Mevlananın mesnevisi mesnevileri

'İslami Bilgiler' forumunda Wish tarafından 24 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Mevlananın mesnevisi kitabı
    Mevlananın mesnevisi nedir
    Mevlananın mesnevisinden hikayeler



    Bilindiği gibi Mevlânâ’nın en büyük eseri Mesnevı’sidir. Eser, aruzun fâ’ilâtun fâ’ilâtun fâ’ilun kalıbıyla yazılmış olup 6 cilt, 25618 beyittir. Varlıkta birlik anlayışını birtakım hayali veya realist hikayelerle; insanlar arasında olduğu kadar hayvanlar arasında da geçen vakalarla anlatmaya çalışan bir eserdir. Mevlânâ’da hakiki müslümanlık şüriyetin en yüksek derecesi ile ifade edilmiştir. Ve bu müslümanlık şeklin değil, mananın müslümanlığıdır.
    Mesnevi’deki en önemli özellik çok derin konuları bile rahat ve anlaşılır bir şekilde anlatmasıdır. Mevlana birçok konuyu ilhamının sesine uyarak içine doğduğu gibi söylemiş ve büyüleyici bir eda yakalamıştır. O, düşüncelerini uzun uzun bir kâğıda döküp sonra üzerinde düzeltme falan yapmamıştır. Bu arada Mevlânâ, basit; fakat düşündürücü ve bilhassa buluş kabiliyetini gösteren deliller getirir, örnekler verir, anlatmak istediği şeyi apaçık bir hâle koyar, hatta gülünç hikayeler bile söylemekten çekinmez. Zaten Divan’ındaki bir gazelinde; “Benim gülünç şeyler söylemem, gülünç şeyler söylemiş olmak, eğlenmek, eğlendirmek için değil; öğretmek, halkı neşelendirip anlatmak istediğimi anlatmak içindir.” der.

    MESNEVİ’den İlk 18 beyit:

    1. Şu ney’in nasıl şikâyet etmekte olduğunu dinle. Onun inleyişi ayrılık hikâyesidir.
    2. Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın herkes etkilenmekte ve inlemektedir.
    3. Kavuşma derdini açıklayabilmek için ayrılık açılarıyla parça parça olmuş bir kalp isterim.
    4. Aslından, vatanından uzaklaşmış olan kimse orada geçirmiş olduğu zamanı tekrar arar.
    5. Ben her yerde, her mecliste inledim durdum. Kötülerle de iyilerle de düşüp kalktım.
    6. Herkes kendi anlayışına göre benim dostum oldu. İçimdeki sırları araştırmadı.
    7. Benim sırrım feryadımdan uzak değildir. Lakin her gözde onu görecek nur, her kulakta onu işitecek kabiliyet yoktur.
    8. Beden ruhtan, ruh bedenden gizli değildir. Lakin herkesin ruhu görmesine izin yoktur.
    9. Şu ney’in sesi ateştir, hava değildir. Her kimde bu ateş yoksa, o kimse yok olsun.
    10. Neydeki ateş ile ilahî şaraptaki kabarış, hep aşk eseridir.
    11. Neu. uârinden aurılmıs olanın arkadaşıdır. Onun makam perdeleri bizim nurani ve zulmani perdelerimizi, yani kavuşmaya engel olan perdelerimizi yırtmıştır.
    12. Ney gibi hem zehir, hem panzehir; hem hoş sesli, hem çekici bir şeyi kim görmüştür?
    13. Ney kanlı bir yoldan bahseder, Mecnunane aşkları hikâye eder.
    14. Dile kulaktan başka müşteri olmadığı gibi, maneviyatı idrak etmeye de Allah yolunda kendinden geçenden başka alıcı yoktur.
    15. Gamlı geçen günlerimiz uzadı ve sona ermesi gecikti. O günler, mahrumiyetten ve ayrılıktan hasıl olan ateşlerle arkadaş oldu. Yani ateşlerle yanmalarla geçti.
    16. Günler geçip gittiyse varsın, geçsin. Ey pak ve mübarek olan insan-ı kâmil; hemen sen var ol!
    17. Balıktan başkası onun suyuna kandı. Nasipsiz olanın da rızkı gecikti.
    18. Ham ruhlular, pişkin ve olgun insanların hâlinden anlamazlar. O hâlde sözü kısa kesmek gerektir vesselam.

    Mevlana’nın Mesnevi’sinin içinde toplumsal, felsefi, ahlakı, dini, aşk ile ilgili binlerce ibret verici hikâye bulunmaktadır.
     



  2. Cevap: Mevlananın mesnevisi mesnevileri

    Mevlana’nın Mesnevi’sinden hikayeler

    Namazda Konuşan Hintliler:


    Dört Hintli birlikte namaza durmuşlardı. Biri, namazda iken, müezzine sordu: “Ezan okundu mu?” Yanında ki atıldı: “Ezan o-kunmasa idi, şimdi namazda olur muyduk?” Üçüncüsü, “konuştuğunuz İçin namazınız bozuldu, susun” dedi. Dördüncüsü de: “Şükürler olsun ki, ben boşu boşuna konuşup da namazımı bozmadım” dedi. Ancak şurası kesin ki, dördünün de namazı bozulmuştu.
    Ne mutlu o kişiye ki, kendi ayıbını görür; kim birinin ayıbını görürse, o ayıbı kendisinde bulur.
    Sende o ayıp yoksa da, yine emin olma; çünkü o ayıbı bir gün sen de yapabilirsin; o ayıp seni de bulur.

    Aslan’ın Payı:


    Aslan, kurt ve tilki ormanda avlanıyorlardı. Akşama kadar bir öküz, bir keçi, bir de tavşan avladılar. Sıra bölüşmeye gelmişti. Aslan, Kurt’a pay etmesini söyledi. Kurt, öküzü aslana, keçiyi kendisine, tavşanı da tilkiye verdi. Aslan buna sinirlenerek, bir pençede kurdu yere serdi. Sonra da, tilkiye aynı işlemi yapmasını söyledi. Tilki, “Ey büyük sultan, pay etmek ne haddime. Şu küçük tavşan sabah kahvaltınız, keçi öğlen yemeğiniz, Öküz de akşam yemeğiniz olmalıdır” deyince, aslanın ağzı kulaklarına vararak tilkiye sordu: “Bu kadar adaletli paylaşımı nereden öğrendiniz?” Tilki: “Şu haddini bilmez kurdun halinden” diyerek cevap verdi…
    Akıllı o kişidir ki, dostlarının başına gelenlerden ders alır.

    Hırsız:

    Bir gün hırsızın biri, bir bahçeye girip, meyve ağacının üstüne çıktı. Bir yandan yiyor, bir yandan da yerlere döküyordu. Bah-Çe sahibi bu durumu görünce: “Behey Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz, bu ne densizliktir” diye seslendi. Hırsız, büyük bir pişkinlikle: “Ne bağırıyorsun, bahçe Allah’ın, meyve Allah’ın, sana ne oluyor?” dedi. Mal sahibi, “öyle mi?” diye kafasını salladı. Sonra da adamlarına, hırsızı falakaya yatırmalarını söyledi. Hırsız sopayı yedikçe: “Yapmayın, etmeyin. Allah’tan korkun” diye yalvarmaya başlayınca, bahçe sahibi: “Ne bağırıp duruyorsun? Sopa Allah’ın sopası, vuran da Allah’ın kulu…”

    Tüccar ile Papağanı:

    Bir tüccarın, kafese kapattığı çok güzel bir papağanı vardı. Bir gün Hindistan’a gitmesi icap etti. Herkesten ne istediğini sordu. Sıra papağana gelince, dedi ki: “Oradaki papağanlara söyle, siz serbestçe gezip dolaşırken, benim kafeslerde kapalı olmam, doğru mudur? Bir sabah vakti beni de hatırlayın da, birazcık mutlu olayım…”
    Tüccar, Hindistan’a vardı. Gördüğü papağanlara kendisini tanıtarak, papağanının söylediklerini nakletti. Ancak, sözü biter bitmez, papağanlardan biri anında düşüp öldü…
    Tüccar, memleketine döndü. Olanları kendi papağanına da anlattı. Papağan da kafesin içinde önce titredi, sonra hareketsiz kalıp öldü. Tüccar çok üzüldü. Kafesi açıp, ölü papağanı alıp pencerenin kenarına bıraktı. Bırakır bırakmaz, papağan canlanıp uçtu. Tüccara da dedi ki:
    “O Hindistan’daki papağan, selamımı alınca, ölmüş gibi yaptı. Yani bana dedi ki, ‘Kafesten kurtulmak istiyorsan, öl’ Ben de onun dediğini yaparak kurtuldum.”

    Fil Yavruları:

    Akıllı bir adam, uzak yoldan gelen fakir üç kişinin hallerini görünce, onlara Öğüt verdi: “Biliyorum fakir ve açsınız. Buradan köyünüze giderken ne kadar aç olursanız olun, sakın ha önünüze çıkan, fil yavrusunu yemeyiniz” diye öğüt verdi. Nitekim bizimkiler yollarında giderlerken fil yavrusunu gördüler. Söylenenleri unutup, fil yavrusunu yakalayıp, pişirip yediler. Sadece içlerinden bir tanesi, arkadaşlarını engelleyemese de, öğüde uydu yemedi. Gece olunca uj’udular.
    Gece olunca kızgın fil arayıp onları buldu. Hepsinin tek tek ağızlarını kokladı. Sadece yemeyene dokunmadı. Diğerlerini ise parçalayarak öldürdü.