Osmanlı döneminde kullanılan kılıçlar

'Resimler' forumunda Dark tarafından 16 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. Osmanlı döneminde kullanılan kılıçlar

    Asya'dan Avrasya ve Anadolu'ya göçen Türkler, yanlarında getirdikleri kılıçlarla tüm Ortadoğu'nun kılıç şekillerini derinden etkilemişlerdir. İlerleyen dönemlerde Osmanlı’nın yükselişiyle birlikte, Osmanlı Kılıcı adıyla Avrupa’yı da etkilemiştir.

    Türkler'in gücüne güç katan, Osmanlı'nın cihan imparatoru olmasına yardım eden, kimsenin hayallerinin ulaşamadığı yerlere ulaşan işte tam olarak bu kılıçlardı.

    Kilij
    Kilij.
    En karakteristik Türk kılıçlarından olan Kilij’in kökeni Asya Hunları’na kadar gider. Bu kılıcın en önemli özelliği ortasındaki bükümü ve yalmanıyla (kılıcın uç kısmında bulunan her 2 tarafı da keskin bölgeye verilen ad) darbe ve kesme gücünün oldukça keskin olmasıdır. Keskinlikte, Katana ile yarışabilen ender kılıçlardandır. Tek hamlede düşmanı ikiye böldüğü bilinen rivayetler arasındadır.

    Ağır Kilij
    Ağır Kilij.
    Orta Asya’daki Türki kavimler tarafından bulunan bu kılıcın yalmanının ağırlığı oldukça fazladır. Ağırlığı kadar ölümcüllüğü de dillere destan bu yüzden kılıç ve balta karışımı bir forma bürünmüştür. Görünüş olarak da oldukça ürkütücü olan bu kılıç, 300 Sparta filminde de kendine rol bulmuştur ancak tarihi olarak Spartalılar’dan önce Türkler’e aittir. Kılıcı yakından tanıyarak kullanabilen kişiler mermiyi dahi ikiye bölebilir.

    Yatağan
    Yatağan.
    Yatağan, Osmanlı döneminde yaygın olarak 16. yüzyıldan 19. yüzyıla kadar kullanılmış; meşhur ve etkili bir tür kılıçtır. Yabancılar arasında Türk Kılıcı, halk arasında Kulaklı olarak da bilinir. Kılıcın ağırlık merkezi, kılıç yapımında Türk eğrisi olarak bilinen açısı ve ideal vuruş şekli diğer kılıçlardan farklı olduğu için kullanımı zordur. Formundaki bu farklılığın nedeniyse düşmanın her yönden gelecek kılıç darbelerini daha kolay savurmaktır. Ama iyi kullanan birinin elinde tahrip ve keski gücü, çağdaşı kılıçlardan çok yüksektir. Yatağan'daki motifler ve yazılar bazen bir şiir bazen bir özlü söz olmakla beraber çoğunlukla ayetler, kılıcın sahibinin ismi, dualar ve kılıcı yapan ustanın mührü ile yapım tarihi görülmektedir


    Gaddare

    gaddare.
    Form olarak kılıçtan biraz daha kısa olan bu tür, aşırı derecede keskin olmasıyla bilinir. Çok ağır olduğu için iki telle kontrol edildiği bilinen Gaddare, mızraklı askerlerden oluşan düşman cephesini yarmak için baş üstünde çevirerek kullanılırdı. Gaddare, yürüyüş sırasında, sivri ucu havaya dönük olarak omuz üstünde ya da sırtta çapraz olarak taşınırdı.

    Şaşmir

    Şaşmir.
    Bu kavisli kılıcın kökeni 9.yüzyıla ve Orta Asya’ya dayanır. Farsça kılıç anlamına gelen Şemşir, diğer kılıçlardan farklı olarak bele yatay olarak takılır. Tip olarak eğri, uca doğru incelen ve sivrilen bir formdadır. Yandan görünüşü aslan kuyruğunun kıvrıklığını anımsatır. Bu kılıç, darbe enerjisini bıçağa yayarak, kesme üzerine odaklanır. Bu sebeple saldırıdan ziyade savunma silahı olarak kullanılmıştır.

    Karabela

    karabela.
    Osmanlı kökenli olan bu kılıç, yeniçeri ve sipahiler tarafından kullanılmıştır. Karabela'nın en genel ayırt edici özelliği sapının kartal başı şeklinde
    olmasıdır. Osmanlı’nın Avrupa seferleriyle, kullanımdaki rahatlığı, hafifliği ve Türklere askeri açıdan duyulan hayranlık sebebiyle Avrupalılar tarafından benimsenmiştir. Türkler 17. ve 18.yüzyılda kullanmış; sonraki yüzyıllarda Polonlar tarafından rağbet görerek onların resmi kılıç formu haline gelmiştir.

    Dımışki

    Dımışki.
    Kılıcın ismi, dünyanın en sağlam çeliklerinden biri olan Damaskus(Şam)'tan gelmektedir. Efsanelere göre tek vuruşta rakibin kılıcını ve kalkanını, hatta kılıcın üzerine bırakılan ipek bir mendili ikiye bölebilir. Dımışki kılıçlar, bu şöhretlerini büyük ölçüde Haçlı Seferleri’ne borçludur. Ortadoğu’ya yaptıkları seferlerde bu kılıçlarla karşılaşan şövalyelerin ülkelerine döndüklerinde anlattıkları hikayeler zaman içerisinde Dımışki kılıçları Avrupa’da bir efsane haline getirmiştir.

    Hançer

    hançer.
    Eski Türkler savaşta, göğüs göğse çarpışmalarda karşısındaki düşmana darbeleri hançerle vurmuştur. Kesici gövdesi bazen tek, ama genellikle çift ağızlı kesici bir silahtır. Hem kesici hem de yakın dövüş silahı olması sebebiyle geniş oluklara sahiptir. Kemere takılarak taşınan Türk hançerleri yaklaşık 35-40 cm. boyundadır. Çelikten yapılmış olan kesici gövdesi altın veya gümüş kakma yazılar, bitkisel motifler, saadet düğümü ya da Mühr-ü Süleyman gibi motiflerle süslenmiştir. Kabzaları kemik, fildişi, gümüş veya altın kaplamadır. Bunlar ahşap üzerine kadife, deri, gümüş veya altın kaplama bir kın içinde taşınır.

    Memlük kılıcı

    Memlük kılıcı.
    Eğriliği az olan bu kılıç zamanında Mısır’a hükmeden Memlüklüler’den türemiştir. Türk-İslam kültürüne ait en eski kılıç tasarımlarından biridir. İnce, uzun, hafif ve dışa doğru kavislidir. 19. Yüzyılda Karamanlı Hamit Bey tarafından Amerikalılar’a hediye edilmiş; o tarihten bu yana da Amerika deniz subayları tarafından merasim kılıcı olarak taşınmaya başlanmıştır. (kesme biçimi)

    Pala

    pala.
    Yatağan’ı daha ziyade yeniçeriler kullanırken; pala, bahriye askeri ve süvariler tarafından kullanılırdı. Pala, düz; genişliği ucuna doğru biraz artan ve bu yüzden hafifçe öne kıvrık gibi görünürdü. Kısa ve enli olması sebebiyle yakın dövüş silahı olarak kullanılırdı.