Necip Fazıl Kısakürek Kitap Özetleri

'Sözel Dersler' forumunda Masal tarafından 4 Temmuz 2012 tarihinde açılan konu


  1. Necip Fazıl Kitap Özeti


    Necip Fazıl Kısakürek Kitapları Hakkında Bilgi


    Necip Fazıl Kısakürek Çöle İnen Nur Kitap Özeti


    Allah Resulünün mübarek hayatları… Eserin yazılışı bir hayli maceralıdır İlk olarak 1950 tarihinde kaleme alınmış,1952 Büyük Doğu'larında 'Allahın Sevgilisi' ismiyle pek kısa bir bölümü tefrika edilmiş,1956'da bu kez 'O' başlığıyla yayınlanmaya başlamış, fakat yarım kalmış ve arada birkaç eksik kalan teşebbüsten sonra,1969'da nihai şekline ve ismine kavuşmuştur Çöle İnen Nur, Siyer kitaplarının alışılmış anlatımlarından farklı bir üslubu yansıtıyor Eserin takdiminde bu farklılık şöyle ifadelendirilmektedir: 'Tefsir, Hadîs, siyer ve nakil olarak en emin kaynaklardan devşirili ve kaynaklarını tek tek göstermek tasasından uzak bu eser, 'Başlangıç' yazısında da belirtildiği gibi, sadece iman sahiplerine hitap edici, hiçbir aklî teftiş, tespit ve ispat gayretine düşmeyici, mutlak 'doğru' üzerine hissî ve teessürî bir çatı kurucu ve eğer bir kıymeti varsa onu bu noktada toplayıcı bir denemedir; ve akla verdiği pay, onu bazı noktalarda yine akılla iptal etmekten ibarettir Bu bir ilim değil, sanat eseridir ve ilmin içini ve dışını tahkik selâhiyetinde olmadığı mukaddes kapıya, ancak, inanmış ve teslim olmuş sanat tavriyle sokulmaktan başka çare yoktur.

    Kitaptan bazı alıntılar:

    Sofra… Etrafında Allah Rasullerinin dizildiği sofra… Ve bu sofrada başköşe…Sen!

    İnsanın hakikati… Sır…Kâinatın en çetin sırrı… Bir de misilsiz insan ki, onun hakikatinde, mahlûk, artık, son haddine ulaşır Onun hakikatinde, mahluk tükenir, fakat Allah başlamaz O da sen!

    Yaradan…Ve O’nun en güzel eseri…Zâtiyle tek olan Yaratıcı’nın koskoca insan ehrâmında ve en yüksek noktada halkettiği insan Sen!

    Evet, Sen!

    Senin bana inandırdığın ve seni bana inandıran Allah, öz dilinle hitap etmiş ve Sana demişti ki:

    “Sen olmasaydın, sen olmasaydın, âlemleri yaratmazdım!”

    Sana, işte bu Allah kelâmının sonsuz kılavuzluğu içinde inanıyorum!

    Sana inanmış, inanmakta ve inanacak olanlar, deniz kıyılarında kum misâli… Ben de bu hudutsuz yığında bir kum tanesiyim

    Sana inanan herkes, göz alabildiğine geniş bir sed üzerinden eşsiz bir manzara seyreder gibi, Seni, oldukları yerden, yerlerinin görmek ve bilmekte verdiği imkanların gözlüğünden seyrediyor Bense Allah’a hamd ediyorum ki, seni, o kum tanesine, uzun zaman çilesini çektiğim birtakım idrak mahremiyetlerinin “Yakın”a açılmış yakıcı penceresinden gösterdi

    Keşke sahiden, topuğunu bir kere öpebilmiş bir kum tanesi olsaydım!…

    Evet!…

    Ben Seni, Allah’ın yalnız habercisi ve ana yola çağırıcı Rasûlü olarak değil; boşluğu ve yıldızları, zamanı ve mekanı, mesafeleri ve istikametleri, canlı ve cansız maddeleri ve maddesiz her şeyiyle bütün kainatı, bu en güzel eser etrafında halkalanması ve onun yüzü suyu hürmetine yaratılmış olması için yarattığına inanıyorum!

    Sen; var oluşunun şerefine, Allah’ın topyekün varlığı hediye ettiği ilk ve son Varlık Nuru!

    Ben bir Şairim…

    San’ata, yalnız Allah’ı aramak, O’nun mahrem ülkesi meçhuller aleminin karanlıkları içinde rüyalardan daha zengin fener alayları tertiplemek ve eşyanın takındığı duvakları birer birer kaldırmak gayesini biçtiğim gün, sanki boynumda “mutlak hakikat”ten bir kement sezer gibi oldum Bu kement beni çekti ve Senin önünde durdurdu

    - Kapı burasıdır, başka her kapı kapalı!

    Vakta ki, böyle oldu, Sen benim her şeyim oldun

    Ey, bütün mucizeleri içinde en hayran olduğum mucizesi diye, ömründe bir defa bile kahkahayla gülmemiş olmasını gösterebileceğim mahzun Peygamber!

    Ey, Allah’ın Kur’an’da has ismiyle ve nida edatıyla bir kerecik bile hitap etmediği haya ve edep kaynağı!

    Ey tek katresinin hacminde bir umman çalkalanan ve tek zerresinin menşurunda bir kâinat yüzen Kevser Havuzu’nun sahibi!

    Ey ufuk; insanoğlunun ufku!

    Sen de bizim gibi insansın! Sen bir derece daha fazlası olmayan bir insansın da, biz senden eksik olduğumuz kadar insanlığa uzak insanlarız

    Öyleyse hangi manasıyla olursa olsun, seni tekrarlamak, aldığımız nefesleri tekrarlamaktan bin kat daha aziz…Zaten Sensiz ve Senden habersiz alınan nefes, varlığın değil, yokluğun soluğu…


    Necip Fazıl Kısakürek Aynadaki Yalan Kitap Özeti

    Naci, felsefe fakültesinde asistan ve doçentlik tezini hazırlamakta olan bir gençtirHiç uyuşamamalarına rağmen, solcu Mine Ressam Abid ve onların çevresiyle beraberdirMine, Naci’yi seviyordurNaci’nin hayatında en önemli insan Belma’dırSelma, Naci’yi kendi kendisiyle ihtilafa sokmayı ve ikiye bölmeyi ve bir parçasını öbürüne yedirmeyi başaran kadındır.

    Naci askerde, arkadan gelen birliğe yer hazırlamak göreviyle gittiği köyde Hüsmen Ağa isminde, ilim sahibi, bilge görünüşlü bir zatla tanışırHüsmen Ağa’nın torunu Hatice, Naci’ye göre katıksız, süt beyaz, esrarlı bir köylü kızıdırNaci, o zaman, bu kızın kendi hayatında ne denli önemli bir yeri olduğunu bilmiyordur
    İstanbul’da Belma Hanım’ın evindeki bir baloda Naci ve Belma arasında bir tatsızlık çıkarBu durum Naci’yi çok etkilerNaci bu ayrılıştan sonra çok büyük acılar çekerO artık herkese tabii adam taklidi yapıyordurBu zaman zarfında çok düşünür, tasavvufa dalarBir camide tanıştığı imam arkadaşı sayesinde eski yazıyla yazılmış dini eserleri okumaya başlarMesaisinin çoğunu düşünmeye ve sorgulamaya ayırıyordur.

    O günlerde annesi de köye gidip Hatice’yi görmüştür.

    Mine ve arkadaşlarının Belma’yı küçük düşürmek için hazırladıkları bir baloda Naci ve Belma arasındaki bütün bağlar koparYalnız bu sefer, Naci Belma’yı reddetmiştir.

    Bu arada Hatice kendisini iyi hissetmediğinden dolayı babasıyla birlikte İstanbul’a gelmişlerdirProfesör, Hatice’nin ölüme mahkum olduğunu ve derhal hasteneye yatırılması gerektiğini söylerNaci, Hatice’yi sürekli ziyaret etmektedirHastalığın bir çocuk ermişliğine yükselttiği Hatice, birdenbire Naci’nin gözünde herşey olduNaci ve Hatice hastanede evlenirlerHatice bir süre sonra vefat eder.

    Naci bu arada tezini değiştirmiş, tasavvufla ilgili yeni tez hazırlamaktadırHummalı bir çalışma sonucu ‘’İslam Tasavvufu ve İnsanlığın Beklediği Nizam’’isimli tezini bitirir ve üniversiteye teslim ederFakat Naci’nin tezi kabul edilmezBunun üzerine naci üniversiteden istifa eder ve ederini neşrederNaci’nin kitabı yurt içinde ve yurt dışında büyük ilgi görürGazetelerde ise Naci’ye karşı büyük bir kampanya başlatılır
    O günlerde, bir eylem sebebiyle hapse giren Mine tahliye edilmiştirBirgün Naci’nin okuyucularıyla sohbet ettiği kitabevine gelir ve onunla konuşmak istediğini söylerBeraber Boğaz’a giderlerDönüşte Mine’nin arabayı denize sürmesiyle bir kaza geçirirler Mine ölür.

    Bu kazadan yaralı olarak kurtulan Naci bir süre içinde evine çekilirBu zaman zarfında sürekli düşünür, nefsiyle cedelleşirRuhi bir olgunluğa doğru yol alıyordurDaha sonra, bir konferans vermek için gittiği yurt dışında Belma ile karşılaşmış, bütün oyunlarına rağmen ona yenilmemiş, onu hayatından çıkardığı gibi ruhundan da tamamıyle çıkardığına emin olmuştur.

    Naci bir gece rüyasında gördüğü Hatice’nin işaretiyle cami cami dolaşıp, erdiricisini aramaya başlarGirmesi gereken eşiği ve erdiricisini Eyüp’te bulur.

    Necip Fazıl Kısakürek Bir Adam Yaratmak Kitap Özeti

    Eser ilk olarak 1937-1938 kışında İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda temsil edilmiştir.

    Olay meçhul bir tarihte İstanbul'da geçer.

    "Husrev - Bir adam yaratmağa kalkıştım. Ona bir surat ve kader bulmak... Nerede bulayım? Kendimi buldum. Suratsız ve kadersiz adam şahlandı. Zincirini kırdı. Elimden kaçtı. Ben insanım. Beni arkamdan vurdu. Suratsız ve kadersiz adam benim suratımı takındı. Kalıbımı giyindi. Kaderimin içine yattı. (Bir an sükut) Benim de kaderim buymuş."

    TURGUT - Derler ki, Bazı sanatkarlar eserlerindeki vak'aları, çok kere kendi hayatlarından alırlar. Hiç olmazsa gördükleri, tesadüf ettikleri hadiselerden çıkarırlar. Benim en çok merak ettiğim nedir, biliyor musunuz? Acaba piyesinizin vak'asıyle hususi hayatınız arasında bir yakınlık var mı? HUSREV - (Düşünür, gülümser.) Lütfen ayağa kalkar mısınız?

    (Kitabın İçinden)


    Açıklama:

    Bu piyes, bir "Crise-Intelectuelle", "bir fikir buhranı"nı çerçevelemek gayretinde... Apaçık ve yapayalnız hiç bir tezi yok... Fakat içiçe bir çok tezleri ve başlı başına bir kaç ana tezi var...

    Evvela san'atkar nedir? Bütün imkanların erişilmez müntehası, gayelerin gayesi, kemallerin kemali, maveraların maverası olan Allah'a doğru, sonsuz bir tekamül yolunda giden insanoğluna mahsus ibda nevileri içinde en zengin ve en güzel hissenin üzerine oturmuş mahluk... Sanatkar bir mahluktur, fakat yaratmak cehdinde bir mahluk!.. Onun bir eseri, bir de kendisi vardır. İşte san'atkar, çok defa, yaratmaya kalkıştığı tipin, yaratılmış olan ta kendisidir...(Kitabın İçinden)

    Kitaptan Alıntılar:

    ‘’Ben ne yaptım? Bir hududu zorladım. Bendimin dışına çıkmak isterken, kendime rast geldim. Meğer kul olduğumu anlamak için Allah’lık taslamalıymışım! Meğer nasıl yaratıldığımı anlamak için bir adam yaratmaya kalkışmalıymışım! Ben ne yaptım? En sağlam basamağı ayağımdan kaydırdım. Körlüğü zedeledim. şimdi görünen şeye nasıl bakayım? İnsan kaderini bir rüya gibi uykuda bulur. Bu rüyayı uyanık nasıl seyredeyim? Allah’la kalabalık arasında kaldım. boşlukta nasıl durayım?’’


    " Anlayın bu azabı! Bir azap ki, kul olduğum için çekiyorum, çekmemek için Allah olmak lazım. İnsana göre değil bu; yok bunu çekecek aza insanda!
    Yetişir! gelsin artık her şey yerli yerine! Verin bana artık dünyamı! Salıverin beni kalabalıklara! "


    "Bir sigara kağıdını şu masaya koy, üstüne bir taş bırak, kapıları kapa ve git! Üç yüz sene sonra gel, yerinde bulursun. belki sararmış, belki buruşmuş, fakat yine o. Bir sigara kağıdı kadar yaşayamıyoruz. kefenimizden evvel çürüyoruz. Duyuyorum! toprak altında milyonlarca kurdun, çıtır çıtır dut yapraklarını yiyen milyonlarca ipek böceği gibi, milyonlarca ölüyü yediğini duyuyorum.
    Ölüler! Korkunç bir saklambacın korkunç oyuncuları. kurtarın beni ebedilikten! öldüm sizi araya araya.. kurtarın beni düşünmekten!"

    ''Br bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu? Benim de beynimden, kan akıyor. Ben düşünmüyorum beynim kaynıyor. Görüyorum, gözlerimi yumunca görüyorum. Beynimin etten yuvarlağı içinde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanıyor. Ben istemiyorum fakat hiç bıçağın deştiği yerden kan akmaz olur mu?''