Osman Gazi'nin Vasiyeti

'Osmanlı Tarihi' forumunda EyLüL tarafından 17 Temmuz 2011 tarihinde açılan konu


  1. Osman Gazi
    Osmanlı Padişahlarının Vasiyetleri

    OSMAN GAZİ
    Ertuğrul Gâzi 90 yaşında iken Hakkın rahmetine kavuşunca, beyliğin başına Cihan devletine adını verecek olan Osman Gâzi geçti. Osman Gâzi Türk Töresi gereğince bir ak keçeye oturtuldu. Dokuz defa havaya kaldırıldı. Beyler birer birer Osman Gâzi’nin önüne gelip, diz çökerek O’na itaat edeceklerini bildirdiler. Osman Gâzi’nin bir keçe üzerinde dokuz defa yukarı kaldırılıp, döndürülerek bey olarak ilan edilmesi, Türk Töresi’ne göre Osman Bey’in beyliğinin, dokuz kat göğün üstünde olan Yüce Tanrı tarafından onaylanması, kutlanması anlamına gelir. “Yüce Tanrı kut verirse kişi hakan olur” ifadelerinden de anlaşılacağı gibi, eski Türk hâkimiyet anlayışına göre hakanlar idare etme-hakan olma hakkını Yüce Tanrı’dan alırlardı.
    “Orada bulunan Ahi Evren, Osman Gâzi’ye kılıç kuşattı. Dursun Fakih dua okudu.”(M. Doğan, s:136)
    Rivayetlere göre, Ertuğrul Gâzi, Osman Gâzi doğmadan, bir gece rüyasında, ocağından bir suyun kaynayıp, gittikçe çoğaldığını, büyük bir deniz haline gelerek bütün yeryüzünü doldurduğunu gördü. Uyanınca gördüğü rüyayı arif bir kimseye anlattı, tâbir etmesini istedi. O da Ertuğrul Gâzi’nin rüyasını:”Senin bir çocuğun olacak. O ve soyu bütün yeryüzüne, yahut da büyük bir kısmına hükmedecekler” şeklinde tâbir eyledi. Bir veya birkaç gün sonra Osman Gâzi doğdu. Yine Ertuğrul Gâzi, bir gece ulemâdan bir kimseye misafir olup, bulunduğu odada bir kitap gördü. Sorunca ev sahibi, “Bu kitap, Allah sübhanehü ve teâlâ hazretlerinin, Resul-i Ekrem’ine inzal buyurdukları (indirdikleri) Kur’an-ı Kerim’dir” dedi. Sonra ev sahibi uyumak için gidip de Ertuğrul Gâzi mushafın bulunduğu odada yalnız kalınca, kalkıp, sabaha kadar Mushaf-ı şerifin huzurunda, hürmet ve tazim için ayakta durdu. Fakat, bir ara uykuya varınca, rüyada kendisine, ”Sen kelamıma hürmet ve saygı gösterdin, ben de senin evladına kıyamet gününe kadar daim olacak ulu bir devlet ihsan eyledim” diye hitap edildi. (Müneccimbaşı Tarihi c:1, s:44-45)
    Moğolların geniş istila hareketlerine giriştiği e Anadolu’ya akın akın Türkmen göçlerinin olduğu bir sırada Bizanslılar, Osman Gâzi adında bir akıncı ve Oğuzların Kayı boyundan Türkmenlerle tanıştılar. Bu devirde Anadolu’da kurulan bir çok beylik yayılmak ve genişlemek mücadelesine girişmişlerdi. Bu beylikler arasında Söğüt’te kurulan Osmanlı Beyliği hem Bizans’a karşı, hem de beylikler arası mücadelede pek şanlı görünmüyordu. Fakat Türklerin savaşçılık ruhu ve Cihan Hâkimiyeti Ülküsü, İslâmiyet’in Allah yolunda cihadı kutsal ve mübarek sayan düşüncesiyle birleşmiş büyük bir volkan haline gelmişti. Bu sefer İslâm’ın bayraktarı ve kılıcı olmak sırası Osmanlılara gelmişti.
    Anadolu Selçuklu devletinin dağıldığı ve Anadolu’da bir çok beyliğin kurulduğu bir dönemde (1299’da) Osmanlı devletini kuran Osman Gazi, “Karacahisar’ı aldığı zaman, Müslüman Türk halkını oraya yerleştirirken, Türk-İslâm müesseselerini de kurmak istedi. Birkaç kiliseyi camiye çevirdiler, sonra şehre bir kadı tayin edilmesi ve Cuma namazı kılınmasını istediler. Osman Gazi, kayınpederi Şeyh Edebali’ye ve Tursun Fakı’ya “İstediğinizi yapın” dedi. Onlar da “Sultandan izin almak lazımdır” dediler. Gerçekten kadıyı sultanın tayin etmesi ve hutbenin de sultan adına okunması gerekiyordu, çünkü Osman Gazi’nin beyliği Konya sultanlığına bağlı idi. Osman Gazi bunun üzerine şöyle dedi:
    “Ben bu şehri kılıcımla aldım. Bunda sultanın ne dahli var ki ondan izin alam? O’na sultanlık veren Allah bana dahi gazâ ile hanlık verdi. Eğer minneti şu sancak ise, ben de sancak götürüp, kafirle savaştım. Eğer O, “Ben Selçuk oğluyum” derse, ben de “Gökalp oğluyum” derim” (Erol Güngör, Tarihte Türkler, s:184) Osman Gazi bu sözleri ile Sultanlığını ilan ediyordu.
    Mevlana Celâleddîni Rumi hazretleriyle ilgili bazı menkıbelerde hikaye olunduğuna göre, Ertuğrul Gazi, Konya’ya her gelişinde kendilerini ziyaret ederlerdi. Bir keresinde, henüz küçük bir çocuk olan Osman Gazi’yi beraberlerinde şeyhe getirip hayır dua rica ettiler. O sırada Selçuklu hükümdarı bulunan kimsenin kalenderi olan bir şahsa bağlandığını işiten Hz. Mevlâna “Hoş şimdi hükümdar kendine bir baba bulduysa biz de kendimize bir oğul bulduk” diyerek Osman Gazi’nin elinden tutarak hayır dua eylediler. O’nu ulu ve devamlı olacak bir devletle müjdelediler. “Mademki bunun oğulları ve torunları benim neslime inanırlar ve bağlanırlar, devletleri daim olsun diye de dua buyurdular.” (Müneccimbaşı Tarihi, c:1, s:46)
    Bir çok yerli ve yabancı tarihçinin ittifakla naklettiklerine göre, bir gece Şeyh Edebalı’ya misafir olan Osman Gazi, bir gece rüyasında, şeyhin koynundan bir nur çıkıp kendi koynuna girdiğini gördü. Sonra göbeğinden bir ağaç çıkıp o kadar büyüdü ki bütün cihanı kapladı. Gölgesi bütün cihanı kaplayan bu ağacın gölgesinde bütün insanlar toplandılar. Uyandığında Osman Gazi gördüğü rüyayı Şeyh Edebalı’ya anlattı. Rüyanın tâbirini yapan Şeyh Edebalı, Osman Gazi’ye “Tanrı sana ulu bir devlet verecektir” dedi ve kızı Mal Hatun’u Osman Gazi ile nikahladı.
    İdris-i Bitlisi’nin “Heşt Behişt” adlı tarihinde naklettiğine göre, o devirde Kumral Abdal adlı Salih bir kimse vardı. Yenişehir havalisinde oturur, zaman zaman dervişleriyle birlikte küffar köylerine gaza ederdi. Bir gün, Hz. Hızır aleyhisselam yahut evliyaullahtan bir kimse Kumral Abdal’la buluşup, “Allah Teâlâ Osman Gazi’ye kıyamet gününe kadar devam edecek ulu bir devlet ihsan eyledi, var müjdele” diye emretti. Kumral Abdal Osman Gazi’yi bilmezdi. O kimse, Osman Gazi’nin tanınmasına yarayacak bazı işaretleri bildirdi. Kumral Abdal, o işaretler yardımıyla Osman Gazi’yi bulup, müjdeyi verince, Osman Gazi çok sevindi ve “Şimdi bir kılıç ile maşrabam var, ikisini de sana veriyorum” dedi. Kumral Abdal, sadece maşrabayı uğur olarak aldı. (Müneccimbaşı Tarihi, c:1, s:47)