misafirperverlikle ilgili hikayeler kısa

'Soru Cevap' forumunda Aderito tarafından 5 Aralık 2012 tarihinde açılan konu


  1. misafirperverlikle ilgili kısa hikayeler
    Delikanlı, antika merakı sebebiyle Anadolu’nun en ücra köşelerini dolaşıyor ve gözüne kestirdiği malları yok pahasına satın alıp yolunu buluyordu. Kış kıyamet demeden yaptığı gezilerde, başına gelmeyen şey kalmamış sayılırdı. Fakat bu seferki olay son derece ciddiydi. Arabası kara saplandığında, sığınacak bir yer bulmak istemiş, yoğun tipi altında donmak üzereyken, bir ihtiyar tarafından fak edilmişti. Yaşlı adam onu evine götürürken:
    -Günler boyu hastaydım, diye söze başladı. Odun kesmek için bugün dışarı çıktım. Meğer seni bulmak için iyileşmişim.
    Delikanlı, pek kendinde değildi. Tüm vücudu uyuşmuş adım atacak hali kalmamıştı. Diz boyu karla boğuşup eve geldiklerinde beyaz görmekten yorulan gözler sanki bir fal taşı gibi açıldı. Köşedeki kuzinenin hemen yanında inanılmaz güzellikte eşyalar vardı. Topu topu üç beş iskemleydi ama gördüğü en güzel antikalardı. Yarı donmuş vücudundaki kan dolaşımı bir anda hızlanmış buzları bir türlü çözülmeyen patlıcan moru suratını ateşler kaplamıştı.
    Yaşlı adam, misafirini yatırmak ve dinlendirmek için acele ediyordu. Ona birkaç lokma ikram ettikten sonra sedirdeki yatağını yaparken:
    -Biliyorsun odun kesmek nasip olmadı, dedi. Bu yüzden ev, dağ başından pek farklı değil. Ama bu yorganlar seni ısıtacaktır.
    İhtiyar, yıllar önce vefat eden eşiyle paylaştıkları yan odaya geçerken, delikanlı da tiftikten örülen battaniyeler arasına gömüldü. Sanki dayak yemiş gibi her yeri ağrıyordu fakat buna rağmen uykusu kaçmış, köşeyi dönme merakı iyice depreşmişti. Bu evden gitmeden önce, mutlaka bir senaryo uydurmalı, sonuçta da iskemleleri almalıydı. Mesela, hayatını kurtarmasına karşılık ihtiyara en ucuzundan birkaç koltuk satın alır, iyice eskidiği ya da o küçük kulübe içersinde fazla yer tuttuğu bahanesiyle dışarı çıkarttığı antikaları, kara saplanan minibüsün arkasına çaktırmadan atardı. Hatta onları kaptığı gibi kaçmak bile mümkündü. Beli bükük ihtiyar, sanki onun peşinden koşacak mıydı?
    Delikanlı kafasındaki fikirleri olgunlaştırmaya çalışırken dalıp dalıp gidiyor ve rüzgarın sesiyle uyandığı zamanlar, kaldığı yerden devam ediyordu. Bu arada yaşlı adamın sabah namazı kıldığını görmüş, daha sonra dışarı çıkarak, bir şeyler yaptığını fark etmişti. Ondan sonra herhalde yine uyumuştu.
    Gözünü açtığında, oda hamam gibiydi. Yaşlı adam, gürül gürül yanan kuzinenin üzerinde yemek pişiriyordu.
    Yataktan doğrularak çevreye baktı. Aman Allah’ım!.
    Akşamki antikalar ortada yoktu.
    İhtiyar kurt, herhalde niyetini sezmiş, belki uykudaki konuşmasını duyup, onları güvenli bir yere kaldırmıştı.
    Yine de sakin görünmeye çalışarak:
    - İliğim kemiğim ısınmış, dedi. Çorbanız da güzel koktu doğrusu. Ama akşam gördüğüm iskemleler, neden yerinde değil?
    Yaşlı adam son derece huzurlu idi. Bir köşeye yığdığı iskemle parçalarından birini daha sobaya atarken:
    - İskemle dediğin şey dünyanın malı evladım, diye tebessüm etti. Biz tanrı misafirini üşütürmüyüz.