Para-sanat ilişkisi

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Pardus tarafından 24 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. Ülkemizin kabuk değiştirerek gelişmeye çalıştığı bir dönemdeyiz. Hepimiz, üzerimize düşeni yapmaktan sorumluyuz.

    Kültür ve sanat alanında ağır aksak, topal çolak da olsa bir vizyon kazandık. Şimdi buna her kesimden insanın ivme kazandırma dönemi.

    Marx, "Sanat paradır." der. Osmanlı bunu "Sanat saltanattır" biçiminde algılamış, saltanatın zenginliğiyle sanatın gelişmesi arasında paralellikler kurarak bir burjuvazi sınıfı oluşturmuştur. Sanatın burjuvaziye, burjuvaların da sanata destekleri sanatın saltanatını da yaratmıştır. Rönesansta zengin tüccarlar sanatı desteklemeseydi veya İtalya'da burjuva sınıfı sanatçılara kucak açmasaydı bugün Avrupa sanatından söz ediyor olmazdık. Yani ki sanatın yükseldiği her zaman ve zeminde para sahipleri ile sanat arasında sıkı bir bağ olmuştur.

    Türkiye'de bugün bazı kesimler İslam medeniyeti ve Türk medeniyetinin mirasından bahsederken diğer bir kesim Batı medeniyeti dairesinde yaşamanın kaçınılmazlığını dillendirir. Bunlardan birincisi sağ ayağın, ikincisi sol ayağın söylemidir. Sağlıklı bünyeler, elbette iki ayak üzerinde yürür. Ayakların ikisi birden faal olunca da hızlı yol alınabilir. İslam medeniyeti bugün artık yıkılan Bağdat'ta VIII. yüzyılda zirve yapmış ve sonraki dönemlerde bütün Müslüman sanatını etkileyip durmuştu. Türk medeniyeti Sultan Süleyman çağında en zarif şeklini almış ve etkisi yüzyıllar içinde hayatı güzelleştirmişti. Bugün toplumumuz Batı medeniyet dairesinde yaşıyor, üstelik bu iki mirastan mahrum olarak. Bu mahrumiyet onun yüzüne somurtkanlık olarak yansımakta, kaş çatmalarla görünür olmakta, kimliksiz yaşamanın mutsuzluğunu beraberinde taşımaktadır. Halbuki bir zamanlar sahip olduğu İslam estetiğinin ve Türk sanat dairesinin zenginliğinden istifade edebilse davranışları değişecek, yeni bir tarz-ı hayat (yaşam biçimi) kazanacak, kültürler savaşı ve medeniyetler çatışmasında kendisini mağlup hissetmeyecektir. Bugün mutlak bir zevksizlik içinde yaşıyorsak, zevk-i selimden uzak kalmışsak, kabalıklarımızdan bir türlü yontulamıyorsak bunun sebebi İslam'ı bir medeniyet kaynağı değil de yalnızca akait bilgisi olarak algılamamızdan, Türklüğü bir medeniyet olarak görmek yerine göçebe Orta Asyalılığa bağlamamızdandır. Bugün ülkenin sanata yönelik sol ayağı bu ikisinin mirasına müzelik bir malzeme nazarıyla sahip çıkmakla birlikte onun medeniyet çizgisini reddediyor; sağ ayağı ise henüz bu medeniyetin sanat boyutunu keşfedememiş olarak mirasından habersiz yaşıyor. Bugün İslamiyet'i ve Türklüğü savunan muhafazakâr kesimler maalesef sahip oldukları zenginliğin farkında değillerdir ve bu yüzden zevksizlikleri dolayısıyla eleştirilmektedirler. Bugün muhafazakâr düşünce sahipleri para kazanmayı, politikayı, lüks yaşamayı, dünya nimetlerinden yararlanmayı, hükmetmeyi, yönetmeyi vs. çok iyi öğrenmişlerdir, ama pek çoğu hâlâ İslam ve Türk medeniyetinin mirası olan zarafeti, inceliği, zevk-i selimi, sanatı, estetik bakış açısını, gönülleri okumayı, hayatı güzelleştirmeyi öğrenememişlerdir. Bunun adı koca harflerle "zevk hezimeti"dir. Oysa İslam medeniyetinin, Osmanlı çağlarının estetik simgelerini yeniden kazanmak bizi gerici yapmaz; kendi kültür ve medeniyetimize sahip çıkmak bizi çağdan koparmaz. Bilakis Batı medeniyeti içindeki hayatımıza bir zenginlik bir ışık, bir renk ve desen katar. Böylece daha kimlikli, daha görünür, daha itibarlı olabiliriz. Sol söylemin yıllar yılı davulunu çaldığı ve bizi inandırdığı "Türk ve İslam'dan bahsedersek gerici diye yaftalanırız!" saçmalığından artık kurtulmamız gerekir. Bugünkü Avrupa Hıristiyan estetiğinin üzerinde durmaktadır ve bu kimliğiyle bütün modern sanatlara hükmeder vaziyettedir. Bizim sanat algımız ise Avrupa'ya benzemek değil, bilakis kendi kimliğimize has özgün eserler üretmek ve sanatın İslam ve Türk estetiğiyle yeni bir boyut kazanmasına kapı aralamak olmalıdır. Kendi iç dinamikleri ve ölçütleri olan bir İslam ve Türk sanatı, ölçütlerini başkalarının belirlediği yabancı bir sanatı taklitten daha cazip değil midir? Ama bunun için sağ ayak çok ama çoook çalışmalıdır. Önce kendini öğrenmeyi, keşfetmeyi ve sahiplenmeyi arzulamalı, sonra da parası ve zenginliği oranında kültür ve sanata yönelmelidir. Daha olmazsa gazetelere şöyle ilanlar vermelidir:

    İslam estetik bilincine erişmiş vatandaşlar aranıyor. İslam ve Türk medeniyetinden ilham alarak üretim yapacak, İslam ve Türk adını anarken utanmayacak sanatçılar aranıyor. Kendi değerlerine saygılı sanat eleştirmenleri ve teorisyenler aranıyor. Yönetim kurullarında bir sanatçı veya kültür adamı bulundurup onun önerilerini dikkate alacak holding ve şirket yöneticileri aranıyor. Kamu kurumlarının yönetim kurullarında birer kültür ve sanat adamı istihdam edecek bir başbakan aranıyor. Yeniden bir Türk burjuvazisi aranıyor. Yurtdışına kültür ve sanat eğitimi için her yıl üç yüz öğrenci gönderecek Milli Eğitim bakanı aranıyor. Bu öğrencilerde milli değerlere bağlılığı önkoşul görecek bürokratlar aranıyor. Kültür ve sanata ilişkin milli açmazlara el koyacak ve sağ ile solun sanatını dengeli tartacak bir Kültür bakanı aranıyor. İslam ile Batı medeniyetini bir potada harmanlayacak insan-ı kamiller (perfect human) aranıyor. Sanata destek verecek burjuvalar aranıyor. Sanatı günah saymayacak din adamları aranıyor.

    Velhasıl kendini dönüştürecek bir sağ ayak aranıyor!..

    kaynak:zaman

    i.pala@zaman.com.tr