Organoloji Çalgı Bilimi

'Magazin haberleri' forumunda YAREN tarafından 9 Kasım 2009 tarihinde açılan konu


  1. Çalgıların türleri, tarihi, yapım biçimleri gibi konuları inceleyen bilim dalına Organoloji denir.
    Çalgı (müzik aleti) müzik yapmak için kullanılan aletlere verilen genel addır.

    Müzik aletleri arasında görülen farklar müziğin yaşam ile gerçek anlamda birleşmesinden meydana gelmiştir. Bu da müzik ile ilgili duygularımızın maddesel bir ortamda geliştiğine işaret eder. Müziğin kağıt üzerindeki şekli ifade açısından çok sınırlı olduğundan ancak müzik aletleri sayesinde ifade gücü kazanır. Preatorius "Syntagma Musicum" (1618 adlı kitabının ikinci cildine "De Organographia" adını vermekle daha sonraları "Müzik Aletleri Bilimi" haline gelecek olan konuya ismini koyan ilk insan olmuştur.
    "Organon" kelimesi Yunanca olup, genel olarak vücudun çeşitli uzuvlarını tarif için kullanılmakla birlikte, herhangi bir işin yapılmasında ya da bir mesleğin icrasında kullanılan âletler anlamına da gelmektedir. Bu terim müzik âletleri için kullanıldığı gibi, insan sesinin oluşmasını sağlayan uzuvları belirtmek için de kullanılmıştır. Latince'de "Organum" olarak kullanılan bu kelime, çok sesli çalgı müziğinin belli bazı özellikleri ile, buna benzerliğinden dolayı vokal müziğin bazı çok sesli uygulamalarını tarif için de kullanılmıştır. P.Williams "Psalm cl" hakkında yazdığı tefsirinde St. Paul'un bu terimi çok açık bir şekilde çalgılar ve özellikle org için kullandığını belirtir.
    Klasik-antik dönemde müzik âletleri için Latince "instrumentum" kelimesi kullanılmış iken Orta çağlardan itibaren "instrumentum organicum" deyimi kullanılmaya başlanmıştır. Batıda ortaçağ müzik aletlerinin kesin olarak tanımlanamamış olmasının nedeni muhtemelen Andre Schaeffner'in de belirttiği gibi ses ile icra edilen dini müziğin çalgısal müzikten çok daha eski olmasına bağlanabilir. Müzik âletleri hakkında batıda yapılan ilk ciddi çalışmaların ortaya çıkması ancak 16. ve 17. yüzyıllardan sonra mümkün olmuştur, yukarıda adi geçen Praetorius'un kitabi da dahil olmak üzere bu çalışmaların baslıcalar şunlardır; Sebastien Virdung (1511) tarafından yazılmış olan "Musica getutscht und ausgezogen", Martin Agricola'nın yazdığı (1529) "Musica instrumentalis deudsch", Papaz Marin Mersenne'nin (1636-1937) yazdığı "Harmonie universelle" ve Pierre Trichet'in (1640) kaleme aldığı "Traite des instruments de musique". Bununla birlikte daha eski medeniyetlerin müzik aletleri konusunu sistemli bir şekilde ele aldıkları bir gerçektir. Doğuya ait olan çalgı bilgilerinin zengin ve ayrıntılı tarihi eserlerde toplandığını Çin, Arap ve Hint teorisyenlere ait antik çalışmalardan biliyoruz. Bu çalışmalar bize çalgıların isimlerini, sınıflandırılmasını, çalınış yollarını, nerelerde çalındığını, seremonilerde, ayinlerde nasıl kullanıldığını ve nasıl geliştiğini anlatır. 16. yy'da başlayan büyük keşifler, sömürgeleştirme hareketleri ve koloni savaşları Arap, Çin, Hindistan, Afrika ve Amerikan yerli halklarına ait çeşitli eşyalar ile aletlerinin de Avrupa'ya dönmesine sebep olmuştur. 1620 yılında yayınlanan "Theatrum Instrumentorum" adlı eserinde Praetorius Afrika çalgılarından mükemmel fark edilebilen boru, zil, davul, harp ve pluriarc adli çalgıların resimlerini yayınlamıştır.
    Organoloji çalışmaları yapan Father F.Bonanni (1722) "Gabinetto Armonico" adli eserinde bazı Afrika müzisyenlerini dikkate değer bir şekilde resimlendirmiştir. Batı düşüncesinin diğer kültürlerin sanat ve geleneklerine açılması seyyahların ve misyonerlerin gözlemleri ile 16. yy. dan sonra dünyayı dolaşmaya başlayan bilim adamlarının ortaya koydukları çalışmalar ile mümkün olmuştur. Bu tür çalışmalara örnek olarak Jean-Joseph-Marie Amiot'un (1779) "Memoire sur la musique des Chinois tant anciens que modernes" adlı eseri ile Guillaume-Andre Villoteau'nun (1813) "Description historique, technique et litteraire des instruments de musique des Orientaux" adlı eseri gösterilebilir. Yabancı müzik, müzisyen ve çalgılar büyük gezginler arasında merak uyandırmaktaydı. Afrika müziğine ait gözlemler Vasco da Gama'nin ( 1497- 1498 ) seyahat hatıralarından O .Dapper'in "Description de l' Afrique" (1674) adlı eserine ve Burchell (1822-1824), G. Schweinfurth (1873) ve diğerlerinin çalışmalarından zamanımız yazarlarından Andre Gide'in tahtadan yapılmış trompetler çalan bir topluluğu tarif eden "Voyage au Congo"(1927) adlı eserine kadar bir çok yapıtta yer almıştır.
    Chevalier Chardin' in İran'daki gözlemleri, Captain Cook'un Pasifik'teki uzun deniz yolculuğuna ait hatıraları (1785), Abbe J.A Dubuis'in Hindistan'da seremoniler ve gelenekler üzerine yaptığı çalışma (1825) ve bir Java Gamelan orkestrasını ilk kez Avrupa'ya getiren Sir Philip Raffles'in büyük eseri "History of Java" (1817) diğer kaynaklar arasında sayılabilir. Bu çalışmalar daha önce yapılmış olan antropolojik çalışmaların bir devamıdır. Uzak ülkelerden getirilen kıymetli müzik âletleri raflarda sergilenmeye, rönesansdan başlayarak da prenslerin saraylarını süslemeye (VIII Lui'ye ait "Roy'un Dolabi" gibi), saray kitaplıklarına ve dini müesseseler ile eğitimli sınıfın koleksiyonlarına dahil olmaya başlamıştır. Bu musiki aletleri zamanla etnografi ve sanat müzelerinin, müzik konservatuarlarının ve üniversitelerin ilk koleksiyonlarını oluşturmuştur. 19. yy in sonlarında başlıcaları C. Engel (1869), G. Chouqet (1875) ve Victor-Charles Mahilton (1880-1922) olmak üzere musiki aletlerine ait kataloglar yayınlanmaya başlamıştır. Bunun üzerine Organoloji biliminin yardımı ile sınıflandırma sistemleri gelişmiş bu da Etnomüzikoloji disiplininin gelişmesine çok önemli bir katkıda bulunmuştur.
    Organoloji'nin konusu genel olarak Klasik ya da Sanat müziğinden Halk müziğine, batılı müzik türlerinden batılı olmayan müzik türlerine kadar tüm musiki geleneklerinde kullanılan musiki aletleridir. Organolojinin sınırlarının kesin olmaması ve kapsadığı konuların müzikoloji ve etnomüzikoloji açısından farklı olabilmesi şaşırtıcı değildir. Buna rağmen Organoloji ile birlikte etnomüzikolojinin müzik ile ilgili araştırmalara önemli katkıları olmuştur. Mantle Hood gibi bazı etnomüzikologlar basit çalgı tariflerini ayrıntılı çalgı bilgilerinden ayırt etmek gayesi ile organografi ile Organoloji'yi ayrı ayrı düşünmüşlerdir. Nicholas Bessaraboff çalgıların yapımları ile ilgili bilimsel konuları daha kapsamlı olan musiki ile ilgili çalışmalardan ayırt edebilmek gayesi ile "Organoloji" terimini daha dar bir anlamda kullanmıştır.
    André Schaeffner, organolojinin temel konusu gerek estetik amaçlarla gerekse de dini ya da pratik amaçlarla bir ses üretmek için insanlığın en eski devirlerden beri kullandığı çalgıların tariflerini, ait olduğu bölgeleri, tarihlerini ve tasniflerin ortaya koymaktadır. Organaloji esas olarak gerçek müzik aletlerini inceleyen bir disiplin ise de (ki buna bu aletlerin envanteri, terminoloji, yapım tarifleri, aletlerin şekilleri ve çalınma teknikleri dahildir) müzik yapıtlarının incelenmesi ilgili olan akustik analiz, ıskalalar, ya da çalgıların kullanımına ait bilgiler, sosyo-kültürel faktörler ile müzik aletlerinin kullanılmasını ve müzisyenlerin eğitim sistemlerini belirleyen çeşitli inançları araştırmayı da kapsamı dışında bırakamaz. Hatta müzik aletlerini estetik ve sembolizm açısından incelemek ve halen kullanılmakta olan çalgılar tarihi ve orijinleri ile tarihe karışmış müzik aletleri arasındaki ilişkileri araştırmak da organolojinin kapsamı içerisine girer. Bu tür bilgiler Sümer, Hitit, Asur, Mısır, Yunan, Roma, Keltik ve Etrüsk resimleri, duvar kabartmaları, vazo süslemeleri gibi sanat eserlerinin incelenmesi ile elde edilebilir. Tarih öncesi devirlere ait mağaralarda rastlanan duvar oymaları ile Yeni Dünyada yazılmış itaplar da bu konuya ışık tutarlar. Arkeolojik kazılarda sık sık bozulmadan kalmış çalgılara da rastlanmaktadır. Bunların çoğu şekillerini çoğunlukla muhafaza etmiş olarak bulundukları bölgelerden farklı yerlerde bugün dahi kullanılmaktadırlar. Bunlara misal olarak Ur 'dan Lira ve Harpler, 8.yy Shosoin hazinelerine ait Çin udları milattan önceki birinci milenyumdan kalma bronz çanlar, İskandinavya'dan pirinç borazanlar, ve Mısırlılar ile Amerindians tarafından kullanılmış olan kamış ya da kilden yapılmış nefesli çalgılar gösterilebilir. Müzik aletlerine ait zamanımıza kadar ulaşan görsel malzeme dünyadaki hemen hemen bütün uygarlıklarında müziğe verilen önemini ortaya koyar.
     



  2. Nefesli Çalgılar

    Piccolo
    Piccolo, normal flütünün 1 oktav üzerinde olacak şekilde ayarlanmış bir tür yan flüttür 3 oktava yakın ses genişliğiyle günümüz orkestrasında en tiz seslere ulaşan enstrümandır Genellikle orkestralarda özel efekt amacıyla kullanılmakla beraber marş topluluklarında da kendine geniş yer bulmaktadır Flütün yerini alacak şekilde çalınır
    Tarihçe:
    Piccolo ilk olarak ağaçtan yapılmış ve insanın ön planda olduğu bestecilerin eserlerinde yer almıştır Piccolo’nun ilk kullanıldığı eserlerden birisi Beethoven’in 5Senfonisidir Piccolo’nun kullanıldığı en tanınmış yapıtlardan birisi, John Philip Sousa’nın “The Stars and Stripes Forever” marşının finalidir

    Flüt
    Flüt çoğu orkestra, topluluk ve nefesli gruplarında soprano sesi veren enstrüman olarak kullanılmaktadır Flütlerin büyük bir çoğunluğu metalden yapılmaktadır ve bir ucunda ağızlık olan bir tüp şeklindedir Müzisyen flütü yatay olarak tutup ağızlıkta bulunan oval şekilli bir parçadan içeri üfler Aynı anda düğme denen tuşlara basar Bu tuşlara basılıp bırakıldıkça flütte değişik tonlar oluşturan delikler açılır Do anahtarında akort edilen orkestra flütü en popüler flüt türüdür ve 3 oktavlık bir ses genişliği vardır Flüt ailesinin diğer üyeleri, piccolo, alto flüt ve bas flütten ibarettir Jean Pierre Rampal ve Aure Nicolet bu sazın ünlü solistlerindendir
    Tarihçe:
    Batı Müzüğinde en çok kullanılan şekliyle kullanılan flüt cinsi olan Yan Flüt’ün Çin’de MÖ 900 yılından beri kullanıldığı bilinmektedir Flüt, Avrupa’ya 12 Yüzyıl’da, öncelikle Almanca konuşulan bölgeler olmak üzere, girmiş ve ilk önceleri çoğunlukla askeri bandolarda kullanılmıştır Alman Flütü isminin verilmesi bu zamana denk gelmektedir Flüt daha sonra 16 ve 17 yy’da Oda müzüğinde kullanılan bir enstrüman haline dönüşmeye başlamıştır Bu ilk flütler, 6 parmak deliğinden ibaret tek parçadan oluşmaktaydı Ancak 1600 lerde, flüt birbirine bağlı 3 parçadan ibaret olarak yeniden tasarlanmıştır Aşamalı olarak, flüte daha fazla tuş eklenmiş ve orkestra parçalarında yerini almaya başlamıştır 1800 lü yıllarda 4 tuşlu flüt en çok kullanılan türü olmakla beraber, 8 tuşlusu da geliştirilmiştir Günümüzde,silindir şeklinde, 13 veya daha fazla ton delikli ve basmalı tuşlu Bohemia Flüdü en çok kullanılan cinsidir

    Korno
    Korno, obua ailesinin bir üyesidir 15 oktav daha tiz olduğu için alto obua da denmektedir Şekli genellikle obuaya benzer olup, orkestra’da 3 obuacı tarafından çalınmaktadır
    Tarihçe:
    Korno’nun ilk prototipleri 17yy sonundan önce ortaya çıkmıştır Bu aletler kıvrık boynuz biçiminde, deri kaplı ve gövdesi delikliydi Delikler, parmakların açılımını kapsayacak bir açı ile yerleştirilmişlerdi Johan Sebastian Bach tarafından kullanılan Oboa da Caccia (Av obuası) nın, kornonun çok benzeri olduğuna inanılmaktadır Karanlık ve yaslı sesi, Hector Berlioz, Peter Ilich Tchaikovsky ve Richard Wagner gibi besteciler tarafından öne çıkarılmıştır

    Obua
    Obua, en küçük ve en geniş oktavlı enstrümanlardan biridir Silindirik ahşap bir gövdesi ve gövdesi boyunca tuşları vardır 3 oktav ses aralığıyla çalması çok zor bir enstrümandır Çok nefes isteyen ve doğru nefes tekniklerine sahip olunmasını gerektirir
    Tarihçe:
    Obua, 17yy’da iki Fransız müzisyeni, Jean Hotteterre ve Michel Philidor tarafından icat edilmiştir “Shawm” adı verilen bir enstrümanı “Hautbois” (obua) ya çevirdiler “Hautbois” in Shawm’dan daha dar ve 3 parçalı bir gövdesi vardı 18 yy da çoğu orkesra bu enstrümanı bünyesine katmaya başlamıştı Tarih boyunca bazı besteciler, obua için solo eserler bestelediler Bunların arasında, George Frideric handel, Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig Van Beethoven vardır

    Klarnet
    Ahşap nefesli çalgılar ailesinin bir üyesi olan Klarnet, bir ucunda ağızlık olan diğer ucu da çan şeklinde olan bir uzun tüpten ibaretttir Çoğunlukla ahşaptan yapılan klarnetin üzerinde, küçük metal tuşlar bulunan delikler vardır Dil titredikçe, dolu ve zengin bir ton elde edilir Tuşlara basıp bırakarak tonlama yapılır Klarnet 4 nota da imal edilir ve en çok kullanılan düz-si klarnettir Bu klarnetin 35 oktav kadar ses genişliği vardır
    Tarihçe:
    18yy’da Alman bir flüt imalatçısı olan Johann Christoph Denner tarafından dilli bir halk çalgısı olan “Chalumeau” adlı enstrümanın değiştirilmesi ile elde edilmiştir 1840 lı yıllarda 2 farklı karmaşık tuş takımı geliştirilmiştir Klarinetler orkestralarda 1780 lerde popüler hale gelmiştir Klarneti ön plana çıkaran eserlerden bazıları George Frideric Handel’in 2 klarnet ve bir korno için üvertürü, Carl Strawitz ve Wolgang Amadeus Mozart’ın klarnet konçertosudur

    Fagot
    Fagot iki dilli bir enstrümandır Toplamda 25 metreye yakın silindirik ahşap tüpten yapılmıştır 4 bağlantı parçasından oluşur: Bass parça, tenor parça, çift parça ve çan parça olmak üzere Çan parça olarak adlandırılan kısım bass kısma alttan bağlı olup kıvrıktır Bu grup tenor kısma sonra topluca çift parçaya bağlıdırlar Çift dilli ağızlık tenor parçaya bir başka parçayla bağlıdır Bassoon üzerinde 8 delik ve 10 tuş bulunur Müzisyen dilli parçadan üfleyerek ve tuşlarla ton değiştirerek enstrümanı çalar
    Tarihçe:
    Fagot 1650 lerde büyük bir ihtimalle, kıvrık şekilli tek parçalı bir enstrümandan türetilmiş olmalıdır Modern Fransız Fagot’u, 19yy ortalarında, Buffet-Crampon isimli bir Fransız firması tarafından geliştirilmiştir Alman Fagot’u ise Wilhelm Heckel isimli bir imalatçı tarafından mükemmelleştirilmiştir Avrupa’nın çeşitli yerlerinde farklı türlerde çalınmaktadır

    Saksafon
    Saksafon dil sesli nefesli çalgılardan birisidir Yapısında, klarnet’in tek dilli ağızlığı, metal bir gövde, obuanın konik kısmına benzeyen bir kısım bulunur Çoğu saksafonun alt kısmı eğiktir ve bu şekliye bass klarneti andırır Çok azı, örn: soprano saksafon, düzdür ve klarnete benzer Saksafonun üzerinde 12 tuş ve delik bulunur 6 çiviye basıp bırakılarak gruplar halinde açılıp kapatılmak suretiyle değişik tonlar elde edilir Aletin üzerinde, normal sesinin bir oktav altında veya üstünde ses çıkartmaya yardımcı olan 2 de fazladan delik vardır En çok kullanılan saksafon türleri olan, soprano, alto ve tenor saksafonun 25 oktavlık bir ses genişliği vardır
    Tarihçe:
    İlk defa 1840 yılında Adolph Sax isimli bir imalatçı tarafından icat edilmiştir 1844 de ilk defa senfonik orkestralarda görünmüşlerdir Ancak saksafon için yazılan parçalara pek rastlanmaz Jazz’ın gelişimi ile saksafonun popüler olmasını 20yy başına kadar beklemek gerekmiştir

     



  3. Yaylı Çalgılar Keman
    Muhtemelen en tanınmış orkestra çalgısı olan keman, bir yayla çalınan telli bir enstrümandır Keman ailesinin en geniş aralıklı sesine sahip olan üyesi olan kemanın yanında bu ailenin diğer üyeleri, viola, çello ve kontrbasdır Keman bir kaç ana parçadan oluşur Ön kısım, omurga, boyun, perdeler, akort anahtarları, gövde, köprü, kuyruk ve F- delikleri Üst, göbek veya ses tahtası olarak da anılan ön kısım genelde iyi kurutulmuş ladin, arkatarafı ise akağaçtan yapılır Keman imal edilirken, ön, arka kısımlar ve omurga, boş bir kutu oluşturacak şekilde birleştirilir Kuyruğa bağlanan dört tel köprünün üzerinden geçip, perdelerden uzanıp, akort anahtarlarına bağlanır Anahtarla vasıtasıyla akort edilir ve elin perdelere basılması ile değişik sesler ve tonlar elde edilebilir Müzisyen, tellerin üzerinde yayı doğru açıyla sürtünce ses elde edilir Bu yay, pernambuco ’dan yapılıp, 75 santim uzunluğundadır ve telleri at kılındandır Kemanın en önemli özellikleri, sahip olduğu ses aralığı ve hem lirik hem de hızlı ve parlak kullanıma elverişli olmasıdır Kemancılar aşağıdaki teknikleri kullanarak özel sesler de elde ederler: pizzicato (telleri çekerek), tremelo (yayı hızlı hızlı telin üzernde hareket ettirmek), sul ponticello (yayı köprüye çok yakın sürterek ince bir ses elde etme), collegno (yayın teli yerine ahşap kısmını kulanarak) ve glissando (yayların üzerinde parmakları gezdirmekle çıkan ses)
    Tarihçe:
    Kemanın ilk olarak 1500 lerde İtalya da ortaya çıktığı anlaşılmaktadır Lira da Braccio ve “fiddle” adlı iki enstrümandan türemiş olduğu sanılmaktadır Keman yapım sanatı 17 ve 18 yy larda, Antonio Stradivari, Guiseppe Guarneri ve Jacob Stainer gibi ustalarla başlamıştır O zamanki kemanların bugüne göre, boyunları daha kısa, perde bölgesi daha kısa ve köprüleri daha düzdü Keman klasik eserlerde ilk kullanılmaya başlandığı zaman, alt sosyal seviyede bir alet olarak görünmüştür Ancak, Claudio Monteverdi’nin Orfeo’su gibi eserler ve “24 violons du roi” gibi topluluklarla bu statüsü de yükselmeye başlamıştır Bu tırmanma barok dönemde de, Antonio Vivaldi, JSBach ve Georg Philip Telemann gibi bestecilerle devam etmiştir Solo konçerto, sonat ve süit gibi müzik janrlarında, keman en önde giden eleman olmuştur Ancak keman virtüözleri ilk olarak 19yy da ortaya çıkmıştır Giovanni Viotti, Isaac Stern, Mischa Elman ve Nathan Milstein, David Oistrach, Pinhas Zuckerman, Jacha Heifeltz bu konuda ün yapmış isimlerden bazılarıdır

    Viola
    Viola, keman ailesinin 2 en geniş ses aralığındaki elemanıdır C,G,D ve A notalarına yarlı 4 teli vardır Viola için yazılan parçalar, alto anahtarında yazılır Viola’nın boyutları değişmekle beraber genelde kemandan büyük ve daha kalın sese ayarlanmıştır Haydn ve Mozart eserlerinde Violaya yer vermişlerdir Solo repertuarı sınırlı olmasına rağmen, viola semfonilerde önemli bir yere sahiptir Hector Berlioz, Johannes Brahms ve Robert Schumann gibi besteciler eserlerinde violaya geniş yer vermişlerdir

    Çello
    Viyolonsel olarak da bilinen çello, keman ailesinin üyesi olan bir yaylı çalgıdır Kemandakine benzeyen bir yayla çalınır Keman şeklinde olmakla beraber daha büyüktür Yaklaşık 120 m uzunlukta ve en geniş yerinde 40 cm civarında olan çello bu boyutları yüzünden oturarak çalınır Yere dayanan bir çubuk üzerinde duran çello müzisyenin bacakları arasına alınıp bir yayla çalınır Keman gibi dört yay sahiptir ve müzisyenin ellerinin perdeler üzerinde gezmesiyle değişik tonlar elde edilir Bu yüzden çello’nun ses genişliği 4 oktavdan fazladır Rostropoviç, Pablo Cassals, Jacquelin de Pera, Misch Maisky, William Lloyd Weber ünlü violonsel solistleri arasındadır
    Tarihçe:
    Günümüze kadar da kalabilen bazı çellolar 1560 larda, İtalyan imalatçı Andrea Amati tarafından yapılmışlardır 18 yy sonlarına kadar çello ön planda olan bir enstrüman değildi ve müzikteki bas sesi vererek parçadaki boşlukları doldururdu Ancak, barok döneminde, Antonia Vivaldi ve Luigi Boccherini gibi besteciler yalnızca çello için suitler yazdılar 19yy gelindiğinde çello için konçerto ve benzeri eserler Johannes Brahms ve Antonin Dvorak gibi isimler tarafından yazılmışlardı 20 yy da da Sergei Prokofiev ve Dmitri Shostakovich gibi besteciler çello’nun olanaklarını keşfedip bir solo enstrüman olarak geliştirdiler

    Yaylı Bas (Kontrbas)
    Çift bas (yaylı bas veya bas keman veya kontrbas ) olarak tanınan bu enstrüman, keman ailesinin en büyük ve en pes sesleri veren üyesidir Genelde 1,80 m boyunda olup 4 teli vardır Bazılarında bir telin uzatılıp tonu tizleştiren bir düzenek vardır Ses çıkarmak için müzisyen bir eliyle perdelerde dolaşırken diğeriyle telleri çeker veya üzerinde yay gezdirir Bottesini bu saz için görkemli konçertolar bestelemiştir
    Tarihçe:
    3 telli baslar 18 ve 19 yy da çok yaygındılar ve bugün de Doğu Avrupa halk müziğinde kullanılmaktadırlar 19yy gelene kadar bası çalmanın tek yolu dışa eğimli bir yaydı Daha sonraları müzisyenler telleri çekmeyi ve içe dönük yayla da ses çıkartmayı keşfettiler Baslar orkestra ve oda müziklerinde kullanılagelmiştir Bugün de jazz ve diğer popüler müzik türlerinde önemli bir ritm aletidir.
     



  4. Osmanlı Musikîsi'nde Çalgılar

    Mûsikî aletleri bilimi demek olan Organolojide çalgılar,hangi Müzik söz konusu olursa olsun, bu sanatın insanla birlikte doğuşundan bu yana geçirdiği merhaleler göz önüne alınarak, vurmalı çalgılar, nefesli çalgılar ve telli çalgılar sırası içinde incelenmektedir Biz burada Osmanlı mûsikîsinin çeşitli türlerinde kullanılan çalgıları, kullanılma alanlarını birleştirerek, vurmalı-nefesli-telli (mızraplı-yaylı) sırasına göre toplu olarak sınıflandıracağız

    Vurmalı Sazlar

    1) Tahtalar

    Çevgân (Askeri Müzik)

    Kaşık (Halk Oyunları)

    Çalpara veya Çengi Çubuğu (Köçekçe ve Tavşanca'larda)

    2) Zilliler

    Zil (Halile) (Tekke Müziği)

    Mehter Zili (Askeri Müzik)

    Hitit Sistrumu (Askeri Müzik)

    Zilli Maşa (Halk oyunları)

    Parmak Zili (Eski ve yeni Raks Müziği)

    3) Derililer

    Kös (Askeri Müzik)

    Davul (Askeri ve Halk Müziği)

    Nakkare (Askeri Müzik)

    Kudüm (Tasavvuf ve Klâsik Müzik)

    Dâire (Klâsik Müzik)

    Def (Fasıl Müziği)

    Bendir (Tasavvuf Müziği)

    Nevbe (Tasavvuf Müziği)

    Darbuka (Oyun havaları)

    4) Fırınlanmışlar

    Cam Bardaklar (Oyun Müziği)

    Kâseler (Oyun Müziği)

    Fincanlar (Oyun Müziği)


    Nefesli Sazlar


    1) Dilliler

    Zurna (Askeri ve Halk Müziği)

    Mey (Halk Müziği)

    Kaval (Halk Müziği)

    Tulum (Halk Müziği)

    Sipsi (Halk Müziği)

    Çifte (Halk Müziği)

    Arğul (Halk Müziği)

    Düdük (Halk Müziği)

    2) Dilsizler

    Nefir (Askeri Müzik)

    Kaval (Halk Müziği)

    Ney (Klâsik ve Tasavvuf Müziği)

    Girift (Klâsik Müzik)

    Miskal (Klâsik Müzik)

    Pîşe (Klâsik Müzik)

    Mû (Klâsik Müzik)

    Kara kamış (Klâsik Müzik)

    Komuz (Oyun Müziği)

    Garmon (Mızıka ve Oyun Müziği)

    Hokkabaz Borusu (Eğlence Müziği)

    Mizmar (Klâsik Müzik)


    Telli Sazlar


    1) Yaylılar

    Iklığ (Halk Müziği)

    Sînekeman (Klâsik Müzik)

    Keman (Klâsik Müzik)

    Rebab (Tasavvuf Müziği)

    Klâsik Kemençe (Klâsik Müzik)

    Karadeniz Kemençesi (Halk Müziği)

    Ağaç Kemane (Halk Müziği)

    Yaylı Tanbur (Klâsik Müzik)

    Kabak Kemane (Halk Müziği)

    Saz Ailesi

    Cura (Halk Müziği)

    Cura-Bağlama (Halk Müziği)

    Bağlama (Halk Müziği)

    Tanbura (Halk Müziği)

    Dîvan (Meydan) sazı (Halk Müziği)

    Tar Ailesi

    Dombra (Halk Müziği)

    Dotar (Halk Müziği)

    Setar (Halk Müziği)
    Asya Türkleri Müziği Çalgıları

    Balaban (MEY) (Halk Müziği)

    Gubuz (Halk Müziği)

    Koray (Halk Müziği)

    Sıbızgı (Halk Müziği)

    Mazhar (Halk Müziği)

    Gıçek (Halk Müziği)

    Kılkopuz (Halk Müziği)

    Rubab (Halk Müziği)

    Nay (Halk Müziği)
     



  5. Ney ve Neyzen

    Dünyada, ney, nay, flute, reed, naiu gibi isimlerle de bilinen Ney, Farsça bir kelime olan Nay ve Na kelimelerinden türemiş olan nefesli bir sazdır
    Neyzen; Ney sazını çalan kişiye Neyzen adı verilir Neyzen tabiri ise Farsça çalan, icrâ eden anlamına gelen "zeden" kelimesinden meydana gelmiş ve haliyle "Neyzeden" olmuştur Yıllar içerisinde kelime yuvarlanarak Neyzen kelimesi olarak son halini almıştır
    Dünyanın bilinen en eski Neyi ise Penn Müzesinde (The University of Pennsylvania Museum of Archaeology) sergilenmektedir Bu Ney müzede "Reed with seven holes" olarak adlandırılıyor ve Mısır enstrumanları bölümünde sergileniyorXV yüzyıl seyyahlarından olan Hoca Gıyaseddin Nakkaş seyahatnâmesinde, Hıtay Türkleri' nin hâkanlık sarayında iki bin kadar sazendenin (aralarında çok sayıda neyzen de var) sazlarını çalıp Hakana dua ettiklerini yazar
    Ney, bataklıktaki bildiğimiz saz kamışından yapılır Neylik kamış dokuz boğumlu olmalı ve boğum aralıkları birbirine yakın olmalıdır Ayrıca, sarı renkli, sert ve sık lifli, düzgün, eğik olmayan bir kamış olmalıdır Bu özellikleri itibariyle her kamıştan Ney olamıyor Günümüzde en çok Hatay Samandağı civarında Ney olabilecek kamışa rastlanır Bugün bile Ney yapımcıları kamışları genellikle bu bölgeden temin ederler Dünyada ise Marsilya,Suriye ve Fırat ile Dicle arasındaki sazlıklarda (Eski Mezapotamya) Ney kamışlarına rastlanmaktadır Ney olacak kamışlar, sonbaharda kesilir ve yaklaşık üç ay kadar kurutulur Bu ilk kurutmadan sonra kamışlar aşağıdan ve yukarıdan ikişer boğum kesilir ve yeniden kurutmaya alınır Kapalı bir alanda yapılacak bu ikinci kurutma altı ay kadar sürer

    Üstad Neyzen Niyazi Sayın
    Artık kamışlar Ney olma aşamasındadır Kamışlar kurumadan çıkartılır, eğik ve şekilsiz olanlar ayrılır ve ney olacak iyi kamışlar belirlenir Ney yapımcıları bu neylerin açılacak deliklerini önceden belirler, işaretler ve düzgün bir şekilde kamışı belirli noktalarından delerler Kamış artık ney halini almıştır ve kendini sahiplenecek bir neyzen beklemektedir
    Neyin her iki ucuna, çatlamaması için Parazvana ya da Parazvane adı verilen yüzükler takılır Bu yüzükler genelde bafon, gümüş, bakır, sert alaşımlı bir madde ya da bakır veya gümüş tel olabilir, Bu Neyzen'in tercihine bağlıdır
    Neyin üst ucuna sesin daha net ve keskin çıkması için başpâre denilen bir aparat takılır Başpâre yapımında genelde manda boynuzu, fildişi, abanoz ya da derlin denilen maddeler kulanılır Başpârelerin dudağa temas eden dış çapı (rim), iç yüzeyindeki hazne derinliği(cup) ve dış çapları standart değildir Ölçüler Neyzen'in dudak yapısına, kalınlığına göre değişebilir
    Başpâre sesin daha kuvvetli çıkmasını sağlar Başpâre sadece Türk Neyzen'lerine ait bir gelenektir Örneğin, Arap asıllı Neyzen'ler genelde nısfiye yada picolo olarak tanımlanan küçük neyleri üfledikleri için pek başpâre kullanmazlar
    Neyin ses alanı yaklaşık iki buçuk oktavdır Piyano ya da Keman gibi ses alanı çok geniş olmadığından transpoze yapılmasına imkan vermez Porte altı Sol perdesinden porte üstü Re perdesine kadar seslere hakim bir sazdır En pes sekizlideki seslere Dem Sesler adı verilir Neyden dem ses çıkarmak zordur fakat çok etkileyici bir tınıya sahiptir Neyzen neyi yaklaşık 45 derecelik bir açıyla tutarak çalar Oturularak çalınan Ney, Mevlevi Ayinlerinde ayakta da çalınır

    Doğu müziğine özgü sesleri elde etmek için yani çeşitli koma sesler denilen ara sesleri çıkartmak için delikleri yarım ya da çeyrek açılması gerekir Kimi seslerde baş hafifçe eğilerek ya da kafa hareketleri ile de komalı sesler bulunur Mevlevi müziğinin iki ana çalgısından biri olan Ney (diğeri ise Kudüm) dindışı müzikte de yaygındır
    Çeşitli boyda Neyler vardır Bunlar özel adlar taşırlar, Pestten Tize doğru isimleri: Bolahenk, Davut Mabeyn, Davut, Şah, Mansur Mabeyn, Mansur, Kız Mabeyn, Kız, Yıldız, Müstahsen Süpürde, Bolahenk Mabeyn ve Bolahenk Nısfiyedir Bu isimler aynı zamanda Türk Müziğindeki perdelerin ve tonların da adıdır
    Yedisinin tonu naturel sesler, beşinin tonu ara sesler olmak üzere toplam Oniki çeşit Ney vardırBu 12 çeşit neyin boyu yarı yarıya kısa olan ve bir oktav yukarıdan ses veren neylerin isimi de “Nısfiye Neyler” dir Nısfiye Neyler tam bir oktav dikten yani bir oktav tiz olarak tınlar Bolahenk, davut gibi çok uzun ve çalması çok zor olan neylerin, daha çok nısfiyeleri kullanılır Temel sesi bemollü ses olan neylere Mabeyn denir
    Neyzen, Ney için Ney çalmak yerine Ney üflemek tabirini kullanır Burada üflemenin mecazi bir anlamı vardır Nedeni İslam'da Allah'ın insanı yaratırken ruhu üflemiş olmasından kaynaklanır
     



  6. Cevap: Organoloji Çalgı Bilimi

    KSİLOFON
    Ksilofon’un ,Güney Asya dan çıktığı sanılmaktadır ve 16yy da Avrupa orkestralarına girmiştir Küçükten büyüğe doğru uzayan, yan yana sıralanan, tahta veya alaşım düzlemlerinden yapılmıştır 2 adet tokmağın düzlemler üzerine vurulmasıyla değişik sesler çıkar
    Açık havada duyulamayacak kadar güçsüz bir sesi vardır Saint - Saens (ölüm Dansı) ve Danimarkalı besteci HChrLumbye' in yapıtlarıyla çağdaş orkestraya girdi Masalsı duyguları başarıyla tanımlar

    Mey, müzikte nefesli bir çalgıya verilen isimdir. Ancak sözlüklerimize girmesi çok eski değildir, Kamus-ı Türki’de bile çalgı anlamına rastlanmamıştır. Zaten Gazimihal’de, T.D.K. sözlüklerine bu kelimeyi 1929 yılında kendisinin verdiğini ve lügatlarımız gibi, ferhenk ve kamuslarda izine rastlanmadığını söylemiştir. Halen T.D.K. sözlüğünde mey; eksik ve yanlış olarak şöyle tarif edilmektedir: ”Doğu Anadolu’da kullanılan bir tür küçük zurna”. Son yıllarda basılan müzik ansiklopedi ve sözlüklerinde de, “Halk müziğimizde kullanılan bir çalgı” gibi eksik açıklamalar mevcuttur.

    Gazimihal etimolojik olarak, mait kelimesi üzerinde durmuştur .”Firavunlar Mısır’ından kabartmalarda resmi var, adı o ilk çağda mayıt’tı; fakat sonradan uzun asırlar unutulmuştur. Meyi ve mayıt kelimeleri arasındaki morfoloji tıpkılığı açıktır” diyerek, Saygun’un da görüşüne katıldığını belirtmiştir. Ancak bu açıklamada iki çelişki vardır: Birincisi, Gazimihal’in iddiasına göre uzun yıllar unutulan bir çalgı nasıl oluyor da Kars’ta meyi ismiyle çıkıyor. İkincisi ise, Mısır kabartmalarında bu çalgının ismi mayıt olarak değil, mait olarak geçmektedir. Türkçemizde mey’e yakın kelimelere baktığımızda: “Meyi; eriyip akma. Meyi: Ney (Kars). <
    May: Su arkı, su mecrası olarak geçmektedir.
    Müzikte mey kavramını incelemeye kalktığımızda balaban ile ilişkisini ortaya koymak gerekiyor. Balaban, nefesli bir çalgı olarak Asya’da birçok ülkede sevilerek kullanılmaktadır. Bu çalgı, fizyolojik ve ses olarak mey ile çok benzerdir. Balaban’ın Türkçe’deki kelime anlamı; iri cüsseli adam veya hayvan, davul tokmağı, oynatılan ayı, balaban kuşu ve davuldur. Asya’nın Kazak-Kırgız ve Kazan Türkçelerinde koca davul anlamındaki balaban şeklinde görülür. İslavcanın Rus, Ruten, Bulgar, Sırp, Hırvat lehçelerinde de davula baraban denir. Erzurum doğusunun mey denilen kamış çalgısını andıran balaban daima davulla birlikte çalındığı için adının baraban’dan ”r>l” değişikliği ile geldiği de düşünülür.

    Maragalı Abdülkadir’in nayçe-i balaban’ının, günümüzde kullanılan mey ve balaban olduğuna dair herhangi bir şüphemiz yoktur. Ancak nayçe-i balaban ismi bazı değişikliklere uğramıştır .Bazı bölgelerde yaşayanlar balaban, belman, balaman, yasti balaban, nay ismini kullanarak bu çalgıyı günümüze kadar yaşatmışlardır. Türkiye’de ise mey ismini almıştır. Bu çalgının isminin neden mey olduğu konusunda yöre sanatçıları ile görüşülmüş, ancak bundan fazla sonuç alınamamıştır. Kimine göre mey; yumuşak anlamına gelmekte ve sesinin yumuşaklığı nedeniyle bu ismi almaktadır. Kimine göre muhabbet anlamındadır. Muhabbet anında kullanılır olması ve insana hoşluk duygusu vermesi, içkinin verdiği hoşlukla özdeşleşmiş ve mey ismi bu nedenle çalgıya verilmiştir. Ney’den ayırmak için ”mey” isminin verildiğini de söyleyen olmuştur.

    Bize göre, Mey ismi nay-ı balaban veya nayçe-i balaban isminin günümüze yansımasıdır. Bilindiği üzere Farsça “çe” küçültme ekidir. Nay ise eski İran dilindeki nada’dan türemiş bir kelimedir. Nada’nın anlamı da kamıştır. Nay dilimizde ney olmuştur. ”Ney, Farsça nay kelimesinin muhaffefidir”. Mey kamışla çalınan bir çalgıdır ve kamış bu çalgıya karakteristik özelliğini verir. Nay’ın anlamı da kamıştır .Büyük bir olasılıkla, mey kelimesi dilimize nay ‘dan incelerek giren ney’den ayrılması için girmiş bir kelimedir. Çünkü ney, Klasik Türk müziğinde kullanılmakta olan bir çalgıdır. Mey ise halk müziğimizde kullanılmaktadır. Belki de vurgulanmak istenen bu ayrım idi. Örneğin mey halen Ermenistan’da nay ismi ile de kullanılmaktadır. Ayrıca Gaziantep’te, nay denilen ve Erzurum pazarı için yapılan mey gövdelerinin varlığı da bilinmektedir.

    Tarihçe
    Mey, Asya’da yaygınlık kazanmış, köklü, fazla değişime uğramamış çok eski bir çalgıdır. Benzerleri halen Türkiye dışında Azerbaycan, Gürcistan, Dağıstan, Ermenistan, İran, Çin, Japonya ve Kore gibi ülkelerde çeşitli isimlerde kullanılmak tadır.

    Tarih öncesi sitelere kadar gittiğimizde ”kamışlı çalgılar görülmemektedir. Bunun nedeninin de, kamışın bizzat kendisinin, kemik flütlerin aksine kolaylıkla bozulabilir materyalden yapılmış olmasından kaynaklanıyor olabilir.

    Kamışlı çalgılar hakkında elimizde bulunan en eski bulgu Helenistik dönem Mısır’ına aittir. ”Kamışlı borulara mait adı verilir. Dördüncü hanedanda hem uzun hem kısa tiplerine rastlamaktayız. Bunlar muhtemelen modern obua gibi çift kamışla çalınmaktadır”.

    Mait, monaulos olarak da adlandırılmaktadır. Mey ve benzeri çalgılar ”Helenestik çağı Mısır kalıntıları arasında bulunan monaulos ile yakın benzerlik gösterirler. (Detayları bilinen tek antik tip). İngiliz araştırmacı Picken de bazı kaynaklara dayanarak aynı iddiada bulunmaktadır: ”Mey’in ve Azerbaycan’da kendisine çok benzeyen kamış borulu (balaman), Sovyet Ermenistan (düdük), Gürcistan (duduki), Dağıstan (balaban)’m antik çağın son dönemlerine ait monaulos ile ilişkisi vardır. Evliya Çelebi’nin balabanının, mey olduğundan kuşku duyulmaz. Saygun’un Kars yöresinden sekiz delikli çalgısına ait raporu Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan ve Dağıstan kaynaklı çalgılar tarafından da desteklenir. Sekiz delik, Brüksel Müzesi’nde bulunan Ptolemaic Mısır’ına ait monaulos’ta da vardır. Wegner de son dönem Atina vazo resimlerinden yapılan reprodüksiyon da, mey ‘in son dönem auloi’sine benzerliğini belirtmektedir.

    Capitoline Museum’daki bir mozaikin collotype’leri, (Salla Delle Colombe’deki) incelendikten sonra temsil edilen nesnelerin kamış olduğuna tamamen ikna oldum. Bunlar halen kullanılan kıskaçlar gibi yapılmış görünüyorlar ve kamışın dudağa gelen kısma yerleştirilmelerine rağmen, şekilleri hickiriki’nin yamuk şeklindeki kamış başlıklarından tamamen farklıdır. Boruların kendileri de tibiae ya da auloi’nin bildiğim diğer tasvirlerinden daha çok mey’e yakındır. Kamışlar mey’in uzunluğu ile orantılıdır. Altına doğru eğim kazanarak incelir. Gövdenin mafsal ucundan kamışa doğru alan daralması çok hafiftir. Bu mozaik, 1824 yılında, Trajanus Decius tarafından 252 yılında inşa edilmiş Thermae Decianae sitesinde bulunmuştur. Bu mozaik stilistik olarak Pergamon (Bergama) mozaikleri ile ilişkilidir. Öyle ki bu çift kamış yan silindirik boru çiftinin, Anadolu’da Hıristiyanlık döneminin ilk yüzyıllarında görülen bir tip olduğu kuşkusuzdur. Kıskaçlar (eğer öyleyse) her iki uca bağlanan tipten ziyade Bayburt(Kuzeydoğu Anadolu)’un mey ve hiçhiriki kıskaçlarının karakteristiği olarak bir uca bağlanan tiptendir”.

    Çeşitli araştırmacıların mey’in, zurna’dan daha eski bir çalgı olduğu hakkında iddialan mevcuttur. ”Zurnalar türünün atası mey’dir”. ”Silindirik obualar (mey ve benzeri çalgılar) yüksek sesli koniklerden (zurna) daha eskidir fakat daha az rastlanır”.

    Bu çalgıya ait elimizdeki Türklere ait en eski kaynağın Maragalı Abdülkadir’e (1350?-1435) ait olduğunu zannetmekteyiz. Nayçe-i balaban ismiyle yer alan bu çalgıya, ”Surnaya benzer surnayın talimi bununla yapılır, yumuşak ve hazin bir sesi vardır.” demektedir. Abdülkadir’den iki asır sonra yaşamış Evliya Çelebi’de de (1611-1683) benzer bir tanıma rastlamaktayız; ”Belban (veya balaban, Türkmen kamışlı düdüğü) Şiraz’da icad edilmiştir. Zurnadakine benzer kulağı yoktur. Türklerce çok kullanıldı. 100 çalanı vardır”. Bunların dışında Cumhuriyet Türkiyesi’nde tarihçeye girmeden kısır araştırmalar yapılmıştır.

    Helenestik Dönem Mısır’ına ait mait veya monaulos adlı çalgıyla benzerlik gösteren mey, bazen balaban, belban, nayçe-i balaban, nay-ı balaban, balaman, nay, düdük, duduki, mey, kuan, hiçkiriki, hyanpiri, vb. isimlerle günümüze değin gelmiş ve yaşamakta olan bir çalgıdır.

    Ses Sistemi
    Mey, bir oktav ses sahası olan çalgıdır. Yapısında, yedeni de bulunan rast makamı dizisi mevcuttur.

    Diatonik bir çalgıdır. Kromatik ses elde edebilmek için deliklerin yarım açılması ve dudakların yardımı gerekir. İcracı parmakları yarım açıp kapama dışında dudaklarını sıkarak veya gevşeterek kromatik sesin alınmasına yardımcı olur.

    Ses sınırının dar olması nedeniyle mey’de transpoze olanağı sınırlıdır. Belirlenen her bir tam ton için ayrı bir mey kullanmak gerekmektedir. Yarım tonluk farklılıklar kamış değişimi veya kamışa eklenen ve boğaz ismi verilen parça yardımıyla olur. Fakat aynı gövde üzerine kamış yardımıyla bir tonluk farklılık yapılmaya kalkıldığında seslerde bozulma olmaktadır.

    Meyler, Ana, Orta ve Cura olmak üzere üç ayrı yapısal özellikte sınıflandırılmıştır.

    Esas itibariyle mey notaları yazılırken fa anahtarı kullanılmalıdır. Halk Müziğimizin pes sesli bu çalgısında, Türk Müziği notalama sisteminden kaynaklanan (doğruluğu tartışılabilir) zorunluluklardan dolayı sol anahtarı kullanılmaktadır.
     



  7. Bendir

    Bendir, Klasik Türk Müziğinde kullanılan başlıca vurmalı ritim çalgılarından biridir

    Zilsiz büyük tef, nakkare ve kudümle birlikte kullanılır Derisinin iç yüzüne boydan boya gerilen kiriş sayesinde aynı anda iki değişik tını çıkarabilir

    Bendir, Klasik Türk müziğinde ve özellikle Mevlevi zikr musikisinde daire veya def adıyla bilinen vurmalı çalgının Mağrip ülkelerine (özellikle Fas ve Cezayir'e) özgü biçimidir Mağrip Arapçasından alınan bendir adı Türkiye'de 1980'lerden sonra yaygın kullanıma kavuşmuştur

    Genellikle 40 ila 55 cm çapında daire şeklindeki bir kasnağa deri germek suretiyle imal edilen bendirin belirgin bir özelliği, rezonans sağlamak amacıyla iç tarafına gerilen iplerdir Aynı enstrüman 12 yüzyıldan itibaren Ortaçağ Avrupa müziğinde timbre veya tymbre (Fransızca) adıyla yaygın olarak kullanılmıştır Arapça adın Fransızcadan aktarılmış olması kuvvetli olasılıktır

    Türkiye'de son dönemlerde kullanım alanı yaygınlaşmaya başlamış olup , ilahi müziğinin yanında Türk Halk Müziği'nde en çok kullanılan ritim aleti olmuşturBunun yanında Türkçe rock parçalarda da zaman zaman görülebilmektedir

    Standart çapı 52 cm'dir Ses kalitesi bendirin kasnağına ve maddesine göre değişir Plastikten veya deriden yapılır Deriden yapılan bendirlerde kasnaklardaki vidaları sıktıkça ses tonu değişir, aynı zamanda çakmak-kibrit yardımıyla deri 2 dakika kadar ısıtıldığı zaman daha kaliteli ses elde edilir.
     



  8. Kabak Kemane
    Türk Halk Müziğinin telli, yaylı ve deri kapaklı sazlarımızın tek örneğidir Menşei Orta Asya'ya dayanmaktadır Kabak Kemane Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da (Ege Bölgesi’nde) yaygın olarak kullanılan bir sazdır Kabak, Kabak Kemane, Rebap (Güneydoğu Anadolu’da Rubaba, Hatay yöresinde Hegit) ve Iklığ gibi adlar ile bilinmektedir Orta Asya Türkmenlerinin Gijek adını verdiği ve Azerbaycan halk müziğinde Kemança adıyla kullanılan çalgı da aynı köktendir Gövdesi kabak veya hindistan cevizi, göğsü deri, iki veya üç telli olan bir halk çalgısıdır Yörelere ve biçimlerine göre farklılık gösterir; Yay için at kılı kullanılması tercih edilir Su kabağı sap kısmından 1/3 oranında kesilir Bu bölüme tekne adı verilir ve üzeri eskiden tavşan, günümüzde ise yürek zarı ile kaplanır Tekne çapı yaklaşık 10-15 cm arasındadır tekneden sonra sap ve burgular gelir Gövdenin en alt kısmında, çalgıcının kabak kemaneyi dizine dayayıp çalması için demir çubuk vardır Bu çubuk aynı zamanda kabak ile sapın birbirini tutmasını da sağlar Kemane perdesiz bir çalgı olduğu için her türlü kromatik ve komalı ses elde edilebilir Ses genişliği, 2,5 oktavdır Kabak kemane geçmişten günümüze kadar otantik görünüşünü korumuş bir halk çalgısıdır Türkler kemane ve kemençe kültürlerini üç kıta üzerine yaymışlardır "Iyık" Altaylarda "Yançak komus", Kırgızlarda "Kıl Kıyak", Türkmenlerde "Gıcak" gibi isimlerle anılmıştır Kabak kemane yapılırken Su kabağı yukarı doğru incelen boğum altından kesilir ve üzerine yürek zarı veya deri geçirilir Daha sonra kabağa ağaçtan sap (kol) monte edilir Kemanenin aslı üç telli olup, daha geniş ses elde etmek için daha sonraları dördüncü bir tel ilave edilmiştir Kabağın çapının büyük veya küçük olması elde edilecek sesin tiz veya pes olması sonucunu doğurur İki eşik arası (üst ve alt eşik) normal şartlarda 32-33 cm uzunluğunda olmalıdır Ancak derinin az veya çok gergin olması bu uzaklığın değişmesinde etkendir Şu anda kemanede normal bağlama telleri (çelik ve sırma) kullanılmaktadır Ancak kemanenin doğal yapısı ile orantılı olarak keman telleri de kullanılabilir Sazımız at kılıfından yapılmış yay ile çalınır İyi, kaliteli ve gür ses elde etmek için kıllar üzerine reçine sürülür

    Burdur teke yöresine ait 4 telli, perdesiz, 2,5 oktav ses aralığında, gövdesi su kabağıdan yapılmış eski türk enstrümanlarından biridir Ayrıca kemanda olduğu gibi yay vasıtasıyla çalınır.
     



  9. TİMPANİ
    "Timpani" sözcüğü İtalyanca'da 'davullar' anlamına gelir Orkestra davulu olarak da bilinen timpani, 300 yıl öncesi kullanılan ilk davuldur Kökenleri Asya ve Afrika'ya dayanır Geniş, altı yuvarlak, bakır bir çanak üzerine dana derisi veya plastik gerilerek yapılır Ses düzeni, deriyi gövdeye birleştiren çemberin etrafındaki kelebekleri sıkmak veya gevşetmek yoluyla yapılır Günümüzde bu sistem artık anahtarlarla veya küçük pedallarla sağlanmaktadır

    Büyüklü küçüklü iki parçadan oluşur İhtiyaç duyulan ses perdesine göre beş taneden oluşan set halinde de çalınabilir 2,5 oktav ses aralığına sahiptir

    Üç çeşidi vardır:
    a Büyük Timbal : 80 cm
    b Orta Timbal : 74 cm
    c Küçük Timbal : 68 cm
    Ordularda uzun süre kullanılmıştır 17.yüzyılın ortalarından sonra sıklıkla kullanıldığı orkestraların ve çok sesli müziğin olmazsa olmaz enstrümanıdır
     



  10. HARP
    Ön Asya ve Mısır’da eskiçağlardan beri kullanılmaktadır, fakat değişiklikler ortaçağda başlamıştır Bugünkü gelişmesine 19yüzyılda ulaşmıştır
    Küçük harpler ortaçağ halk ozanları tarafından yüzlerce yıl önce çalınırdı Büyük harpler Avrupa’da rönesans devrinde, orkestra gruplarında kullanılmaya başlandı
    Harp iki yada üç tel kullanılarak ve değişmez bir anahtarla çalındığı için başlangıçta zor enstrümandı 1872'de Fransa’ da çift hareketli harp icat edildi Bu çözüm; çalan kişinin bir pedal yardımıyla tellerin ses perdelerini alçaltıp, yükseltmesine yardımcı oldu 1800'lerin ortasında çift hareketli harplerin çoğalmasıyla birçok batılı besteci harp için orkestra parçaları yazmaya başladı Tchaikovsky ve Debussy’nin çok güzel harp besteleri vardır
    Hem ezgi, hem de armoni (çok sesli, akor) çalabilen tek, telli çalgıdır Solo ve eşlik görevi verilir Anlatım gücü zengindir Harpin yumuşak ve şiirsel bir ses rengi vardır Harpın esas görevi; akorlar ve onların oluşturduğu biçimleri çalmaktır Parmak ucu ile çalınan bir çalgıdır Kalın tel, pirinçle kaplamalı ipek saçaklı çelikten, orta ve ince ses telleri ise gerilmiş bağırsaktandır

    Harpın belli başlı bölümleri şunlardır:
    a) Dizi seslerinin karşılığı olan yedi pedalın tutturulduğu oluk haznesi
    b) Çınlama kasası
    c) Sütun ve konsol
    Harp çalan kişinin kulağı çok iyi olmalıdır, parmak uçlarının etli ve yağlı olması ve kolların uzun olması aranılan özelliklerdir Ayrıca duruşta bir estetik ve zerafet olması gereklidir Bayanlar için çok uygun bir enstrümandır. Başlamak için 8-10 yaşlar uygundur.
     



  11. KANTELE:(KANUN BENZERİ)
    Kantele finlilere ait telli bir çalgı aletidir En eski türlerinin 5 ila 15 telli olduğu enstrüman, günümüzde 39 tellidir Fin kantelesi, Do Major gamına göre akort edilirler.

    Kantele, diz üstünde veya küçük bir sehpa üzerinde çalınır.

    Finlilerin ulusan epik destanı Kalevala'ya göre, büyücü Väinämöinen, ilk kantelenin gövdesini, bir tuna balığının kemiğinden, tellerini efsanevi bir at olan Hiisi'nin yelesinden yapmıştır.

    Baltık Ülkeleri'de ve Rusya'nın bazı bölgelerinde kantele benzeri başka çalgı aletleri de vardır: Letonya'da kokle, Litvanya'da kankles, Estonya'da kannel, Rusya'da gusli.

    Ayrıca kantele, bir Arap çalgı aleti olan kanunla benzer bir karakteristiğe sahiptir.
     



  12. KEMAN
    Keman yaylı çalgılar ailesinin en küçük üyesidir.Karakteristik özellikleriyle XV. yüzyılın ilk yarısında görülmektedir. Yüzeysel olarak bakınca kemanın yüzyıllar boyunca değişmeden kaldığı düşünülebilir fakat gerçekte birbirini izleyen besteci ve yorumcuların ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde gözle görülür bir evrim geçirmiştir.Keman ve onun ayrılmaz bir parçası olan yay , belirli özellikleri olan bazı ağaçlardan yapılmaktadır.Keman, her biri ayrı perdede ses veren dört telli ve standartlaştırılmış bir çalgıdır.
    Kemanın başlıca öğeleri; salyangoz, ağaç burgular, sap eşiği, sap, teller, tuşe, f delikleri, ses eşiği, fiksler,tel takacağı, kiriş eşiği, kiriş düğmesi, çenelik ve omuzluktur.


    Keman ve yay seçimi; Keman öğrencisinin bedensel yapısı keman ve yayın yapısı ve bu yapılar arasındaki uyum, başlangıçkeman eğitimi için büyük önem taşımaktadır.Bu yüzden keman öğrenmeye , rastlantısal olarak geçen herhangi bir keman ve yay ile değil,belli ölçülere göre seçilen keman ve yay ile başlanmalıdır.
    Keman çalmada en temel faktör duruş, tutuş ve işleyiştir.
    Dinleti biçimi; orkestra veya piyano eşlikli solo konser ,resitaller yada orkestra sanatçısı olarak icra edilir.Keman teknik donanımı ve icra yönü en zengin çalgılardan biridir bu sebepten dolayı başlangıç ve gelişim aşamalarında yoğun çalışma ve sabır ister.Kemandan uygun sesin çıkartılması ve icra yönünün gelişmesi belli başlı teknik temeller üstüne sağlanır.Kusursuz bir icranın ve yeterli teknik donanımın sağlanması kişinin keman’a , sanat tarihine armoniye kısacası müziğin tüm temel faktörlerine olan ilgisi ve çalışmasına bağlıdır.Ancak ülkemizde keman icra sanatı sadece performans olarak algılanmaktadır.Bu tek başına asla yeterli değildir.Keman icra sanatında yazılan eserlerin dönemi ,dönemin teknik unsurları , armonisi icra sekli ve bir çok sosyal ve felsefi boyutu vardır.Ancak tüm bunlar sırasıyla işlendiğinde kusursuz bir icra ortaya çıkar.
    Keman Eğitimi Ders Konuları:
    • Müziğe giriş.
    • Temel müzik ve nota eğitimi
    • Keman çalmada duruş ve tutuş.
    • Duruş ve Denge.
    • Sol el ve sol kol pozisyonu.
    • Sağ el pozisyonu (yay tutuş).
    • Yay sürüş , yayın hızı ,yayın teller üzerindeki basıncı, yayın tel üzerindeki yeri.
    • Keman tuşe’ si üzerinde 1. pozisyon La teli, Re teli , tel değiştirme çalışmaları ve Mi teli, Sol teli.
    • 1. pozisyon etütler, küçük eserler ,parmak egzersizleri ve diğer pozisyonlar.
    • Sol el teknikleri Entonasyon (ses temizliği).
    • Çift ses çalışmaları.
    • Akor çalışmaları.
    • Yay teknikleri .
    • Piyano eşlikli ve çift keman oda müziği çalışması.
    • Solo ve grup dinleti hazırlık çalışmaları.
    • İleri Düzey Kapris etütler,büyük konçertolar ,sonatlar
    • Konser repertuarları .
     



  13. Bağlama
    Ülkemizde kullanımı en yaygın olan telli bir Halk Çalgısıdır. Yörelere ve ebatlarına göre bu çalgıya, Bağlama, Divan sazı, Bozuk, Çöğür, Kopuz Irızva, Cura, Tambura vb. adlar verilmektedir. Bağlama ailesinin en küçük ve en ince ses veren çalgısı Curadır. Curadan biraz daha büyük ve curaya göre bir oktav kalından ses veren çalgı ise Tamburadır. Bağlama ailesinin en kalın ses veren çalgısı ise Divan Sazı'dır. Tamburaya göre bir oktav kalından ses verir.
    Bağlama; Tekne, Göğüs ve Sap olmak üzere üç ana kısımdan oluşmaktadır. Tekne kısmı genelde dut ağacından yapılmaktadır. Ancak dut ağacının dışında ardıç, kestane, ceviz, gürgen gibi ağaçlardan da yapılmaktadır. Göğüs kısmı ladin ağacından, sap kısmı ise gürgen, ak gürgen veya ardıç ağacından yapılmaktadır.
    Sap kısmının tekneden uzak kısmı üzerinde tellerin bağlandığı Burgu adı verilen parçalar vardır. Bağlamanın akordu bu burgular kullanılarak yapılmaktadır. Sap kısmı üzerinde misina ile bağlanmış perdeler bulunmaktadır. Bağlama Mızrap veya Tezene adı verilen kiraz ağacı kabuğu veya plastikten yapılan araçla çalındığı gibi bazı yörelerimizde parmakla da çalınmaktadır. Bu çalım tekniğine Şelpe adı verilmektedir.
    Bağlama üzerinde ikişerli veya üçerli gruplar halinde üç grup tel bulunmaktadır. Bu tel grupları değişik biçimlerde akort edilebilmektedir. Örneğin bağlama düzeni adı verilen akort biçiminde alt gruptaki teller yazılış itibariyle La,orta gruptaki teller Re,üst gruptaki teller ise Mi seslerini vermektedir. Bu akort biçimi dışında Kara Düzen (Bozuk Düzen), Misket Düzeni, Müstezat, Abdal Düzeni, Rast Düzeni vb. akort biçimleri de vardır.


    Kemence
    Yaylı bir halk sazıdır.Özellikle Karadeniz bölgesinde yaygın olduğu için “Karadeniz Kemençesi” olarak ta bilinmektedir. Kemençenin gövdesi, dut, erik, ardıç ve kelebek gibi sert ağaçlardan, göğsü ise, çam ve köknar gibi yumuşak ağaçlardan yapılmaktadır.
    Kemençenin üç teli bulunmaktadır. Eskiden bağırsaktan yapılan bu tellerin yerini daha sonraları metal teller almıştır. Kemençenin en önemli özelliği, iki tele aynı anda basarak paralel dörtlü ve beşlilerle çalınabilmesidir. Süsleme notaları oldukça sık kullanılmaktadır.Bir oktav civarında ses genişliği vardır.

    Kabak Kemane
    Kabak Kemane Türkiye’de özellikle Batı Anadolu’da (Ege Bölgesi’nde) yaygın olarak kullanılan bir sazdır. Kabak, Kabak Kemane, Rebap(Güneydoğu Anadolu’da Rubaba, Hatay yöresinde Hegit) ve Iklığ gibi adlar ile bilinmektedir. Orta Asya Türkmenlerinin Gijek adını verdiği ve Azerbaycan halk müziğinde Kemança adıyla kullanılan çalgı da aynı köktendir.
    Kabak Kemane, su kabağı veya ağaçtan yapılmış gövde ile saptan oluşmaktadır. Kemane, halk arasında üç telli olarak kullanılmakta iken, son yıllarda dört tellisi de kullanılmaya başlanmıştır. Eskiden bağırsaktan yapılmış kiriş teller kullanılmakta iken, günümüzde metalden yapılmış teller kullanılmaktadır. Kemane yayı, bir çubuk üzerine at kuyruğundan veya misinadan yapılmış tellerin bağlanması ile elde edilmektedir. Oturularak ve sol diz üzerine konularak çalınmaktadır. Ses genişliği, 2,5 oktavdır.


    Ud
    Klasik Turk Muziginin vazgecilmez enstrumanlarindan biridir. Perdesiz bir calgi olup mizrapla calinir.
    Türkiye'nin yanı sıra, Tunus, Fas ve Cezayir de dahil olmak üzere bütün Arap ülkelerinde, İran'da ve Ermenistan'da aynı adla kullanılan iri gövdeli, kısa saplı telli bir çalgıdır. (İran'da “barbat” adıyla da bilinir ve Avrupa’nın “Lavta”sına benzer)
    Nefesli Calgilar

    Zurna
    Nefesli Türk halk çalgılarının en tiz ve en gür sesli çalgısıdır. Bu nedenle genellikle meydanlarda davul ile birlikte çalınmaktadır.Düğün bayram gibi önemli günlerde çalındığı gibi, eski Türklerin savaşlarına da katılıp mehter takımlarında da çok önemli bir yer almıştır. Üflemeli halk çalgılarının başında gelen zurnanın kökeni Ortaasya’ya dayanmaktadır. Yurdun her yöresinde açık hava çalgısı olarak davul ile birlikte yaygın bir şekilde kullanılmaktadır.
    Zurnanın boyu 30cm ile 56cm arasında değişmektedir. Gövde ve sipsi olmak üzere iki bölümden oluşmaktadır. Ön yüzünde 7, arka yüzünde de 1 olmak üzere 8 adet ses perdesi bulunmaktadır. Bu perde deliklerinden başka kalak üzerinde daha küçük çaplarda “Şeytan Perdesi” denen perdeler bulunmaktadır.Türkiye’de zurnalar doğudan batıya doğru gittikçe belirgin bir büyüme kaydettiği görülür. Büyüklük ve küçüklüklerine göre üç gruba ayrılırlar.
    1. Kaba Zurna 2. Orta Zurna 3. Cura(Zil) Zurna


    Mey
    Gürgen, ceviz vb. sert ağaçlardan yapılanları varsa da en makbulü erik ağacından yapılanıdır. Genellikle Erzurum, Kars, Gümüşhane, Bayburt, Van ve Erzincan yörelerinde yaygın olarak kullanılan bir çalgıdır. Balaban diye de adlandırılan bu çalgı Ortaasya kökenlidir. Sesi zayıf olduğu için daha çok kapalı mekanlarda ve oda toplantılarında çalınmaktadır. Kamış üzerindeki kıskaç sayesinde ses inceltilip kalınlaştırılabilmektedir. Bir oktav civarında ses genişliği olan Mey’in üç çeşidi vardır.Ana, Orta ve Cura olmak üzere üç ayrı yapısal özellikte sınıflandırılmıştır.
    Meyin Azerbaycan da ki adı ise balabandır. Bu sazı mey den ayıran özelliği ise dokuz perde deliğinin oluşu ve perde deliklerinin kendi yöre seslerine göre açılmış olmasıdır.



    Ney
    Ney, Türk Klâsik Müziği’nin yegâne üflemeli çalgısı ve Türk Tasavvuf Müziği’nin baş sazıdır.Ney ses rengi olarak insan sesine en yakın çalgılardan biridir. Her türlü müzikâl motifi icrâ etmeye imkan tanır. Üç oktavlık ses sâhası içindeki tüm sesleri, nefes şiddetini veya dudağın başpâre ile yaptığı açıyı değiştirmek sûretiyle koma koma (hattâ cent cent) verebilir.



    Kaval
    Dilli üflemeli calgilar: Dilli düdük ve büyük çoban kavalları, 25-30cm olanlarından,75-80cm olanlarına kadar değişik ebatlarda olabilir. Anadolu’nun hemen hemen her yarinde kullanılmaktadır. Bu çalgıların ön yüzünde 6-7, arka kısmında ise 1 adet ses perdesi bulunmaktadır.
    Dilsiz üflemeli calgilar (Çoban Kavali): Bu kavalların oldukça yumuşak ve etkileyici bir sesi vardır. Yurdun her köşesinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Dilli ve dilsiz olmak üzere iki çeşidi vardır. Sert ağaçlardan yapılmaktadır. Pirinç gibi madeni olanları da olsa bile, en makbulü erik ağacından yapılanıdır.Kaval kelimesi içi boş anlamında olan Kov’dan türemiştir. Ses genişliği, 2,5 oktavdır.

    Sipsi
    Ege bölgesinde ve Teke yöresinde kullanılan çalgılardandır. Gövde kısmı 20cm kadardır. Sipsi’nin boyu biçimi ve perde sayısı her çalan ve yapan ustaya göre değişmektedir. 1 veya 1,5 oktav civarında ses genişliği vardır. Genellikle 6 veya 7 adet ses perdesi olanlar kullanılmaktadır.



    Tulum
    Üflemeli bir çalgı olup; Deri, Nav ve Ağızlık olmak üzere üç kısımdan oluşmaktadır. Deri kısmına hava depolanır ve koltuk altından bastırılarak Nav kısmına hava gitmesi sağlanır. Nay ise ezginin çalındığı bölüm olup Analık ve Dillik adı verilen iki kısımdan oluşmaktadır. Ağızlık kısmı ise tulumun deri kısmına hava göndermeye yarayan bölümdür.Tulum Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Kars'ta, Kuzey ve Doğu Anadolu Bölgesinde ve Trakya bölgesinde kullanılmaktadır. Genellikle kuzu ve oğlak derisinden yapılan tuluma Trakya'da Gayda adı verilmektedir.
     



  14. Vurmali Calgilar

    Def
    Hemen hemen her yörede mevcuttur. Yaklaşık 20-40cm çapında, bir kasnak ve tek yüzüne gerilmiş ince bir deriden ibarettir. Kasnak üzerine açılan yarıklara 3-5 çift ince pirinçten yapılmış ziller geçirilerek çalgının ritminin zenginleşmesi sağlanmaktadır. Bazı yörelerde sade olanları da bulunmaktadır. Daha çok kadın eğlencelerinde kullanılmaktadır. Daha büyük olanlarına “Daire" denilmektedir.


    Darbuka
    Milattan önceki dönemde günümüz darbukasına benzer çalgılar, çeşitli biçim ve büyüklüklerde Anadolu, Mezopotamya ve Orta Asya uygarlıklarında kullanılmışlardır. Daha sonra ki süreçler içinde değişip gelişerek yine aynı coğrafyalar içinde kullanılmıştır. Bu çalgı zaman içinde ve bölgelere göre farklı isimler ile anılmıştır. Bunlar arasında “dümbek, dümbelek, deplek, deblek, dönbek, tömbek, darbeki,debulak” gibi isimleri sıralayabiliriz. Önceleri pişmiş toprak kullanılarak üretilen bu vurmalı çalgı, giderek sırsız toprağın yanı sıra bakır, aliminyum, çeşitli metal alaşımlar, alçı, porselen, ağaç ve cam elyaf v.b. gibi malzemeler kullanılarak da yapılmıştır. Genellikle bir tarafı geniş, diğer tarafı dar bir boru görünümündeki çalgıda, hayvan derisi ve son zamanlarda ise çoğunlukla sentetik deri kullanılmaktadır. Deri bir kasnağa gerilir ve vidalar yardımıyla gerdirilerek ton sağlanır. Bu çalgının gövdesi üzerine, çeşitli yöre ve kültürel yapıya uygun süslemeler de yapılmış ve günümüzde de devam etmektedir.


    Davul
    Türk vurmalı çalgılarının sembolü olarak kabul edilmektedir. Davul tarihimizde çok değişik amaçlarla kullanılmıştır. Türkiye’nin her yerinde değişik cins ve boylarda davul bulunmaktadır. Kasnak, ip ve deri olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Tokmak ana ritmi, çubuk ise detayları çalmaktadır. Genellikle küçük davul, orta davul, büyük davul ve koltuk davulu gibi mahalli boyları ve adları bulunmaktadır. Türklerde kullanılan en eski çalgıdır. Sesinin gür oluşu ve etkisi nedeni ile bir haber aracı olarak ta kullanılmıştır.


    Bendir / Arbani
    Kullanildigi yoruye gore degisik ozellik ve isim (daira, def, bendir, arbani, tambourine) alan Bendir, her tur muzikte eslik etmeye yarayan ozel bir ritim aletidir.Derisi tamamen dogal deriden imal edilmis olup naturel gorunumdedir. Otantik bit Turk calgisi olan bendir Mevlevi Turk Muziginin yanisira tum dini ve diger her tur muzikte de kullanilir.Dogu Anadolu ve Guneydogu Anadoulu bolgelerimizde tek bir arbani ile gunlerce suren dugunler coskuyla kutlanir.Zikir icin de kullanilan bendir ayrica zikir defi yada zikir bendiri diye de anilir.
     



  15. KLARNETLER
    Alm., Klarnette
    Fr., Clarinette
    İng., Clarinet
    İta., Clarinetto
    Bugün kullanılan dört çeşit Klarnet vardır:
    1 - Küçük Klarnet : Mi b
    2 - Büyük Klarnet : Si b
    a. Do Klarnet : Uzunluğu: 51.7 cm.
    b. Si b Klarnet : Uzunluğu: 59 cm.
    c. La Klarnet : Uzunluğu: 62.7 cm.
    3 - Alto Klarnet : Mi b, Fa
    4 - Bas Klarnet : Si b
    Adını; parlak, duru, aydınlık anlamlarına gelen Latince; Clarus kelimesinden alan bu soluklu çalgıyı, ilk olarak 1690 yılında Almanya'nın Nürenberg kentinde, Leipzigli çalgı yapıcısı, Johann Christoph Denner (1665-1707)' in oluşturduğu söylenir. Onsekizinci yüzyıla değin, gelişme devrelerinde bu çalgının ondan çok çeşidi yapılmış ve değişik adlar verilmiştir. Fransızlar bir sekizli ses genişliği olan bir çalgı yapmışlar ve adına Chalumeau (Şalümo) demişlerdir. Bugünkü bilinen Soprano, Alto ve Bas Klarnetler ondan esinlenerek yapılmışlardır. Hatta Fransızların, bugün Klarnetin kalın ses bölümüne Şalümo bölümü de demelerinin nedeni o çalgının niteliğini taşımasındandır. 1732 yılında Walther, Klarnet sesinin uzaktan Trompet gibi geldiğini belirtirken, Klarnet yeni yeni tutunuyor ve gelişiyordu. Ancak 1750 yılından sonra Manheim ve Paris Orkestralarında yer alabilecek duruma geldi. Mozart'ın Mi b Senfonisinde kullanılmasına, Operalarında yer verilmesine karşın Klarnetin ancak 1812 yılında 13 açkılı duruma getirilişi düşünülürse, yeterli gelişmeyi sağlayamadığı kendiliğinden ortaya çıkar. Klarnet için, Boehm dizgesinin uygulanmasını düşünen Klarnet çalıcısı ve Paris Konservatuarı öğretim üyelerinden, Korfo' lu Klenore Klose (1808 - 1880) oldu. Bu düşüncenin gerçekleşmesini de, 1843 yılında L.A. Buffet sağladı.

    Klarnetin 1825 yılında İstanbul'da kullanılmaya başlandığı bilinmektedir. Ancak Boehm dizgeli Klarnetler 1854 yıllarında gelmiştir. Bugün Klarnet, Orkestraların ve Armoni Muzikalarının en önemli çalgıları arasındadır. La Klarnet Orkestralarda kullanılmaktadır. Do ve Mi b Klarnetler ise, bırakılmıştır. En elverişli ve yararlı olanı; Si b Büyük Klarnettir. Dayanıklı ağaçlardan, ebonitten ve bugün için bazı öğelerin karışımı soğuk - sıcağa dayanıklı bir biçimde yapılan Klarnetlerden başka, alaşımdan yapılanları da vardır. Ancak alaşımlı olanlar, diğer nitelikte yapımlı olanların verdiği sesi vermediklerinden kullanılmazlar. Beş ekli parçadan oluşmuştur. Kamış takılıp üflenen birinci bölümüne; Bek, ikinci bölümüne; "Barille", üçüncü bölümüne; Medium (orta), dördüncü bölümüne; Şalümo ve beşinci bölümüne de; Pavillon (kalak) adı verilir. Flüt, Obua, Korangle ve Basson gibi, bu çalgının da üzerine takılmış, alaşımlı açkılarla ses deliklerini kapatıp-açarak, ses elde edilir. Çalgının kamış takılan; Bek bölümünden ağza alınarak, sol el üst ses delikleri kavrağında, sağ el alt ses delikleri kavrağında olmak üzere az eğimli bir tutuşla yere doğru tutulur.
    Dudakların; kusursuz, dişlerin; düzgün ve eksiksiz (ön dişler) olması aranılan nitelikler arasındadır. Bu çalgıya on yaşında başlanabilir, iyi calici niteliği taşıyabilmek için, her gün dört saat çalışmak gerekir.
     



  16. PİYANO
    Piyano, Klavsen'in gelişmişi, tuşlu bir çalgı.

    Yapım biçimi ile duvar ve kuyruklu (salon) adı verilen çeşitleri vardır. Piyano kelimesi İtalyanca "Pes ve güçlü sesli klavsen (harpsikord) - gravicembalo col piano e forte" 'den gelir. Piyano Forte olarak adlandırılması da bundandır. Atası, klavsenden en önemli farkı, tuşa basarken uygulanan kuvvete göre çıkan sesin şiddetinin de aynı yönde değişken olmasıdır. Piyano çalan kişiye piyanist veya piyano sanatçısı denir.

    Tarihçe

    İlk Piyano 1700'lü yıllarda İtalya - Floransa'da Bartolomeo Cristofori' tarafından yapıldı. Cristofori'nin en büyük başarısı, piyano'nun temel mekanik sorunu olan, çekicin tellere vurması anında sesin çekicin etkisi ile sönümlenmemesi ve çekicin çok çabuk bir şekilde tellerden ayrılarak notanın yeniden çalınabimesi sorununa bir çözüm üretmesidir. Öldüğü 1731 yılına dek 20 civarında piyano üretti.

    Fransız Marius'un bu çalgıya katkısı, tokmaklı klavseni bulmak oldu. Saksonyalı Silbermann ise, Schröter' in çekiç sistemini geliştirdi ve Bach'ın da değerli öğütlerinden yararlanarak, klavyenin tüm ses genişliğinde eşit bir ötüm elde etmeyi başardı. Augsburg' da org yapımcısı Johann Anderas Stein (1728-1792) Alman veya Viyana usülü denen mekanizmalı piyanolar meydana getirdi. 1789'da Stein, ayrıntıları belirtmek için kullanılmakta olan dizliklerin yerine pedal koydu. Andreas ve torunu Johann Baptist Streicher (1796-1871), piyanonun yapısını (Beethoven'in arzusu üzerine) daha sağlamlaştırdı ve ikinci bir otum kapağı ekleyerek daha dolgun bir ses sağladı. Piyano sanayinin gerçek kurucusu Alman Zumpe' dir, "kılavuzlu" denen mekanik piyanoyu gerçekleştirdi. İlk düz piyanoyu, 1789' da İrlandalı William Southwell yaptı. Sebastian Erard 1822'de piyano yapım tekniğini geniş ölçüde etkileyen bir yenilik getirdi (ikili itme dilleri). Henri Pape, çapraz tel ve keçeli çekici buldu. James Thom , ekleme demir çatıyı kurdu.


    Piyano mekanizmasıBu çalgı, büyük bestecilerin en yakını olmuştur, dolayısıyla bu çalgı için verilen bestelerin sayısı ciltler tutar. "Piyanistler, diğer çalgıları çalanlara nazaran, çıkaracakları sesleri piyano üzerinde hazır bulurlar" gerekçesiyle, küçük yaştan (altı-on) başlayarak, öğrenebilecek çalgılardan birisidir.

    Ünlü Piyanist Sigismund Thalberg: "Çalarken, sesleri uzatmayı, iyi bir ses çıkarmayı ve ses çıkarırken gerekli olan değişiklikleri yapabilmek için, zorunlu olan ilk şartlardan biri her türlü sertlikten uzak bulunmaktır. Kolda, elde ve parmaklarda yetenekli bir şarkıcının sesinde sahip olduğu incelik ve bükülmeler bulunmalıdır" diyor ve şöyle devam ediyor: "İhmal edemeyeceğimiz bir konu varsa, o da , çalarken vücudun hareketlerinde büyük bir ölçü olmasının; kolları, elleri büyük bir sükunetle yönetmenin, piyanoya çok yüksekten vurmamanın, kendi kendini dinleyebilmenin ve hüküm verebilmenin gerekliliğidir. Genellikle, parmaklarla fazla çalışılmakta, fakat kafa ile yeter derecede çalışılmamaktadır."

    Piyano pedallarının kullanılması hakkında, Antoine Marmontel şöyle diyor : "Pedalları kullanmasına izin verilen öğrencilerin büyük bir kısmı onları usülleri saymak için kullanırlar veya ayaklarını pedalın üzerine basarlar ve bir daha çekmezler. Şüphesiz ki, her ikisi de kusur sayılan bu alışkanlıklara sahip olmamak gerekir. Lavignac ise: "Pedal sanatı ayağın nasıl konulacağını değil, nasıl çekileceğini bilmektir" diyerek, gerekli öğüdü vermiştir.
     



  17. Gitar

    Gitar, parmakla ya da penayla çalınan esasen sekiz şekline benzeyen yanları iki tarafı oyuk üzerinde ses perdeleri olan uzun saplı ve telli bir çalgıdır. Gitarlar genelde altı tellidir ve değişik ağaç türlerinden yapılırlar.

    Tarihçe

    Gitarın ilk atası Orta Asyada yapılmış olan uddur. İlk başlarda ud gibi olurken Orta Asyadan göç edip Avrupaya giden Orta Doğu Türkleri udu değiştirip başka bir hal almasına neden olmuştur.Gitarın ilk örnekleri [[İspanya) ve parmakla çalınırdı.Daha sonra gitara 5 tel takıldı daha önce sayısı az olan perdeler 10'a çıkarıldı. Teller pesten tize doru "la-re-sol-si-mi" olarak akortlanmaya başlandı. 18.yy'ın sonlarına doğru pes tarafa kalın bir "mi teli" daha eklenerek tel sayısı 6 ya çıkarıldı.

    Daha sonra 19.yy. ortalarında Antonio de Torres enstrümana yeni bir biçim verdi. Enstrümanı daha belirgin bir hale getirdi (büyüttü ). Vidalı burgular takıldı; saptaki perde sayısı (fret arttı; sesi güçlendi, göğüs içindeki balkonlar tek bir merkezden çıkan seslere daha net yön verir oldu.

    Daha sonra da gitar şekil olarak değişimlere uğradı. Folk ve caz müziğinde kullanılan gitarlara çelik teller takıldı. 1920 yılında elektro gitar doğdu. Elektro gitar sayesinde gövde rezonans kutusu olmaktan çıkmış enstrümanla dinleyici arasına, amplifikatör denen elektronik bir yükseltici girmiştir.

    Elektronik gitar doğduktan sonrada Gitarın çeşitleri artmaya başlamıştır.Kendi üzerinde Amplifikatör bulunduran gitarlar,12 telli gitarlar, çiftli gitarlar(üstte 12 telli altta 6-7 telli), 7 telli gitarlar, perdesiz gitarlar, Headless(kafasız) gitarlar çkmıştır.

    Gitar Türleri

    Klasik gitar
    6 Telli Akustik İbanez ve 12 Telli Akustik Fender

    Akustik gitar
    6 Telli Akustik İbanez ve 12 Telli Akustik FenderGörünüş itibariyle klasik gitarı andıran akustik gitarın gövdesi klasik gitardan biraz daha şişman ve basıktır. Daha dar bir sapa ve çelikten yapılmış tellere sahip olması klasik gitarla arasındaki en büyük farktır. Tellerin çelikten olması akustik gitarın klasik gitardan daha basınçlı gergin bir sapa sahip olmasının nedenidir. Bundan dolayı akustik gitar biraz daha sağlam kasaya sahiptir ve klasik gitardan ağırdır.

    Elektro gitar
    Katı ve oyulmamış gövdeye sahip olan elektro gitarda tellerden gelen ses manyetikler tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülüp yükselticiye yollanır. Genellikle pena ile çalınır. Manyetiklerin titreşimi algılayabilmesi için çelik tel kullanılır. Elektrogitar çok basit bir tanımla tellerin titreşimini gövdesinde bulunan manyetikler sayesinde]] elektriğe çeviren ve böylece amplifikatöre bağlandığında yüksek miktarda ses alınabilen gitardır. Diğer gitarlar gibi elektrogitarlar da sap, gövde ve bas olmak üzere üç ana bölümden oluşur. Bu arada bazı elektrogitarlarda bas bulunmayabilmektedi r. Gitarda gövde, manyetikleri, sesin tonu ve seviyesini ayarlayan kontrol devrelerini içeren ve tellerin bir ucunun bağlandığı bölümdür. Teller, köprü ad verilen metal bir donanm üstünden geçenek ya gövdeye doğrudan ya da köprünün kendisine bağlanmaktadır. Tellerin hemen altında, köprüyle sap arasında yer alan, tellerin mekanik titreşimini elektriğe çeviren manyetikler, gövdenin içine yerleştirilen elektronik ses-ton kontrol devresine bağlıdır. Bu devre, manyetiklerden gelen sinyalin, amplifikatöre gitmeden önce tonunda ve ses seviyesinde değişiklik yapmak için kullanılır. Ayrıca yine gövdedeki manyetik seçici anahtar, sesin rengini deştirmek için istenilen manyetik veya manyetiklerin seçilmesini sağlar. Gövdenin sapla birleştiği yerin alt taraf, sapın gövde içindeki perdelerine kolay ulaşılması için, içeri doğru oyuk olarak yapılabilir (Single Cutaway). Bazı gitarlarda bu oyuk hem altta hem de üstte olabilmektedir (Double cutaway). Gövdenin sekli, gitar oturarak veya ayakta çalınırken en iyi dengeyi sağlayacak şekilde tasarlanır.

    Bas gitar
    Çalışma prensibi elektro gitara benzer. Fakat sesi normal gitarlardan 1 oktav kalındır. Portede bas gitar için Fa anahtarı kullanılır. Değişik çeşitlerde bas gitarlarda bulunmaktadır(12 telli,6 telli,5 telli,perdesiz,kafasız)


    Lap steel gitar
    Hawai'den çıkmış bir enstrümandır. Kucakta ve metal bir obje yardımı ile çalınır.


    Perdesiz gitar
    Ara sesleri verebilmek için yapılmıştır. Normal gitara çok benzese de oldukça farklı bir ses rengine sahiptir. Perdesiz gitarı 1976 yılında ilk Erkan Oğur Türk müziği seslerine olan ihtiyacı için üretmiştir. Daha sonraları perdesiz elektrik gitar, 8 telli perdesiz gitar, çift saplı elektrik ve klasik perdesiz/perdeli gibi farklı modellerini üretmiştir. Günümüzde Hasan Cihat Örter bu enstrümanı en iyi yorumlayanlardan biri olarak bilinir ve freetless songs adında perdesiz gitarla birde albümü mevcuttur.


    Weissenborn gitar
    Weissenborn ya da diğer deyişle H. Weissenborn bir tür lap slide gitardır ve Los Angelesda 1920ler and 1930'larda Hermann Weissenborn tarafından üretilmiştir. Yaklaşık olarak 5000den daha az sayıda orijinal enstrüman üretilmiştir ve kaç tanesinin halen sağlam kaldığı bilinmemektedir. Marka şu anda reprodüksiyon ürünleri için kullanılmaktadır.

     



  18. Çerkes Müziği Çalgıları
    Eski dünyanın tarih bilincinde, Kafkaslar’da yaşayan halklar ve bunların yaşamları kalıcı izler bırakmıştır. Bu coğrafyanın otokton halkları olan ve genelde Çerkes olarak adlandırılan halkların yaşamı, sözlü söylenceler yolu ile günümüze gelebilmiştir.

    Bu anlamda Çerkes müziğinin günümüze aktarımında en önemli kültürel kalıntı Nart destanlarıdır. Nart destanları aynı zamanda Çerkesler’in binlerce yıldan bu yana ürettiği ulusal destanlar bütününün adıdır. Çerkes Mitolojisi'nin bütününü kapsayan Nart Destanları, İsa’dan önceki çağlardan bu güne, Kuzey Kafkasya halklarının dilinde, müziğinde, sanatında yer etmiştir. Nart destanlarının genel yapısı kahramanların günlük yaşamları ve yaptıkları işler hakkında bizlere önemli bilgiler vermektedir.

    Çerkesler’de halk yaşamının sözlü söylenceler yolu ile sonraki kuşaklara aktarılmasında köy köy, meclis meclis dolaşan “Ceguak’o” adındaki profesyonel müzik topluluklarının katkısı çok büyük olmuştur.

    “Ceguak’o”ler, çok sesli koro ile birlikte yaylı ve telli çalgılar kullanan müzisyenlerdi. Bu müzisyenler bölge bölge gezerek halkın bir anlamda haber kaynağı da olmuşlardır.

    Toplum yaşamının sözlü hukuk kuralları bütünü olan “xhabze”ye ve dolayısıyla toplantıların da bir başkan yönetiminde, gerektiği yerde ve ölçüde söylence ve hitabet sanatına bağlandığı Çerkes toplumunda, halk müziğini ifade eden şarkıları şu şekilde gruplandırmak mümkündür:

    1- Dua ve dilek şarkıları (huaho): Özellikle çok tanrılı dönemlerde tanrılara yakarış ifadesi olmuştur. Buna tipik bir örnek olarak “Hanse Guaşe” adlı yağmur duası gösterilebilir.

    2- Tarımsal çalışma ve iş şarkıları: Özellikle kolektif üretim sürecine ilişkin şarkılardır. Yakın zamana dek korunan köy yaşamının imece usulü çalışmalarında, bu kolektif üretim şarkılarının yeri oldukça önemlidir.

    Mısır çapalama, ot biçme, buğday öğütme gibi tarımsal amaç ve niteliği ön planda bulunan şarkılar şeklinde örneklendirilebilir.

    3- Çoban şarkıları: Çobanların hayvanlarla bir şekilde diyalog kurmasına yardımcı olan şarkılardır.

    4- Avcılık şarkıları: Temelinde orman tanrısına yakarılan huaho niteliğinde şarkılardandır.

    5- Aile içi çalışma şarkıları: Yün eğirirken, dikiş dikerken vb. söylenen şarkılardır.

    6- Aile kurumu ile ilgili şarkılar: Gelin getirirken, damadın sağdıcın evinden kendi evine getirilişi sırasında, doğan çocuklar için vb. söylenen şarkılar, çocuklara söylenen tekerlemeler ve ninniler.

    7- Demircilik şarkıları: Demirciler tanrısı Nart Tlepş’den bugüne, demircilik ile uğraşanların söyledikleri üretim şarkılarıdır.

    8- Tedavi amaçlı şarkılar: Kemik kırığı, yaralanma, alerjik hastalıklarda hastaların iyileşmesine yardımcı olmak amacı ile söylenen şarkılardır. Hastalar için düzenlenen eğlencelerde, hasta kişinin moralinin düzelmesi için oyunlar oynanır ve şarkılar söylenirdi. Ayrıca suda boğulanları aramak için söylenen şarkılar ve çalınan ezgiler de mevcuttur.

    9- Kahramanlık şarkıları ve ağıtlar: Bu şarkılar, kahramanları anma ve yüceltme amacıyla söylenen şarkılar ve ağıtlar olmak üzere iki ana grupta değerlendirilebilmektedir. Çerkes tarihinde gerek yurt savunmasında gösterdiği kahramanlıklar, gerekse bireysel yaşamında ardında iz bırakan davranışlarıyla toplumun takdirini toplayan kişiler adına söylenen şarkılar çoğunluktadır.

    Çerkes halk şarkıları temelde insan sesiyle şekillenir ve ezgiye çok seslilik hâkimdir. Ezgilere vücut veren diğer unsur da kullanılan çalgı aletleridir. Çerkes müzik aletlerini şu şekilde gruplandırmak mümkündür:

    A- TELLİ ÇALGILAR:

    1- Şıç’epşıne: Adige dilinde fiıç’epşıne, Abhaz dilinde Aphartsa, Oset dilinde Fandır olarak adlandırılan en eski hali ile iki, günümüzde dört telli olarak üretilen ve kullanılan yaylı bir çalgıdır. Özellikle Abhaz halkınca bu çalgı eşliğinde daha çok epik, kahramanlık özelliği taşıyan şarkılar söylenmiştir. Bugün de kullanılmaktadır.

    2- Pşınetark’u: Adige dilinde Pşınatark’u, Abhaz dilinde Ayümaa, Oset dilinde Dıuadastanon Fandır olarak adlandırılan köşeli bir arptır. Ihlamur ağacından yapılan bu çalgının üzerinde 12-18 tel bulunmaktadır. Bugün de halk müziği içinde yaşatılmaya çalışılmaktadır.

    3- Ahıma: Abhaz çalgı aletlerinden biridir. Eski bir arp çeşididir. Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından dayanak kirişlerine dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde yerleştirilir. Gövde, ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir. Üst gövde kapağının üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Gövde üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraşarında tellerin tutturulduğu küçük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır. Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi metal teller kullanılmaktadır. Teller her iki tarafta dayanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er tane). Sağ tarafta teller kalın perdeyi, sol tarafta ise yüksek perdeyi oluşturur. Ahıma, dar tarafı çalanın tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her iki elin parmaklarıyla tellere dokunularak çalınır. İ. A. Acincal bu aletle ilgili şu efsaneyi anlatıyor: Kazayla oğlunu öldüren bir baba, acısını ifade etmek için, küçükken çocuğu yıkadıkları teknenin üzerine at kılları germiş. Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için geniş yapılmış. Bunun üzerinde de üç sap varmış. Bu yüzden bu çalgıya da "üç saplı" anlamına gelen ahıma adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin ortasına oturtulmuş ve o şekilde kullanılmaya başlanmıştır.

    4- Phuante pşıne: Adige çalgılarından biridir. Kutu, sandık çalgı anlamına gelir. Dört köşeli bir kutu şeklinde, üzerinde yedi adet tel bulunan bir alettir. Bu çalgı ile ilgili pek fazla bilgi bulunmuyor. Buna rağmen 1985 yılı Kasım ayında, Saint Petersburg’da, dünya halk çalgıları ile ilgili bir konferansta konuşan Staş Yusuf, bu aletten ilk bahseden kişi olmuştur. Staş Yusuf’un verdiği bilgiler ışığında, bu alet, Adigey Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop yakınlarında bir anıt mezar içerisinde bulunmuştur. Bu anıtmezar, bir kadına aittir. 30 yaşlarında olan kadın ile birlikte birçok altın, gümüş ve değerli eşyanın yanı sıra, bu alet de gömülmüştür. Kadınların, kullandıkları aleti ile birlikte gömülmeleri geleneği, İ.Ö. 3000 yıllarındaki bronz çağda yaşayan anaerkil toplumlara ait bir gelenektir. Bu bulgular, telli çalgıların kullanıldığı tarihi, günümüzden 5000 yıl öncesine götürmektedir.

    5- Apepşıne: Adige dilinde Apepşıne, Abhaz dilinde Açamgur olarak adlandırılan bu çalgının alttan kesik armut biçimindeki gövdesi, ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla kapatılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük, yuvarlak ses deliği açılmıştır. At kılından dört tel, bir uçlarından deri parçasıyla gövdeye tutturulmuştur. Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraşarına çakılmış (ikisi bir tarafta, üçüncüsü karşıda), ağaç çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dördüncü tel de aynı şekilde, sapın ortasındaki bir delikten geçirilerek yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki gövde kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik bulunur. Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan parçanın perdesine bağlıdır. Alet kısa tele göre akort edilir. Teller birinciden kısa olana doğru derece derece incelir. Oturarak çalınan bu çalgı, boynu yukarı gelecek şekilde tutulur ve gövde sağ bacağa dayanır. Tellerine boynun gövdeyle birleştiği yerden vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa tele gerek kalmadan çalmaya yarar.

    Abhaz halk geleneğinde doğan kız çocuğunun ilk kez kesilen tırnakları bu aletin içine atılırdı. Gerçekten de bu aleti çalanlar istisnasız kadınlardır ve genellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik ederler. Bu alet ayrıca, boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde, ölüyü gömdükten sonra yapılan yemekli törenlerde, hastanın başucunda geceyi geçirme sırasında da çalınır. Bugün de halk müziği içerisinde kullanılmaktadır.


     



  19. B- ÜFLEMELİ ÇALGILAR:

    1- Kamılh: Adige dilinde Kamılh, Abhaz dilinde Açarpın, Oset dilinde Uadınz olarak adlandırılan bu çalgı, sert bir bitki olan kamıştan üretilir. Kullanmadan önce boru, içine 2-3 kez su dökülerek ıslatılır. Uzunlamasına tutularak ve her iki elin parmakları kullanılarak sırayla iki ses deliğini kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin parmaklarıyla, üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında aletin başı ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır. Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak bir do ses çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir. Gelişmiş bir çoban kavalıdır. Nart mitolojisi kahramanlarından Badinok’o, kamılh çalarak ormanlarda sürülerini otlatan, doğa aşığı bir kahraman olarak tanıtılır. Bugün halen Çerkes halk dansları içerisinde yaygın olarak yaşayan Kafe, Zefak’o ya da Guaşemahue olarak adlandırılan dansın doğumu da Nart söylencelerinde şu şekilde anlatılmaktadır:

    Nart Badinok’o, Kuban Nehri’nin yukarı yamaçlarında sürüsünü otlatmaktadır. Çevredeki toprak ve yaylalar varlıklı bir prensin elindedir. Prensin genç kızı uzun zamandır, melankolik bir hastalıktan kurtulamamaktadır. Prens, kızını bu hastalıktan kurtaracak kişiye kızını vereceğini ve mülkünün yarısını da bağışlayacağını vaat eder.

    Nart yurdunun dört bir yanından gelenler türlü maharetlerini sergileseler de genç kızı karanlık dünyasından kurtaramazlar. Nart Badinok’o ise, sürüsünü suya saldıktan sonra bir ağacın altına çekilerek kamılh pşınesini tüm ustalığı ile çalmaya başlar.

    Sesleri duyan genç kız, yerinden kalkar ve o güne dek görülmemiş incelikte, kuş gibi uçarcasına dans etmeye başlar ve hayata döner. Bu dans günümüzde halen Çerkes halk dansları içerisinde canlılığını korumaktadır.
    Nart Badinok’o ile genç kız evlenmiş midir, bilinmez. Badinok’o müzik ile olan ilişkisi açısından, Grek mitolojisi kahramanı Pan, Latin mitolojisi kahramanı Faunus ile benzerlik göstermektedir. Pan, küçükbaş hayvanların ve çobanların koruyucusudur. Keçi ayaklı ve insan başlı olarak tasvir edilir.

    Adigey Özerk Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop şehrinde bulunan Maykop kurganlarında yapılan kazılarda çıkarılan altın kaplamalı tabletlerde de bu tasvire uyan kabartmalar elde edilmiştir.

    2- Bjamiy: Adige çalgılarından biridir. Boynuz, sinyal, işaret anlamlarını taşımaktadır. Öküz boynuzundan yapılan bir alettir. Nart mitolojisinde Aşemez adlı kahraman tarafından çalınan bu aletin bir tarafı beyaz, bir tarafı siyah renktedir. Aşemez’in bu aletin beyaz tarafını üşediğinde bolluk, bereket olduğu, çiçekler açtığı, doğanın canlandığı, siyah tarafını üşediğinde ise dünyanın karardığı, fırtınalar koptuğu anlatımları Nart söylencelerinde yer almaktadır.

    C- VURMALI ÇALGILAR:

    1- Phaç’ıç: Adige dilinde Phaç’ıç, Abhaz dilinde Ainkaga, Oset dilinde Kartsganak olarak adlandırılan çalgı; kürek biçiminde, incir ağacından yapılmış biri dar, yuvarlak bir sapla biten on iki plakadan oluşur. Bu plakalar sapın iki tarafına açılmış deliklerden geçirilen deri bir sicimle birbirine bağlanır. Bu alet, çalınırken sapından tutulur ve elin sert veya yumuşak hareketleriyle ritmik vuruşlar yapılır, oyunlara eşlik etmek için çalınır. Bugün halen düğünlerde kullanılmakta olan ayaklı bir tahtaya, daha küçük sopalarla vurularak ritim elde etmeye yarayan sistemden uyarlanarak elde edilmiş bir alettir.

    Adige ve Abhazlar’ın inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla gürültü çıkarılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı çalgı aletleri olarak kabul edilebilir.

    2- Adaul: Abhaz dilinde Adaul, Adige dilinde fiotırp olarak adlandırılan bu çalgı, bükülerek birleştirilmiş tahta bir kasnağın üzerine keçi derisi geçirilerek yapılır.

    Deri önceden suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak üzerinde delikler vardır. Alet kaşık biçiminde sopalarla çalınır. Bugün Kuzey Kafkasya’da dans müzikleri çalınırken iki taraşı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. Derisi dana ya da koyun derisindendir ve bir tarafındaki deri diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir. Kasnak genellikle kırmızıya boyanır. Ölçüleri farklı olabilir. (Örneğin eni 300–400 mm. çapı 340–500 mm. gibi) Her iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu tür davullar Kuzey Kafkasya’daki çeşitli halk dansları ekiplerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır. Phaç’ıç ile birlikte en yaygın olarak kullanılan vurmalı çalgıdır.

    D- TUŞLU ÇALGILAR:

    Pşıne: Adige dilinde Pşıne, Abhaz dilinde Amırzakan, Oset dilinde Fandır olarak adlandırılan çalgı, aynı zamanda bu dillerde genel anlamda çalgı aleti kavramını da ifade etmektedir. Günümüzün akordeonuna benzer olup, onun temelini oluşturan, klavye sistemli akordeondan farklı olarak, tuşlu bir alettir.

    Literatürde Çerkes mızıkası olarak yer almakta olan bu çalgı, tuşlarının kapanan körük hareketinde farklı, açılan körük hareketlerinde farklı bir ses vermesi itibariyle zengin bir ses yapısına sahiptir. Diğer otantik çalgılardan çok sonraları Çerkes müziğine katılmış olmakla birlikte, bugün Çerkes halk müziğinde mızıkanın yanı sıra akordeon ve garmon da yaygın olarak kullanılmaktadır.

    Nart söylencelerinden bugüne dek Çerkes halk müziğinde insan sesi, kullanılan diğer çalgıların yanında, önemini hiçbir zaman yitirmemiş ve söylenen şarkılara çok sesli vokaller yardımıyla adeta çalgı aleti tadında eşlik etmiştir.

    Bugün de halk müziğinde yer yer sadece çok sesli vokallerden oluşan insan sesi ile ezgilerin oluşturulduğunu görmek mümkündür. Bu da Çerkes kültürünün ve müziğinin, binlerce yıllık bir mirası bugüne taşıdığının göstergesidir.
     



  20. FAGOT
    Ana hatlarıyla, konik biçimde oyulmuş ve ikiye katlanmış bir borudur. Genellikle akçaağaçtan yapılır. Kanat, Çizme, Bas ve Kalak adı verilen 4 bölümün birleşmesinden oluşur. Çift kamışlı bir çalgıdır. Kamış Es borusu adı verilen metal bir boruya takılarak ve üfleyerek kamışın titreştirilmesi ile ses elde edilir. Tahta üflemeli çalgıların en kalın sesli üyesi olan fagot, senfonik orkestra ve oda müziği gruplarının vazgeçilmez bir üyesidir.
    Konservatuvarımızda uzun yıllardır eğitimi verilen çalgının eğitim süresi l yıl hazırlık, 3 yıl lise ve 4 yıl lisans devresi olmak üzere toplam 8 yıldır. Fagot Sanat Dalına, icracılığını meslek edinebilme özelliklerine sahip olup genel ve çalgıya yönelik yetenek sınavlarında başarılı olmuş adaylar bu programa devam edebilirler. Dersler bireysel olarak yapılmakta, her öğrencinin fizik olanak ve sanat yetenekleri göz önünde bulundurularak sürdürülmektedir. Mezuniyet düzeyinde her öğrencinin dünya ölçülerinde bir "Sanatçı İcracı" olması hedeflenmektedir. Bu amaca yönelik çalgı derslerine ek olarak Oda Müziği ve Orkestra dersleri de uygulamalı olarak yapılmaktadır.
    Mezunlarımız Senfoni, Opera orkestralarında, konservatuvarlarda, Güzel Sanatlar Liselerinde görev yapabilmektedirler.


    Fagot, tahta nefesli çalgı. Fagot, çift kamışlı ve tek parçalı bir enstrüman olan Curtal'dan, 16. yüzyıl'da Avrupa'da türemiştir. Ses aralığı 3,5 oktav olan ve akçaağaç tahtası ve metal borudan yapılan fagotun uzunluğu 1,3 metre, borunun açılmış haliyle 2,5 metredir

    Tınlama bölgeleri

    Fagot, üç farklı tınlama bölgesine sahiptir.



    Kalın ses bölgesi: En kalın sesi olan Si bemolden bir oktav incesindeki Si bemol sesine kadar olan kısımdır. Koyu, dolgun ve zengin bir tınısı vardır. En kalın beş aralık içindeki sesleri kısık sesle çalmak çok güçtür.
    Orta ses bölgesi: Dizek üzerinde ikinci aralıktaki Do'dan, bir oktav incesindeki birinci ek çizgi do'ya kadar olan kısımdır. Bu sesler soluk, kuru, yumuşak, ağırbaşlı ve bağlı pasajlarda bariton insan sesini andıran bir tını özelliği gösterir.
    İnce ses bölgesi: Birinci ek çizgi üzerindeki Re'den ve ondan sonreki ince notalardır. Sesler inceldikçe yoğunlaşır, En ince sesleri kaba ve rahatsız edici olabilir.


    Kamıştan yapılan nefesli bir çalgı.16. yy da doğan bir alet,iki birbirine yapışık uzun borudan ve "S" şeklinde bir ağızlıktan oluşur.Orkestrada önemli rol oynar ve nefesli açlgılar için yazılmış oda müziği eserlerinin hemen hepsine girer.Bir oktav daha derin "kontrafagot" en derin ve kalın nefesli çalgıdır.Viyana klasikleri fagotu eserlerinde kullanmışlardır.Haydn`ın "Yaratılış" ve "Mevsimler" oratoryolarında,Beethoven`in 5. ve 9.senfonilerinde karakteristik bir rol oynar.