Ölüm Acısı ve ÖlüM Anı HissedilenleR

'İslami Bilgiler' forumunda Progressive tarafından 21 Eylül 2009 tarihinde açılan konu


  1. ÖLÜM ANI VE ACISI...

    Kulun önünde ölüm zahmetinden başka ne azap, ne üzüntü ne de korku bulunmasa bile, sadece ölüm anındaki şiddet onun gecesini gündüzüne katıp düşünmeye ve ölüm için hazırlanmaya yeterli olurdu..Üstelik ölüm de her an onunla karşı karşıyadır..

    Hayret edilecek durum şudur ki; bir insan kendisinin birisi tarafından biraz sonra dövüleceğini bilse, yiyeceği dayağın düşüncesi içinde hiçbir şeyden zevk almaz olur…Ölüm meleğinin her an kendisineölüm pençelerini saplamak üzere olduğunu bildiği halde bundan dolayı herhangibir korku ve üzüntüye düşmez..Bu gaflet içindeki şuursuzluğun tek nedeni kuşkusuz cehalet ve aldanmadır..

    Ölüm acısını tatmayan kimseler, onu başka acılarla kıyaslayarak yahut başkasının ölüm anında çektiklerini görerek bunu idrak etmeye çalışır..Muhakkak ki, ruhsuz olan bir aza acı duymaz.Acıyı ve sancıyı duyanda, çeken de sadece ruhtur..Can çıkması bedeni değil doğrudan doğruya ruhu ilgilendiren bir acıdır ve bu acı ruhun bütün parçalarına sirayet eder..Ruh, bedenin her tarafını kapsamıştır.Ayağa bir diken batacak olsa, acısı sadece ruhun oradaki parçasına sirayet eder..Fakat yangın gibi tüm bedeni kapsayan acılar böyle değildir…Ruh tüm bedene yayıldığından yangında kalma gibi durumlarda tüm ruh bu acıyı duymuş olur..

    Ölüm acısına gelince, bu doğrudan doğruya ruhun kendisine sirayet ettiği için, acısı hiçbirşey e benzemez..Bütün sinirlerden, damarlardan, adale, mafsal ve her kılın ucundan çıkarılan ruhun duyduğu acı; kılıç yarasından,testere ile biçilmekten, makaslarla doğranmaktan daha ağırdır..
    Ölüm anında kulun bunca acı karşısında feryad-ı figan etmemesinin sebebi, ölüm acısının onun her tarafını kaplamış olup kendisinde imdat isteyecek derman bırakmamasındandır..
    Ölüm anında dehşetten dolayı aklı karışır, dili tutulur, azaları dermandan düşer.Bu yüzden inlemeyi, yardım dilemeyi çok istediği halde, bunu yapması imkansızdır..Eğer biraz dermanı varsa, oda canı çıkarken göğüs ve boğazında hırıltıya benzer sesler çıkarır.Rengi, asıl yaratıldığı torağın rengine dönüşür.Göz kapakları açık olduğu halde tavana dikilir..Dudaklar sarkar ve dil içeri çekilir..Acı içine ve dışına yayılır..Her tarafı mosmor kesilir.Önce ayaklar sonra diz ve baldırlar…Böylece can boğaza gelinceye kadar acılar üstüne acılar eklenir..Her azanın, her parçanın ölüşünde elem üstün elem ve acı üstüne acı vardır..Can boğaza dayandığı zaman, işte o zaman..Kul bütün dünyalıktan gözünü çeker, kimseye bakmaz olur..Artık tövbe kapısıda kapanmıştır..O anda kendisiyle sadece hasret ve pişmanlık kalır…

    Hazret-i Ayşe Hatun (Allah ondan razı olsun) şöyle de*di:
    Bi' kişinin can vermesinin kolaylığı olsa ben, o kolay*lıktan ümitlenmem. Çünkü, Resûlullah'ın can vermesinin güçlüğünü gördüm

    ve ölüm vaktinde:


    Resûlullah şöyle der*di:
    Ey Allah'ım! Bu ruhu kemiklerimin arasından ve sinir*lerimin içinden çıkar! Sen bu zahmeti bana kolaylaştır.
    Ölüm acısını çekmek üç yüz kılıç vuruşu gibidir.
    Yine Resul (SAV.) şöyle buyurdu:
    Can vermenin en kolayı yün yumağı içinden dikenli bir dalı çekmek gibidir ki, kolaylıkla ayrılması mümkün de*ğildir.

    Hazret-i Ayşe Hatun (Allah ondan razı olsun) şöyle de*di:
    Bi' kişinin can vermesinin kolaylığı olsa ben, o kolay*lıktan ümitlenmem. Çünkü, Resûlullah'ın can vermesinin güçlüğünü gördüm

    ve ölüm vaktinde:

    Resûlullah şöyle der*di:

    Ey Allah'ım! Bu ruhu kemiklerimin arasından ve sinir*lerimin içinden çıkar! Sen bu zahmeti bana kolaylaştır.
    Ölüm acısını çekmek üç yüz kılıç vuruşu gibidir.

    Yine Resul (SAV.) şöyle buyurdu:


    Can vermenin en kolayı yün yumağı içinden dikenli bir dalı çekmek gibidir ki, kolaylıkla ayrılması mümkün de*ğildir.

    Resul (SAV.) de ölüm dakikalarında şöyle derdi:

    Ey Allah'ım! Sen Muhammed'e can vermeyi kolayaştır.

    Resûlullah şöyle der*di:


    Ey Allah'ım! Bu ruhu kemiklerimin arasından ve sinir*lerimin içinden çıkar! Sen bu zahmeti bana kolaylaştır.
    Ölüm acısını çekmek üç yüz kılıç vuruşu gibidir.


    Hazret-i Ömer'e (Allah ondan razı olsun) Kâ'bül-Ahbar sordu:
    Can çekşimenin hâli nicedir?

    O da ona şu cevabı verdi:
    Bir dikenli ağacı bir kimsenin göğsüne soksalar ve her diken bir damara girse, güçlü bir kişi de o dikeni dışa*rı çekse ne acı duyulursa, işte ölürken can çekmek de o acılara benzer
    Bu hadis şöyle de rivayet edilmiştir: "Eğer ölüm sancısından bir damla dünya dağlarının üzerine konulsaydı muhakkak hepsi erirdi."64

    Rivayete göre, Hz. İbrahim (a.s) vefat ettiği zaman Allah Teâlâ kendisine: "Halîlim! Ölümü nasıl buldun?" diye sordu, "Islak yün yumağının içine batırılmış kızgın bir şiş gibi hissettim" diye cevap verdi. Bunun üzerine Allah (c.c), "Unutma ki biz o ölümü sana kolaylaştırdık" buyurdu.

    Hz. Musa (a.s) vefat edip de ruhu Allah'a ulaşınca rab-bi ona, "Ey Musa, ölümü nasıl buldun?" diye sordu, o da, "Kendimi kızgın bir tavanın üzerine konulmuş canlı bir serçe gibi hissetim; ölmez ki rahata kavuşsun, kurtulamaz ki uçup gitsin."
    Bir başka rivayete göre Hz. Musa (a.s) şu cevabı vermiştir: "Kendimi kasabın elinde diri diri yüzülen koyun gibi zannettim."

    Rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v) vefat edeceği sıralarda yanında bir tas su vardı. Ara sıra elini tasa daldırır, ardından çıkarıp yüzüne sürdükten sonra, "Al-lahım! Bana ölüm sancılarını hafiflet"65 diye duada bulunurdu.

    Arkadaşlar Halimiz Nice ve İşimiz Zor...

    kAYNAK : iMAM GAZALİ : İHYAU ULUMİDDİN; ÖLÜM VE SONRASI