Mevlid Okuma ve Okutma

'İslami Bilgiler' forumunda YAREN tarafından 15 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu


  1. Mevlid Okuma Mevlid Okutma
    Mevlidi şerif Hz.Muhammed (s.a.v) efendimize hürmeten yazılmış bir noktada peygamberimizi bize en güzel yönleriyle tanıtmaya çalışan bir şiirdir. Süleyman Çelebi'ye kadar bir çok mevlid eserleri yazılmıştır. Fakat hiç biri onunki kadar meşhur olmamıştır.

    Mevlid merasimi ilk defa Gulatı Şianın hakim olduğu Fatımı devletinde görülmüştür. Fatımiler Resuli Ekremin doğum gecesi dışında Hz.Ali'nin ve ehli Beytin doğum günlerinde de merasim yapmayı ihdar edinmişlerdir.

    Ehl-i Sünnetin müçtehid imamları mevlidin bidat olduğu hususunda fikir birliğindedirler. Ibni Abidin, mevlit, müzik ve eğlenceden başka bir şey değildir diyor.

    Mevlid, ölülerin arkasından bir ibadet maksadıyla veya onu kurtarıcı bir reçete olarak sunulmaktadır. Bir kere mevlid ne Kur'anda, ne de sünnettte mevcuttur. Peygamberimizden yıllarca sonra yazılmış bir eserdir. Peygamberimizi methetmek gayesiyle yazılmıştır. Kişi elbette mevlit okutabilir, okuyabilir. Ancak kişi bunu bir din olarak görmemelidir.

    Günümüzde mevlidin nasıl okutulduğu veya niçin okutulduğu ortadadır. Tek gaye vardır. o da mevlit okutmakla geşmiş ölülerin ruhlarını yad etmek onları kabir azabından kurtarabilmek onlara karşı görevlerini yerine getirdiklerini zannetmek. Halbu ki işte burada doğru düşünmemiz lazım.

    Bu konuda,

    İmam Şerani, "Son zamanlarda zuhur eden büyük bidatlardan biri de, ibadet diye üzerine düştükleri mevlit cemiyetleridir."
    Ibni Abiidn,"Ölüleri hayırla yad etmek vaciptir. Ama onların arkasından 7, 40 ve 52. geceler bidattır. Muayyen gün ve gecelerde evlerde mevlit okutmak o mümin ölüye işkence etmek hükmündedir.
    Sonuç olarak, mevlid, Peygamber Efendimiz'in halini ve kemalini dile getiren bir manzume olarak, orada Kur'an-ı Kerim okunmaya ve salevat-ı şerife getirmeye vesile olabilmektedir. Ama mevlidi bir ibadet gibi yapmak hoş bir şey değildir. Hele bugünkü okunuş şekliyle mevlid, kazanç vesilesi ve meslek haline getirilmiş ve pazarlıkla okunur olmuştur. Ömründe bir defacık olsun namaz kılmamış, islam diniyle uzaktan yuakından ilgisi bulunmayan bir insana bile mevlut okutulmakta ve bu manzumeyi okuyacak olanlar, çok kere, bu teklife razı olmaktadırlar. Allah bize basiret versin. biz uyansak, mesele kökünden hal olacaktır. Sarmaşık, sırık bulmazsa boy gösteremez. İslam'a aykırı olan davranışlara sırıklık yapmamalı ki bu gibi işler boy vermesin.

    İmansız Ölenler İçin Mevlit Okutulabilinir mi, Dua Edilir mi?

    Münafıkların reisi Abdullah b. Übeyy, ölüm hastalığına yakalandığı zaman çok ihlaslı bir müslüman olan oğlu Abdullah, Resûlullah (S.A.V.) Efendimize gelerek babası için istiğfar etmesini istedi. Abdullah halis bir müslüman olduğu için Resûlullah (S.A.V.) Efendimiz O’nun hatırını kırmadı ve babasının affı için ALLAH’a dua etti. Bunun üzerine şu âyet-i kerime nâzil oldu:


    “Sen, onlar için ister bağışlanma dile, istersen dileme. Onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de, Allah onları kesinlikle bağışlamaz. Bu, gerçekten onların Allah'a ve elçisine (karşı) nankörlük etmeleri dolayısıyladır. Allah fasıklar topluluğuna hidayet vermez.” (Tevbe,80)

    Âyet-i kerimeden açıkça anlaşılan husus: ALLAH ve Resûlünü inkâr eden kimselerin affedilme şanslarını tamamen yitirmiş olduklarıdır.


    Abdullah b.Übey b.Selül öldüğü zaman oğlu Abdullah, Resûlullah (S.A.V.) efendimizin huzuru âlîlerine çıkıp, mübârek gömleklerini babasına kefen olarak vermesini taleb etti. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz talebi kabul edip verdi. Bunun üzerine, babasının cenaze namazını kıldırıvermesini taleb etti. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz bu talebi de kabul etti ve namaz kıldırmak üzere kalktı. Ancak, Hz. Ömer (R.A.) kalkarak Resûlullah (S.A.V.) efendimizin elbisesinden tuttu ve:
    - Ey ALLAH’ın Resûlü! Rabbin seni, ona namaz kılmaktan men etmişken, sen nasıl ona namaz kılarsın?” diye müdahale etti.


    Resûlullah (S.A.V.) efendimiz:

    “ALLAH beni muhayyer bırakmıştır, zira: Onların ister bağışlanmasını dile, ister dileme, birdir. Onlara yetmiş defa bağışlanma dilesen de ALLAH onları bağışlamayacaktır, buyurmaktadır. Ben yetmişden de fazla bağışlama talebinde bulunacağım,” buyurdu.



    Hz. Ömer (R.A.):

    - Ama, o münafıktır! dedi. Resûlullah (S.A.V.) efendimiz buna rağmen onun ardından namaz kıldı.


    Cenâb-ı Hakk buyurdu:

    "Onlardan ölen birinin namazını hiçbir zaman kılma, mezarı başında durma. Çünkü onlar, Allah'a ve elçisine (karşı) inkara saptılar ve fasık kimseler olarak öldüler." (Tevbe,84)


    Hz. Ömer (R.A.) der ki:

    - Sonra o gün Resûlullah (S.A.V.) efendimize karşı gösterdiğim cür’ete hayret ettim. ALLAH ve Resûlü daha iyi bilirler.


    Yedi, yetmiş ve yediyüz gibi sayılar mutlak olarak bir şeyin çok çok yapılması için kullanılır. Böyle olmakla beraber sayıların herbiri, esas itibariyle daha yukarısının hükmüne aykırı bir sınırı belirler. Bundan dolayı Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bunu dikkate alarak "Demek ki, Allah Teâlâ izin verdi ben de yetmişten daha fazla istiğfar ederim." demiştir.


    Ya'nî,
    Ey benim Resûlüm! Düâ etme ki, eğer düâ etsen, icâbet etmesem, senin şânına noksanlık olur. Eğer icâbet etsem benim hikmetime lâyık olmaz.



    Zaten bu ayet-i kerime nazil olduktan sonra Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz ölen ve cenazesini kıldırmakta olduğu her kişi hakkında sorarmış. Bu kimdi neyin nesiydi diye sorarmış ve eğer müslüman olmadığını bilirse ölünüze istediğiniz muameleyi yapın ve defn edin der, cenazeyi, kıldırmazmış.


    Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz vefatına yakın Medine’deki münafıkların isim listesini Huzeyfe (R.A.)ya bildirmiş. Bu çok ince bir siyaset aslında, Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimizin ince bir siyaseti, diğerlerine bildirmiyor. Mesela Hz. Ebu Bekir (R.A.)’e, Hz. Ömer (R.A.)’e, Hz. Ali (R.A.)’ye, Hz.Osman (R.A.)’a diğer sahabeye bildirmiyor. Huzeyfe (R.A.)’ye bildiriyor. Huzeyfe (R.A.) değerli bir sahabe, öbürleri de değerli sahabe fakat ne hikmete binaendir bilmiyoruz, Huzeyfe (R.A.)’ye bildiriyor O da kimseye bildirmiyor. Fakat efendimizin O’na bildirmesinin şu faydası var. O, Hz. Ömer (R.A.) veya Hz. Ebu Bekir (R.A.) veya Hz. Osman (R.A.) veya Hz. Ali (R.A.) onlardan birini vali, kaymakam olarak tayin edebilir. O zaman Huzeyfe (R.A.) müdahale ediyor. Bunu tayin etme diyor. Bu kadar. Hz. Ömer (R.A.) bakarmış, bir adam ölmüşse cenazesi getirilmişse Huzeyfe (R.A.) o cenazeye katılmıyorsa Hz. Ömer (R.A.) de cenazesini kıldırmıyormuş. Öyle bir durum varmış. Peki niye ilan edilmiyor.

    Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz bunu ilan etseydi ya, ilan etmenin zararı vardır. Çünkü herkesin bilmesi zaruri değil o insanların hiç bilmemesinde fayda var. Bilen birinin olması ve onların şerrinden korunulması gerekir. Onu da Hz. Peygamber (S.A.V.) efendimiz sağlığında, ondan sonra Huzeyfe (R.A.) onların şerrinden devleti korumuş.


    Görülüyorki, imansız olarak ölenler için dinî bir vecibe ifa etme cihetine gidilmemesi emrolunmaktadır.

    Ne Kur'an.. Ne Dua..Ne Mevlid..
    Alıntıdır​