Nasrettin Hocanın Gerçek Fıkraları

'Eğlence' forumunda Merve tarafından 12 Nisan 2012 tarihinde açılan konu


  1. Nasrettin Hocanın Gerçek Fıkraları

    Nasrettin Hocanın Fıkraları

    SANATIN YARISI
    Nasreddin Hoca çocukken onu bir terzinin yanına
    çırak olarak vermişler. Aradan altı yedi ay geçmiş.
    Bir gün anacağı çocuğu yanına oturtup:
    - Anlat bakalım oğlum demiş bu kadar aydır
    gidip geliyorsun. Ne öğrendin ustandan?
    Küçük Nasreddin kocaman gözlerini anasına
    dikip:
    - Anam diye cevap vermiş. Dualarının bereketiyle
    terzilik sanatınının yarısını öğrendim. Artık dikilmiş
    şeyleri güzelce sökebiliyorum. Şimdi iş sökülmüşleri
    dikmeye kaldı. Ama sabredip onu da öğreneceğim,
    hiç merak etme sen...


    BUZAĞININ ANASI
    Bir buzağı Hoca'nın bostanını harap etmiş. Ne var ne yok tepelemiş yaramaz buzağı. Hoca'nın fena halde canı sıkılmış. Eline bir sopa geçirmiş, buzağının anası olan ineği kovalamaya başlamış:
    - Yahu demişler, bostanını buzağı harap etti. Sen
    anasının peşinden koşuyorsun...
    - Bilmez gibi konuşmayın demiş hoca. Çocuk ne
    öğrenirse anasından, babasından öğrenir...


    HIRSIZIN HiÇ Mi SUÇU YOK
    Bir gün Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış.
    Birisi :
    - Hocam demiş ne diye ahırın kapısına iyi bir kilit
    takmadın sanki?
    Bir başkası :
    - Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor? Anlamadım hoca efendi diye konuşmuş.
    Bir diğeri de :
    - Hoca demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nereden baksan dökülüyor.
    Hoca kızmış:
    - Yahu demiş, iyi, güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?..


    KIYAMET KOPACAKSA
    Hoca'ya bir oyun oynamak isteyen üç beş komşusu:
    - Hocam derler, duyduk ki yarın kıyamet ko
    pacakmış. Gel senin şu kuzuyu kesip yiyelim.
    Söyleyene inanmadığı halde:
    - Olur der hoca, dediğiniz olsun. Bir dere kenarında kızartır yeriz.
    Güle oynaya derenin kenarına gelirler. Kuzu kızartılırken Hoca :
    - Haydi der, ırmağa girip serinleyin biraz. Hava
    çok sıcak.
    - Hay sağ olasın Hoca derler. Sen hele kuzuyu kızartıver.
    Sonra soyunup ırmağa girerler neşeyle.
    Onlar yıkanıp eğlenirken hoca hepsinin elbisesini
    ateşe atıp bir güzel yakar.
    Adamlar dereden çıkıpda olanları anlayınca :
    - Yahu hocam derler ne yaptın sen? Şimdi nasıl
    döneceğiz köye?
    - Bu kadar üzülmeyin canım der hoca gülerek.
    Nede olsa yarın kıyamet kopacak. Elbiseye ne gerek
    var..


    EV SECDEYE GİDERSE
    Uzun bir yolculuğa çıkan Hoca bir akşam üstü
    eski bir hana iner. Han o kadar yıkık döküktür ki nereye baksan zangır zangır titriyor. Hoca :
    - Yahu hancı efendi der, bu nasıl ev böyle. Şunu
    doğru dürüst tamir ettirsen olmaz mı? Her köşesinden bir ses geliyor.
    Hancı oralı olmaz hiç.
    - Aldırma hoca der, bizim ev biraz derviş tabiatlıdır. Devamlı Allah'ı zikreder.
    Hoca bunları da duyunca artık dayanamaz :
    - Hele der, ver şu aldığın paramı da çekip gideyim burdan. Ne olur, ne olmaz. Belki senin derviş
    evinin aklına secdeye kapanmak gelir?


    HALEP ORDAYSA ARŞIN BURADA
    Palavracının biri başına topladığı üç beş cahile
    karşı övünüp duruyormuş:
    - İşte ben böyle güçlü ve maharetli bir adamım.
    Evet ben Halep'te bulunduğum sıralarda altmış arşın uzağa atlamış bir kimseyim!...
    Hoca da bu sırada oradan geçiyormuş. Palavracının yanına yaklaşıp:
    - Yaa demiş demek sen altmış arşın atlarsın.
    Haydi atla da görelim.
    Adam hık mık etmiş. "Ama demiş ben Halep'te
    atladım..." Hoca kızmış:
    - Canım demiş, Halep oradaysa arşın burada!?



    alıntı