Neydik ne olduk!...

'Genel Türk Tarihi' forumunda Semerkand tarafından 21 Ağustos 2008 tarihinde açılan konu


  1. NEYDİK NE OLDUK!...

    [​IMG]


    *DÜRÜSTLÜK*
    Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı:
    "Türklerle alışveriş et, yanılmazsın."

    *İTİBARLIK*
    Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.

    *TEMİZLİK*
    Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa'ya tanıtmasıyla meşhur
    Comte de Marsıgil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor:
    "Türkler hiç bir zaman yere tükürmezler.
    Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür."

    *FAZİLET ABİDESİYDİK*
    Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez,
    dilenciliği meslek edinmez, kimseyide küçümsemezdik.

    *ÇEVRECİYDİK*
    Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.

    *HARAMA EL SÜRMEZDİK*
    Fransız muellif Motray, 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkânlarında hiç bir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta bir kaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."

    *MEDENİYDİK*
    İngiliz sefiri Sor James Porter ise, 1740'ların Türkiye'si için şunları söylüyor:
    "Gerek İstanbul'da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş,
    hiç bir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."

    *DOSDOĞRUYDUK*
    Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor:
    "Haksızlık, murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldur.
    Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır."

    *HIRSIZLIK NEDİR BİLMEZDİK*
    Fransız muellif Dr. Brayer,1830'ların İstanbul'unu getiriyor önümüze:
    "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden
    açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azamı beş-altı hırsızlık vak'ası görülür."
    Ubicini Dr. Brayer'i şöyle doğruluyor:
    "Bu muazzam payitahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz.
    Ahalisi sırf Hiristiyan olan Galata ile Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet vak'aları olmadan gün geçmez."

    *NAZİKTİK*
    Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880'lerin "biz" i anlatıyor bize:
    "İstanbul Türk halkı Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir.
    Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz."

    *CİHANA ÖRNEKTİK*
    Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle:
    "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir."

    *ŞEFKATİMİZ YALNIZCA İNSANA YÖNELİK DEĞİLDİ*
    Hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu. Hayata karşı saygılıydık.
    Bu konuda dilerseniz Elisee Recus'u dinleyelim, bize 1880'lerdeki halimizi anlatsın:
    "Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Bir çok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır...
    Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.
    Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir."

    *HAYIRSEVERDİK*
    Comte de Marsigli'yi tekrar dinleyelim:
    "Yazın İstanbul'dan Sofya'ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Aynı muellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor:
    "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler.
    İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile tesmil ederler.
    " Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:
    "Türk şefkati hayvanlara bile samildir" dedikten sonra şu örneği zikrediyor: "Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar.
    Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık müslümanlara bile rastlamak mümkündür..." "Kaçık" lığın kaynağını da veriyor adam: "Bir çokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi:

    "ALLAH'IN RIZASINI TAHSİLE YARAR!.

    [​IMG]



    Tekrar yaşamak mümkünmü acaba bu hasletleri??

    Selam ve Dua ile..
    [/COLOR]
     



  2. Osmanlı terbiyesi ile kalabilseydik keşke.Acı ama gerçekleri gözler önüne seren bir paylaşım.Teşekkürler
     



  3. [​IMG]
    çok güzeldi emeğinize sağlık ​
     



  4. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir."

    Bir çok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır...


    İnsan olmaya yakışan bu ruh değilmidir ? Bu güzel ruha sahip olanlar yabancı değillerdi. Bizlerin dedeleriydi.

    O günlere kavuşmak dileğiyle...!

    Teşekkürler Mostar.
     



  5. Giden gelse Hacı babam gelirdi misali o günler gelmez gelmicekte daha kötüye gitmeyelimde bu günkü halimize şükredelim ve evlatlarımıza töreyi örfü adatemizi bildirelim büyüklere saygıyı küçüklere sevgiyi çalarak değilde alın teriyle kazanmanın zevkine vardıralım eminimki o zaman bu ülke daha ayaktakalacaktır:f63::f63:
    Emeğinize sağlık Mostar:f40:
     



  6. CİHANA ÖRNEKTİK*
    Türkiye Seyahatnâmesi'yle meşhur Du Loir'un 1650'lerdeki hükmü şöyle:
    "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir."