Öğrenmenin Üç Düşmanı

'Haberler' forumunda cemre gizem özen tarafından 2 Kasım 2008 tarihinde açılan konu


  1. Öğrenmenin sırrını araştıran öğrenci Ali, yaptığı araştırmaların sonucunda bu işin sırının bilge bir adamda olduğunu öğrenir ve bu bilgeyi büyük zorluklardan sonra bulur.

    Ali, bilge adama; “Efendim ben öğrenmenin sırrını arıyorum. Bu konuda bana yardımcı olur musunuz?” der.

    Bilge adam, güler yüzle, “Memnuniyetle olurum ama, önce ben sana şöyle güzel bir çay yapayım da birlikte içelim” der ve mutfağın yolunu tutar.

    Biraz sonra elinde bir tepsi, üzerinde iki fincan ve demlik ile gelir.

    Bir yandan çayı doldurmaya koyulur, bir yandan da Ali ile sohbet etmeye başlar. Hem Ali"ye sorular soruyor hem de çayı fincana doldurmaya devam etmektedir. Nice zaman sonra fincan dolar ve çay tepsiye taşmaya başlar. Ama o, hiç oralı değildir ve hala Aliyle sohbet etmeye ve taşan fincana çay dökmeye devam etmektedir. Belli bir zaman sonra Ali dayanamaz ve “Efendim çay taşıyor” der.

    Bilge adam, gülerek “Evet ben de farkındayım” diye cevap verir ve ekler: “Eğer sen de bu fincan gibi kendini dolu hissedersen hiçbir şey öğrenemezsin. Öğrenmenin sırrı, diğer fincan gibi kendini boş hissetmendir ve bilmiyorum demendir”





    Biliyorum



    Öğrenmenin en büyük düşmanı nedir?

    Bu sorunun genellikle hiç düşünmediğimiz bir cevabı vardır.

    Öğrenmenin en büyük düşmanı "bilmektir". “Biliyorum” diye başladığınız hiçbir bilgiyi etkin bir şekilde öğrenemezsiniz. Çünkü beyniniz algı kanallarını kapatır.

    “Biliyorum” dediğiniz bir konuyu dinlemek ya da çalışmak insanda bıkkınlık meydana getirir.

    Kişi kendini ne kadar boş hissederse o kadar çok dolar. Kendinizi ne kadar aç hissederseniz o kadar yersiniz. Tok karına yemek yemek ne ise, biliyorum diyerek bir konuyu çalışmak da aynı tadı verir.

    Bu nedenle, gerek ders dinlerken gerekse ders çalışırken kendinizi sıfırlayın, sanki ilk kez öğreniyormuş bilinciyle öğrenmeye çalışın. O zaman beyniniz bütün algı kanallarını açar.

    Mevlana"nın da dediği gibi en tehlikeli insan, bilmediğini bilmeyen insandır.

    Bu düşünce, özellikle ÖSS"ye daha önce girmiş ve tekrar hazırlanmak durumunda olanlara çok faydalı ve etkilidir.

    Çünkü bu tür arkadaşlarımızda, “Yine mi aynı şeyler” düşüncesiyle bir iç direnç oluşabilir. Oysa her bir dönemi ayrı bir dönem olarak değerlendirmek gerekir.

    Sınavda istediğimiz sonuca ulaşamadıysak mutlaka eksiklerimiz olduğundandır.

    İşte bu dönem, bu eksikleri tamamlamak için çalışıyoruz.

    Bu nedenle, geçmişi arkanıza atın ve önünüze bakın.

    Unutmayın; herkesin bir sınavı vardır.



    Öğrenememem inancı



    Öğrenmenin bir diğer düşmanı da “Ben bu konuyu öğrenemem, anlayamam” düşüncesidir.

    Bu düşünce, konu karşısında özgüven eksikliğinden kaynaklanır. Bu özgüven eksikliğinin temel sebeplerini şöyle sıralayabiliriz.

    - Öğretmenin konuyu öğrencinin öğrenme stratejine uygun anlatmayışı.

    - Konuyu anlatırken karmaşık bir sıralama ile anlatması.

    - Konuyu, uygun uzunlukta bölümlere ayırmaması.

    - Öğrencinin daha önceki öğrencilerden konunun zor olduğu yönünde bir inanç edinmesi.

    - Öğretmenlerin öğrencilere konunun zor ve anlaşılmaz olduğu yönünde bir sınırlayıcı inanç vermesidir.

    Oysa beyin “öğrenebilirim” diye başladığınız bir konuyu daha kolay ve etkili öğrenir. “Öğrenemem” diye beyninizi sınırladığınızda, öğrenme kapasitenizin çok azını kullanmaya başlarsınız.

    Sorunu aşmanın yolu, bunun bir kapasite sorunu olmadığını sadece kapasite kullanma sorunu olduğunu bilmektir. Çünkü insanlar arasındaki fark, kapasite farkı değil, kapasiteyi kullanma farkıdır. Kapasitemizi kullanmamızı da inançlarımız belirler.

    Ne kadar kapasiteniz olduğuna inanırsanız o kadar kapasitenizi kullanırsınız. Yani “ne kadar köfte o kadar ekmek” gibisinden “ne kadar inanç, o kadar kapasite”.

    Bu nedenle hangi konu olursa olsun önce öğrenebileceğinize inanın. Çünkü o konuyu bir çok insan anlayabilmiş, öğrenebilmiş.

    Siz neden anlamayasınız?

    Sizin onlardan bir farkınız yok.



    Öğrenmeyi ertelemek



    Öğrenmenin en sinsi düşmanlarından biri de öğrenmeyi ertelemektir. Bu sorun çalışmayı ertelemekten çok farklıdır.

    Bu sorunda, ders çalışırız, ama öğrenmeyiz. Çalışma eyleminde bulunuruz, masanın başındayızdır, kitabımız, defterimiz açık, okuyoruzdur, ama öğrenmeyi erteleriz. Öğrenmeyi ertelemek, pek farkına varmadan düştüğümüz bir tuzaktır.



    Öğrenmeyi Nasıl Erteleriz?



    Ders çalışırken çizerek çalışanlar, önemli yerlerin altını çizer ve “Şimdi şöyle güzelce önemli yerlerin altını çizeyim sonra çalışırım” der. Böylece bilgiyi kaydetmeye değil sadece çizmeye odaklanır.

    Özet çıkararak çalışan öğrenciler de, “Şimdi şöyle güzelce önemli yerleri yazayım sonra bakarım” der. Çoğu kimse de zaten dönüp bakmaz. Kişi adeta kitabın elle ikinci baskısını yapacak kadar en ence detayına kadar yazar.

    Bu durumda da beyin bilgiyi kaydetmeye değil, sadece bir kağıttan başka bir kağıda kopya yapmaya odaklanır.

    Öğrenme, tetikte olmak demektir.

    Bu nedenle, öğrenmeyi ertelememek için “Şimdi çalışıyorum, şimdi öğreniyorum veya şimdi yazıyorum şimdi öğreniyorum” düşüncesiyle ve daha sonra hiç geri dönmeyecekmiş gibi çalışın. O zaman beyniniz yazmaya veya çizmeye değil, kaydetmeye odaklanır.

    Ayrıca, çalışırken önemli bilgilerin altını çizmek ve en önemli bilgileri karalama şeklinde hızlıca not etmek, bilgiyi beyninize daha güçlü kaydetmenizi sağlar.
     



  2. Çok güzel ve yararlı bilgiler öğrenmek isteyenler için.Çarpıcı bir kıssa ile çok güzel anlatılmış dolu olduğunu zannederek beyin kapılarını kapama.Bildiğini iddia edenlerin elbette bilgiye ihtiyaçları olmayacak.
    Gel de bunu bilmeyenelere anlat ama.Birden karşımda öğrencilerim canlandı."Hocam bu konuyu biliyoruz." der gibiler.Teşekkürler paylaşımınız için.Emeğinize sağlık.
     



  3. Güzel bir anlatımdı Teşekkürler emeğinize sağlık cemre..
     



  4. teşekkürler cemre