Mevlananın menkıbeleri

'İslami Bilgiler' forumunda Wish tarafından 24 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hz Mevlanadan menkıbeler
    Mevlana celaleddin Rumi Menkıbeleri



    Mevlâna, yaşadığı dönemlerde sadece eserleriyle değil yaşayış tarzı, hal ve hareketleri ve karşılaştığı olaylardaki beyan ettiği fikirleriyle de insanlara doğru yolu göstermiş ve onlara örnek olmaya çalışmıştır.Bunlardan birkaç örnek

    Hangisi Misafir?

    Bir gün Bağdat’tan Konya’ya bir şeyh geldi Bütün ulular ve faziletli kişiler onun ziyaretine gitti ve onu son derece iyi ağırladılar Tesadüfen o gün Mevlâna Hazretleri bütün müritleriyle birlikte Meram Mescidine gitmişti Şeyh:

    –Acaba benim Konya’ya geldiğim haberi Mevlâna’nın mübarek kulağına gitmemiş mi? ki beni ziyarete gelmedi Çünkü bir memlekete gelen ziyaret edilir, dedi Mevlâna’nın arkadaşlarından bir mürit onun bu sözünü işitti Öte tarafta Meram’da Mevlâna hakikatleri anlatma sırasında birdenbire:

    –Ey kardeş, gelen biziz sen değilsin Sen ve senin gibilerinin bizi ziyaret etmeleri ve bizimle müşerref olmaları lâzımdır, demeye başladı Mecliste bulunanlar:

    –Mevlâna Hazretleri nereye ve kime sesleniyor, diye şaştılarOndan sonra Mevlâna:

    –Biri Bağdat’tan geldi, öteki kendi ev ve mahallesinden dışarı çıktı Hangisini ziyaret etmek daha iyi olur, diye misal getirdi Orada bulunanlar:

    –Bağdat ülkesinden geleni ziyaret etmek daha iyi olur Onu ziyaret edip ağırlamak vacip olan şeylerdendir dediler Mevlâna:

    –Hakikatte biz mekânsızlık Bağdat’ından geldik Bu aziz şeyh ise bu dünyanın bir mahâllesinden geliyor O halde bizi ziyaret etmesi lâzımdır Bizim onu ziyaret etmemiz icap etmez dedi; ve şu şiiri okudu:

    -Biz, Mansûr’un “Ene’l-Hakk” demesinden ve dar ağacına çekilmesinden çok evvel ruh âleminin Bağdat’ında “Ene’l-Hakk” demişlerdeniz

    Mevlâna’nın bu anlattıklarını duyan Şeyh hemen kalktı, Mevlâna hazretlerini ziyarete geldi Başını açarak kendini ona teslim etti Onu samimiyetle sevenlerden oldu ve Mevlâna’ya:

    –Babam, senin hakkında ne yap yap, demirden çarık giy ve eline demirden bir asâ al, Mevlâna’yı aramaya git; çünkü o ulu kişinin sohbetine nâil olmak iyidir, buyurmuştu Babamın bu sözü gerçekten doğru imiş, Mevlâna’nın yüceliği babamın söylediğinin yüz bin mislidir (I, 153-154)

    Herşeyi Allah’tan İste!

    Bir gün Mevlâna Hazretleri Şeyh Selâhaddin-i Zerkûb’un dükkânında oturmuştu Dostlar da dükkânın çevresinde halka olmuş ilâhî bilgiler ve sırlarla meşgul oluyorlardı Birdenbire ihtiyar bir adam göğsünü döverek, ağlayıp sızlayarak içeri girdi; Mevlâna’nın ayağına kapandı, hüngür hüngür ağladı ve :

    –Yedi yaşında bir çocukcağızım vardı Onu çaldılar Kaç gündür aramaktan dermansız bir hâle geldim; ama yine onu bulamadım, dedi Bunun üzerine Mevlâna büyük bir hiddetle:

    –Tuhaf şey bütün varlıklar Allah’ı yitirmişler, onu hiç aramıyor ve onun için de bir istekte bulunmuyorlar Ne göğüslerini, ne de başlarını dövüyorlar Sana ne oldu da göğsünü dövüyorsun Senin gibi bir ihtiyar kendi çocukcağızının hasretiyle harap ve rüsvâ oluyor Neden bir an Allah’ı aramıyor ve imdat istemiyorsun ki kaybolmuş Yusuf’unu Yakup gibi bulasın, buyurdu

    Çaresiz kalan ihtiyar derhâl tövbe etti ve göğsünü kapamağa başladı Tam bu sırada onun kaybolan çocuğunun bulunduğu haberini getirdiler (I, 118-119)


    Her şey Kur’an’da


    Bir adam karısını çok seviyordu Bir gün hanımı naz ederek;

    –Ey efendi, gel de senden her ne istersem vereceğine dair üç talâkla yemin iç; yoksa boşanırım, der Kocası ise mecburen kabul eder:

    –Ne istersen vereceğim, der

    Kadın:

    –Yüce Allah’ın dünyada yarattığı her nimet ve garip şeyi benim önümde hazır etmeni istiyorum, der

    Zavallı kocası bu arzuyu yerine getirmekten âciz kalır Nihayet, samimiyetle kalkıp Mevlâna’ya gelir, macerayı anlatır Mevlâna:

    –Git Allah’ın kitabı Kur’an’ı al ve onu mendiline sarıp eşinin eteğine koy; çünkü böylece dünyadaki yaş ve kuru nimetleri onun eteğine koymuş ve dünyanın garip şeylerini onun önünde hazır etmiş olursun Zira “yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, Kur’an’da olmasın” (Kur’an, VI, 59) buyrulmuştur Böylece asla talâk ve ayrılık vâki olmaz, dedi ve adamı boşanmaktan kurtardı (I, 467-468)


    Hâfızların Değeri

    Bir gün hâfızların sultanı Hâfız İshak, Mevlâna’nın yanına gelmişti Mevlâna büyük bir saygı gösterip ayağa kalktı; üst başa oturmasını söyledi ve:

    –Mushafı nasıl aziz tutmak, nasıl rahle ve kürsülerin üzerine koymak lâzımsa, hâfızları da o şekilde aziz tutmak ve üst başa oturtmak lâzımdır İçinde Kur’an’ın nuru bulunan bir gönlün Cehennemin yüzünü görmesi uygun düşmez Bir kağıt parçasına Kur’an yazılı olsa onu ateşe atmazlar; ona hürmet gösterirler ve onda Kur’an yazılıdır, derler O halde bir kalpte bütün bir Kur’an bulunursa onu nasıl Cehenneme atarlar, buyurdu

    Bu müjdenin minnettarlığı olmak üzere şehrin bütün hâfızları Mevlâna’ya mürit oldular (I, 336)
     



  2. Cevap: Mevlananın menkıbeleri

    İdareci Bekçi Olmalı; Kurt Değil!

    Bir gün Sultan İzzeddin Keykâvus II, Mevlâna hazretlerini ziyarete gelmişti Mevlâna ona gerektiği gibi iltifat etmeyip dersi, müritleri ve nasihatlerle meşgul oldu Sultan :

    -Mevlâna hazretleri bana bir nasihat versin, dedi Mevlâna:

    -Sana ne öğüt vereyim Sana çobanlık emretmişler, sen kurtluk ediyorsun Sana bekçilik emretmişler, sen hırsızlık yapıyorsun Allah seni sultan yaptı, sen şeytanın sözü ile hareket ediyorsun, buyurdu

    Sultan ağlayarak dışarı çıktı, medresenin kapısında başını açıp tövbeler etti ve:

    –Ey Allah’ım! Mevlâna hazretleri bana sert sözler söyledi ise de senin için söyledi Ben zavallı kul da bu alçak gönüllülüğü senin padişahlığından ötürü gösteriyor ve sana yalvarıyorum Bu iki riyasız sıdkın hürmetine bana merhamet et, dedi ve şu beyti söyledi :

    «Nemli olan iki gözümün yaşına, ateş ve gamla dolu olan sîneme merhamet et»

    Mevlâna Hazretleri salına salına dışarı çıktı ve onun gönlünü alıp:

    -Git, yüce Allah sana merhamet etti ve seni bağışladı, dedi (I, 480-481)


    Gerçek Şeyh


    Bir gün Emir Pervâne, Mevlâna için bir semâ tertip etmişti Mevlâna, Pervâne’nin sarayının kapısına geldiği vakit, bütün dostlar içeri girsinler diye kapıda uzun müddet bekledi Müritlerin hepsi içeri girdikten sonra Mevlâna da içeri gitti Mevlâna o gece orada kaldı Pervâne haddinden fazla ona hizmetlerde bulundu ve böyle bir bilgi padişahının kendisinin misafiri olduğu için Allah’a çok şükretti Hüsâmeddin Çelebi, Mevlâna’nın kapıda beklemesinin sebebini sordu Mevlâna şu cevabı verdi:

    –Eğer biz önceden saraya girmiş olsaydık, bizden sonra gelen arkadaşlarımızın bazılarının içeri girmelerine uşaklar mânî olurlardı ve onlar bizim sohbetimizden mahrum kalırlardı Eğer biz bu dünyada onları bir emirin sarayına veya bir vezirin evine sokamazsak kıyamette Ukbâ sarayına ve Cennet-i Alâya ve Allah’ın huzuruna nasıl sokabiliriz? (I,165-166)