Onu düşünmeden bir saatin geçmiş

'Eğlence' forumunda karakız tarafından 24 Eylül 2010 tarihinde açılan konu


  1. İnceden inceye bir yağmur yağıyor. Hani şu ahmak ıslatan cinsinden. Şemsiyem yok, yani ismine yakışır bir şekilde beni ıslatıyor. Karşılıksız bir aşk için bu kadar acı çekene "Ahmak" denmez de ne denir?
    "Kaldır başını aslanım, dik yürü
    Gül bakayım, nedir bu halin
    Bir ağlamadığın kaldı.
    . . . . . . . .
    Bir gün bakacaksın ki
    Onu düşünmeden bir saatin geçmiş
    Şaşıracaksın. Başka bir gün
    Birisi adını anacak yanında
    “-Hiç yabancı gelmiyor, kimdi o? “
    diyeceksin, sonra hatırlayacaksın
    O'nu ve bu günleri
    Kimse sebebini sormasın diye
    Gizlice güleceksin. . . "
    Acı çekiyorum, gün gelir unuturum. Mantığım unutacağımı söylüyor ama yüreğim ezim ezim eziliyor, sanki dünyanın sonu geldi. Böyle üzülüp duracağıma bir güzel ağlayım, belki rahatlarım diyorum. Yağmurda ağladığım da fark edilmez. Üstelik sokakta kimse yok. . .
    Ağlayamıyorum gururum engel oluyor, Neymiş efendim "erkekler ağlamaz". Oyalanacak bir şeyler düşünüyorum, elime anahtarlığımı aldım; tespih gibi çeviriyorum. Dudağımda bir ıslık, ıslığıma hüzünlü bir şarkı dolandı. Neşeli bir melodi bulayım dedim, sonra vazgeçtim. Çünkü üzülüp boşalmak, ferahlamak istiyorum, unutmak istiyorum.
    Vakit akşam, yağmurun sesiyle ayak seslerim birbirine karışıyor. Ankara caddeleri çamurlu, sokaklar boş. Yalnız bir kaç saniye önce geçen araba hariç. Zaten o araba da üstüme su sıçratmaktan başka işe yaramadı. Çamur sıçratmasına aldırmadım bile. Boş sokaklarda ıslanarak bir süre daha yürüdüm. Artık yeterince ıslandım, yeterince ferahladım, evime bekâr evime dönmeliyim. Ana caddelere doğru yöneldim.
    O'nu hiç tanımadım, o bana hiç acı çektirmedi, hatırladıklarım bir filmden aklımda kalanlar. Evet, evet, unutmalıyım onu.
    Otobüs durağına vardım, yolda insanlar koşuşturuyordu ama durakta sadece bir genç kız vardı. Islak giysilerimden utandım, ondan olabildiğince uzak bir köşede durdum. İçimden söylediğim şarkılar, yavaş yavaş neşeli olmaya başlıyordu ki, kızın ağladığını fark ettim, üzüldüm ama güldüm. Nasıl tarif etsem, hani "buruk gülüş" derler ya işte öyle. Kendi kendime "Al başına, bir gariban âşık daha. "dedim. Aldırmayım dedim ama olmuyor, yanına yanaştım. Güzeldi, yaşı da benden birkaç yaş küçük görünüyordu. Yanına yanaştığımı fark edince ağlamsını gizlemeye çalıştı.
    -Merhaba
    Nasıl biri olduğumu anlamak için yüzüme baktı, tereddütle konuştu;
    -Merhaba
    Gülümseyerek konuştum;
    -Siz şanslıymışsınız.
    -Niçin?
    -Baksanıza yağmur benim her tarafımı ıslattı, sizin sadece gözlerinizi ıslatmış.
    Gözlerini kurularken gülümsemeye çalıştı;
    -Gerçekten fena ıslanmışsınız.
    -Biraz yürüdüm yağmurda.
    -Çok mu seviyorsunuz yağmurda yürümeyi?
    -Severim ama bu kadar ıslanacak kadar değil.
    -Öyleyse niye?
    -Bir gönül yarası aldım da.
    Kendisine yakın biri, derdine bir ortak bulduğuna sevindiği belli oluyordu.
    -Ya sizin gözlerinizdeki yağmur niye?
    -Bende de bir gönül yarası var.
    -Karanlıklar, güneş çıkana kadar hüküm sürer.
    -Benim karanlığım geçici değil, güneşsiz. Çünkü; ayrıldık.
    -Anlatmak ister misin? İyi bir dinleyiciyimdir.
    Bir an durdu, sonra;
    -İsterim ama sen de anlatacaksan.
    -Önce sen anlat, şu anda senin daha çok ihtiyacın var konuşmaya.
    O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık.
    O anlatmaya başladığı sırada otobüs geldi, binmeyeceğimizi anlayınca geçip gitti. Yağmur kesilmişti. Cadde boyunca beraber yürümeye başladık.
    -Geçen yıl beni takip etmeye başladı. Efendi davranıyordu, yanıma gelip rahatsız etmiyordu. Sanki sadece dikkatimi çekmek istiyordu. Bunu da başardı, yakışıklıydı. Neyse bir gün yanıma geldi, mahcup bir ifadeyle tanışmak istediğini söyledi. Ayaküstü biraz konuştuk. Beni beğendiğini, bir süredir takip ettiğini söyledi. İyi birine benzediğine kara verip az bir nazlanmadan sonra arkadaşlık teklifini kabul ettim. Birkaç gün sonra pastanede buluşup konuştuk. Bir süre bu tür buluşmalar, konuşmalar devam etti, sonunda ilan-ı aşk ve evlilik teklifi. . . Tabi evliliği hemen istemiyordu, bitirmesi gereken işleri varmış onları halledince ailelerimize konuyu açacakmış. . . Normal karşıladım, kabul ettim ama yine de daima ölçülü davrandım, bazı işadamlarının bu tür vaatlerle genç kızları kandırdığını bildiğimden. . . İş adamı olduğunu söylemiş miydim? Üç arkadaşıyla küçük bir ticari ortaklıkları vardı. Neyse ilişkimizde daima ölçülü davranınca bana karşı gittikçe soğuk davranmaya başladı. Evlilikten söz edince de hep acele etmememi, sabırlı olmamı öğütlüyordu.
    Sonunda bir gün onu başka bir kızla gördüm. Bu günkü buluşmamızda gördüğümü söyledim, önce inkâr etti, ben üstüne gidince itiraf etti; ”Tamam tamam, bir kız var, seni istemiyorum artık. Bıktım senin nazlarından. "dedi. Ağlayarak kaçtım. Çok üzülmüştüm ama yine de şükrediyorum onun gerçek yüzünü evlenmeden gördüğüme.
    Teselli edici bir şeyler söylemek istedim. O'da bunu bekliyordu ama aklıma bir şey gelmiyor. Dostça elini tuttum;
    -Fakat bu olay sayesinde birer arkadaş, dost bulmuş olduk.
    Elimi samimiyetle sıktı;
    -Haklısın. . . Şey. . .
    -Ümit.
    -Mehtap.
    Vakit epey geç olmuş, hava da serinlemişti. Hafifçe titrediğini fark ettim, anlaşılan üşümüş.
    -Üşümemen için ceketimi vereceğim ama ıslak.
    -Düşündüğün için sağol.
    Gizlemeye çalışıyorum ama ıslak elbiselerle ondan daha fazla üşüyorum. Titremeye başladım.
    -Vakit çok geç oldu, seni evine bırakayım.
    -Senin hikayeni dinlemedim.
    -Bu günlük bu kadar yeter, bende başka zaman anlatırım.
    -Sen titriyorsun. . .
    -Hayır, dans ediyorum.
    -Ne dansı?
    -Zatürree dansı.
    -Gidelim hasta olacaksın. Şey. . . Evime bırakmana gerek yok. Bir daha görüşecek miyiz?
    -Tabi arkadaş değil miyiz?
    -Arkadaşız. Hımm adreslerimizi, telefonlarımızı birbirimize verelim.
    -İyi olur. Bende telefon yok ama seninkini alayım. Ailenle mi kalıyorsun?
    -Evet, ya sen?
    -Tek başımayım.
    -Ooo... bu kötü haber, evin şimdi buz gibidir, iyice hastalanırsın. Bize gelsene.
    -Sanırım ailen uygun karşılamaz.
    -Merak etme ben bir şeyler söylerim.
    -Ne gibi?
    -Ne bileyim. . . "Beni bir arabanın altında kalmaktan kurtarırken çamura düştü. . "derim.
    -Vay be ben neymişim! .
    Durağa doğru yürümeye başladık
    -Ailen kalabalık mı?
    -Annem, babam, büyükbabam, bir erkek kardeşim ve bir kız kardeşim.
    Kulağına eğildim;
    -Erkek kardeşin iri yarı mı?
    -Yoook canııım, iki metre doksan santim filan.
    Şöyle bir doğruldum, olduğumdan uzun görünmek için ayakuçlarımda yükseldim;
    -Hani nerdeyse benim kadar varmış.
    Tatlı bir sohbet içinde yürürken tekrar yağmur başladı. Otobüs durağına da gelmiştik. Şansımızdan çok geçmeden otobüs geldi. Şoförün şaşkın bakışları altında, ıslak elbiselerimle otobüse bindim. Sessiz bir otobüs yoğculuğundan sonra mahallerinde indik.
    Evlerine doğru yürürken hala ailesinin beni nasıl karşılayacağını düşünüp endişeleniyordum. Geldiğime çoktan pişman oldum. Mehtap benim huzursuzluğumu fark etti;
    -Yolda söylediğim şaka değildi, gerçekten aileme beni arabanın altında kalmaktan kurtardığını söyleyeceğim, seni iyi karşılarlar.
    ev durağa oldukça yakındı mehtap ışıkları gösterdi işaret ettiği yerde yolun alt tarafında kalmış bir ev görünüyordu tek katlı bir iki merdivenle evin kapısına indik kapı açıldığında karşımda kırmızı yanaklı kara kocaman gözlü bir hanım duruyordu mehtap tanıştırdı annem buda kahraman ümit gerçi annesinin onu duyacak hali yoktu beni baştan aşağıya acıyan gözlerle izliyordu demekki o kadar kötü durumdaydım içeri girdik holün daha doğrusu küçük ufak salonun sağındaki aralıktansızan ışığa başımı çevirdiğimde mutfak olduğu anlaşılan yer duruyordu biz karşımızdaki iki kapıdan birini açarak kuzineyle ısıtılan odaya girdik burda büyükanne dev kardeş sekiz yaşlarında sanırım ve küçücük bir bebek duruyordu bana bir havlu verdiler ve lavaboyu tarif ettiler biraz önce giriş yaptığımız yerin solunda bulunan camlar dışarı bakmıyormuş tuvalete bu camlardan atlayarak yani pencereden geçerek gidiliyormuş evet öğrenciydim ama ilk defa bir gecekonduya giriyordum ve ilk defa böyle sıcak böyle içten bir hava soluyordum çünkü evin büyükannesi bile hergün ben oradaymışım torunuymuşum gibi yavrum ekmek almasaydınız ben size en sevdiğiniz hamurdan yaptım yufka ekmekleri oysaki zaten almamıştıkki yemekten kısa süre sonra bir ağırlık çöktü bana yanda ki odayı verdiler ve khepsi birarada yemekte yediğimiz odada uyudular yatağım yere serilmiş döşek ve bembeyaz dantel işli çarşaflarla örtülüydü uykuya çabukmu daldım bilmiyorum ama aaaifli daldığımdan emindim