Nazım Hikmet ve Şiirin 'Romanlaşma'sı

'Masallar ve Hikayeler' forumunda Pardus tarafından 22 Ekim 2009 tarihinde açılan konu


  1. Mikhail Bakhtin, modern çağda edebî türler arasındaki ilişkilerin radikal bir biçimde değiştiğini belirttiği 'Romanda Söylem' başlıklı makalesinde '[r]omanın hükümranlık kurduğu bir çağda öbür türlerin hemen hepsi[nin] az ya da çok romanlaş[tığını]' öne sürer.

    Bakhtin, bu görüşlerini, Dostoyevski Poetikasının Sorunları'nın 'Sonuç' bölümünde de tekrar eder. Romanlaşma, özellikle şiirde, serbest vezin ve serbest veznin bir sonucu olarak, 'çok seslilik'tir.

    Öykü Terzioğlu, 'Nazım Hikmet ve Sömürgecilik Karşıtlığının Poetikası' (Phoenix Yayınları, 2009) adlı o çok değerli çalışmasında Bakhtin'in bu teorik tespitlerinden yola çıkarak Nazım Hikmet'in Benerci Kendini Niçin Öldürdü? ve Jokond ile Si-Ya-U adlı 'şiir' kitaplarında, farklı toplumsal sınıfların çok seslilikle dilegetirilişini romanlaşmaya örnek gösteriyor. Nazım da, Jokond ile Si-Ya-U ve Benerci Kendini Niçin Öldürdü?'den 'roman' olarak söz etmekte ve 'şiirle roman arasındaki sınırları silikleştir[mektedir] ki, bu Öykü Terzioğlu'nun çok doğru olarak tespit ettiği gibi, 'Nazım'ın 'okurlarına şiire dair yepyeni bir okuma kontratı sun[duğunu]' gösterir.

    Öykü Terzioğlu'nun bugüne kadar Nazım Hikmet üzerine yapılan akademik çalışmalardan çok farklı ve kışkırtıcı bu çalışması, bana göre, edebiyat sosyolojisi bağlamında da büyük değer taşıyan yargıları da içeriyor. XIX. yüzyıla gelinceye kadar şiirin düz yazı için ideal bir model oluşunun, bu yüzyıldan itibaren, deyiş yerindeyse, tersine dönüşü, romanın başat (dominant) bir anlatı türü olarak öne çıkmasının zihinsel arkaplanını oluşturur. Bugün ülkemizde de, şiirin geriye itilmesi ve romanın öne çıkmasının nedenlerini, Avrupa edebiyatında görülen bu tepetaklak oluş'la ilişkilendirmek yanlış olmayacaktır. Öykü Terzioğlu'nun da, Mark Jeffreys'in 'Ideologies of the Lyric' adlı çalışmasından yola çıkarak tespit ettiği gibi, "düz yazı kurmaca türlerinin, özellikle de romanın anlatıyı tekeline almasıyla da anlatı, şiirin alanından dışlanmaya başlanmış ve şiir, daha önceleri ancak bir türü olan 'liriğin gettosuna itilmiş'tir."

    Bu durumda şiir, ya (i) öykülemeyi (narration) öteleyen saf şiir veya öznel duyguları dile getiren lirik şiir olarak kalacak, ya da (ii) düzyazılaşacak ya da, 'romanlaşacak'tır. Düzyazısallaşma, şiir bağlamında okura sunulan (Nazım Hikmet'in deyişiyle) yeni bir 'okuma kontratı' demektir. Nitekim Öykü Terzioğlu, şiirde düzyazısallaşmaya ilişkin bu 'okuma kontratı'nın Avrupa şiirinde T.S. Eliot ve özellikle de 'Cantos'larıyla Ezra Pound tarafından yürürlüğe konulduğunu bildiriyor.

    Avrupa'nın entelektüel tarihinde Nietzsche'nin bu 'okuma kontratı'na son kertede radikal bir örnek teşkil ettiği söylenebilir. Felsefe metinlerinin Aristoteles'ten itibaren verili kabul edilen okunma tarzlarının inşa ettiği 'okuma kontratı'nın, şiirin 'okuma kontratı'yla yer değiştirmesi, şüphesiz, büyük bir 'söylem devrimi'dir. 'Böyle Buyurdu Zerdüşt'ü nasıl okumalıyız: Şiir olarak mı, felsefî bir düzyazı metni olarak mı?

    Yukarıda da belirttim: Öykü Terzioğlu, 'Jokond ile Si-Ya-U' ve 'Benerci Kendini Niçin Öldürdü?'de Nazım'ın bu şiirleri nasıl düzyazısallaştırdığı (romanlaştırdığı) sorusuna, Bakhtin'den yola çıkarak 'çok seslileşme' ve elbette 'mizah' yanıtının verilebileceğini gösteriyor. Sonuç? Sonuç şu: 'Nazım Hikmet'in romanlaştığı ortaya koyulan şiirlerinde çok seslileşme Marksist öğreti doğrultusunda, sömürgeci üst sınıflarla ve doğal işçi sınıfı olarak gösterilen sömürge halkları sınıfsal çatışmanın temsilini, mizah da bu çatışmanın sembolik düzlemde bir devrimle sonuçlanmasını sağlamıştır.'

    Öykü Terzioğlu, Bilkent Üniversitesi Türk Edebiyatı Bölümü'ne verdiği yüksek lisans tezinin geliştirilmiş biçimi olan bu kitabıyla, 'üstün başarı'yı, Nazım gibi söylersem, 'ferade ferade' hak ediyor.

    21 Ekim 2009, Çarşamba
    ZAMAN
    h.yavuz@zaman.com.tr