Müziğin Geçirdiği Başlıca Dönemler

'Medya Bölümü' forumunda ZeuS tarafından 6 Haziran 2011 tarihinde açılan konu


  1. Müziğin Geçirdiği Dönemler,
    Müziğin Geçirdiği Başlıca Dönemler,
    Müziğin Dönemleri

    Klasik batı müziğinin geçirdiği dönemler tarihte geniş bir konuyu kapsar..

    Klasik Yunan Dönemi

    Konfüçyüsçüler ile Pythagorasçılarda gördüğümüz müziğin bir etki öğretisi olduğu anlayışı, daha sonra Platon ile Aristoteles’te sürerek klasik Yunan müzik kuramını oluşturur. Bu kuramın çekirdeğini oluşturan bu ethos (ahlâk) öğretisinin, başka bir deyimle, duyusal etki öğretisinin temel düşüncesi şudur: Seslerin hareketi ile insan ruhunun hareketlerini, gizemli bir benzerlik bağıntısından ötürü birbirine bağlayan müzik, ruh hareketlerini, tutkuları, sevinç ile hüznü yalnızca yansıtmaya değil, aynı zamanda dinleyicide doğrudan doğruya yeniden meydana getirmeye yetilidir.

    Ancak, dinleyicinin ruh yaşamı müzik yoluyla etkilenirse, böylece bu sanat gizemli bir gücü de ele geçirmiş olur. O, yanlış kullanılırsa, kötü sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle Platon (İÖ. 428 – 348), tasarladığı ideal devletinde müziğin yeri üzerinde önemle durur. Ona göre, devletin en yüksek ödevi, yurttaşlarını erdeme uygun tarzda eğitmek, yetiştirmektir. O halde sorulur: “Şimdi bu yetiştirme nasıl olacak?..” Yanıt açıktır: “Beden için idman, ruh için müzik” ten başka yol yoktur.

    Platon müzik eğitimine söz sanatlarını da alır. Müzik ile sözün birlikte ele alınışı, sonraki yüzyıllarda da süregelir. Platon’a göre, “melodi üç şeyin karışımıdır: söz, makam, ritim.”

    Söz konusunda ağlamalara, vahlanmalara yer verilmez. Makam ile ritmin de sözlere uyması gerekir. Hüzünlü sözlere uyan karışık Lydia, uzun Lydia ya da benzerleri, gevşek olan çözük denilen Ionia ile Lydia makamları yurttaşları gevşek, sarhoş, tembel yapacağından devlete sokulmayacaktır. Kabul gören makamlar ise, biri savaş, diğeri barış zamanındaki yaşama uygun biri sert, diğeri yumuşak iki makamdır. Sazlar da buna göre seçilir. Her türlü makamı çalabilen telli sazlara izin verilmez. Yalnızca lyra, kithara bir de kırlarda çobanların çaldığı kavala bu devlette yer vardır. Ritmler de aynı ölçüye göre değerlendirilir. Değişik, çok çeşitli ritimler istenmez; “hem yiğitçe hem de ölçülü bir hayata uygun olanları” benimsenir. Bütün bunlardan amaç, müzik eğitimi sayesinde yurttaşların iyi bir insan olarak yetiştirilmesidir. Görüldüğü gibi Platon’da sanat ve müzik, tamamen insanda bıraktığı duyusal etkiye göre etik açıdan değerlendirilir, estetik kaygılar göz ardı edilir.

    Orta Çağ Dönemi (395 – 1950)

    4 üncü yüzyılda başlayan ve Rönesans dönemine kadar devam eden ortaçağ döneminin en büyük özelliği çok sesliliğe geçiş olmuştu. Aslında o dönem için, eskiden beri tek sese alışmış kulakların başka başka seslerin belirli bir uyumla bir araya gelmeleriyle oluşan ses grubuna alışması hiç de kolay değildi. Bu tür müziğin kökeni Yunan ve Yahudi kültürüne dayanmaktaydı. 


    Çok eski dönemlerde Yunanlılar nota işareti olarak harfleri kullanırlardı. Ancak ortaçağ ile birlikte sesleri hecelere ayırmak ve her bir işareti de çizgilere oturtmakla birlikte ilk nota sistemi de kurulmaya başladı. İşte bu farklı seslerin kesin işaretlerle isimlendirilmesi, çok sesliliğin gelişimine büyük katkı sağladı.

    Ortaçağ’da kilise dışında müzik, köylüler ile soyluları eğlendirmek amacıyla cambazlık ile danslarla birlikte sanatçılar tarafından yapılırdı. Şövalyelik döneminin şövalye-bestecileri savaşa, yiğitliğe, aşka dair besteler yapıp söylemişlerdi.

    Avrupa’da Ortaçağ Kilisesi, orgdan başka çalgıları “çok tanrılı dinlere” özgü sayarak yasaklamıştı. Kilise dışında da müzik, insan sesi kaynaklı düşünülmüş ve çalgı müziği düşünülmemişti. Ancak halk arasında üflemeli ve vurmalı çalgıların kullanıldığı görülmekteydi. Bu çalgılar Arap ve Türk kaynaklıydı. Tulumlu gayda, basit flütler, küçük el davulları, trampetler ile bunun gibi aletlerdi.

    Orta Çağ Dönemi Önemli Bestecileri : Magister Pérotin. Guillaume de Machaut.


    Rönesans Dönemi (1450 – 1600)

    Rönesans’ın kelime anlamı “yeniden doğuş” demektir. Rönesans müziği dönemi, sıradan insan yaşamında müziğin tekrar değerlendirilmesi ile yeni düşüncelerin doğma dönemidir. Bu dönemde insanlar kendi yaşamları ile dünyayı kurarken yaptıkları heyecan verici keşifleri müziğe yansıttı. 


    Rönesans’ın yaşam sevinci, dansları, danslar da çalgıları arttırdı. Bu dönemde yeni çalgılar icat edildiği gibi, eski çalgıların da sesleri büyütüldü ve zenginleştirildi; org, klavsen, lavta, arp, flüt, yan-flüt, kornet, trompet ve tabii ki viyola bu döneme damgalarını vurdular. Ritmi güçlendirmek amacıyla vurmalı çalgıların da bu gelişime katılmasıyla büyük davullar, ziller, üçgenler ile defler dönemin orkestralarındaki yerlerini aldılar. Ancak yine de Rönesans dönemi bestelerinin en belirgin özelliği, çalgıların aynı anda başlayıp aynı anda eseri bitirmeleri olarak anlatılabilir. Ses şiddeti hep aynı ayardadır.

    Dönemin müzik anlayışının en büyük anahtarı, tek bir tel üzerindeki basit aralıkların gösterilmesiydi. Bu aralıkların anlamı en ilkel sayı ilişkileriyle yorumlaksel orantıları diğer sanat alanlarında da kullanmışlardır.

    Rönesans döneminde ilk kez yazılı müzik kullanılabilir hale geldi, insanlar bestecilerin eserlerini evleri ile kiliselerinde öğrendi. Enstrümantal ile dans müziği popülerdi. Müzisyenler kendi geçmişlerinden çok sanatları ile tanınmaya başladılar.

    Rönesans dönemi ile birlikte çoksesliliğin ilk büyük eserleri de ortaya çıkmaya başladı. 16. yüzyılda artık din dışı eserlerde, şiirle müzik bir araya gelerek daha uzun soluklu besteler yapılmaya başlandı.

    Rönesans, müziğin bütün kültür hayatında büyük önem taşıdığı bir çağ olmuştur. Çünkü bir erkeğin aydın olsun, sanatçı, bilgin ya da diplomat olsun müzik teorisini bilmesi, pratiğini yapmış olması gerekiyordu. Bir saray adamının, bilgilerinin yanı sıra müzikçi olması ile çalgı çalması baş koşuldu. Başka bir deyişle müzik bambaşka bir değer ile anlam taşımaktaydı.

    Önemli Bestecileri : Josquin Desprez, Orlande de Lassus, Giovanni Pierluigi da Palestrina.

    Barok Dönem (1600-1750)

    Barok dönem, 1600 ile 1750 yılları İtalya’daki opera denemeleriyle başlamış, J.S.Bach’ın ölümüyle sona ermiş, tüm müzik türlerinde günümüze kadar kalıcı olan değişikliklerin oluşmasına neden olmuştur.

    Barok müzik, bir döneme adını vermekle birlikte mimari başta olmak üzere diğer pekçok kategoride de değerlendirilebilmektedir. Barok Portekiz’ce barroco (düzgün olmayan inci) kelimesinden gelmektedir. Mimarlıkta, deniz kabuklarına benzer eğmeçli bezemelerden meydana gelen , 17. yüzyılda kısmen de 18. yüzyılda Avrupa’nın özellikle Katolik ülkelerine (İtalya, İspanya, Potekiz, Avusturya, güney Almanya, Belçika) ile Latin Amerika’ya yayılmış olan biçem (üslup) olarak göze çarpar.

    Barok sözcüğü yanlızca 17. yüzyıldaki genel tutumu nitelendirmekle kalmamış, Helenizm ile Gotik’in geç dönemlerindeki bazı belirtilerin anlatılmasında da kullanılmıştır. Furetiére’in 1690′da hazırladığı Fransız dilinin ilk sözlüğüne göre “baroque”, “tam yuvarlak olmayan incileri anlatmakta kullanılan bir kuyumculuk terimi” dir. Saint-Simon 1711′de “garip, rahatsız edici bir düşünce”yi anlatmak için barok sözcüğünü kullanmıştır. Fransız Akademisi sözlüğü de 1694′teki ilk baskısında Furetiére’in tanımlamasını olduğu gibi benimsemiştir. 1740′taki baskı ise mecazi anlamı benimsiyordu: düzensiz, tuhaf, eşit olmayan.

    Jean Jacques Rousseau’ya göre “barok müzik, armoninin açık seçik olmadığı, modülasyonlar ile uyumsuzlukla dolu entonasyonları güç, hareketi zor olan müziktir”. Yapı sanatı ile ilgili ilk tanımla 1788 yılında “Encyclopédie méthodique” te karşılaşılmaktadır: “mimarlıkta barok, tuhaflığın bir nüansıdır”. Öyle anlaşılıyorki bu isim, dönemin başlangıcında resim ile heykel çalışmalarındaki değişikliklere gösterilen şaşırmış reaksiyon sonucu çıkmıştır.

    Barok çağ, klasik müziğin yükseliş çağıdır desek herhalde yerinde bir deyim olur. İşin garibi, klasik müziği yaygınlaştıran, halkın müzik sevgisinden çok, zenginlerin özentiliği olmuştur. Barok bir gösteriş devridir, bu devir boyunca en çok kullanılan sözcük yüksek olasılıkla “ihtişam” olmuştur. Çok ama çok büyük malikaneler, park boyutunda bahçeler ile söz konusu malikanelerde çalışan hizmetçi orduları Barok’un önemli özelliklerindendir. Mimari yapıtlardaki abartının müziğe de yansıdığı, ‘org’ un altın çağını yaşadığı barok dönem, armoni tekniğinin tepe noktaya vardığı, kantat ile opera gibi sahne sanatlarının ortaya çıktığı, senfonik orkestraların, konçertoların ilk tohumlarının atıldığı, tarihe damgalarını vuran bestecilerin yetiştiği çok renkli bir dönemdir.

    İşte tam da bu gösteriş yıllarında evde çalışan kadroyu artırmak isteyen aşırı zengin bir işadamının aklından şöyle bir düşünce dizisi geçmiştir: “Allahım ne kadar da zenginim; nasıl da her şeyim var, offff offf yine de sıkılıyorum ama, dur en iyisi çalgıcıları çağırayım, hmm, bir daha düşündüm de en iyisi eve bir bestekar alayım, her gün besteler yapsın, çalsın söylesin, evet, evet, çok iyi bir fikir bu”.

    İşte olanlar da bundan sonra olmuştur. Fikir, sosyeteye bomba gibi düşmüş, bütün zenginleri bestekar kiralamaya yöneltmiştir. Bu dönemin müzisyenleri onlara “hami” lik eden zenginlerin sayesinde bazı yönlerden rahat içinde yaşamış, bunun sonucunda oldukça verimli olmuşlardır.

    Tarihteki ilk opera, İtalya’da Jacopo Peri’nin bestelediği Dafne operasıdır, ancak operayı geliştirip tüm dünyada tanınmasını sağlayan yine bir İtalyan besteci, Claudio Monteverdi’dir. Viyolasıyla danslara eşlik edip madrigallerde şarkılar söyleyen Monteverdi, bu ilk operayı duyduğunda çok etkilendi, 1607′de Orfeo’yu besteledi. Bu operanın büyük bir başarı kazanıp saraylardan bu konuda yoğun istekler gelmesi üzerine, Monteverdi bu işe daha çok ağırlık verdi . Böylece dramatik etkinin yüksek olduğu, orkestranın şarkılara eşlik ettiği operalar doğmuş oldu.

    Barok dönemin bizlere armağan ettiği besteciler Haendel, Vivaldi, Pergolesi olağanüstü eserleriyle klasik müzik tarihine isimlerini altın harflerle yazdırdılar, ama dönemle özdeşleşmiş olan esas bir başka isim vardır ki, o da Johan Sebastian Bach’ tır. Batı müziğinin temel taşı sayılan J.S. Bach’ı kısaca anlatıp geçmek yakışık almaz. Bu konuyu ayrı bir makale olarak yayınlamak gerekir.

    Önemli Bestecileri : Claudio Giovanni Antonio Monteverdi, Heinrich Schütz, Olgun Baroklar : Antonio Vivaldi, Johann Sebastian Bach, George Frideric Handel.

    Klasik Dönem (1750-1830)

    1700′lerin ortaları ile 1800′ler klasik müzik için çok önemli bir çağdır, Aydınlanma Çağı olarak anılır. Newton, Descartes, Rousseau, Voltaire, Montesquieu gibi bilim adamları ile düşünürler dönemi baştan aşağı yenileyen isimlerdir. Düşün hayatının değişimiyle birlikte dinde doğallık ile sadelik, bireysel özgürlük, eşitlik ile ilericilik büyük önem kazandı. Bütün bunlar sanat ile edebiyat dünyasına da yön verdi. Doğallıktan yana olan bu dönemin düşünürleri Barok dönemin bestecilerini fazla karmaşık olmakla, müziğin temel amaçlarını unutmakla suçladılar. Böylece Klasik dönem, müzik tarihine, teknik karmaşayı yenerek doğallığa ulaşmış, yalınlaşmış bir dönem olarak geçti.

    Müzik bütün sanat dalları arasında en sivrileni olarak, klasik müzik toplum için görgüyü simgeleyen en önemli ölçüt haline gelmiştir. Birçok aile, çocuklarının müzik eğitimine önem vermiş, sonuç olarak da önemli bir bölümü iyi müzikten anlayan bir nesil yetişmiştir. Barok çağında anlattığımız “hamilik” sistemi de dolu dizgin devam etmektedir bu arada. Artık sadece zenginler değil, kontlar ile krallar gibi politik kişiler de işin içine girerek bestekarları el üstünde tutmaya başlamışlardır.

    Özellikle müzikte olmak üzere, birçok alanda sık sık kullanılan “klasik” kelimesi, ülkeler ile çağlara göre çok değişik gerçeklikleri kapsar. “Klasik”müzik”, “popüler” ya da “hafif” diye adlandırılan müziklerin karşıtı gibi ele alınabilir. O zaman Pérotin den (ykl.1200) Pierre Boulez in izleyicilerine (XX.yy sonu) kadar bütün yüksek (ya da ciddi) Avrupa müziğini içine alır.

    Bu bağlamda ( Avrupa dışı müziklerin tersine) “klasik müzik” ile “çağdaş müzik” ayrımı yapılabilir. Çağdaş müzik, örnekse Debussy’den ya da Boulez-Stockhausen kuşağından (1945) başlatılabilir. Aynı biçimde klasik müzik, romantik müzikten, barok müzikten, Rönesans müziği ile ortaçağ müziğindende ayrılmaktadır. Ne var ki bu anlamda Lully ile Rameau’nun Versailles klasikçiliği ile Haydn, Mozart ile Beethoven’in Viyana klasikçiliği, ne zaman, ne teknik, nede estetik olarak biribirine karıştırılamaz; dahası bunların birinden ötekine geçişi, çok önemli bir kültür olayı olan “Soytarılar savaşı” nı (1752 de, Fransız müziği ile İtalyan müziği taraftarları arasında Pariste çıkan sanat kavgası) simgeler.

    Edebiyatta olduğu gibi müzikte de “klasik” teriminin kullanılışı çok eski değildir (ilkin 1800 ler dolayı). “Romantik” teriminden daha sonra kullanıldığı kesindir. Son olarak şunuda belirtelim ki, Goethe’den başlıyarak, yani XIX.yy’ın başından beri müzikteki klasik-romantik karşıtlığı, zihinleri, özellikle de yazarların zihninde epeyce yer almıştır.

    Müzikte son baroğun en büyük temsilcisi olan Bach 1750 de Leipzig de öldüğünde genç Haydn Viyana da ilk eserlerini yazıyordu. Bu olaylar bir yüzyılı iki eşit döneme ayırır. Birinci yarıya Bach hakimdir. İkinci yarıdaysa Haydn yepyeni bir sanat ve toplum bağlamında, Mozart ile birlikte, Viyanayı en azından yaratıcılık açısından, Avrupanın müzik merkezi haline getirir. Bu iki besteci xvııı. yy ın ikinci yarısıyla özdeşleşir. Sonraki kuşaklar geriye dönüp baktıklarında böyle düşüneceklerdir. Özellikle Bach, ortaçağ ile Rönesans’tan devralınan birikimi en uç noktası ile zirveye ulaştırmıştır. Oysa onun çağdaşı olan bestecilerin büyük bir kısmı, besteleme tekniklerinin sadeleştirilmesi , armoni ile çokseslilik (kontrpuan) yerine melodiye öncelik verilmesi gibi eğilimler göstermektedir. Bach’ın ölümünden hemen önceki ile hemen sonraki dönemlerde Bach’a oranla kesin bir yüzeysellik görülür.

    Yeni melodi anlayışı ileride daha da güçlenecektir, ama kompozisyon yoğunluğu bakımından bu yeni anlayışın yol açtığı kayıpların, yeni bir çokseslilik, yeni bir yoğunluk ile yeni bir müzik düşüncesi getiren Haydn ile Mozart dehaları yüzünden ancak 1780’e doğru yeri doldurulacaktır. Haydn ile Mozart yetişme döneminde eserlerinin tek bir notasını bile bilmedikleri Bach’ın biçeminden (üslubundan) çok uzaktır. İkisinin de biçemlerinin ilk belirtileri, Bach’ın ölümünden epeyce önce ortaya çıkmıştır. Bach’ ınkinden çok daha fazla Telemann, Scarlatti gibi çağdaşlarının, 1710 dolaylarında doğmuş olan, bazılarınca ön-klasik diye nitelenen bestecilerin biçeminden izler taşır. Ön-Klasik denilen besteciler Kuzey Almanya’da Carl Phillip Emanuel Bach (Johann Sebastian’ın dört müzisyen oğlunun ikincisi), Mannheim’da Johann Stamitz, Viyana’da Mathias Georg Monn, Georg Christoph Wagenseil ile Milano’da Giovanni Battista Sammartini’dir. İtalyan opera bestecilerinin, Johann Adolf Hasse gibi, Italyan olmayan ama İtalyan tarzı operalar yazan bestecilerin de apayrı bir yeri vardır.

    Dönemin ilk akla gelen bestecileri Mozart ile Haydn’dır. Bu iki büyük besteci çok iyi anlaşıp birbirlerinden çok etkilenen iki can dosttur. Aralarındaki fark, Haydn’ın müziğe oldukça geç bir yaşta başlaması, Mozart’ın ise bir dahi olarak doğup müziğe üç-dört yaşlarında atılmasıdır. Dahası denir ki, “Eğer Haydn Mozart gibi 35 yaşında ölseydi, adı bugün zor anılırdı.” Harika çocuk olmamakla birlikte yine de çok önemli eserler veren Haydn en çok oratoryolarıyla beğenilmiştir. Kusursuz müziğiyle anılan Mozart ise, Bach gibi kısaca bahsedilecek bir besteci olmadığından, daha sonra ayrı bir makalede ele alınabilir.

    Romantik dönemin öteki dahisi Ludwig Van Beethoven’dır. Beethoven Klasik ile Romantik dönem arasında bir köprü olarak tanımlanır. Kimi tarihçilerin Klasik, kimilerinin ise Romantik döneme yakıştırdığı Beethoven, esasen kendine özgü bir dönemin sanatçısıdır ki, Beethoven Çağı diyebileceğimiz bu dönem, 1790′dan 1830′a dek uzanır. Biz en iyisi bu üçüncü dehayı da, diğer ikisi gibi, ayrıntılar için sonraya bırakalım. Fakat o dönemin bir diğer komik ya da ilgnç özelliği, ailelerin genç kızlarına Beethoven dinletmemeleri, neden olarak da bu eserlerin erotik bir tarafı olduğunu düşünmeleridir. İnsanlar ne kadar da kötü(!) niyetli olabiliyorlar. Öyle değil mi?…

    Önemli Bestecileri : Franz Joseph Haydn, Wolfgang Amadeus Mozart, Ludwig van Beethoven, Franz Peter Schubert.


    Romantik dönem (1830 – 1900)

    Romantik çağ, adından da anlaşılacağı gibi, biraz “bulanık = flu” geçmiş bir çağdır. Endüstri devriminin ayak sesleri duyulmaya başladığında insanlar arasında geçici bir panik yaşanmıştır. Bunun sonucunda mistisizmle karışık aşk aromalı eserler ortaya çıkmıştır. Her alanda birbirinden parlak sanatçılar birbiri ardına harikalar yaratmıştır.

    Tabii ki romantizm, her çağda, her sanatçıyla yaşanmıştır ama 19. yüzyıl sanatına çok daha yoğun. daha abartılı bir biçimde yansımıştır. Bu dönemin sanatçıları düşler ile imgeler içinde uçan, ulaşılmaz olanın peşinde koşan, kendine acıyan, anlaşılamamaktan yakınan, ruhsal inişleri çıkışlarını yapıtlarına yansıtan sanatçılardır. Bu durumun edebiyattaki yansıması Victor Hugo, Balzac, Gogol, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov, Dumas, de Musset, Keats, Lord Byron ile Goethe, felsefedeki yansıması Nietzsche, Schopenhauer, Hegel iken, müzikteki karşılığı Chopin, Schubert, Weber, Schumann, Çaykovski, Brahms, Verdi, Liszt, Wagner, Puccini, Rossini ile şeytan kemancı Paganini olmuştur.

    Beethoven’ın Klasik ile Romantik akımları birbirine bağlayan müziğinin ardından, çağdaşları sayılan Weber, Schubert ile Rossini ilk katıksız Romantikler kuşağı olarak bilinir. Romantik dönemi gerçek anlamıyla başlatan da onlar olmuşlardır. Bu bestecilerin 1830′ larda ölmesiyle ikinci kuşak Romantikler döneme ağırlıklarını koymuşlardır.

    Oda müziği Klasik dönemin ürünüyse, senfoni de Romantik dönemin ürünüdür. Bu dönemde birbiri ardına olağanüstü senfoniler, liedler, koral müzikler, operalar, uvertürler, konçertolar yazılıp yorumlanmıştır. Özellikle Verdi’nin operaları bugün bile hayranlıkla dinlenmektedir. Dönemin sonlarına doğru atağa geçen bale türü ise klasik müziğe dansın eşsiz güzelliğini getirmiştir.

    Bach, Haydn ile Mozart da minör tonları kullanıp romantizme bir tür hazırlık yapan besteciler olsalar da, Romantikler’in yorumculuğu Bach ya da Mozart zamanının yorumculuğuna benzemez. Chopin, Liszt, Paganini gibi harikalar yaratan yorumcuların çalış tekniği, Romantik dönemin ölçütü sayılmıştır. Bu dönemin bestecileri çalgılarının olanaklarını çok iyi tanıdıklarından kendi parlak yetenekleriyle çalgının tüm sınırlarını zorlamışlardır.

    Romantik dönemin en gözde çalgısı piyano olmuştur, bu dönemin sanatçılarının tüm fırtınalı, hırçın, inişli çıkışlı duygularını en güzel anlatan çalgı olmakla nam salmıştır. En küçük sesten en büyük sese dek ses gürlüğüne karşı duyarlılığı, bestecilerin ruh halindeki değişiklikler için son derece elverişlidir. Ancak tarihe adını gerçekten bileğinin hakkıyla yazdıran bir keman virtüözü vardır ki hem baş döndürücü çevikliği ile hızı, hem de son derece duygusal yorumuyla inanılmaz bir müzisyendir. Niccolo Paganini’nin yeteneği öylesine olağanüstüdür ki şeytanla işbirliği yaptığı inancı almış yürümüştür. Çağının çok ilerisinde olan bu keman ustasının yazdığı ile yorumladığı eserleri aynı ustalıkta seslendirebilecek kemancı bugün bile yok denecek kadar azdır.

    Önemli Bestecileri : Johannes Brahms, Anton Bruckner, Franz Peter Schubert, PETER ILYİCH TCHAIKOVSKY, Gustav Mahler, Richard Georg Strauss

    Modern Dönem (1900 ile sonrası…)

    Yeni bir yüzyılın başlaması ile müzik de yeni bir döneme adımını atmıştır. Kimi müzik tarihçisine göre 20. yüzyılda bestelenen müziğin tümü modernizm olarak anılmalıdır. Ancak hangi “izm” için geçerli olursa olsun, 20. yüzyıl, müzikte her türlü sınırın bilinçli olarak zorlanmasıdır : Teknikte, anlatımda, biçimde, biçemde, içerikte, özde tüm geleneksel kurallar eğilip bükülmeye, eriyip çökmeye başlamıştır. Bu dönem sadece müzikte değil, diğer alanlarda da yeniliklerin peşinde koşulduğu, Oscar Wilde, Lawrence, Joyce, Proust, Kandinski, Picasso, Matisse, Klimt, Kokoschka, Freud, Jung, Russell gibi yenilikçi, özgür ruhlu sanatçı ile düşünürlerin biçimlendirdiği bir dönemdir.

    Bu dönemi adlandırmada genel kabul görmüş bir terim yoktur. Çağdaş Müzik ya da 20. Yüzyıl müziği gibi adlandırmalar yapılabilirse de özellikle ikincisi yüzyılın ortalarında yaşamış olan Rachmaninov, Sibelius ile R. Strauss’ u da kapsadığından uygun olmayabilir.

    Yeni müzik terimi bu müzik türünün felsefesi ile 19. Yüzyıl romantizmine karşıt olan arayışları daha iyi tanımlayacaktır.

    Yeni müzik Alman Avusturya romantizmine, onun temsil ettiği herşeye bir başkaldırıyı simgeler. Değişik besteciler değişik tekniklerle başarılı örnekler oluşturmuşlardır. Bu müzik türünde, Empresyonizm, Romantizm ya da Barok dönemde olduğu gibi belli bir biçem ya da kalıp yoktur. Besteciler belli bir tekniğe bağlı kalmak yerine birini denedikten sonra bir başkasına geçmekte bir sakınca görmemişlerdir.

    Başkaldırış yapıt adlarında da kendini göstermektedir. Buna örnek olarak Erik Satie’nin “Like a nightingale that has a toothache” ile Trois Morceaux’ un “Three pieces in the form of a pear” gösterilebilir. Bunlar son yüzyılın romantik başlıklı senfonik şiirlerine bir reaksiyon olarak görülmektedir.

    Müzikte Debussy, Ravel, Schönberg, Mahler, Stravinski, Carl Orff, Bela Bartok, Eric Satie, Prokofiev, Şostakoviç ile Gershwin gibi besteciler müziğin kurallarını tekrar değiştirdiler, eserlerini ‘görsel’ bir havaya soktular. Parçaları, müzikal filmler gibiydi (Bu dönemden birçok yapıtın kullanıldığı klasik Disney filmi Fantasia’yı duymuş olmalısınız). Daha da önemlisi, 20. yüzyıl, besteci ile yorumcuların birbirinden etkilendikleri, herhangi bir akıma bağlı kaldıkları bir dönem değil, aksine birbirinden tümüyle bağımsız, gerçekçi, bağlı olduğu kültürün kökenlerine inen sanatçıların çağı oldu.

    Bu dönemde sadece orkastra müziğinde değil, sahne müziklerinde de cesur yenilikler yapılmıştır. Örnekse bale’ de, özellikle günümüz koreograflarından Maurice Bejart’ın olağanüstü denemeleri, modern baleyi tepe noktasına ulaştırmış, izlemeye doyamayacağımız gösteriler haline getirmiştir.

    yüzyılda caz müziğinin ortaya çıkışıyla , bazı klasik müzik bestecilerinin caza yönelmesi sonucu klasik müziğin erki sallanmış, zamanla yerini öteki müzik türlerine bırakmıştır. Ancak hiçbir zaman değerinden bir şey kaybetmemiş, kendinden sonra gelen tüm müzik akımlarını etkilemeyi sürdürmüş, onlara bir tür ‘abilik’ yapmıştır. Caz müziği konusu geniş bir alanı kaplar. Bu yüzden konuyu ayrı bir bölümde gözden geçirmek doğru olur.

    Önemli Bestecileri : Achille- Claude Debussy, Arnold Franz Walter Schoenberg , Alban Berg, Anton von Webern, Béla Bartók, Igor Stravinsky.

    alıntı...