Monolog Tiyatro Metinleri

'Medya Bölümü' forumunda Bella tarafından 1 Mayıs 2012 tarihinde açılan konu


  1. Tiyatro Metni Monolog,


    DEDİKODU


    Dedikoduyu hiç sevmem. Başkasının etlisine, sütlüsüne karışmak hiç hoşuma gitmez. Neme lazım, bu huyumdan çok memnunum.



    Bu yıl okullar açıldı açılalı hiçbir arkadaşıma, “Gözünün üstünde kaşın var.” demedim. Söz aramızda, Bazı çocuklar pek alıngan olurlar. Hele bir tanesi var ki, şimdi adı gerekli değil, buluttan nem kapar.



    Geçenlerde ona, “Kardeşim, aritmetik problemlerini çözerken evde sana kim yardım ediyor?” dedim. Vay efendim vaay... Sen misin bunu soran? Açtı ağzını, yumdu gözünü de söylemediğini bırakmadı bana...



    Oysa sıra arkadaşı Fikret’ten, pardon, adını söylememeliydim, kaç kez duydum. Ödevlerini hep ablasına yaptırıyormuş. Neme gerek, kim yaptırırsa yaptırsın. Öğretmen anlamaz mı sanki? Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar, üçüncü de ele geçer.



    Neme gerek, biz kendi işimize bakalım. Dedikoduyu hiç sevmem doğrusu. Falan şöyle yapmış, filan böyle yapmış. Bana ne? Her koyun kendi bacağından asılır.



    Ha, koyun dedim de hatırıma geldi. Geçen gün sınıfta öğretmenimiz yanımızdaki arkadaşa:



    - Koyunla keçi arasındaki benzerlikleri söyle, dedi. Çocuk ne dese beğenirsiniz? Koyunun eti, sütü, kellesi, kuyruğu keçiye benzermiş...



    Benzese bari. Kendimi tutamadım, fık diye güldüm. Bana öfke ile baktı. Koyunla keçiyi tanımayan bu çocuk kim, biliyor musunuz?



    Söylemem. Söylersem dedikodu olur. Zaten çok alıngan bir çocuk. Ona sınıfta herkes Mıhladız Süleyman, diyor. Ne söylense hemen kendine çekiyor. Neme gerek, benim bir şey söylediğim yok. Dedikoduyu hiç sevmem...



    Sınıfta 50- 60 çocuğuz. Hiç birimizin huyu ötekine uymuyor. Hele bir çocuk var ki, adı gerekli değil, dedikodu yapmadığı gün yoktur. Beni ona çekiştirir, onu bana çekiştirir.



    Bir gün dayanamadım:



    - Sabahat, dedim, bu yaptığın doğru değildir. Bırak artık şu dedikoduyu. Herkesi birbirine katacaksın...



    Durdu durdu da bana ne söyledi bilir misiniz? Söylemem, dedikodu olur.



    (Seyircilere doğru eğilir. Elini ağzına koyar. Hafif sesle:)



    Ama, siz yabancı sayılmazsınız. Benden duymuş olmayın. O çocuk bana:



    -Dedikoducu senin gibi olur, dedi.







    DAHA NE SÖYLEYEYİM?


    Buraya niçin çıktım biliyor musunuz? Nereden bileceksiniz! Bari ben söyleyeyim. Efendim, size şimdi bir nutuk çekeceğim.



    Neden şaştınız? Yalnız büyükler nutuk çekmez ya, biz de çekeriz.. Hem de sık sık...



    Bayram Haftası der, nutuk çekeriz. Kitap Haftası der, nutuk çekeriz.



    Allah korusun,Verem Haftası, Tutum Haftası, anneler Günü, Babalar Günü, Yılbaşı, Yıl sonu, Çocuk Haftası der, çekeriz nutukları...



    Biz bu sayılı haftaları, günleri arkadaşlarla paylaştık. Bana Tutum Haftası düştü. En zoru da işte bu... Ben size şimdi ne söyleyeyim, bilmem ki!..



    (Biraz durur.) Arpacı kumrusu gibi düşünmektense bir şeyler söylemeliyim...



    Hah, aklıma geldi, durun... (Yüksek sesle) Kumbarası olanlar ellerini kaldırsınlar! (Bekler, sayar gibi yapar) Gördünüz mü? Kumbarasızlar daha çok... Ben şimdi size ne söyleyeyim, bilmem ki!..



    Peki, bankada hesap açtıranlar ellerini kaldırsınlar! (Bekler, gene sayar gibi yapar.) İşte, demedim mi? Gene hesapsızlar daha çok... Ben size şimdi ne söyleyeyim; bilmem ki!...



    Haa, affedersiniz. Başkasının parasını, malını, mülkünü sormak ayıp sayılır ama, ben size başka ne sorayım, bilmem ki!..



    Durun, durun, buldum... Yerli malı sevenler ellerini kaldırsınlar! Çekinmeyin canım, kaldırın. Bu da ayıp değil ya... Hem, yerli malını sevmek bir vatan borcudur. (Çabuk çabuk sayar.) Bakın, eller Mehmetçiklerin süngüleri gibi havaya dikildi. Elleriniz, gönülleriniz dert görmesin!



    Ama öğretmenimiz diyor ki: “Yerli malını sadece sevmek yetmez. Onu kullanmak, çoğaltmak da gerek.”



    Ben giyimden, kuşamdan pek anlamam ya, zannedersem hepiniz, tepeden tırnağa, yerli malı giymişsiniz. İşte buna çok sevindim, doğrusu...



    Hem, yerli malı kullananlar tutumlu da olurlarmış... Demek, hepiniz tutumlusunuz. İşte, buna da çok sevindim...



    Zaten bu zamanda tutumsuz olanlar gemilerini kolay kolay yürütemezler. Ya kömürleri biter ya karaya otururlar...



    (Biraz dolaşır, düşünür.) Ben size bir şey daha söyleyecektim ama, neydi acaba? Neydi acaba?



    Siz de bilirsiniz, Nasreddin Hoca bir gün camide vaaz edecekmiş. Yani benim gibi nutuk çekecekmiş...



    - Ey cemaat! Size bir şey söyleyecektim ama, bir türlü aklıma gelmiyor, deyip gene durmuş.



    Bu hale dayanamayan oğlu bağırmış:



    - Baba kürsüden inmek de mi aklına gelmiyor?



    Siz söyleyin büyüklerim, ben size daha ne söyleyeyim, bilmem ki!...