Necip Fazıl Kısakürek

'Biyografi' forumunda Sulfi tarafından 1 Nisan 2008 tarihinde açılan konu


  1. [​IMG]

    ANA HATLARIYLA
    İLK
    NECİP FAZIL KISAKÜREK
    BİYOGRAFİSİ
    1904 - 1983

    26 Mayıs 1904'te, Perşembe günü sabaha karşı, İstanbul'da büyük bir
    konakta doğdu.
    Kayıtlı bir şecereyle, Alâüddevle devrinin Şeyhülislâmı Mevlâna Bektût Hazretlerine dayanan ve Osmanoğullarından daha eski bir familya olan Dülkadiroğullarına bağlı 'Kısakürekler' soyuna mensuptur.
    Babası, Mekteb-i Hukuk mezunu, Bursa'da âzâ mülazımlığı, Gebze savcılığı ve kısa ömrünün son senelerinde Kadıköy hakimliği görevlerinde bulunmuş, gayet enteresan ve alakaya değer bir insan olan Abdülbâki Fazıl Bey (öl. 29 Kasım 1920) : annesi, Girit muhacirlerinden bir ailenin kızı, kayıtsız şartsız teslimiyet örneği, derin ve fedakâr bir müslüman-Türk kadını Mediha hanımdır. (öl. 10 Haziran 1977)
    Büyükbabası, İstanbul Cinayet Mahkemesi ve İstinâf Reisliğinden emekli, İkinci Abdülhamîd Han'a Ermenilerce girişilen suikastin tarihî muhakemesini yapan ve Mecelleyi kaleme alan heyet içinde imzası bulunduğu için, 6 Ekim 1902'de 'Legion d'honneur' nişaniyle ödüllendirilen vekâr ve ciddiyet timsali Mehmet Hilmi Efendi'dir. (öl. 19 Mayıs 1916)
    Necip Fazıl, ilk dinî telkin ve terbiyesini, tek oğlunun tek oğlu olarak Mehmet Hilmi Efendi'den aldı; okuyup yazmayı henüz 5-6 yaşlarındayken ondan öğrendi. Birçok şiirinin ana imajını ve ruhî kaynağını teşkil eden 'yakıcı bir hayal kuvveti, marazi bir hassasiyet, dehşetli bir korku' şeklinde özetlediği ve hastalıktan hastalığa geçtiği ilk çocukluk yıllarını, çocukluk hâtıralarının kaynaştığı bir 'tütsü çanağı' olan, büyükbabasına ait
    Çemberlitaş'taki Konak'ta geçirdi.

    Büyükbabası Mehmet Hilmi Efendi'den sonra, haşarılığının önüne geçmek için onu 5-6 yaşlarında bir sürü 'abur cubur' romanla tanıştıran, eski Halep Valisi, Zaptiye Nazırı Salim Paşa'nın kızı, büyükannesi Zafer Hanım, ruhi yapısını başka hassasiyetler açısından etkilemekte büyük pay sahibi oldu. Bir yaş küçüğü kız kardeşi Selma ile büyük babasının ölümü ise, onu dışarıdan etkileyen çocukluk günlerine ait asla unutamayacağı iki hadiseyi teşkil etti.
    Bahriye Mektebi'ne gireceği 1916 senesine kadar Büyükdere'de Emin Efendi isimli sarıklı bir hocanın işlettiği mahalle mektebinden başlayarak çeşitli okullara devam etti. Fransız Papaz ve Kumkapı'daki Amerikan kolejinin ardından Serasker Rıza Paşa yalısındaki Rehber-i İttihad mektebine verildi. Yatılı olan bu mektepte de fazla kalamayınca, bir süre için Büyük Reşit Paşa Numûne mektebine ve seferberlik sebebiyle gidilen Gebze'nin Aydınlı köyünde, köyün ilk mektebine yazıldı. İlk mektebi, Heybeliada Numûne Mektebi'nde bitirdi.
    1916'da, 'Ne oldumsa bu mektepte oldum' dediği ve şahsiyetinin ana dokusunu örgüleştirdiği 'Mekteb-i Fünûn-u Bahriye-i Şahâne'ye imtihanla ve en titiz muayeneler neticesinde alındı. Hayatının en nazik dönemini geçirdiği Bahriye Mektebi, içindeki bütün ışık cümbüşleriyle ona, kendisini gösteren bir ayna, parlak bir zemin oldu. İlk metafizik arayıcılıkları ve zabitlerin bile benimsedikleri 'Şair' lakabı ile ilk aruz talimleri orada başladı.
    Namzet sınıfından ayrı üç harp sınıfını bitirdikten ve mezuniyet durumuna geçtikten sonra diplomasını beklerken, ilave edilen dördüncü sınıfı bitirmemeye karar verdi ve mektepten ayrıldı. Bir müddet sonra da, o tarihte namzet ve sadece üç harp sınıfından ibaret Bahriye Mektebini ikmal ettiğine dair diplomasını aldı. (1920)
    17 yaşında, o günkü adiyle ' İstanbul Darülfünûnu Edebiyat Medresesi Felsefe Şubesi 'ne girdi. (1921)


    O günlerin (1928 Harf inkılabına kadar) edebiyat alemini, Ziya Gökalp'in kurup Yakup Kadri ve arkadaşlarının çıkardığı Yeni Mecmua, Dergâh, Anadolu Mecmuası, Milli Mecmua ve Hayat Mecmuası teşkil etmekteydi. Bu âlem içinde ilk şiirlerini Yeni Mecmua'da yayınladı. (1922)
    Cumhuriyetin ilanından bir yıl sonra, 20 yaşında, Maarif Vekaletinin Avrupaya tahsile gönderilecek ilk talebe grubu için açtığı imtihandaki başarısiyle üniversitedeki
    (sömestre) lerini resmen tamamlamış sayıldı ve Paris'e gönderildi. Sorbon Üniversitesi Felsefe bölümüne girdi. (1924)
    Paris hayatı, kendini arayışının müthiş his helezonları, korkunç girinti ve çıkıntıları arasında, nefs cesareti bakımından hayal yakıcı bir tablo çizdi.

    1925'te ilk şiir kitabı 'Örümcek Ağı'nı bastırdı.
    O yıllarda bankacılık yeni ve gözde bir meslekti. 'Felemenk Bahr-i Sefit Bankası'nda çalışmakta olan Salih Zeki'yi ziyarete gittiği bir gün, arkadaşının teşvik ve tavassutu ile aynı bankada işe başladı. Daha sonra gayet kısa sürelerle Osmanlı Bankasının Ceyhan, İstanbul ve Giresun şubelerinde çalıştı.
    1928 - 29 senelerinde 'Bâbıâli' adlı otobiyografik eserinde tafsilatlı şekilde anlattığı, Bâbıâli palamarına bağlı 'Bohem Hayatı'nı son kertesine çıkardı.
    Henüz 24 yaşındayken, 'Kaldırımlar' isimli ikinci şiir kitabının yayınlandığı ve ortalığı takdirle karışık hayret seslerinin bürüdüğü 1928 yılı, onun şiir diyapozonunun herkesce beğenilmek noktasından en dik irtifaları kaydettiği basamak oldu. Bütün eser mevcudu 64 yaprak ve 128 sahifeyi geçmezken, hakkında yazılıp çizilenler bunu kat kat geçmişti.
    1929 yazının sonlarına doğru gittiği Ankara'da, içinde 9 yıl müddetle çalışacağı ve müfettişliğe kadar yükseleceği İş Bankasına Umum Muhasebe Şefi olarak girdi. (5 Ağustos 1929)
    Taksim'deki meşhur tarihi bina Taşkışla'nın 5'inci Alayının Zâbit kıtasında 6 ay neferlik; Harbiye'de İhtiyat Zâbit Mektebinde 6 ay talebelik, peşinden de 6 ay subaylık yaptı. 18 aylık bu askerlik macerası, 1931 senesinin başlarından 1933 senesinin ilk aylarına kadar fâsılalarla devam etti.
    Askerliği bittikten sonra Ankara'ya döndü. Üçüncü şiir kitabı 'Ben ve Ötesi'nin çıkışından sonra artık renk renk konfeti yağmuru altında ve şöhretinin zirvesindeydi.
    Fikirde, daima ruhçu, tecritçi, sezişçi, keyfiyetçi, sır idrâkine bağlı ve İlâhî vahdeti tasdikçiydi. Yani, çocukluk günlerindeki ilk ürpertilerinden 1934 yılına kadar, dur-durak bilmez taşkın ve başıboş ruhu, muazzam çalkalanmalarına ve anaforlarına rağmen ana istikâmetini hiç kaybetmedi.

    'O ve Ben' adlı otobiyografik eserinde, hayatının en 'kritik' kesitlerinden biri olan 'Bahriye Mektebi Yılları' itibariyle, birkaç cümleyle özetlediği, 30 yaşına, yani 1934 yılına kadarki muhasebesi şöyledir:
    'O güne kadar muhasebem, her unsuriyle hassasiyetimi gıcıklayan koca bir konak, her ferdinin nereden gelip nereye gittiğini bilmediği uğultulu bir cereyan içinde, her ân iniltilerle açılıp örülen mırıltılı kapılar arasında ve bütün bir ses, renk ve şekil cümbüşü ortasında, beş hassemin sınırı tırmalayıcı ve ilerisini araştırıcı derin bir (melankoli) duygusundan ibaret...
    Bana çocukluğumdan kalan ve ilerdeki basamaklarda gittikçe kıvamlanan bu hassasiyet, sonunda, Büyük Velî'nin eşiğine yüz süreceğim âna kadar -otuzuna yaklaşıncaya denk- mücerret, müphem, formülleşmemiş ve sisteme girmemiş, hayat üstü bir hayat, ideal hayat hasretinin, kulaklarıma devamlı fısıltısını akıttı.
    Oniki yaşımdan yirmi küsur, hatta otuz yaşıma kadar süren, güya kendime gelme, billûrlaşma ve şahsiyetlenme çığırımda, şu veya bu bahanenin çarkına tutulmuş, döner, döner ve kendimi hep günübirlik bahanelerin hasis kadrosunda belirtmeye çabalarken, bu fısıltıya; seslerin, renklerin, şekillerin ve mesafelerin ötesindeki hakikatten çakıntılar bırakıp geçen bu fısıltıyı hiç kaybetmedim. Madde içi hayatta parende üstüne parende atarken, madde ötesi hayatın, ruhumda daima ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor; ve arada bir bu nöbetçinin selâmını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor, ona:
    -Haydi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edeceksen et!
    Diyemiyordum.
    Otuz yaşıma kadar da muhasebem budur.
    ...Hayatım, başından beri muazzam birşeyi bulmanın cereyanı içinde akıyordu. Şu veya bu miskin vesilenin hassasiyeti içinde birini arıyordum. Birini...'
     



  2. Necip Fazil Kisakürek-2

    1941 senesinde, yine köklü bir..familyadan; 'Bâbanzâde'lerden, Ahmed Naim Efendi'yle kardeş çocuğu olan Recai Bey'in kızı, Yahya Nüzhet Paşa'nın torunu..Fatma Neslihan Hanımefendi ile evlendi. Bu..evliliğinden Mehmed (1943) , Ömer (1944) , Ayşe (1948) , Osman (1950) ve Zeynep (1954) isimli beş çocuğu oldu.
    1942 kışında tekrar 45 günlüğüne Erzurum'a askere gönderildi. Askerken yazdığı siyasi..bir..yazı..sebebiyle mahkûm oldu ve ilk hapis cezasını..Sultanahmet cazaevinde tattı.
    Aslında politikaya ve sosyal sahaya meyli 1936'da başlamış, o yıldan 1943'e kadar geçen 7 yıl içinde, İslâmi temayülü 'Şahsi bir zevk ve saklı bir telkin' planında kaldığı için,
    ne devlet ne de basında kimseyi ürkütmemişti. Yalnız bazı münekkitler ve yazarlar hiçbir mânâ veremedikleri ondaki bu eğilimi hazmedememişler ve çeşitli klişe yakıştırmalarda bulunmuşlardı: 'İslâm komünisti! ' 'Hayır! İslâm faşisti' 'Yok, yok neo-müzülman' 'Sırf züppelik olsun diye müslümanlık taslıyor! ' 'Sabık şair; şiirine yazık etti! ' 'Ahmak burjuvaları şaşırtmak merakında bir sanatkar mizacı! ..'
    İşte 1943, Sanatkarın fildişi kulesinden agoraya indiği; tam olarak belirdiği tarihtir: İçini öyle bir sosyal mücadele ruhu; sanatının muhtaç olduğu cemiyeti yoğurma heyecanı kapladı ki, artık çalışamaz oldu ve mücadelesini bir ömür; hükümetiyle, partisiyle, basıniyle, hocasiyle, gençliğiyle kendi açtığı bütün cephelerde tek başına sürdüreceği Büyük Doğu Mecmuası'nın ilk sayısını çıkardı. (17 Eylül 1943)
    Sonraki dönemlerine bir hazırlık kademesi olan derginin bu ilk devresi, 30'uncu sayıda 'Allaha itaat etmeyene itaat edilmez! ' meâlindeki bir Hadîs-i Şerif yüzünden, rejime itaatsizliği teşvik suçlamasiyle 1944 Mayısında Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı.
    Gün geçirilmeden Güzel Sanatlar Akademisi Yüksek Mimari bölümündeki hocalığından kovuldu ve ikinci askerliğine ikinci defa sevkedilerek Eğridir'e sürüldü.
    Bu ilk devresinden sonra, 2 Kasım 1945'ten başlayarak 5 Haziran 1978'e kadar günlük, haftalık ve aylık olarak çeşitli tarih ve periyotlarda tam 16 devre yayın hayatını sürdüren Büyük Doğu'yu cilt cilt eser faaliyetinin yanı sıra, 36 sene müddetle tek başına omuzladı; büyük bir fikir ve aksiyon zemini kurdu.
    2 Kasım 1945'de Büyük Doğu yeniden çıkmaya başlayınca, onu, birdenbire; 'eski İktisat Vekili Fuat Sirmen'e neşir yoluyle hakaret, Dini tezyif, memleket dahilinde teşekkül etmiş İktisadî, hukukî, siyasî, idarî rejimleri devirmek yolunda propaganda' gibi birçok adlî takibat ve muhakemeyle yüzyüze bıraktı.
    1946 senesinin sonlarına doğru, 13 Aralık tarihli sayısında; kapak yaptığı mücerret bir kulak resminin altındaki 'Başımızda kulak istiyoruz! ' yazısı İnönü'nün kulaklarının duymuyor olması hakikatiyle birleşince Örfi İdarece tekrar kapatıldı.
    Birkaç gün sonra Başbakan Recep Peker tarafından Ankara'ya çağırıldı. Recep Peker'in sadece 'biraz ölçülü' davranması ve fazla aleyhte yazmaması karşılığı 100.000 lira teklifi, kabul etmediği takdirde ise açık açık zindana atılma tehtidiyle karşılaştı.
    O günler için bir servet demek olan deste 'söz' olmaktan çıkmış, üstündeki 'Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası' bandajiyle birlikte önündeki masaya bırakılmıştı.
    Çok geçmeden; kapatılan dergide tefrika edilmeye başlamış olan 'Sır' isimli piyesinden dolayı 'Milleti kanlı ihtilale teşvik' suçlamasiyle mahkemeye çıkarıldı.
    Artık büyük mücadele yolundaydı. 1947 baharında (18 nisan) Büyük Doğu'yu yeniden ve üçüncü defa çıkardı. Birkaç ay sonra (6 haziran) 'Abdülhamîd'in Ruhaniyetinden İstimdat' başlıklı Rıza Tevfik'e ait bir şiirin neşri sebebiyle Büyük Doğu mahkeme karariyle tekrar kapatılırken kendisi de tutuklanarak hapse atıldı. 'Türklüğe Hakaret'den yargılandı, 1 ay 3 gün tutuklu kaldı ve sonunda beraat etti.
    1947 yılı içinde; bütün bunlar olup biterken ve arada bir sürü tutuksuz muhakeme, üzerine saçma taneleri halinde gelirken, 'Sabır Taşı' piyesiyle 'C.H.P. Sanat Mükâfatı'nı kazandı. Ancak jürinin verdiği karar Parti Genel İdare Kurulu tarafından iptal edildi.
    Yine aynı yıl, Büyük Doğu'nun çıkmadığı kısa bir arada 3 sayılık mizah dergisini; 'Borazan'ı çıkardı.
    1948'de, Temyiz Mahkemesi, hakkındaki ilk ve meşhur beraat kararını, dünya adalet tarihinde görülmemiş tertiplerle bozdu. Bütün bir yıl geçimini, (ihtimal ki, üzerine Puccini'nin bir operası takılı pikapla, büyükbabası, Bâlâ rütbeli Maraşlı Hilmi Efendi'nin ceviz çerçeveli yağlı boya portresi hariç) evinde ne varsa son iskemleye kadar satarak temin etti.
    1949 senesini; zevcesi, üç çocuğu ve kayınvalidesiyle beraber küçük bir otel odasında karşıladı. Ağır Ceza Mahkemesi hakkında verdiği beraat kararında ısrar ederken, Büyük Doğu da kapana-çıka; fakat her defasında kaldığı yerden yoluna devam ediyordu.
    Bu yılın Ramazan ayında (28 Haziran) Büyük Doğu Cemiyeti'ni kurdu.
    Şubat 1950'de Cemiyetin bir numaralı şubesi 'Kayseri Büyük Doğu Cemiyeti' açılır açılmaz Halk Partisinin duyduğu dehşet son haddine vardı. Açılışı yaptıktan sonra İstanbul'a dönüşünde bir yazı bahanesiyle tutuklandı, Türklüğe Hakaret Davasında verilmiş beraat kararı Temyize 'tekrar ve topyekün' bozdurulur bozdurulmaz da (21 Nisan) hapse atıldı.
    500 yıllık bir Türk ailesine mensup Necip Fazıl'ın hayatındaki, 'Türklüğe Hakaret Davası'nı da içine alan bu dönem; tesirinin, o günlerde kendisine ne gözle ve nasıl bir dehşetle bakıldığının, ne tür bir muameleye..müstehak görüldüğünün ve kapı kapı hangi korkunç berzahlardan geçtiğinin iyi bilinmesi için, üzerinde dikkatle durulması gereken bir dönemdir.

    Kendi ifadesiyle;
    'İnönü, zamanın Adalet Bakanını çağırıp şu emri vermiş 'Ne yaparsanız yapın bu adamı bertaraf edin! ..' Temyiz mahkemesince bozulan fakat yine mahkemenin üzerinde ısrar ettiği Türklüğe Hakaret Davası'ndaki beraat hükmünü, Temyize bu sefer nihai olarak bozdurmak için 1 yıldır sarfedilen gayreti birdenbire hızlandırdılar. Vaziyet emindi. Doğrudan doğruya politikadan emir almak vaziyetinde kalan o zamanki Temyiz Mahkemesi bu hükmü nasılsa bozacaktı. Fakat hemen bertaraf edilmem için bir tevkif bahanesi bulmak lazımdı. Derhal buldular. Doğrudan doğruya partiye yönelttiğim bir hücumu hükümetin manevi şahsiyetine yönelmiş saydılar ve beni tevkif ettiler. Bu davadan hakimin huzuruna çıkar çıkmaz beraat ettiğim ve salıverilmeyi beklediğim gün, o anda yetiştirdikleri Temyiz'in bozma kararı üzerine beni bir mahkemeden diğer mahkemeye aktardılar. Temyiz'in bozma ve mahkemenin uyma kararı üzerine, beraat eden adamı, bu defa zevcesiyle birlikte tekrar hapse gönderdiler. Sırf taraflar teşekkül etsin de Temyiz'e hemen uyulabilsin diye, hamile ve hasta zevcemi, vahşice bir üslupla, yatağından kaldırıp öğleden evvelki mahkemeyi öğleden sonraya kadar bekletmek;
    ve -ben zevcemi yatağından kaldıramazlar, beni de mecburen salıverirler diye düşünürken- birdenbire hasta kadını mahkeme salonundan içeri itmek suretiyle, cihanda emsalsiz bir hak ve adalet hıyaneti tertiplediler. Halk Partisi idaresinin savcısına ve mahkemesine baskı derecesini gösteren bu misali, içindeki hak ve adalet hıyanetiyle birlikte, bu ve öbür dünyanın hesap günlerine havale ediyorum.'
    Demokrat Parti'nin seçimleri kazanmasının arkasından çıkan Af Kanuniyle 15 Temmuz'da serbest kaldı. Aynı yıl, üstüste, Cemiyet'in Tavşanlı, Kütahya, Afyon, Soma, Malatya, Diyarbakır şubelerini açtı. Vaziyeti eski iktidarı ürküttüğü kadar, yeni iktidara da hoş görünmemekteydi.
    Demokrat Parti'yi ilk kurulduğu andan itibaren bir muvazaa partisi, Adnan Menderes'i de Cumhuriyet devrinin seri malı Başbakanları arasında ilk ve yegâne ümit mevzuu olarak gördü. Partiyle Menderes'i ayıran bu görüşü kavrayamayanlar, onu, Demokrat Parti'nin propagandasını yapmakla suçlayacaklardı. Halbuki yeni iktidar Büyük Doğu Cemiyeti'ne duyduğu nefreti ve onu takip ve tarassut altında tuttuğunu bizzat Başbakan Yardımcısı Samet Ağaoğlu tarafından Meclis kürsüsünde dile getirmişti.
    1949 yılının açtığı, gittikçe köpüren iftira ve lekeleme kampanyasının ve bu takip ve tarassutun bir neticesi halinde çok geçmeden basına 'Kumarhane Baskını' diye akseden siyasi komplo tertiplendi (24.3.1951) . Bu komplo üzerine Büyük Doğu'nun derhal toplatılan meşhur 54. SAYI'sını çıkardı. Bu sayıdaki bir yazısından dolayı tutuklanarak cezaevine atıldı. Çıkışında Büyük Doğu Cemiyeti'ni tasfiye etti.
    1952'de, Vatan gazetesinin sahibi ve başyazarı Ahmet Emin Yalman'ın Malatya'da bir suikast teşebbüsü ile yaralanması (22 Kasım) ile başlayan hâdiseler, malum basının yaygarasiyle büyütüldü, genişledi ve nihayet onu da azmettirici sıfatıyla, o ünlü savunmalarını yapacağı sanık sandalyesine çekti.
    Bu günler, 'şair - hapishâne ilişkisi'yle de başka örneklerden farklı olarak; o keskin ve gözükara fikir mizacının altındaki çok hassas ruhunu acıtan ve demir parmaklıklar arkasındaki 1 gününü 100 güne bedel kılan 'dış tesirler' bakımından hayatının en ıstıraplı dönemidir.
    11 Aralık 1952'de, bu hadise üzerine yayınladığı, şimdi 'Müdafalarım' adlı eserinde yer alan 'Maskenizi Yırtıyorum' isimli ünlü broşürle, 1943'ten beri başına gelenlerin ve bütün bu olup bitenlerin geniş bir muhasebesini yaptı.


    12 Aralık 1952'de, yani Malatya hâdisesinden hemen sonra, daha önceki bir mahkûmiyetin infazı bahanesiyle atıldığı hapisten 'taammüden katle teşvik ve azmettirmek, katle teşebbüs fiilini medih ve istihsal eylemek' isnadlariyle yargılandıktan sonra, 16 Aralık 1953'te Malatya Dâvasındaki suçsuzluğu (!) anlaşılmış olarak çıktı.
    1951, 1952 ve 1956'da Büyük Doğu'yu günlük gazete olarak çıkardı. Büyük Doğu'nun tesiri o kadar büyük oluyordu ki, 1954 seçimlerinden önce, bir parti lideri yaptığı seçim konuşmalarında eline dergilerden çeşitli nüshalar alarak; 'İşte Menderes, bu yobazlık âbidesine yardım eden adamdır. Onu ve partisini seçmeyin! ..' diye propaganda yaptı.



     



  3. Necip Fazil Kisakürek-3

    Büyük Doğu'ların muazzam hücum devresi 1959'da, aleyhine o kadar dâva açılmıştı ki, bu dâvaların yarısı mahkûmiyetle neticelense 101 sene hapis yatması gerekecekti.
    Mahkûmiyet kararlarının hızla kesinleşmeye başladığı ve Başbakan'ın emriyle Niğde Cezaevinde kendisine tek kişilik konforlu (!) bir hücre hazırlandığı sırada 27 Mayıs 1960 İhtilali oldu. İhtilalin ilk radyo duyurularından birinde, zaten çıkmayan Büyük Doğu'nun kapatıldığı ilan edildi.
    6 Haziran günü geceyarısı evinden alındı. 4.5 ay müddetle Balmumcu garnizonunda 'gerekçesiz' tutulduktan ve yüzbaşılara varıncaya dek en ağır hakaretlere maruz bırakıldıktan sonra, Genel Affa rağmen, 5816 sayılı kanun sadece kendisi aleyhinde istisna tutulduğu için, 'toplu tahliye' sebebiyle bayram yerine dönmüş Garnizon kapısına yanaşan; kaatilleri, ırz düşmanlarını taşımaya mahsus camsız, kırmızı renkte bir cezaevi arabasıyla Toptaşı Hapishanesine nakledildi. (15.10.1960) Ve 1.5 yıl içerde kaldı.
    18 Aralık 1961'de tahliye edildikten sonra önünde iki yol açıldığını gördü; Ya her şeyden büsbütün el etek çekmek, yahut her şeye topyekün el uzatmak... Tercihi, demir hapishane kapılarından daha önce de salıverildiği günlerden farklı değildi.
    'Bir mısraı bir millete şeref vermeye yeter! .. Bu söz benim iman tarafım belli değilken, o hengâmede, bugünkü düşman cephesinin en kodaman kalemlerinden biri tarafından hakkımda kondurulmuş teşhistir. Yarabbi; nezdinde, kendimi, en aşağı müminlik mertebesinin ancak ayak tozlarını silmeye memur bir dereceye bile layık görmeyerek böyle bir iddiadan kemiklerim ürpererek kaydediyorum: Sadece senin dininden, hak olan yolundan, tek olan kapından nefret ettikleri için, nefret edilmek bana ne muazzam payedir! Bu payeyi bana sen, hayatım ve bütün insanların hayatı gibi, meccânen, yoktan, tek liyakat ve istihkâkım olmadan verdin; ve benim ağzımla değil, düşmanlarımın lisaniyle izhar ettin. Artık ben nasıl susabilirim? '
    Yani, yine ikinci yolu seçti. Kendini bulur gibi olunca Yeni İstiklal, bir müddet sonra da Çetin Emeç'in sahibi bulunduğu Son Posta gazetesinde başmakalelerine ve günlük fıkralarına başladı.
    26 Mayıs1980'de Türk Edebiyat Vakfı tarafından 'Şairler Sultanı' ve 1982 yılında yayınlanan 'Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu' isimli eseri münasebetiyle de 'Yılın Fikir ve Sanat Adamı' seçildi.
    1981 yılının başlarında, görünen yüzüyle, 'içinde 20 yıl müddetle bir protoplazma halinde yaşattığı İman ve İslâm Atlası isimli eserini kalıba dökebilmek için', bir daha çıkmamak üzere evine, hatta küçücük odasına kapandı.
    Yeni bir Parti kurmak üzere bulunan ve ileride Devlet Başkanlığına kadar yükselecek olan Özal'ı, arzusu üzerine sık sık odasına kabul ederek fikirler not ettirdi, tavsiyelerde bulundu.
    Ömrünün son günleri, Erenköyündeki evinde aynı 'küçük oda'da, yine kesinleşip infaz safhasına gelmiş; ve hayli ilerlemiş yaşına ve adlî tıp raporlarına rağmen devrin Devlet Başkanınca (Evren) af yetkisi kullanılmayarak bir tür infaz emri verilmiş 1.5 yıllık mahkumiyeti yüzünden her an götürülme tehditi altında; kitapları, yazıları, notları ve bir takım halis ve gerçek dostlariyle mahzun sohbetler içinde geçti.
    Batı kültürünün içinden yetişti. Saf şiir, sanat, edebiyat ve tefekkür yolundan geldi.
    14. İslâm asrında; İslâmın asırlar sonra topyekûn muhasebesini yerine getirdi.
    79 yıllık hayatı ve eserleriyle her dem, 'hayal kanatları kan içinde' tek başına uçar gibi yaşadı.

    26 Mayıs 1983'de, Perşembe günü, Eyüp sırtlarında toprağa verildi.
     



  4. Eserleri

    NECİP FAZIL KISAKÜREK
    BÜTÜN ESERLERİ KÜLLİYATI

    KİTAP ADI

    1 Hikayelerim Eser: 1 / Hikâye / 288 sh.

    2 Cinnet Mustatili (Yılanlı Kuyudan) Eser: 2 /Hâtıra – Hapishâne Notları / 304 sh.

    3 Bir Adam Yaratmak Eser: 3 / Piyes / 160 sh.

    4 Çile Eser: 4 / Şiir / 512 sh

    5 Kafa Kağıdı Eser: 5 / Otobiyografi / 208 sh

    6 O ve Ben Eser: 6 / Otobiyografi / 272 sh

    7 Yunus Emre Eser: 7 /Piyes /96 sh.

    8 At'a Senfoni Eser: 8 / İnceleme / 216 sh.

    9 Para Eser: 9 /Piyes /136 sh.

    10 Sahte Kahramanlar Eser: 10-11 / Konferans / 152 sh
    * Sahte Kahramanlar
    * İslâm ve Öbürleri

    11 Hazret-i Ali Eser: 12 /Din ve Tasavvuf /344 sh.

    12 Tanrı Kulundan Dinlediklerim Eser:13 / Fikir / 272 sh.

    13 İhtilal Eser: 14 / Fikir /400 sh.

    14 Moskof Eser: 15 / Fikir / 352 sh.

    15 Tohum Eser: 16 / Piyes /112 sh.

    16 Aynadaki Yalan Eser: 17 /Roman /224 sh.

    17 Reis Bey Eser:18 / Piyes /152 sh.

    18 Batı Tefekkürü ve İslam Tasavvufu Eser: 19 / Fikir /216 sh.

    19 Babıali Eser: 20 /Otobiyografi /344 sh.

    20 Sosyalizm Komünizm ve İnsanlık Eser: 21/ Fikir /112 sh.

    21 Hitabeler Eser: 22/Hitâbe /304 sh.

    22 Peygamber Halkası Eser: 23 / Din ve Tasavvuf /264 sh.

    23 İbrahim Ethem Eser: 24 / Piyes /80 sh.

    24 Hesaplaşma Eser: 25 – 27 / Konferans /152 sh.
    * Hesaplaşma
    * Tarihte Yobaz Ve Yobazlık
    * Türkiye Ve Komünizm

    25 Esselâm Eser: 28 /Şiir /152 sh.

    26 Dünya Bir İnkılap Bekliyor Eser:29 – 32 / Konferans /136 sh
    * Dünya Bir İnkılap Bekliyor
    * Yolumuz, Halimiz, Çaremiz
    * Ruh Muvazenesi
    * Her Cephesiyle Komünizm

    27 Hac Eser: 33 /Seyahat /192 sh.

    28 Tarih Boyunca Büyük Mazlumlar Eser:34 / Fikir /632 sh.

    29 Türkiye'nin Manzarası Eser: 35 / Fikir /160 sh.

    30 Kanlı Sarık Eser: 36 / Piyes /112 sh.

    31 Nur Harmanı Eser:37/ Din ve Tasavvuf /200 sh.

    32 İman ve İslam Atlası Eser: 38 / Din ve Tasavvuf /720 sh.

    33 Müdafaalarım Eser: 39 /Müdafaa /384 sh.

    34 Veliler Ordusundan 333 (Halkadan Pırıltılar) Eser:40 / Din ve Tasavvuf /528 sh.

    35 Benim Gözümde Menderes Eser:41 /Siyasî Hatırat /496 sh.

    36 İdeolocya Örgüsü Eser:42 / Fikir / 576 sh.

    37 Mümin Kâfir Eser:43 – 45 / Din ve Tasavvuf /192 sh
    * Mümin Kâfir
    * Vecdimin Penceresinden
    * Bir Pırıltı Binbir Işık

    38 Senaryo Romanlarım: Eser: 46 – 54 /Senaryo /528 sh.
    * Sen Bana Ölümü Yedirdin
    * Deprem (Çile)
    * Katibim
    * Villa Semer
    * Vatan Şairi Namık Kemal
    * Canım İstanbul
    * Ufuk Çizgisi
    * Son Tövbe
    * En Kötü Patron

    39 Çöle İnen Nur Eser: 55 / Din ve Tasavvuf /608 sh.

    40 Son Devrin Din Mazlumları Eser: 56 /Tarih /336 sh.

    41 Öfke ve Hiciv Eser: 57 /Şiir / 272 sh.

    42 Sabır Taşı Eser: 58 / Piyes /96 sh.

    43 Ulu Hakan II. Abdülhamid Han Eser:59 / Fikir /688 sh.

    44 Başbuğ Velilerden 33 (Altun Halka) Eser:60 / Din ve Tasavvuf /368 sh.

    45 Mukaddes Emanet Eser: 61 / Piyes /96 sh.

    46 İmân ve Aksiyon Eser:62 – 63 / Konferans /144 sh.
    * İmân ve Aksiyon
    *Özlediğimiz Nesil

    47 Rabıta-i Şerife Eser:64 / Din ve Tasavvuf /208 sh.

    48 Doğru Yolun Sapık Kolları Eser:65 / Fikir /176 sh.

    49 Künye Eser:66 / Piyes /144 sh.

    50 Tasavvuf Bahçeleri Eser:67 / Din ve Tasavvuf /160 sh

    51 Parmaksız Salih Eser: 68 / Piyes /104 sh.

    52 Namık Kemal Eser: 69 /Biyografi /352 sh.

    53 Hücum ve Polemik Eser: 70 / Fikir /272 sh.

    54 Abdülhamid Han Eser:71 / Piyes /96 sh.
    * Abdülhamid Han
    * Sır (yarım kalmış)

    55 Siyah Pelerinli Adam Eser:72 / Piyes /96 sh.
    * Siyah Pelerinli Adam
    * Kumandan (yarım kalmış)

    56 Ahşap Konak Eser: 73 / Piyes /128 sh.

    57 Püf Noktası Eser: 74 / Piyes /88 sh.

    58 Yeniçeri Eser: 75 / Fikir /320 sh.

    59 Reşahat Eser:76 / Din ve Tasavvuf /448 sh.

    60 Başmakalelerim - 1 Eser: 77 / Fikir /

    61 Başmakalelerim - 2 Eser: 78 / Fikir /

    62 Başmakalelerim - 3 Eser: 79 / Fikir /

    63 Mektubat Eser: 80 / Din ve Tasavvuf /256 sh

    64 Gönül Nimetleri Eser:81 / Din ve Tasavvuf /528 sh.

    65 Edebiyat Mahkemeleri Eser: 82 – 84 / Fikir /256 sh.
    * Edebiyat Mahkemeleri
    * Doğu Edebiyatı
    * Dil Raporları

    66 Hadiselerin Muhasebesi - 1 Eser: 85 / Fikir /296 sh

    67 Hadiselerin Muhasebesi - 2 Eser: 86 / Fikir /312 sh.

    68 Hadiselerin Muhasebesi - 3 Eser: 87 / Fikir /240 sh.

    69 Rapor 1 – 2 Eser: 88 – 89 / Fikir /152 sh.

    70 Rapor 3 – 4 Eser: 90 – 91 / Fikir /176 sh.

    71 Rapor 5 – 6 Eser: 92 – 93 / Fikir /200 sh.

    72 Rapor 7 – 8 Eser: 94 – 95 / Fikir /184 sh.

    73 Rapor 9 – 10 Eser: 96 – 97 / Fikir /136 sh.

    74 Rapor 11 – 13 Eser: 98 – 100 /Fikir /200 sh.

    75 Savaş Yazıları – 1 Eser: 101 / Günlük Fıkralar /384 sh.

    76 Savaş Yazıları – 2 Eser: 102 / Günlük Fıkralar /464 sh.

    77 Çerçeve – 1 Eser: 103 / Günlük Fıkralar /320 sh.

    78 Çerçeve – 2 Eser: 104 / Günlük Fıkralar /304 sh.

    79 Çerçeve - 3 Eser: 105 / Günlük Fıkralar /240 sh.

    80 Çerçeve - 4 Eser: 106 / Günlük Fıkralar /296 sh.

    81 Çerçeve - 5 Eser: 107 / Günlük Fıkralar /336 sh.

    82 Çerçeve – 6 Eser: 108 / Günlük Fıkralar /320 sh.

    Konuşmalar Eser: /Derleme /256 sh.

    İstanbul’a Hasret Eser: / Derleme / 160 sh.

    Yahudilik, Masonluk, Dönmelik Eser: / Derleme /200 sh.

    Dininizi Öğreniniz Eser: / Derleme /

    bende Sabiha Gökçen isteyecegim
     



  5. [​IMG][​IMG][​IMG]

    1905 yılının 25 Mayıs'ında İstanbul'da doğdu.

    Necip Fazıl'ın çocukluğu, mahkeme reisliğinden emekli büyükbabasının İstanbul Çemberlitaş'taki konağında geçti. Maraş’lı bir soydan gelen şair, ilk ve orta öğrenimini Amerikan ve Fransız kolejleri ile Heybeliada’daki Bahriye Mektebin'de (Askeri Deniz Lisesi) tamamladı. Lisedeki hocaları arasında dönemin pek çok ünlüleri vardı: Yahya Kemal, Ahmet Hamdi(Akseki), İbrahim Aşki gibi...

    İstanbul Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdikten (1924) sonra gönderildiği Fransa'da Sorbonne Üniversitesi Felsefe Bölümünde okudu. Paris'te geçen bohem günlerinden sonra, Türkiye'ye dönüşünde Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında müfettiş ve muhasebe müdürü olarak çalıştı. Robert Koleji, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde hocalık yaptı (1939-43). Sonraki yıllarında fikir ve sanat çalışmaları dışında başka bir işle meşgul olmadı.

    Şairliğe ilk adımını on yedi yaşında iken, annesinin arzusuyla başladı ve ilk şiirleri Yeni Mecmua'da yayımlandı. Milli Mecmua ve Yeni Hayat dergilerinde çıkan şiirleriyle kendinden söz ettirdikten sonra, Paris dönüşü yayımladığı Örümcek Ağı ve Kaldırımlar adlı şiir kitapları onu çok genç yaşta çağdaşı şairlerin en önüne çıkararak edebiyat çevrelerinde büyük bir hayranlık ve heyecan uyandırdı. Henüz otuz yaşına basmadan çıkardığı yeni şiir kitabı Ben ve Ötesi (1932) ile en az öncekiler kadar takdir toplamayı sürdürdü.

    Şöhretinin zirvesinde iken felsefi arayışlarını sürdürüp içinde yeni bir dönemin doğum sancısını hisseden Necip Fazıl için 1934 yılı gerçekten de hayatının yeni bir dönemine başlangıç olur. Bohem hayatının en koyu rengiyle yaşadığı günlerde Beyoğlu Ağa Camii'nde vaaz vermekte olan Abdülhakim Arvasi ile tanışır ve bir daha ondan kopamaz.

    Necip Fazıl'ın hemen tümünde üstün bir ahlak felsefesinin savunulduğu tiyatro eserlerini birbiri ardına edebiyatımıza kazandırması bu döneme rastlar. Tohum, Para, Bir Adam Yaratmak gibi piyesleri büyük ilgi görür. Bu eserlerden Bir Adam Yaratmak, Türk tiyatrosunun en güçlü oyunlarındandır.

    Necip Fazıl'ın şairliği ve oyun yazarlığı kadar önemli yönü, çıkardığı dergilerle düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve bu dergilerde çıkan yazılarla sürdürdüğü mücadeledir. Haftalık Ağaç dergisi (1936,17 sayı) dönemin ünlü edebiyatçılarının toplandığı bir okul olmuştur. Büyük Doğu dergisinde çıkan yazılarıyla İsmet Paşa ve tek parti (CHP) yönetimine şiddetli bir muhalefet sürdürmesi sonucu hakkında açılan çok sayıda davada yüzlerce yıl hapsi istendi. 163. maddeye aykırı bulunan yazıları ve kimi zaman da bulunan bahanelerle birkaç yılda bir hapse mahkum oldu. Cinnet Mustatili adlı eserinde hapishane anıları yer alır.


    Sık sık kapatılan ve çeşitli bahanelerle toplatılan Büyük Doğu'nun çıkmadığı sürelerde günlük fıkra ve çeşitli yazılarını Yeni İstanbul, Son Posta, Babıalide Sabah, Bugün, Milli Gazete, Hergün ve Tercüman gazetelerinde yayımlandı. Büyük Doğu'da çıkan yazılarında kendi imzası dışında Adıdeğmez, Mürid, Ahmet Abdülbaki gibi müstear isimler kullandı. 1962 yılından itibaren de hemen hemen tüm Anadolu şehirlerinde verdiği konferaslarla büyük ilgi topladı. Başta İdeologya Örgüsü (1959) olmak üzere düşünce eserleriyle kültür hayatımıza verdiği büyük hizmet, diğer tüm yönlerini bile geride bırakacak üstünlüktedir.

    1980'de Kültür Bakanlığı Büyük Ödülü'nü, 'İman ve İslam Atlası' adlı eseriyle fikir dalında Milli Kültür Vakfı Armağanı'nı (1981), Türkiye Yazarlar Birliği Üstün Hizmet Ödülü'nü (1982) almıştır. Ayrıca Türk Edebiyatı Vakfı'nca 1980'de verilen beratla 'Sultan-üş Şuara' (Şairlerin Sultanı) ünvanını kazanmıştır.

    Necip Fazıl Kısakürek, 1983 yılının (doğduğu gün olan) 25 Mayıs'ında vefat etti


    not alıntıdır

    kısaca bir başlık açtım forumdas ailesi bu başlık altına katılımlarınızı bekleriz
     



  6. Tesadüfe bakarmısınız 25 mayısta doğmuş 25 mayıstada ölmüş Allah rahmet eylesin :)

    Şiirlerini çok severim Emeğine sağlık Abim :f40:

    Akıl akıl olsaydı adı gönül olurdu
    Gönül gönlü bulsaydı bozkırlar gül olurdu..

    NECİP FAZIL KISAKÜREK
     



  7. Bende usta şairin 23 yaşında yazdığı şiirle katılıyorum bu başlığa lider

    KALDIRIMLAR
    sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında,

    yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum.

    yolumun karanlığa saplanan noktasında,

    sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum.



    kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.

    evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.

    in-cin uykuda bir tek iki yoldaş uyanık.

    biri benim bir de serseri kaldırımlar.



    içimde damla damla bir korku birikiyor,

    sanıyorum her sokak başını kesmiş devler,

    üstüme camlarını hep simsiyah dikiyor.

    gözüne mil çekilmiş bir ama gibi evler.



    kaldırımlar, çilekeş insanların annesi,

    kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.

    kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,

    kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır.



    bana düşmez can vermek yumuşak bir kucakta.

    ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum...

    aman sabah olmasın bu karanlık sokakta,

    bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum.



    ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin,

    iki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler...

    tak tak ayaksesimi aç köpekler işitsin.

    yolumun zafer takı gölgeden taş kemerler.



    ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!

    gündüzler size kalsın verin karanlıkları.

    islak bir yorgan gibi sımsıkı bürüneyim.

    Ã?rtün üstüme örtün serin karanlıkları.



    uzanıverse başım taşlara boydan boya,

    alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.

    dalıp sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.

    ölse kaldırımların bu kara sevdalı eşi.


    NECİP FAZIL KISAKÜREK
     



  8. AYNALAR

    Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
    İste yakalandık, kelepçelendik!
    Çıktınız umulmaz anda karsıma,
    Başımın tokmağı indi başıma.

    Suratımda her suç bir ayrı imza,
    Benmişim kendime en büyük ceza!
    Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
    Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

    Nur topu günlerin kanına girdim.
    Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
    Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
    Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

    Günah, gunah, hasad yerinde demet;
    Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
    Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
    Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

    Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
    Bakamam, aynada, aynada vicdan;
    Beni beklemeyin, o bir hevesti;
    Gelemem, aynalar yolumu kesti.

    Necip Fazıl KISAKÜREK




    Bende bir şiiri ile katkıda bulunayım.
    Emeğine sağlık Abi
    Paylaşım için teşekkürler.
     



  9. YAR O Kİ

    Falan, dağın ardında;
    Seslen, seslen, işitmez
    Filan toprak altında;
    Göz yaşları diriltmez

    Neye vardın, vardın da?
    Ufuk varmakla bitmez.
    Bir şey göster kadında,
    Tılsımını eskitmez

    Yar o ki, hep yadında;
    Eskimez ve eskitmez.
    Muradı muradında,
    Seni bırakıp gitmez


    Nur içinde yatsınn..:)

    Teşekkürler abimm harikasın....:f118: :f118: :f118: