekâleti, Avrupa üniversitelerinde tahsile göndereceği ilk Cumhuriyet talebeleri için bir imtihan açar. Necip Fazıl da imtihana girer, iyi derece ile kazanır ve Marsilya’ya Sorbonna Üniversitesine Felsefe tahsili için gönderilir. Marsilya’da Üstad için sadece felsefe hayatı değil bohem hayatı da başlar. Parmaksız Salih eserinin Üstad’ın hayatıyla kesiştiği yer burasıdır. O da Yusuf gibi dünyanın en korkunç sihrini ve cazibesini kumarda bulduğu için kendisini ilacı olmayan bu hastalığın kollarına atmıştır (Üstadın kumara bağlanma nedeninin ruhî çalkantılarından, bitmez tükenmez vehimlerinden bir kaçış, bir anlık da olsa onlardan kopuş, bir nefes alış ve ruhunu doyuracak olan şeyin hasretinin cereyanı içerisindeki büyük sarsılış olduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu hususta daha fazla malumata sahip olmak için Üstad’ın O ve Ben ile Babıâli isimli eserleri okunmalıdır) Ama hikâyelerinin sonları farklıdır. Yusuf babasını bulduktan ve her şeyini kaybettikten sonra hastalığın panzehirini bulmuş olur, Üstad ise Efendisi Seyyid Abdülhakim Arvasi'yi tanıdıktan sonra panzehiri bulmuştur.


    Üstad’ın "Bence sahne, toprak üstüne tebeşirle çizilen esrarlı bir dört köşe..." şeklinde tarif ettiği tiyatronun bu tanıma uygunluğunun anlaşıldığı eserini okurken, Üstad’ın bu dört köşeyi nasıl ustalıkla kullandığına bir kez daha şahit oluyor insan. Üstad’ın imzasının olması tavsiye edilmesi için yeterince geçerli bir sebep ama yine de Parmaksız Salih’in okunmasını tavsiye etmeyi bir borç biliyorum