orucun tıbbi faydaları

'Ramazan ve Oruç' forumunda YAREN tarafından 20 Temmuz 2010 tarihinde açılan konu


  1. orucun sağlığa faydaları,
    orucun tıbbi faydaları,

    Kişiler yaşlanna, kilolarına, cinsiyetlerine ve günlük enerji harcamalanna göre çizelgeler vasıtasıyIa saptadıkları gıda ihtiyaçları doğrultusunda günlük tükettiği menülerde azalma veya artıma yapacaklardır. Ömrü uzatmada en büyük etkenin hücre yapımı engelleyici ve toksin bırakıcı etkenlerden kaçınmaktır. Bu bağlamda oruç vücut aç olduğu zaman önce gereksiz toksin ve yağları yaktığı için en önde gelen faktördür ve Avrupa'nın diğer ülkelerinde birçok kliniğin sadece oruçla insanları tedavi ettikleri malumdur. Alman doktor Otto Buckinger (1881- 1970) "Oruçlunun hissettiği açlık tedavi safhasının ta kendisidir " demiştir. Hz. Nuh'un tüm sene boyunca, Hz. Davud'un günaşırı, ömrü uzun Bulgar köylüleri ve Hunzalar'ın ise senenin üçte birini oruçla geçirdiklerini bilmekteyiz.

    Orucun önemli bir diğer özelliği de en önemli organımız olan vücudumuzun labaratuarı karaciğerimize 15-20 saatlik dinlenme zarfında kendini tamir ederek yenilenme şansını vermesidir. Oruç sonrası önceden belirtilen günlük gıda ihtiyacımız dengeli bir şekilde alınacaktır . Bilisel veriler doğrultusunda önce yenecek meyve, salata ve sebze midede 15-20 dakika gibi çok az bir süre kaldıklan ve bağırsaklarda. Gıdaların nasıl yeneceği hususu ise vücudun iyi çalışmasını sağlayacaktır " sindirildiği için ardından yenilecek ve sindirimi midede gerçekleşen proteinli gıdalarla karışmayacak böylelikle mayalanma, ekşime ve gaz gibi rahatsızlıklann önüne geçilecektir. Batı ülkelerinde herhangi bir lokantaya gittiğiniz zaman sorulmadan önünüze salata gelir.Yemekle beraber yiyeceğim diye bekletirseniz 10-15 dk. sonra gelen garson herhalde yemeyecek düşüncesiyle önünüzdeki salatayı alır. Besinlerin uyumu "Food Combination" batı tıbbının da önemle üzerinde durduğu bir konudur. Uzun ömürde önemli bir yeri olan bağırsak sağlığı ise 3 ayda bir yapılacak Tıbb-ı Nebevi'nin "meşiyy(iç yürütme)" tavsiyesi ile gerçekleşecektir. Yatarken alınacak bir avuç sinameki 8-10 saat sonra etkisini gösterecek bağırsaklarda biriken tüm kalıntı ve toksik maddelerin dışa atılımını sağlayacaktır. Bu konuda 113 yıl yaşayan A.B.D'li Prof. Dr. Walker özel kliniğinde "Colonic irrigation" ile su vasıtasıyla bağırsakları sürekli yıkamaktaydı. Yine İngiliz kadınlannın cilt güzelliği için ayda bir "purgativ day" gününde ishal edici maddeler kullandıkları bilinir.
    Vücuttaki toksinleri giderici en önemli etkenlerden biri de terlemedir. Spor yaparak sauna veya hamam gibi ısı etkisiyle vücudun ayda bir ter atması, gözenekler vasıtasıyla vücuttaki zehirli maddelerin dışarıya atılmasına yardım edecektir. Diğer toksin atıcı bir metod ise sıcak su dolu bir küvete bir kilo doğal tuzun atılmasıyla 15 dk. yapılacak bir banyodur. Hareket, spor, yürüyüşler uzun ömürün diğer önemli unsurlarıdır. Rençberlik, hamallık, odacılık ve inşaat işçiliği gibi bedensel efor isteyen birçok iş Zaro Ağa'nın sürekli yaptığı işlerdendi. Uzun ömrün ırsi olmadığı, insanın asgari 120 yıl yaşama potansiyeline sahip olduğu, ancak fıtratına uygun şekilde yaşaması gerektiği uzıın ömürlü kişileri sistematik bir incelemeye alan batılı bilim adamlarınca saptanmış bir gerçek.
    Ömrü uzattığı iddia edilen hormonlar, enzimler, debonal, gerovital H3 gibi bazı buluşlar ancak yukardaki diğer kuralların kombinasyonu ile işe yarayacaklar. Günümüzdeki ultrasonografı, tomograf, anjiografi olanakları check-up'lar, transplantasyon ve tıbbi kontrol olanaklarının yaygınlaştırılması ise genel insanlık ömrünü uzatacak çağdaş etkenler olacatır.Kalp ritmini düzenleyici, iç salgı bezlerini etkileyici, hormonal dengeyi sağlayan, beynin doğal ritmini destekleyen bizi mutlu ve rahat kılan açık havanın içerdiği negatif iyonlar da ömrü uzatıcı önemli etkenlerdir. Altematif enerji olanakları ile kirlenen havayı temiz hale getirmek ise insanlara düşen bir görev..Uzun ömürlü olmanın en önemli yollarından biri de aslında hayırlı, iyi bir insan olmaktan geçiyor.
    Akşemseddin'in nasihatlerinde "Ömrün uzun olsun dersen kimseye kızma ve eziyet etme, kimsenin nimetine haset etme." deyişleri geçer: "Sadaka ömrü uzatır." hadisi, güleryüzün dahi sadaka olduğunun bildirilmesi, bu doğrultudaki en önemli ipuçlarındandır.


    Orucun Sağlık Yönüyle Faydaları

    Orucun kilo kontrolü, kan yağlarının düşürülmesi ve sindirim sisteminin dinlenmesine yönelik yararları biliniyor. Diğer yandan, bunlar tam açlık ve diyetle sağlanamıyor. Tam açlık ve sıkı diyetlerin yan etkileri fazladır; zira yeterli enerji alımı olmadığından negatif enerji dengesi söz konusudur. Oruçta ise -iftar ve sahurda aşırı yememek kaydıyla- optimum bir enerji dengesi vardır. Bu da faydalarının organizmaya zarar vermeden elde edilmesini sağlıyor. Genellikle bir veya birkaç besin öğesinden mahrum kalma prensibi üzerine oturan zayıflama amaçlı diyetlerden farklı olarak oruç fıtrîdir, helâl yiyeceklerde bir kısıtlama yoktur. Normal, sağlıklı, hatta istisnalar dışında rahatsız bir bünye için orucun vücut üzerinde zararlı bir etkisinin olmadığı birçok tıbbî araştırma ve incelemeler neticesinde açıklık kazanmış, ispatlanmıştır.

    Oruç tutanların yaşayarak bildikleri, oruç tutmayan insanların da çoğunun kabul etmek zorunda kaldığı gibi, bazılarının zannettiklerinin tam aksine, orucun vücuda da birçok faydası vardır. Kur'ân-ı Kerim'in ilgili âyetlerinden ve hadis-i şeriflerden de açıkça anlaşılır ki İslâm dini, insanların kaldıramayacağı ağır yükleri onlara yüklemediği için, kadınların aylık rahatsızlıklarında, hâmilelik ve doğum sonrasında anne ve çocuk için orucun zarar verdiği zamanlarda, uzun yolculuk ve şiddetli rahatsızlık/hastalık hallerinde oruç, başka bir münâsip zamanda tutulmak üzere ertelenir. Bu, İslâm dininin gösterdiği kolaylık ve sağlığa verdiği önemi gösterir.

    Orucun vücudumuzun deveran, sinir ve sindirim sistemleri üzerinde dinlendirici ve şifa bahşedici tesirleri pek çoktur. Bunun içindir ki Peygamberimiz (s.a.s.): “Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.” buyurarak ramazanda olduğu gibi, bu ayın dışında da sık sık oruç tutmamız hususunda Müslümanları teşvik etmişlerdir. Küçük bir bebeğin mamasını veya anasının memesini ilk ağzına alışından tâ insanın ölümüne kadar iç organlar ve sindirim organları devamlı çalışmaktadır. Sindirim organlarını dinlendirmek, Allah'ın en güzel şekilde yarattığı, her şeyiyle en mükemmel bir fabrikaya benzeyen vücudun içyapısını revizyona ve bakıma almak, elbette makinelerin sağlamca çalışması için gereklidir. Onun için birçok hastaya perhiz tavsiye edilir veya tedavi için belli saatlerde yemekten alıkonulur. “Mide, hastalıkların evi, perhiz ise tedavinin başıdır” sözü tarihin çok eski devirlerinden beri birçok doktor tarafından tekrar edilmiş, tecrübe eden halk tarafından doğrulanmıştır. Az yemenin çok yemekten daha iyi olduğu bir gerçektir. Vücut için, yeterli enerji alındıktan sonra belli zamanlarda yemek yemek; faydalı-faydasız şeylerle mideyi doldurmaktan daha iyi, daha sıhhîdir. Aslında bu özellik, oruçlunun iftar sırasında da az yemesiyle gerçekleşir. O zaman orucun faydası daha büyük olur. Rasûlullah (s.a.s.)'ın sünneti ve tavsiyesi de budur. İlim de kabul etmektedir ki, çok yemek zararlıdır. Romatizma, kalp hastalıkları, kan dolaşımındaki bozukluklar, şeker vb. hastalıklarda, bu hastalıkları başlatan veya artıran büyük etkenlerin başında çok yemek gelir. Çok yemekte vücudun lüzumundan fazla kilo alması vardır ki, bu sebeple kalbin etrafı yağ tabakasıyla kaplandığı için, insan rahat nefes alıp veremez. Kolesterol (kanda yağ birikmesi) denilen hastalığın başlıca sebebi yine çok yemektir. Çok yemek neticesinde böbrekler vaktinden önce yorulur ve bozulur, vazifesini yapamaz olur. Mide doğal halini kaybeder, büyür, elastikiyetini muhafaza edemez. Dolayısıyla yenilenleri kolay kolay hazmedemez. Bu yüzden bütün vücut da rahatsız hale gelir. Çok kere mide ülseri, mide veya kalın bağırsakta çıban da meydana gelir. Bu saydıklarımız ve daha birçok rahatsızlıklar hep çok yiyip içme neticesi meydana gelen zararlardandır. Bu gibi hastalıkların oruç tutulmayan yerlerde ve oruç tutmayan kimselerde daha çok bulunduğunu hatırlatalım. Onun için her yıl, on iki aydan birinde vücudun dinlendirilmesinde büyük faydaların olduğu inkâr edilemez.

    Müslüman, oruçla iradesini ve mide şehvetini gemleme gücünü kuvvetlendirir. Sigara ve benzeri kötü alışkanlıkları varsa, vücuduna zarar veren bu gibi şeylerden orucun yardımıyla kurtulur. Vücut bakımından sağlam ve karakterli insanların yetişmesinde orucun büyük faydaları vardır. Peygamberimiz ve Asr-ı Saadet devrinde insanların çok az hasta olduğunu, çok az yedikleri halde maddî ve manevî yönden çok kuvvetli insanların mevcut olduğunu tarih haber vermektedir. Asırlardır Müslümanların (dinlerinin emirlerini yaşayan, oruç tutan ve az yiyen dindar Müslümanların) durumu da bunu ispatlamıştır. Tabii bütün bunları görebilmek için gören göze, idrak eden akla ihtiyaç vardır.

    Fizyolojik ve Biyokimyasal Etkiler

    Kan şekerinde kısmî düşme (özellikle ilk günlerde) ve kan yağlarında daha uzun vâdede düşme beklenir. Kolesterol ve büyük (sistolik) tansiyon düşer. Aslında ramazan orucu, hafif ve orta derecede ve düzende olan, İnsüline bağımlı olmayan diyabet, şişmanlık, esansiyel hipertansiyon, gastrit gibi bazı hastalıkların düzelmesi için ideal bir fırsattır. 1994’de yapılan uluslararası katılımlı “Sağlık ve Ramazan” konulu kongrede geniş kapsamlı toplam 50 çalışmada bu tip hastalıkları olanlarda orucun hastalık parametrelerinde düzelme sağladığı, kötüleşme görülmediği bildirilmiştir. Diğer yandan şiddetli hastalıkları olanlarda, tip 1 (İnsüline bağımlı) diyabet, koroner arter hastalığı, böbrek taşı gibi hastalıklarda oruç tutulmaması gerektiği kanaati ortaya konmuştur.

    Psiko-Sosyal Değişiklikler

    Suç oranlarının ramazan ayında azaldığı saptanmıştır. Oruç tutanlarda huzur ve sükûnet hali ön plana çıkar. Sinirli ve taşkın hareketlerin azalmasında fizyolojik bir mekanizmanın da payı olduğu düşünülmektedir: Kan şekerinin yükselmesine aşırı cevap veren İnsülin karşıtı sistemin oluşturduğu ‘reaktif hipoglisemi’ diye bilinen, stresli bir tablo, oruç tutan bir insanda gelişmez. Oruçluyken tartışmak bile yasaklanmıştır; bu da kişisel düşmanlık hisleri ve gerilimi minimum düzeyde tutar. Bunalımı doğuran şey beklentidir. Tartışma beklentisi olmazsa gerilim azalır. Cinsel beklentiler olmadığında başıboş şehvet hisleri ortaya çıkmaz. Helâl olan gıdadan bile ümidini en azından yarım gün kesebilen “insan”, harama dair düşüncelerden ve beklentilerden uzaklaşmak için bulunmaz bir fırsata kavuşur. İşte o nimet; oruçtur. Peygamberimiz: “Oruç, sabrın yarısıdır.” buyurmuşlardır. İnsanı bunalımlara ya da yanlış yollara sürükleyen de hep sabırsız olması değil mi?
    Alıntı​