Orucun Sosyal Hayatımıza Etkileri

'Ramazan ve Oruç' forumunda Masal tarafından 12 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Ramazan Ayının Sosyal Hayatımıza Etkileri


    Orucun Sosyal Hayatımıza Etkileri Nelerdir


    Ferdi hayatta dindarlığın, sosyal hayatta huzur, dayanışma ve kaynaşmanın yoğun olarak yaşandığı af, mağrifet ve bereket mevsimi Ramazan ayına yaklaşmış bulunuyoruz. Yıl içerisinde gönüllerin yumuşadığı, rahmet kapılarının açıldığı geceler, günler ve aylar vardır. İşte bunlardan biri de peygamberimiz (s.a.v)’in “Evveli rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennemden kurtuluştur” diye haber verdiği Ramazan ayıdır.


    Bu ay, öğrenmek, anlamak ve gereklerini yerine getirmek üzere okuyan herkesin zihninde ve kalbinde farklı, kalıcı ve derin izler bırakan yeryüzünde en çok okunan Kur’an-ı Kerimin indirildiği bir aydır. Aynı zamanda nimetlerin kadrinin bilinmesine vesile olan, insanda şükran hisleri uyandırarak, yoksulların çaresizlerin halinden anlama şuuru veren ve maddenin esaretinden kurtararak “sabır” denilen en yüksek ahlaki bir meziyete eriştiren bir ibadet olan oruç ibadetinin farz kılındığı bir aydır.

    Orucun vermiş olduğu açlık hissinin vicdanda arınmaya ve kamalata neden olabileceği bir gerçektir. Şüphesiz bu tespit oruçlu bir insanın sık sık nefis muhasebesi yapmasını istemesinden de kaynaklanmaktadır. Açlık hissinin nefis muhasebesi ve zihni egzersizle bir araya geldiği zaman insanların yeryüzü sofrasında başıboş olmadığını, tam aksine muhatap olunan bütün nimetlerin arkasında bir Yaratıcının olduğunu hatırlattığını belirten İslam Uleması, ekonomik statüsü ne olursa olsun herkesin açlık vasıtasıyla "şükür" neticesine ulaşabileceğini belirtmektedirler. Oruç zengin ve fakiri eşit seviyeye getirerek hem nefsi kamalata hem de zengini fakirin halini düşünmeye yöneltir. Oruç, bu yönüyle değerlendirildiğinde ve bu anlamlarla ifa edildiğinde tüketim ahlâkının "şükür" ve "sadaka" ölçülerine uygun şekillenmesini de ifade edebilecektir.

    Oruç tutan kimse açlığın ne demek olduğunu bizzat tatmış olduğundan yokluk içinde kıvranan fakirlerin, kimsesizlerin çektikleri sıkıntıları içinde duyarak şefkat ve acıma duyguları gelişir. Bunun sonucu olarak da fakirlere yardım elini uzatarak sıkıntılarını giderir, toplumun huzur ve mutluluğuna katkıda bulunur.

    Dinimiz, bütün müslümanları tek bir vücut gibi kabul etmiş, müslümanların birbirlerinin dertleri ile ilgilenmelerini istemiştir.

    Peygamberimizin, "Yanıbaşında komşusu aç olduğu halde tok yaşayan, kâmil mü'min değildir" anlamındaki hadis-i şerifi, konunun önemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

    Bizim için en güzel örnek olan sevgili Peygamberimiz insanların en cömerdi idi.

    Ramazan ayında cömertliği doruk noktasına ulaşır, elinde ne varsa yoksullara dağıtırdı.
    Peygamberimizin mubarek hanımı Hz. Aişe diyor ki: "Allahü teâlânın Rasûlü üç gün peşpeşe karnını doyurmamıştır. İsteseydi doyururdu. Lâkin o, yoksulları doyurup kendisi aç kalmayı tercih ederdi."