Neydik Ne Olduk !!

'Bunları biliyormusunuz' forumunda Pardus tarafından 28 Nisan 2009 tarihinde açılan konu


  1. Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan
    bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de
    küçümsemezdik.
    Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası’nın en görünür yerinde şu mealde
    bir tavsiye levhası asılıydı: "Türklerle alışveriş et, yanılmazsın."
    İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası’nın toplantılarında oylar eşit
    çıkınca Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği
    olurdu.
    Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa’ya
    tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı
    şöyle eleştiriyor:
    "Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de
    saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları
    dökülür."
    Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları
    sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları
    yapardık.
    Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez.
    Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700’lerdeki halimizi şöyle
    anlatıyor:
    "Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey
    unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç
    kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir. "
    Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Porter ise, 1740’ların Türkiye’si için
    şunları söylüyor:
    "Gerek İstanbul’da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren
    emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat etmektedir
    ki, Türkler çok medeni insanlardır."
    Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor:
    "Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler
    arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa
    Türklerin doğruluklarına hayran kalır."
    Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr. Brayer, 1830’ların İstanbul’unu
    getiriyor önümüze:
    "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî
    ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami beş-altı hırsızlık
    vak’ası görülür."
    Ubicini Dr. Brayer’i şöyle doğruluyor:
    "Bu muazzam payıtahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp
    camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı
    halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan
    Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vak’aları olmadan gün geçmez."
    Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880’lerin "biz"ini
    anlatıyor bize:
    "İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga
    enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet
    saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın
    çok fazlasını görürsünüz."
    Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi’ yle meşhur Du Loir’un 1650’lerdeki hükmü
    şöyle:
    "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana
    örnek olabilecek vaziyettedir. "
    Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile
    kapsıyordu.
    Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus’u dinleyelim, bize
    1880’lerdeki halimizi anlatsın:
    "Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler
    haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı
    köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz.
    Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir."
    (Küçük Asya, c. 9)
    Hayırseverdik: Comte de Marsigli’yi tekrar dinleyelim:
    "Yazın İstanbul’dan Sofya’ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin
    yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum."
    Aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir.
    Şöyle diyor:
    "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla
    ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp,
    hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler."
    Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor:
    "Türk şefkati hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra şu örneği zikrediyor:
    "Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak
    başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların
    kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık
    Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..."
    "Kaçık"lığın kaynağını da veriyor adam:
    "Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan
    bir Türk’e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu
    cevabı verdi: Allah’ın rızasını tahsile yarar."
    Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı.
    Yahya Kemal Beyatlı’nın bir tespitiyle yazımızı noktalayalım:
    "Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu için de çok
    şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak."

    alıntı..
     



  2. Cevap: Neydik Ne Olduk !!

    Yavuz Bahadıroğlu'nun Biz osmanlıyız adlı kitabından muhteşem güzel ve acı gerçeklerle dolu bir bölüm. Maalesef bizler Osmanlıyı tanıyamamışız,birer osmanlı torunu olup osmanlı gibi yaşayamadık.Atalarımızı,onların yaşantısını unutmuş durumdayız şu anda. Daha kimbilir neler olacağız :(