Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı Sanatçıları

'Genel Türk Tarihi' forumunda EyLüL tarafından 27 Ekim 2011 tarihinde açılan konu


  1. Milli mücadele dönemi edebiyatı
    Milli Mücadele Dönemi Edebiyatı Sanatçıları Kimler?
    Milli edebiyat dönemi,milli edebiyat yazarları sanatçıları


    Millî Mücadele Dönemi Türk Edebiyatının özellikleri ve Sanatçıları

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu (1899-1974)

    Üsküdar İdadisi’nde edebiyat ve felsefe öğretmenliği yaptı (1916-17). İkdam gazetesinde çalıştı. Yeni Mecmua’da Erenlerin Bağından yazılarını yayımladı (1918-19). Tedavi olmak için gittiği İsviçre’de üç yıl kaldı. Mütareke devrinde İkdam, Dergâh gibi gazete ve dergilerde yazdığı yazı ve öyküleriyle Kurtuluş Savaşı’na destekledi. İkdam’da Kiralık Konak (1920), Akşam’da Nur Baba (1921) romanlarını tefrika ettirdi. 1921′de Ankara’ya çağrıldı.
    Toplumsal yapıdaki bu değişimi öykü ve romanlarında yansıtan Yakup Kadri, hayata bakışını, bu farklılaşma durumlarının ondaki yansılarını şöyle dile getirmektedir: “On sekiz yaşımda iken şeyda (deli) bir anarşist idim. Yüksek bir makam sahibi veya herhangi bir kudretli adamı yere sermek en büyük gayemdi.
    Sonradan bir ihtilalin başına geçmek ve halk kitlelerini bir rüzgârın bir ormanı dalgalandırışı gibi harekete getirmek istedim. Otuzumda bunların hepsinden vazgeçmiş, hiçbir şeye inanmaz olmuş ve kendimi cismani hazlara terk etmiştim.

    Halide Edip Adıvar (1884-1964)
    Romancı ve hikâyeci.
    Ünlü, Sultanahmet mitingi ile halkı coşturmuş ve bizzat millî mücadelenin içinde yer almıştır.
    Romanlarındaki belli başlı konular, Kurtuluş Savaşı, çocukluk hatıraları ve aşktır. Kahramanlarını daha çok kadınlar arasından seçen sanatçı, karakter bulmakta başarılıdır. Kadınlara da üstün özellikleri vermiştir.
    Gözlem, tasvir ve tahlillerde başarılıdır.
    Sosyal çevreye önem verir.
    Dili kullanmada başarılı değildir. Dağınık, düzensiz bir üslûbu vardır.
    Eserleri: Handan, Son Eseri, Ateşten Gömlek, Vurun kahpeye, Zeyno’nun Oğlu, Sinekli Bakkal, Tatarcık, Mor Salkımlı Ev, Dağa Çıkan Kurt, Harap Mabetler

    Beş Hececiler

    Şiire 1. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele yıllarında başlayan, Mütareke yıllarında şöhret kazanan hececiler, Anadolu’yu ve vasat insan tipini şiire soktular.
    Memleket sevgisi, yurt güzellikleri, kahramanlık ve yiğitlik, işledikleri başlıca konulardır.
    Hecenin bu beş şairi millî edebiyat akımından etkilenmiş ve aruzu bırakarak şiirlerinde heceyi kullanmaya başlamışlardır. Bunda da oldukça başarılı olmuşlardır
    Şiirde sade ve özentisiz olmayı tercih etmişlerdir.

    Orhan Seyfi Orhon (1890-1972)

    Şiirlerinde konuşma dilini kullanmıştır. Bazı şiirlerinde halk şiiri şekillerini kullanmıştır.
    Daha çok şahsî temaları işleyen şair vatanî konuları da işlemiştir.
    Eserleri: Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban, Gönülden Sesler, O Beyaz Bir Kuştu.

    Yusuf Ziya Ortaç (1896-1967)
    Şiire aruzla başlamış, da ha sonra heceyi kullanmıştır.
    Günlük hayatın çeşitli görünümlerini sade bir dille işlemiştir.
    Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır.
    Eserleri: Akından Akına, Aşıklar Yolu, Yanardağ, Bir Rüzgâr Esti.

    Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973)

    Beş Hececilerin en genci ve en başarılısıdır. Buna rağmen aruzu da tamamen terk etmemiştir.
    Şiirlerinde Anadolu’yu, memleket sevgisini anlatmıştır. Ferî konuları da işlemiştir.başlıca konu ve temaları, aşk, hasret, tabiat, ölüm, kahramanlık, ihtiras.
    Lirik şiirleri vardır.
    Şiirleri: Han Duvarları, Çoban Çeşmesi, Dinle Neyden, Gönülden Gönüle.
    Tiyatro eserleri: Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman.

    Enis Behiç Koryürek’in (1892-1949)

    Şiire aruzla başlamıştır.
    Heceyle yazdığı ilk şiirlerinde aşkı işlemekle beraber, daha sonra Kurtuluş Savaşı yıllarında millî duyguları ve tarihî kahramanlıkları işlemiştir.
    Şiirleri: Miras, Güneşin Ölümü.

    Halit Fahri Ozansoy (1891-1971)

    “Aruza Veda” adlı şiiriyle aruzu bırakıp heceyi kullanmaya başlamıştır.
    Şiirlerinde konuşulan Türkçeyi başarıyla kullanmıştır.
    Derin bir melânkoli ev karamsarlık taşıyan şiirlerinde ferdî konuları işlemiştir.
    Şiir, roman ve tiyatro türünde eserleri vardır: Cenk Duyguları, Efsaneler, Baykuş, Hayalet.



    Dönemin Bağımsız İsimleri


    Mehmet Âkif Ersoy (1873-1936)

    Dinî, millî şiirleriyle tanınır.
    Bir destan şairidir (Çanakkale Şehitlerine). İslâmcılık akımının temsilcisidir. Şiirlerinde dinî lirizm dikkati çeker. Öğretici, öğüt verici, birliği ve bütünlüğü sağlayıcı şiirleri vardır.
    Savaş sırasında ve sonrasında kurtuluşun ve gelişmenin ancak dine sarılmakla olacağını, batının sadece ilminin alınabileceğini savunmuştur.
    Türk şiirine gerçek realizm onunla girmiştir. O, toplum hayatını bütün yönleriyle aksettirmiştir. Hatta sokak aralarında konuşulan dili bile şiirine yansıtabilmiştir.
    Gözlemlerinden çokça faydalanmıştır. Tasvir edici ve tahkiyeli anlatımı sayesinde şiirinde canlı tablolar çizmiştir.
    Aruzu Türkçeye başarıyla uygulamıştır.
    Nazmı nesre yaklaştıranlardandır. Manzum hikâye şeklinde şiirleri vardır.
    Bu şiirlerinde günlük hayatı, toplum hayatını başarıyla anlatmıştır. Özellikle yoksullara, sakatlara, kimsesizlere karşı acıma duygusu bu tür şiirlerinde belirgindir. Hasta, Küfe, Meyhane, Seyfi Baba, Hasır, Mahalle Kahvesi bu türün örnekleridir.
    Şiirlerini Safahat adlı kitabında toplamıştır. Safahat yedi kitaptan oluşur:
    Safahat, Hakk’ın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Asım ve Gölgeler.
    Makaleleri A. Abdülkadiroğlu tarafından yayımlanmıştır.

    Yahya Kemal Beyatlı (1884-1958)

    Şair ve yazar.
    Eski nazım biçimleriyle -az da olsa değişikliğe uğratarak- yeni konuları
    işlemiştir.
    Aruzu Türkçede başarıyla uygulamıştır. Sadece Ok şiirini heceyle yazmıştır.
    Şiirde dile, uygun kelimelerin seçilerek yerli yerinde kullanılmasına özen göstermiştir.
    Parnasizmin en önemli temsilcisidir.
    Şiirde şekil mükemmelliğine, ahenge ve kafiyeye önem vermiştir.
    İşlediği başlıca konu ve temalar: aşk,i tabiat, kahramanlık, ölüm, sonsuzluk.
    Şiirlerinde Osmanlı hayranlığı oldukça açıktır ve İstanbul’u da şiirde en çok işleyen şairdir. O tam bir İstanbul aşığıdır. Tevfik Fikret’in “Sis” adlı, İstanbul’u tahkir ettiği şiirine karşı “Siste Söyleniş” adlı şiiriyle cevap vermiştir.
    Şiirleri: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şirin Rüzgârıyla, Rubailer.
    Nesirleri: Eğil Dağlar, Aziz İstanbul, Edebiyata Dair