Mevlana'nın Dünya Görüşü Nedir Dünya Görüşü Nasıldır

'İslami Bilgiler' forumunda HazaN tarafından 24 Mart 2011 tarihinde açılan konu


  1. Hz. Mevlananın dünya görüşü
    Hz. Mevlananın dünya görüşü nasıldır

    İslâm tasavvuf, tefekkür ve edebiyatının mümtaz sîmâsı, Divân-ı Kebîr, Mesnevî-i Mânevi gibi şaheserlerin sahibi, adına tesis edilen Mevlevi tarikatı ile tarikat pirleri arasında zirvelerde yer alan Mevlânâ Celâleddin Rûmî‘nin şahsiyetini ve dünya görüşünü, bu ufak makalenin dar çerçevesine sığdırmak güçtür.
    Zamanın ünlü İslâm merkezlerinde birçok âlim ve mutasavvıfın meclisine devamı, babasından sonra, dünya görüşünün berraklaşmasına yardımcı olmuştur.
    Hayatı boyunca dünyanın mal, mülk, evlât ve iyal gibi geçici ve göz boyayıcı, görünüşte imrendirici özelliklerine bağlanmamış, şan ve şöhret için iç dünyasının zengin nimetlerinden tâviz vermemiş, kula kul olmamış, sultanla fakîr arasında ayırıma gitmemiştir. İslâm’ın yüksek ahlâk kurallarına onun kadar saygılı davranan ve onun kadar bunları hayatında benimseyip yaşatanlar azdır demek yanlış olmaz.
    O, “Ben sağ oldukça Kur’ân’ın kölesiyim; ben Muhammed-i muhtarın yolunun toprağının tozuyum.” Diyordu.Bir mü’min ve muvahhid Cenab-ı Hakk’a ve Hz. Muhammed’e bağlılık ve hayranlığını daha nasıl ifade edebilirdi…
    Şimdi bu büyük mütefekkir ve mutasavvıf şiir dehâsının memleket toprağına, Konya’ya ebedî tevdîinin üzerinden 726 yıl geçmiş bulunmaktadır. Ama onun hâtırası Türk milletinin, İslâm ümmetinin ve insan cemiyetinin kalbinde, çok taze yaşamaktadır. Onun örnek şahsiyetinin vasıfları ve emsalsiz denecek derecede etkili şiirleri hâlâ milyonlarca kalbe heyecan vermekte ve orada devam etmektedir. O, kendisi de, Mesnevî’nin baş tarafında, şu anlamda, dert yanar:
    “Herkes, kendi kanaatine göre bana yâr oldu. Ama sırlarımı içimden arayan olmadı.”
    evlânâ, aslında karakteri itibariyle heyecanlı, hassas, kalıba sığmayan, dinamik ve coşkulu bir yapıya sahiptir. O, gerek Divân-ı Kebîr’inde gerek Mesnevî-i Mânevisinde bitmez tükenmez iştiyakla ilâhî aşka yönelir ve yükselirken, gerek ölçüleri aşan, bizim idrâkimizin bazan kolayca yetişemeyeceği ufuklarda pervaz ederken bize bu özelliklerini sezdirir.Nitekim bu dediklerimizi güçlendiren bir beytinin anlamı şöyledir:
    “Önümde şiir nedir ki ondan laflayayım? Bende şâirlerin ferilerinden başka bir fen var.”
    Demek oluyor ki onun için şiir bir amaç değil, araçtır.