Papatya Kokuları ve Yazılmamış Bir Hikâye

'Kitap özetleri' forumunda italyan tarafından 22 Ekim 2009 tarihinde açılan konu

  1. italyan

    italyan Yasaklı


    Ankara’da bir sahaf. Eskimiş, tozlu raflar, tozlu kitaplar.Aylardır kimsenin gözünün dahi değmediği bir kitap. Üzeri tozla kaplı. Kapalı olan daha fazla merak uyandırıyor. Kitaba ilişiyorum, üstüm başım perişan. Üflüyorum, ortalık uman.

    Tüm uğraşılarıma değmiş, işte aradığım kitap! Derler ya, kitap sahibini seçiyor.Ücreti üç-beş lira. Tutuşturuyorum son paramı da ihtiyarın eline. Bugün de bana yol göründü, yayan. Acıyla karışık gülümsemem beni dışarı çıkmaya itiyor ve çıkıyorum… Güneş tam tepede, hemen geçiyorum gölgede bir banka. Ve başlıyor yeni bir kitaba ilk seyahat. Önce kapağın, sonra tüm sayfaların sırrı açılıyor bana.…

    Kitap seni hatırlatır bana. İlk karşılaşmalar, ilk muhabbetler. Heyecan, korku, aşk ve endişe.
    Girift bir ikilem, bir dilemma: bu kitap sevgisi mi seni bana getirdi, yoksa kitaplara olan sevgim mi senin eserin?
    Ben kitapları seviyorum, çünkü her kitapta seni arıyorum. Arayış, bilinmezlik…
    Ben seni aramayı seviyorum, çünkü her kitapta seni buluyorum. Buluş, aşk…
    Ben seni bulmayı da seviyorum, çünkü her kitapta seni özlüyorum. Özlem, fenâ.



    Kitabı karıştırırken içinden bir fotoğraf düşüyor yere. Tam elimi uzatırken bir de çantam düşüyor. Onu yakalamaya çalışırken de yakamdaki gözlük. Terslik.
    Yanımdaki halden rahatsız, oflayıp kalkıyor. Ben de bundan rahatsız oluyorum. Kafamın içindeki cık-cıklar ile tüm dikkatimi kitaptan fotoğrafa yöneltiyorum. Nereden nereye.



    Fotoğraf. Anı yakalamaya yönelik tonuyla görsellik.
    Biliyor musun, fotoğraflarına bakmıyorum. Oradaki seni bulamıyorum. Bana hiç öylesine durgun, öylesine an’lık, öylesine yalan bakmıyorsun. Sevmiyorum fotoğrafları. Gerçeklikten uzak, göstermelikler şipşakları.
    Fotoğraf. Yüzyılın donukluk simgesi.



    Fotoğraf neredeyse babam yaşında. Her yanı eskimiş, eksilmiş. Dedikleri gibi, tarih kokuyor.
    Küçük bir kız fotoğrafı bu, boydan. Saçları iki yandan örülü, siyah önlüklü, kırmızı kurdeleli. Yüzünde deklanşöre gülümsemenin verdiği saflık. Saflığın ortaya çıkardığı güzellik, sağ yanağının tam ortasında şirin bir gamze.



    Sen gülümseyince içimdeki bulutlar yağmur olup yağıyor. O büyük bunalım dağılıp giderken, tüm sıkıntısını boşaltıyor. Hamdım.
    Sen gülümseyince içimdeki yer sarsılıyor. Bataklıkların içinden menekşeler bitiyor. Piştim.
    Sen gülümseyince içimdeki tanrı inancı artıyor. Musa inadım, yerine mutmainliğe bırakıyor. Yandım.



    Fotoğrafın arka tarafında çok da kötü olmayan bir elyazısıyla düşülen küçük bir not; ‘Kızım yedi yaşına değdi. Ellerinizden öper, bayramınızı kutlarız.’ Hemen altına eklenen isim; ‘Kızın Meryem.’



    Meryem oluyor adım adım adı. Sevgiye aç, kurtuluşa aç, hakikate aç. ‘Kurdun açlığı sözlerle yatışmıyor.’ Susuyor, suskun kalıyor. Sessizlik. Çile ve direniş, ızdırab ve sabır, iftira ve masumiyet. Sessizlik her şeyi söylüyor.
    Sessizliği bozuyor Mâverâ. İçi boşalan kelimelere anlam veriyor. Masumca direniyor, masumca sabrediyor. Kelimeler kerimelere dönerken, Rıdvan kapıyı açıyor. Kelimeler papatya kokuyor.



    Kim bilir kaç hikâye çıkardı düşülmüş bu nottan. Önümüzde birçok yol haritası. Hikâye, nereden başlayacak bilmiyor. Sözler kördüğüm, girizgâh isyan ediyor. Başlamadan bitiyor bu hikâye.

    Yazar Abdullah Başaran