Osmanlı Öncesi Türkler

'Osmanlı Tarihi' forumunda Wish tarafından 23 Aralık 2009 tarihinde açılan konu


  1. Osmanlı devleti Öncesi Türkler
    Osmanlı Öncesi Türk Beylikleri
    Osmanlı Öncesi Türk Devletleri


    Hunlar:

    Tarihte değinilen ilk Türk boyu MÖ 8’inci yüzyılda ortaya çıkan Hunlardır. Çin kaynakları Hunları Hiung-nu olarak anarlar. At sırtında göçlerin tarihte ilk örnekleri bu dönemde başlar. Batıya yönelen Hunlar olağanüstü hazırlık düzeyleri ve şaşırtıcı hareket yetenekleriyle zaman
    içinde kendileriyle aynı atçılık disiplinine sahip olan Germenler ve yüksek bir kültür düzeyindeki Romalılar üzerinde üstünlük kurmuşlardır.

    Göktürkler:

    MS 552’de Bumin Kaan’ın kurduğu Göktürk İmparatorluğu yaygın bir diplomatik ilişkiler dizisi oluşturmuştu. Göktürkler yedinci yüzyılda Çin egemenliği altına düşmüş olmakla birlikte Kutluk adlı kahramanlarının yönetiminde 532’de yeniden bağımsızlıklarına kavuşmuşlar, 716 yılında Kutluk’un oğlu Bilge Kaan imparator olarak kardeşi Kültekin ve babasının deneyimli veziri Tonyukuk ile birlikte ülkesini yüksek bir yaşam düzeyine ulaştırmıştı. Bu durum 745 yılına kadar sürmüştü. Bu dönemden kalan Orhun yazıtları Tonyukuk’un (ölümü: 720), Kültekin’in (ölümü: 731) ve Bilge Kaan’ın (ölümü: 734) mezar taşlarından oluşmaktadır.

    Uygurlar:

    Göktürk İmparatorluğu 745 yılında aynı etnik kökenden gelen Uygurlarca yıkılmış, böylece Göktürk bayrağı altındaki bütün Türkler Uygurlara bağlanmışlardır. Bölgenin Türkistan olarak tanınması Uygurlar nedeniyledir. 1229’da Moğollar Uygur yönetimine son vermişler, ancak Uygurlar varlıklarını onların üst kültürel ve politik tabakası olarak sürdürmüşlerdir.

    Türkler ve İslam:

    Türkler ve Müslümanlar arasındaki ilk ilişkiler sekizinci yüzyılda başlamış ve kimi Türk boyları İslam dinine geçmişlerse de Omayadların (661-750) Arap yanlısı politikaları bu ilişkileri bir ölçüde sınırlandırmıştır. Abbasi hanedanına egemenliği ellerine geçirmeleri için destek veren Omayadlara karşı o dönemde girişilen politik çekişmelerin en büyük bölümü bölgedeki Müslüman Türkler ile İranlılar (MS 750) arasında geçmiş, pek çok Müslüman Türk Abbasi yönetiminde yer almış, bu nedenle İslam dinine duyulan ilgi Ceyhan Irmağı ötesindeki Türkler arasında büyük artış göstermiştir. Bu ilgi dönemin Halifelerinden Muktesim’in 835 yılında salt Türklerden oluşan elit bir ordu kurmasıyla daha da pekişmiştir. İslam dininin Orta Asya bozkırlarına yayılmasında ticaretin de önemli bir rolü vardır. Kervanlara katılan Türk Şafii dervişleri Türklerin İslam dinine geçmelerinde azımsanmayacak bir görev üstlenmişlerdir. Türkler onuncu yüzyılda Müslüman olarak politik birliğe kavuşmuşlardır. Bu gelişmelerin ardından Karahanlar ilk Müslüman Türk Devletini kurmuşlardır.

    Karahanlılar:

    Türkistan ile Maveraünnehir arasında 990 ile 1212 arasında egemen olan Karahanlar, Samanoğlu yönetimine son vermişlerdir. Bu Devletin kurucusunun Buğra Han olduğu Buğra han yazıtında belirtilmektedir. Karahan yönetimi özellikle Türk kültürü ve sanat tarihi bakımından önem taşır. Pek çok kentlerde bu dönemde camiler, okullar, köprüler ve kervansaraylar kurulmuş, Buhara ve Semerkant bilim odakları durumuna gelmiş ve Türk dili de büyük bir gelişme olanağı bulmuştur. Dönmemin en önemli kitapları arasında Yusuf Has Hacip’in 1069 ve 1070 yıllarında yazdığı Kutadgu Bilik (“Mutlu Kılan Bilgi”) sayılabilir. Şiir kalıbı içinde imparatorlara bir öneriler dizisi niteliğini taşıyan bu eserde yöneticilere temel eşitçillik, erk (Devlet), anlayış (eseme) ve inanç düşünceler sunulmaktadır.

    Gazneliler:

    963 yılında Türk imparatoru Bevüktekin’in kurduğu Gazneliler ilk Müslüman Türk Devletleri arasında yer alır. Bu Devlet Bevüktekin’in oğlu Mahmut (977-1030) döneminde en parlak çağını yaşamış, Mahmut Hindistan’a 17 kez savaş açmış, İslam dinini yayma konusundaki sürekli çabaları sonucunda Devletin sınırlarını Toharistan ve Maveraünnehir’den Pencap’a, Multan’a ve Sind’in bir bölümüne kadar genişletmiştir. Ancak Mahmut’un oğlu Mesut döneminde Gazneliler Büyük Selçuk İmparatorluğu’nun kurucusu Tuğrul Bey’e karşı 1040 yılında giriştiği Dandanakan savaşı sonucunda topraklarının önemli bir bölümünü yitirmişler ve 1186 yılında çökerek Oğuzlar arasında özümlenmişlerdir. Sultan Mahmut’un Harzem’den Gazne’ye getirdiği Türk düşünürü Ebu Reyhan el-Birunî bu dönemi İslam kültür tarihinin önemli çağlarından biri yapmıştır. Yapıtlarını Arapça olarak yazan Birunî’nin büyük yankılar yaratan Kitab-ı Hind Mahmut’un savaşları sırasında gözlemlediği Hint dilini, yazınını, dinini ve düşününü anlatmıştır. Firdevsî’nin Şehname’si de bu dönemde Sultan Mahmut’a sunulan (1009) yapıtlar arasındadır.

    Selçuklular:

    Gazneliler Devletini yıkan Oğuzlar daha sonra Anadolu’yu, Irak’ı, Kafkasya’nın güney ve İran’ın kuzey kesimlerini egemenlikleri altına almışlardır. Altıncı yüzyılda Göktürk İmparatorluğu’nu kuran boy olup İslam dininin Türkler arasında yaygın duruma gelmesinden sonra öteki Türk boyları onlara Türkmenler adını vermişlerdir.

    Adını hanedana veren Selçuk Oğuzların Üçok dalından Dukak’ın oğludur. Oğuz’un torunları olan Tuğrul ve Çağrı (Çakır) Beyler döneminde tarihte Selçuklular olarak bilinen Oğuzlar Horasan’ı ele geçirmişler, Gazne İmparatoru Mesut’u yenilgiye uğratarak 1040’ta Büyük Selçuk İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Tuğrul Beyin yeğeni Alparslan (1073-1072) Malazgirt’te Bizans İmparatoru’nun ordularını yenilgiye uğratarak (1071) Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türklere açmıştır.

    Anadolu Selçukluları:

    Gazneliler Devletini yıkan Oğuzlar daha sonra Anadolu’yu, Irak’ı, Kafkasya’nın güney ve İran’ın kuzey kesimlerini egemenlikleri altına almışlardır. Altıncı yüzyılda Göktürk İmparatorluğu’nu kuran boy olup İslam dininin Türkler arasında yaygın duruma gelmesinden sonra öteki Türk boyları onlara Türkmenler adını vermişlerdir. Adını hanedana veren Selçuk Oğuzların Üçok dalından Dukak’ın oğludur. Oğuz’un torunları olan Tuğrul ve Çağrı (Çakır) Beyler döneminde tarihte Selçuklular olarak bilinen Oğuzlar Horasan’ı ele geçirmişler, Gazne İmparatoru Mesut’u yenilgiye uğratarak 1040’ta Büyük Selçuk İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Tuğrul Bey’in yeğeni Alparslan (1073-1072) Malazgirt’te Bizans İmparatoru’nun ordularını yenilgiye uğratarak (1071) Anadolu’nun kapılarını Müslüman Türklere açmıştır.

    Beylikler Dönemi:

    Anadolu Selçuklu Devleti’nin on dördüncü yüzyıl başlarında çökmesinden (1308) sonra on altıncı yüzyılın başlarına kadar Anadolu’da politik birlik dağılmış ve bölge çeşitli beyliklerin denetimi altına girmiştir. Bu çerçevede, Beyşehir’de Eşrefoğulları ve Hamidoğulları (1328), Balıkesir ve Bergama’da Karesioğulları (1336), Denizli’de İnançoğulları (1368) Isparta ve Antalya yörelerinde yine Hamidoğulları (1391), Aydın ve İzmir yörelerinde Aydınoğulları (1405), Manisa’da Saruhanoğulları (1410), Muğla’da Menteşoğulları (1425), Kastamonu’da Çandaroğulları (1461), Maraş’ta Dulkadiroğulları (1521) ve Çukurova yöresinde Ramazanoğulları (1608) beylikleri kurulmuştur. Daha sonraki dönemlerde bütün bu beylikleri ortadan kaldırarak Anadolu’da politik birliği kuran Osmanoğulları ise Eskişehir, Bilecik ve Bursa çevrelerinde yaşamaktaydılar.

    Öte yandan Orta Anadolu’da Ankara-Aksaray çizgisinin doğusunda Erzurum’a kadar uzanan yörede 1336’ya kadar İlhanlılar egemendiler. İlhanlı Sultanı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümü (1338) üzerine ortaya çıkan çatışmalar Anadolu beyliklerine tam bağımsızlık yolunu açmış, İlhanlı kontrolü altındaki bölgelerde ayrıca yeni Türk beylikleri de kurulmuştur. Bunlardan biri Kayseri-Sıvas yöresindeki Eretna’da Uygur Türklerinin kurduğu Eretna beyliği idi. Aynı biçimde, Türkmen Kadı Burhanettin Beyliği de bu yüzyılın ikinci yarısında ortaya çıkmış, Doğu Anadolu’da Karakoyunlu ve Akkoyunlu boyları politik etkinliklerini arttırmaya başlamışlardır.

    On dördüncü yüzyılda batı Türklerinden oluşan Türkmenler İslam dünyasında eski politik egemenliklerini yeniden elde etme yoluna girmişlerdi. Bunun bir sonucu olarak Türk dilinde ve kültüründe hızlı gelişmeler başlamış, Türkçe bilim ve yazında ana dil olmuş, beylikler Türkçe'yi Devlet dili olarak benimsemişlerdir. Yine bu dönemde yeni medreseler açılmış ve tıpta büyük ilerlemeler elde edilmiştir. Gülşehrî, Nesimî (ölümü: 1404) ve Ahmedî (1335-1312) dönemin Türkçe'yi kullanan önemli ozanlarıdır. Kentlerde, yerli gruplardan ve Türkmenlerden oluşan Türk toplulukları zanaatkârlar arasında “Ahi” adı verilen loncalar kurmaya başlamışlar ve bunlar kentsel yaşama öncülük eden birimler arasına girmişlerdir.