Nasrettin Hocanın Ders Verici Fıkraları

Konusu 'Komik yazılar' forumundadır ve YAREN tarafından 28 Nisan 2011 başlatılmıştır.

  1. YAREN Üye


    Nasrettin Hoca Ders Verici Fıkraları,
    Nasrettin Hocanın Öğüt Verici Fıkraları,
    Nasrettin Hocanın Ders Veren Fıkraları



    Kim Daha Büyük

    Hoca’ya:

    - “Efendi” demişler, “padişah mı büyük, yoksa çiftçi mi ?”



    - “Çiftçi büyük elbet” demiş Hoca ve eklemiş; “Çünkü çiftçi buğday yetiştirip vermezse pâdişah acından ölür.”


    Öğüt: İnsanların kendileri gibi işleri de toplumun bir parçasıdır. Bir meslek grubunun eksikliği, vücudumuzdaki bir uzvumuzun eksikliği gibidir. Değil mi ?




    Gönlüm razı olmadı





    Nasreddin Hoca, kasabadan Kur’an-ı kerim, tefsir ve ilmihal gibi bazı kitaplar almış. Bir çuvala yerleştirmiş. Çuvalı sırtına almış, eşeğine binmiş köyüne doğru gidiyor.



    Yolda Hoca'yı görenler :

    - “ Bre Hoca, çuvalı niye kendi sırtına aldın ?” diye sormuşlar.



    - “Ne yaparsın” demiş Hoca, “zavallı hayvan zaten benim bütün kahrımı çekiyor. Kendi bindiğim yetmiyormuş gibi çuvalı da ona taşıtmaya gönlüm razı olmadı.”




    Öğüt: Aslında her iki halde de eşeğin taşıdığı yük aynı. Olaylara yeteri kadar dikkatli ve inceleyici bir gözle bakmalı sonra tepkimizi ortaya koymalıyız. Çuvalın içindekilerin üzerine oturulabilir mi?



    Ya Tutarsa





    Nasreddin Hoca azığını heybesine koyup yola çıkmış. Öğlen vakti Akşehir gölü kenarında, bir ağacın altında oturmuş. Ekmeğini, zeytinini ve bir çanak yoğurdunu gölgede keyifle yemiş. Yoğurt çanağını gölde çalkalarken birisi görüp sormuş.



    - “Ne yapıyorsun Hoca ?”



    -“Göle maya çalıyorum” demiş Hoca.



    Adam üstelemiş :

    - “İlâhi Hoca, göl maya tutar mı hiç ?”



    -“Ben de biliyorum tutmayacağını, ammaaa ya tutarsa !...”




    Öğüt: Bu söz 750 yıldır, bütün insanların hayâl hudutlarına hitab ediyor. Yaşantımızda, güzel örneklerden faydalanalım.




    Sesimin Arkasından Koşuyorum




    Hoca ikindi ezanını okumaya başlamış. O sırada bazı komşuları evlerinin önlerinde birbirleriyle konuşuyorlar, sanki ezan sesini duymuyor gibi davranıyorlarmış. Aslında O komşular camiye de pek sık gelmiyorlarmış. Hoca sesini biraz daha yükseltmiş, amma bakmış ki fark eden bir şey yok. O tarafa doğru koşmaya ve koşarken de ezanı okumaya devam etmiş.



    O komşulardan birkaç kişi Hoca'ya bir şey olduğunu düşünerek yanına koşuşup sormuşlar :

    - “Ne oldu Hoca Efendi, niçin koşarak ezan okuyorsun.?”



    - “Sesimin nerelere kadar gittiğini merak ettim de; arkasından koşuyorum” demiş.



    Öğüt: Ezanların insanları ebedi kurtuluşa çağırdığını unutmayalım. Her an eksilmekte olan ömür sermayemizi en mükemmel şekilde kullanma gayreti içinde olalım.



    Hanımla Muhabbet



    Hoca bir gün karısına :

    - “Hatun” demiş, “Şu bizim komşu, çarıkçı, Mehmet ağanın adı neydi ?”



    - “Kendin söyledin ya, efendi” demiş karısı, “Mehmet ağa.”



    - “Canım, dilim sürçtü işte... Ne iş yapar diyecektim.” demiş Hoca.



    - “A efendi” demiş karısı, “kendin çarıkçı demedin mi?”



    - “Anlasana işte” demiş Hoca, “nerede oturuyor demek istedim.”



    - “Efendi, bugün sana ne oluyor?” demiş karısı “Komşu” dedin ya...”



    Hoca birden sinirlenmiş.

    - “Aman be karı... Seninle de bir türlü konuşulmaz ki!”





    Öğüt : Sohbetler, basit konularla da kolaylıkla açılabilirler. (örneğin: “Bu gün hava çok güzel” diyene, “görüyorum kör değilim” denir mi ?) Sohbetlerimizi sıcak ve faydalı konularda yoğunlaştırabilirsek kazançlı çıkarız.





    İnsanlar gibi düşünür



    Nasreddin Hoca pazarda dolaşırken, bir papağanın on iki altına satıldığını görünce şaşıp kalarak yanındakilere sormuş:

    - “Bu kuş neden bu kadar para ediyor ?”



    - “Bu papağandır” demişler, “konuşur.”

    Hoca doğru evine gitmiş. Hindisini koltuğunun altına alıp pazara getirmiş.

    - “Kaça hindi ?” diye sormuşlar.



    - “On beş altın” demiş Hoca.

    - “Bir hindi on beş altın eder mi ?” demişler.



    - “Görmüyor musunuz !” demiş Hoca; “yumruk kadar papağanı on iki altına satıyorlar.”



    - “Onun marifeti var, insan gibi konuşur. Ya seninki ne yapar ?” diye sormuşlar.



    - “O düşünmeden konuşur” demiş Hoca ; “Bu da insanlar gibi düşünür.”



    Öğüt: Düşünmeden konuşanın, kendisine ve diğer insanlara pek yararı olmadığı gibi, büyük zararları da olabilir. Konuşabilmek insanlara verilmiş büyük bir lütuftur.

    Düşünerek, idrak ederek konuşabilmek ise çok daha büyük bir lütuftur. Olgun insanlar iyi düşünürler, faydalı konuşurlar.



    Bindiği dalı kesmesi






    Nasreddin Hoca, köy meydanındaki koca çınar ağacının üzerine çıkmış, elindeki balta ile bindiği dalı kesmeye başlamış.



    Görenler :

    -“Aman Hocam, bindiğin dalı kesiyorsun, düşe-ceksin!” diye bağırmağa başlamışlar.



    Hoca kesmeye devam ederek seslenmiş:

    -“Bu dalı kesenin yere düşeceğini hepiniz akıl ettiniz de , ben size yıllardır ahiretin dalı olan dünyanızı keserseniz cehenneme düşersiniz diyorum, neden hâlâ akıl edemiyorsunuz!!!...”



    Öğüt :
    Gerçek akıllı kişi, dünya işlerini plânlayıp ona göre hareket eden ve dünya işleriyle meşgul olurken, öldükten sonraki ahiret hayatı için de hazırlık yapan insandır.



    Oğlumun babası öldü de



    Bir gün Nasreddin Hoca’yı siyah elbiseleriyle görenler:



    - “Ne oldu Hoca efendi” demişler, “bu gün karalar giymişsin?”



    - “Oğlumun babası öldü de ...” demiş Hoca, “O'nun yasını tutuyorum.”






    Öğüt : Kültürümüze ve ahlâkımıza uygun her renk ve model elbiseyi giyebiliriz. Tereddüt ettiği konuları bilene danışmak akıllı insanın özelliğidir.




    Su dediğin böyle olur




    Nasreddin Hoca bir yaz günü yolculuk ederken, öğle vaktine doğru bir hayli susar. İlerde bir göl görür. Şöyle kana kana su içmeyi düşünerek gölün kenarına gelir, avucunu doldurur, hızla bir kaç yudum yutar; amma midesi bulanır, tükürmeye çalışır. İlk defa karşılaştığı bir su olan Acıgöl'ün sodyum sülfatlı suyu midesini berbat etmiştir.



    Hoca civarda aranırken küçük bir su kaynağına rastlar. Suyun tatlı su olduğunu anlayınca, önce ağzını iyice çalkalar, sonra da kana kana su içer, Eşeğini de sular.



    Şakır şakır dalgalanan Acıgöl'e şöyle bir bakar, su içtiği kaynaktan avucunu doldurarak gölün kenarına gelir;



    - “Cimri zenginin zekâtsız malı gibi şişinip durma!... Su dediğin böyle olur” diyerek avucundaki suyu şak diye gölün yüzüne savurur.




    Öğüt : Yerinde ve zamanında yapılmış ikramın küçüğü, büyüğü olmaz. Allah’ın rızasını kazanmak için fırsatları iyi değerlendirelim.
     

Sayfayı Paylaş