Nefsi Azarlamak

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 25 Temmuz 2008 tarihinde açılan konu


  1. Nefsi Azarlamak


    Bu nefs-i emmare ki, kaçar hep iyilikten.
    Koşar kötülüklere, hoşlanır tembellikten.

    Saadete ermeye büyük engel, kendidir.
    Yani kendi gafleti, kendi cahilliğidir.

    Bazan tatlı sözlerle, nasihat eylemeli.
    Bazan de sert söyleyip, haddini bildirmeli.

    Demeli ki: (Ey nefsim, akıllıyım diyorsun.
    Sana ahmak diyene, darılıp kızıyorsun.

    Halbuki senden ahmak kim var ki şu cihanda,
    Ömrünü, boş şeylerle geçirirsin şu anda.

    Sen şuna benzersin ki, katil olmuş bir adam.
    Polisler tarafından aranıyor durmadan.

    Bilir ki, yakalanıp hemen idam edilir.
    O yine zamanını, eğlenceyle geçirir.

    Ey nefsim şunu bil ki, ecel ani geliyor.
    Cennet ve Cehennemden biri seni bekliyor.

    Ne malum biraz sonra ecelin gelmeyecek?
    Bu gün gelmese bile, elbet bir gün gelecek.

    Çünkü ölüm, kimseye, vakit bildirmemiştir.
    Gece gündüz, erken geç gelirim dememiştir.

    Eğer hazır değilsen, ne için duruyorsun?
    Ne ahmaksın ey nefsim, sana yazıklar olsun!

    Senin halin benziyor, şu çocuğun haline.
    Talebedir ve lakin çalışmaz derslerine.

    Zanneder ki, hepsini öğrenirim bir anda.
    Lakin günü gelince, kaybeder imtihanda.

    Eğer hafif görürsen Allah’ın azabını,
    Bir kibrit alevine yaklaştır parmağını.

    Bir zerrecik ateşe, bak, dayanamıyorsun.
    Cehennem ateşini, sen ne zannediyorsun?

    Oradan bir kıvılcım dünyaya gelse eğer,
    Onun hararetinden, bu dünya erir, biter.

    Sonra buyuruyor ki kitabında Rabbimiz:
    (Bazı günahkârlara, biz azab ediciyiz.)

    Bunu bildiğin halde, kendine gelmiyorsun.
    Biraz utan ey nefsim, sana yazıklar olsun!

    Eğer ki (O rahimdir, O kerimdir) diyorsan,
    Affeder ümidiyle, günaha giriyorsan,

    Bil ki, mahluklarına çok ise de şefkati,
    Lakin azabının da, pek fazladır şiddeti.

    Belki diyeceksin ki: (İnanırım bunlara.
    Lakin gelemiyorum fazla sıkıntılara.)

    Fakat bu sıkıntılar, çok olsa da, nihayet,
    Ahiret sıkıntısı yanında hiçtir elbet.

    Eğer dayanamazsan bu az sıkıntılara,
    Nasıl dayanacaksın mahşerde olanlara?

    Bunları bile bile, günaha giriyorsun.
    Kendine gel ey nefsim, sana yazıklar olsun!)


    --------------------------------------------------------------------------------


    İşe giderken niyet

    İmam-ı Gazali'nin, Kimya-yı saadet nam,
    Kitabında, şunları buyurur yüce İmam:

    Dünya ticaretini yaparken dikkat et ki,
    Zarara uğramasın ahiret ticareti.

    Sabah evden çıkarken, niyet et: (Ya ilahi!
    Rızkımı temin için gidiyorum ben dahi.

    Helal götürmek için çocuğuma, eşime,
    Senin emrine uyup, gidiyorum işime.)

    Çalışırken, dine de edersen tam riayet,
    Yaptığın dünya işi, olur ayrı ibadet.

    Düşün ki, senin gibi binlerce kimse, şu an,
    Senin faiden için çalışıyor durmadan.

    Eğer çiftçi olmasa, fırıncı çalışmasa,
    İnsanlar ne yiyecek her gün ekmek çıkmasa?

    Dokumacı, demirci, manav, kasap ve berber,
    Düşün ki, senin için hep hizmet etmekteler.

    Eğer onlar olmasa, rahat yaşayamazsın.
    Öyleyse sen bunların herbirine muhtaçsın.

    Madem ki, senin için çalışır bunca insan,
    Sen de çalış, boş durma, vaktini etme ziyan.

    İnsanlar bir yolcudur, aynı yere giderler.
    Yolcular, birbirine yardım etmelidirler.

    İşte böyle düşünüp, çalışır her müslüman.
    Gayrinin zararını istemez hiçbir zaman.

    Herkese faideli olmaya eder gayret.
    Bilir ki böyle yapmak, sayılır bir ibadet.

    Hem dünya işlerini yaparken bir müslüman,
    Beş vakit namazını kaçırmaz hiçbir zaman.

    Zira Allah buyurur: (Mal ve çocuklar, sakın,
    Rabbinizi anmaktan sizi alıkoymasın.)

    Önceki müslümanlar, çok titizlerdi bunda.
    Camiye koşarlardı ezan okunduğunda.

    Demirciler vardı ki, döverken demirleri,
    Ezanı işitseydi, bırakırdı dövmeyi.

    Çekici havadaysa, vurmazdı onu daha.
    Yerde ise kaldırmaz, koşarlardı namaza.

    Terziler var idi ki, soktuğunda iyneyi,
    Ezanı işitseydi, çekmezdi onu geri.

    Yani ne halde ise, kalırlardı o halde.
    İtina ederlerdi namaza fevkalade.

    Çünkü bilirlerdi ki, herkese farzdır namaz.
    O vakitte, namazdan daha mühim iş olmaz.

    Ahiret işlerine verince böyle kıymet,
    Allah dahi, onlara verirdi çok bereket.

    Halbuki ehemmiyet vermeselerdi dine,
    Kazançları daha çok olmazdı elbet yine.

    Üstelik de Allah’a olurlardı isyankâr.
    Çok kazansalardı da, neye yarar öyle kâr?