mevlana haftası kutlamaları

'Önemli Gün ve Haftalar' forumunda YAREN tarafından 12 Ocak 2011 tarihinde açılan konu


  1. mevlana haftası kutlama,mevlana haftası kutlamaları,mevlana haftası kutlama programı

    2-8 Aralık Mevlana Haftası

    Mevlana Haftası 2-8 Aralık tarihleri arasında kutlanır. Mevlana Haftasıyla ilgili şiir,kompozisyonlar, günün anlam ve önemine dair yazı ve dökümanları yazının devamında bulabilirsiniz..

    [​IMG]

    Hz. Mevlana Hayatı ve Eserleri

    Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur.

    Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış olan Hüseyin Hatibî oğlu Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Belh Emiri Rükneddin'in kızı Mümine Hatun'dur.

    Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır. Sultânü'l-Ulemâ 1212 veya 1213 yıllarında aile fertleri ve yakın dostları ile birlikte Belh'ten ayrıldı.

    Sultânü'l-Ulemâ'nın ilk durağı Nişâbur olmuştur. Nişâbur şehrinde tanınmış Mutasavvıf Ferîdüddin Attar ile de karşılaşmıştır. Mevlâna burada küçük yaşına rağmen Ferîdüddin Attar'ın ilgisini çekmiş ve takdirlerini kazanmıştır.

    Sultânü'l-Ulemâ Nişâbur'dan Bağdat'a ve daha sonra Kûfe yolu ile Kâbe'ye hareket etti. Hac farizasını yerine getirdikten sonra dönüşte Şam'a uğradı. Şam'dan sonra Malatya, Erzincan, Sivas, Kayseri, Niğde yolu ile Lârende'ye (Karaman) geldi. Karaman'da Subaşı Emir Musa'nın yaptırdıkları medreseye yerleşti.

    1222 yılında Karaman'a gelen Sultânü'l-Ulemâ ve ailesi burada 7 yıl kaldı. Mevlâna 1225 yılında Şerefeddin Lala'nın kızı Gevher Hatun ile Karaman'da evlendi. Bu evlilikten Mevlâna'nın Sultan Veled ve Alâeddin Çelebi adında iki oğlu oldu. Yıllar sonra Gevher Hatun' u kaybeden Mevlâna bir çocuklu dul olan Kerra Hatun ile ikinci evliliğini yaptı. Mevlâna'nın bu evlilikten de Muzaffereddin ve Emir Alim Çelebi adlı iki oğlu ve Melike Hatun adlı bir kızı dünyaya geldi.

    Bu yıllarda Anadolu'nun büyük bir kısmı Selçuklu Devletinin egemenliği altında idi. Konya ise bu devletin başşehri idi. Konya sanat eserleri ile donatılmış, ilim adamları ve sanatkarlarla dolup taşmıştı. Kısaca Selçuklu Devleti en parlak devrini yaşıyordu ve devletin hükümdarı Alâeddin Keykubad idi. Alâeddin Keykubad, Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'i Karaman'dan Konya'ya davet etti ve Konya'ya yerleşmesini istedi.

    Bahaeddin Veled, sultanın davetini kabul etti ve Konya'ya 3 Mayıs 1228 yılında ailesi ve dostları ile geldi. Sultan Alâeddin onu muhteşem bir törenle karşıladı ve ona ikametgâh olarak Altunapa (İplikçi) Medresesi'ni tahsis etti.

    Sultânü'l-Ulemâ, 12 Ocak 1231 yılında Konya'da vefat etti. Mezar yeri olarak Selçuklu Sarayı'nın Gül Bahçesi seçildi. Günümüzde müze olarak kullanılan Mevlâna Dergâhı'na bugünkü yerine defnedildi.

    Sultânü'l-Ulemâ ölünce talebeleri ve müridleri bu defa Mevlâna'nın çevresinde toplandılar. Mevlâna'yı babasının tek varisi olarak gördüler. Gerçekten de Mevlâna büyük bir ilim ve din bilgini olmuş, İplikçi Medresesi'nde vaazlar veriyordu. Medrese kendisini dinlemeye gelenlerle dolup taşıyordu.

    Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Şems-i Tebrizî ile karşılaştı. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştü. Ancak beraberlikleri uzun sürmedi. Şems aniden öldü. Mevlâna Şems'in ölümünden sonra uzun yıllar inzivaya çekildi. Daha sonraki yıllarda Selâhaddin Zerkubi ve Hüsameddin Çelebi, Şems-i Tebrizî'nin yerini doldurmaya çalıştılar.

    Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 pazar günü Hakk'ın rahmetine kavuştu. Mevlâna'nın cenaze namazını vasiyeti üzerine Sadrettin Konevi kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevi çok sevdiği Mevlâna'yı kaybetmeye dayanamayıp cenazede bayıldı. Bunun üzerine Mevlâna'nın cenaze namazını Kadı Siraceddin kıldırdı.

    Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna ölüm gününe düğün günü veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu ve dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

    "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir"
     



  2. Cevap: mevlana haftası kutlamaları

    Hazreti Mevlana'nın Tasavvufu ve Kimliği

    [​IMG]

    Mevlana'nın tasavvufu, hiç bir zaman bir felsefe görüşü ya da hayali bir bilgi olmamıştır. O'nun tasavvufu, irfan, hakikat, aşk ve cezbe âleminde olgunlaşmadır.
    Her şeyden önce şunu söylemek gerektir ki O, herhangi bir fikri anlatırken mantıki tahlillere, felsefi düşüncelere başvurmaz. Hele O'nda sufilerde bir illet haline gelmiş olan ve İbn-i Arabi'de had şeklini bulup sonrakiler de müzminleşen, kişilerin her haline bir isim verme hastalığı yoktur. Tasavvuf terimlerini çok çok az kullanır. Zaten onun halkçı ruhuna böyle terimlerle izah, anlaşılmaz sözlerle anlatma uygun gelmeyeceği gibi halka hitaplarında da böyle terimler yer almazdı. O, gerek divanda gerekse Mesnevide Varlık Birliği inancının, kendi felsefesinin, moralinin izahını, halk diliyle ve halk psikolojisine göre tam bir uygunlukla, hikayeler söyleyerek, örnekler vererek ve atasözlerini anarak anlatır.

    Eserlerinde, "Kelile ve Dimne Hikayelerinden" eski sufilerden, halka ait hikayelerden, Tevrat ve Kuran kıssalarında rastladıklarından bahseder konuşur. Hatta bazen " Benim beytim beyit değil, iklimdir. Benim alay edişim, alay ediş değildir. Bir şey öğretmektir." diyerek çok açık hikayelerle halka hitap eden Mevlana, her şeyden önce ahlakı topluma öğretir. O'nda teferruata hiç yer yoktur.
    Mevlana, filozofları, yalnız aklı öne çıkarıp, duyguya ve oluşa önem vermediklerinden noksan görür. Onları çamurun içinden çıkmak için hareket ettikçe daha çok çamura gömülen eşeğe benzetir.

    Ya da raftaki şişeleri döküp içindeki yağları yere döktüğü için sahibinin kafasına vurmasıyla kel kalıp, dışarıda başı tamamen kel bir kalenderi görünce de " Sen de mi şişeleri yere döktün" gibi çok basit bir kıyas yapan papağana benzetir.
    Bir başka yerde de akıl sahipleri onun için, sidik birikintisinde yüzen bir çöpün üstüne konmuş ve haline bakıp da kendini uçsuz bucaksız bir okyanusun tek kaptanı gibi gören sinek gibidir.

    Mevlana'da yeryüzü ve yeryüzündekiler vardır. Gök, yeryüzünde yaşamamız için gölgelik eder bize. Gökte dolaşılmaz, yerde yaşanır. O Muhiddin Arabi gibi ne " arzı simsime" den bahseder, ne gökleri gezer, ne rüyasını yahut miracını anlatır, ne de ona malum olan şeyleri delil tutar. O'nda mekansızlık âlemi neresidir sorusuna verdiği şu cevap, çok dikkate değer: " Erlerin canı ve gönlü"
    Zaten O, böyle teferruata, bu çeşit aslı olmayan hayallere kapılmayı hoş görmediğinden, hele bunları geçim vesilesi yapıp halka tuzak kurmaktan nefret ettiğinden, tasavvuf ehliyle de uyuşmamıştır. Suret Sufileri, yani taçla, hırkayla bezenen ve elbiseyle kendisini sufi gösteren riya ehlini şiddetle kınar. Sufilerin binde birinin doğru olduğunu, geri kalanın "tamah ehli "olduğunu açıkça söyler. Olgunlaşmadan şeyhlik satanları eleştirir, sözde şeyhlik davasına girenlere çatar, davullu bayraklı bir alay ham kişinin şeyhlik lafına sığındığını, bu çeşit adamların kendilerini Beyazıt yerine koyduklarını, dava yurdunda kendi kendilerine meclis kurduklarını, bunların adeta kendi kendilerine gelin-güvey olduklarını anlatır. Hatta tekkelerin ahlaksızlık yatağı olduğunu söylemekten de çekinmez.

    Mevlana'ya göre irşat (aydınlatma-doğru yolu gösterme), kâmil yani olgun insanın hakkıdır. Bu konuyla ilgili mesnevinin birinci cildindeki sözleri önemlidir:
    "Her devirde peygamber makamında bir veli vardır ve bu kıyamete dek sürüp gider. Diri ve faal imam o velidir. İster Ömer soyundan, ister Ali soyundan her şey onun hükmündedir. Hem gizlidir, hem göz önünde. O, nura benzer. Akıl onun Cebrail'idir. Ondan aşağıda olan Veli ise onun kandili gibidir. Bundan daha aşağı olan veli ise kandilin konulduğu yerdir. İleridekiler geridekileri görürler fakat geridekilerin görüşü ileridekileri göremez... " der.

    Ve kutbun insanların gözbebeği olduğunu, onu aramak gerektiğini anlatır. Yine mesnevide Kutup için: " O aslandır, işi gücü avlanmaktır. Halk onun artığıyla geçinir. O akla benzer halksa onun uzuvlarıdır. Kutup kendi çevresinde döner dolaşır, göklerse onun çevresinde.
    Hatta o, işte O 'dur! Güneş, yüzünü insan sureti ile örtmüş, insan suretinde gizlenmiştir. Artık anlayıver!
    Yani insanı hakikatine götürecek bir kılavuz gerektir. Musa bile Hızır'ın hükmüne girdi de hakikate erdi. Zaten bütün dünya, o tek kişiden ibarettir. Fakat yalancı şeyhlere inanılmamalıdır. Yalancının hiçbir şey olmadığı meydana çıkıncaya dek arayış içindeki kişinin ömrü tükenir. Yalancı şeyhler halkı aldatmak için dükkân açıp oturmuş kişilere benzer. Onlardan hiç farkları yoktur.

    Mevlana'ya göre süluk, yani bir tasavvuf yoluna girmek kendini unutmak değil, kendine gelmek, kendini bulmaktır. O'nun yolunda gerçeğe ulaşmak için evlenmemek gibi insan tabiatına aykırı şeyler hiç yoktur. Şehvet olmadıkça şehvetten kaçınmanın olamayacağını ve bununla beraber şehvet varken nefse hâkim olmanın bir fazilet olduğunu söyler. O, gerçeğe ulaşmak için zikir, esma ve halvet de kabul etmez.
    "Addan sıfattan ne doğar? Hayal ... O hayal, ancak ulaşmaya bir delil olabilir. Madem ki delildir, delilin gösterdiği bir hakikat de vardır. Şu halde addan ve harften geçmek, ad sahibini bulmak gerek. Bunun için de varlıktan arınmak lazımdır. Cisme ait zikir, eksik bir hayaldir." sözleri bu kanaatini belirttiği gibi "Ağyardan yalnız kalmak gerek, yardan değil. Kürk, baharda işe yaramaz, kışın yarar" sözü de bu husustaki fikrini tamamıyla açıklar.
    Mevlana'ya göre zikir, ancak fikri harekete getirir. Fakat işin aslı hal ve cezbedir.
    Sonuç olarak Mevlana, esmayı değil aşkı ve cezbeyi ve bu ikisinin tezahürü olan, aşkı ve cezbeyi meydana getiren semayı esas olarak kabul eder.

    Mevlana'ya göre hakikati arayan kişi bunu ancak kendisinde bulabilir ve hakikati kendisinde görebilir. İnsanın dışında bir hakikat yoktur. Kişi nefsanî isteklerinden arınıp rahmani yöne önem verirse gün gelir aradığı hakikatin kendisi olur. O yüce sultan ise baştanbaşa hakikatin kendisiydi.
    Onun Tanrıya doyumsuzluğu o derecede idi ki meşhur bir şiirinde: "Enel Hak ", " Ben Hakkım, kadehinden bir yudum içen sızdı. Ben şişelerle, küplerle içtim yine de sızmadım " der.
    Hazreti Muhammed'e bağlılığı o derecededir ki o artık O olmuştur.
    " Bugün Ahmed benim. Ama dünkü Ahmed değilim" der.
    Hz. Mevlana' nın gerçeği tekâmülü, şiirlerinde safha safha ve büyük bir açıklıkla görülmektedir. Günlük hadiselere kadar her şeyi bizlere söyleyen Hz. Mevlana,
    "Kanlar içine düştüğünü, bir sele kapılıp gitmekte olduğunu, paramparça bir gönülle yıldızlar gibi bütün gece dolanıp durduğunu" söyler.
    "Hakikatten bir işarette bulunan Hallac'ı, halkın dara çektiğini; fakat sırlarını duysa Hallac'ın onu dara çekeceğini" bildirir.
    Aşk sofrasına oturup o sofranın tuzuna bandığını, aşkın kendisine boğaz olduğunu, bu sebeple de varlığını bir lokma yapıp yuttuğunu anlatır.
    Kendisini eski erenlerle karşılaştırken hepsinin içip sızdığını, salına salına bahçeye gelmesinin tam zamanı olduğunu söyler: "Onlar hep gittiler, der; biz sağ olalım. Zamanın gönlü de biziz, canı da, bayraktarı da..."
    Bir başka gazelde de aynı şeyi söylerken "Ebedi içip sızmayan biziz" der.

    Özlü bir hazırlık devresinden sonra Şems'in gelişiyle bütün kaygılardan kurtulan, bir şiirinde kendi tabiri ile "Sarığını rehin verip seccadeden bezecek" bir hale düşen Mevlana yine kendi sözleriyle ercesine adamcasına bir hamle etmiş, bilgiyi vermiş, bilinene erişmiştir.
    Artık "toprağı inci haline getirecek, çalgıcıların teflerini altınla dolduracak, susuzlara sakilik edecek, kupkuru toprakta Kevser suları akıtacak, yeryüzünü cennete çevirecek, gamlıları Sultan ve Bey, yüzlerce kiliseyi mescit, yüzlerce darağacını minber yapacak" bir haldedir.
    "Buyruğunu bozacak yoktur O'nun. Dilediğini kafir, dilediğini mümin eder O". Bir kuldur ki, sahibini azat etmiştir. Daha dün şu alemde doğmuştur ama eski dünyayı bayındır hale getiren O'dur.
    "Kimin hırkasını dikerse o çıplak kalmaz artık. Kime çare olursa, çaresiz hale düşmez o. Kimin mevkii, kimin rütbesi olursa, kimse elinden alamaz o mevkii. İnci haline gelen katı taş, tekrar taş olmaz. Özlem çekenlerin kıblesi kesilen, yıkılmaz. Sükut edenlerin Mushafı şu Mushaf gibi parçalanan otuz cüz haline gelmez. Kendisini seveni ona gönül vermiş canları öyle temin eder.

    "Seni bir an bile yalnız bırakmam.
    Her an seni biraz daha yüceltir, biraz daha fazla ağırlarım
    And olsun tertemiz zatıma, and olsun saltanatımın güneşine ki
    Seni lütuflarımla yüceltirim.
    Yüzünü nurumla nurlandırır, başını on parmağımla kaşırım."

    Hacca gidenlere;
    " Nereye gidiyorsunuz nereye? Sevgili burada. Buraya gelin buraya!" diye çağırır.
    Mesnevi'yi sunarken de bunun bir vahiy olduğunu apaçık anlatan Hz. Mevlana bu sözleri söylemek için Muhiyiddin Arabî gibi rüyalar görmeye," Hatm-i Vilayet "makamına sahip olduğunu iddiaya lüzum bile görmez. Zaten onun saltanatı, bir halk saltanatıdır. Bu kadar yüksek bir iddia bile, onun halkçı ruhunda bir ferdiyet yaratmaz. Yine onun sözlerinden alıntılarla söyleyecek olursak:
    " Rüşvet ve para padişahı değildir O, paramparça gönül hırkalarını diken bir padişahtır. Yolda ister ayı olsun, ister aslan, ercesine bir hamleden başkasını bilmez O. Garez tohumunu ekmediğini, yokluğun sığındığı er olduğunu, tamah sırtını hiç kaşımadığını" söyler.
    Bütün dünyaya, ne din farkı ne mezhep farkı gözetmeksizin hitap eden Mevlana, hepimizden de bu görüşü, bu duyuşu, bu cesareti ister.
    "Birlik şarabını ver, hepimizi aynı gecede sarhoş et de hepimiz toplanalım,
    Görünüşteki ayrılıkları, aykırılıkları bir anda giderelim.
    Benliğimizden geçtik mi, su rengini alır, her kabın şekline uyarız.
    Biz bir ağacın dallarıyız, hepimiz de kapı yoldaşlarıyız."

    Ona öyle bir âşık gerektir ki kalktı mı her yandan ateşli kıyametler koparsın. Cehennem gibi bir gönül gerektir ki ona, cehennemi unuttursun, yüzlerce denizi yakıp kurutsun. Bir dalgadan bir deniz meydana getirsin, gökleri eline alsın, sıksın, bir mendil gibi buruştursun. Zevalsiz ışığı bir kandil gibi gök kubbeye asakoysun.

    "İnsanda bu cesaret olmadıkça neye yarar. Gönlünü yıkamamış Âdem, istediği kadar yüzünü yıkasın, abdest alsın, namaz kılsın boştur." İnsan onun deyimiyle, hırsla bir süpürge olduktan sonra, elbette daima hep toz içindedir. Bu çeşit adamların kendisini anlayamayacağını da bilir O. Ve bir gün "Falan sizi övüyordu” diyene söylediği şu sözler, bu bakımdan ne kadar manalıdır.

    "Ne haddine ki o, beni övsün! Eğer sözlerimi övüyorsa harf, ses, dil, dudak, baki değildir. Bunlar asıl değildir. Asıl olmayan kalmaz, geçer gider. Yok o beni zatım bakımından tanıdıysa hakkı vardır, övebilir."
    Hz. Mevlana'nın yolu aşk ve edep yoludur. Hak yolunda olduğunu söyleyip, bu yolun gerektirdiği edebi yerine getirmeyen, benliklerinde kalan kişilere, söylediği şu sözler ile Hak yolunun tamamen edepten ibaret olduğunu belirtir:
    " Efendi! Bilmiş ol ki edep, insanın bedenindeki ruhtur.
    Efendi! Edep, Hak erinin göz ve gönlünün nurudur.
    Eğer şeytanın başını ezmek dilersen, aç ve gör,
    Şeytanın katili edeptir.
    İnsanoğlunda edep bulunmazsa, o insan değildir.
    İnsan ile hayvan arasındaki fark edeptir.
    İman nedir diye akıldan sordum. Akıl, kalbimin kulağıma seslenerek 'İman edeptir' dedi."
    Kendisine inanan insan Mevlana, ölmezliğine de inanmış , "Topluluğun rahmet olduğunu duydum, bu yüzden halka candan kul oldum." sözüyle gerçek saltanatının gönüllerde olduğunu bildirmiş,
    " Her günüm cumadır, hutbem daimi. Minberim yüceliktir, yerim erlik"
    Beyitiyle bu saltanatın hiç bir zaman ferdi olmadığını açıkça belirtmiştir.
    Kendi hakikatini söylediği şu cezbelerinde ise bizi yüceliği ile büyülemektedir. Ve cihan sultanı Hz. Muhammed Mustafa'ya nasıl bende olduğunu, O olduğunu söylemektedir:

    "Hazineyi açtılar, hepiniz elbiseler giyin.
    Mustafa yine geldi iman edin.
    Dokuz felek ile her felekte bir zaman dönüp dolaştım.
    Senelerce yıldızlarda, burçlarda devrettim.
    Bir müddet görünmedim, O'nunla idim.
    Lahutiyette Hakka en yakın idim.
    Ana karnındaki çocuk gibi gıdamı Hak'tan aldım.
    İnsan bir kere doğar, ben birçok defalar doğdum.
    Cisim hırkasını giydim işler gördüm.
    Çok kere bu hırkayı kendi ellerimle yırttım.
    Geceleri zahitlerle mabetlerde sabahladım.
    Kâfirlerle put hanede putların içinde uyudum.
    Kıskancın acısı benim. Hastanın şifası benim.
    Hem bulut, hem yağmurum, çayırlara yağarım.
    Ey derviş! Benim eteğime asla fanilik tozu konmadı.
    Sonsuzluk âleminin bağında ben bol bol gül topladım.
    Ben sudan, ateşten, inatçı rüzgârdan, şekle girmiş topraktan değilim.
    Evlat ben tertemiz nurum. Tebrizli Şems'te yok olmuşum.
    Eğer beni gördüysen kimseye gördüğünü söyleme"
     



  3. Cevap: mevlana haftası kutlamaları

    Mevlana’dan güzel sözler

    Gel, gel, ne olursan ol yine gel,

    İster kâfir, ister mecusi, ister puta tapan ol yine gel,

    Bizim dergâhımız, ümitsizlik dergâhı değildir,

    Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel...

    Ben yaşadıkça Kuran’ın bendesiyim

    Ben Hz. Muhammed’in ayağının tozuyum

    Biri benden bundan başkasını naklederse

    Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikâyetçiyim...

    Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız

    Bizim mezarımız ariflerin gönüllerindedir...

    Güneş olmak ve altın ışıklar halinde

    Ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim

    Gece esen ve suçsuzların ahına karışan

    Yüz rüzgarı olmak isterdim...

    Aklın varsa bir başka akılla dost ol da, işlerini danışarak yap...

    Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz

    Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz...

    Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir

    Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır...

    Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini

    Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil...

    Bir katre olma, kendini deniz haline getir

    Mademki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin

    Beri gel, beri!

    Daha da beri! Niceye şu yol vuruculuk?

    Mademki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik...

    Ya olduğun gibi görün, ya göründüğün gibi ol...
     



  4. Cevap: mevlana haftası kutlamaları

    Mevlana Haftası İle İlgili Yazı

    İnsan düşüncesine yepyeni bir mesaj veren ve İslam düşünürlerinin fikir sistemlerini, inanç akidelerini ruh, akıl ve sevgi üçgeni içinde sunan, insanlığa ahlak, din, ilim ve akıl yolunda heyecan katarak yeni ufuklar açan Mevlana Celaleddin-i Rumi, müstesna yüce bir varlık, ilahi bir ışık, manevi bir güneş, Muhammed Ali’nin bendesidir.
    Bugüne kadar gönüller tutuşturan ve bundan sonra da insanı etkilemeye devam edecek olan Veli, kutup, pir, insan-ı kâmil, büyük şair gibi sıfatlarla isimlendirilen bu büyük insan hepimize ışıktır.
    Gönüller sultanı Hz. Mevlana aşkın kemalidir; ama yalnız aşkın mı? Hayır, O tüm güzelliklerin kemalidir, ilmin de hikmetin de, aklın da…

    O’nun insan düşüncesine verdiği en büyük mesaj Aşk, Sevgi ve Birliktir.
    O, bir veli hüviyetiyle gönüller coşturmuş, bir pir, bir mürşit olarak insan kalbini saflaştırmış, bir bilgi kaynağı olarak insan aklını nur ile yıkamış, akıl ve gönülleri kirden kurtarmış, gelmiş geçmiş tüm peygamberlerin temsilcisi olmuştur.

    Onun içindir ki hangi âlim Mevlana’yı tanısa yücelmektedir. O’nun yoluna gönül koyan herkes kemale, sevgiye, insanlığa, bilgeliğe, hoşgörü ve yüksek ahlaka ulaşmaktadır.
    O, hiç bir şeyi inkâr etmez ama her şeyi birler, bütünleştirir ve sevdirir. O, kimseyi ayrı görmez. Çünkü O, her şeyin Allah’ın zuhuru ve tecellisi olduğunu bilir ve bunu insan gönlüne ve insana hal olarak yansıtır.

    Mevlana aziz ve yüce bir üstad’dır. Tek başına bir sistemdir, bir hayat ve bir düzendir. Ahlakı, ilmi, hikmeti, sevgisi, aklı, tavrı, idraki, davranışları ve he rşeyi ile yüceliği öğreten bir HAL ABİDESİ’dir. Peygamber-i zişan’ın gerçek temsilcisi, aşkın ve aklın en yüksek öğesi ve gerçeğidir.

    “İnsan yaratılmışların en şereflisidir” düsturuyla her dilden, her dinden, her renkten insanı kucaklayan Hz. Mevlana sevginin, barışın, kardeşliğin, hoşgörünün sembolüdür.

    HZ. MEVLANA’YA GÖRE İNSAN

    Hz. Mevlana’da insan, ölümlü ile ölümsüzü, iyi ile kötüyü, ilahi ile beşeri benliğinde toplayan bir birleştiricidir. İnsan ölümsüzlüğün, ölümlü beden içinde tekamül seyrini yaşamak için bu alemdeki görünümüdür. İnsan varlık ağacının meyvesidir. Bir rubaisinde şöyle seslenir:
    “Suret suretsizlikten meydana geldi. Varlık peteğini ören arıdır. Arıyı vücuda getiren, mum ve petek değildir. Arı biziz, şekil ve çokluk sadece bizim imal ettiğimiz mumdur. Şekil ve cisim bizden vücuda geldi. Biz onlardan değil; şarap bizden sarhoş oldu, biz şaraptan değil.”
    Hz. Mevlana varlığın özü, yani yaratıcı kudretle insanın özünü birleştirmiştir. İnsanın şeref ve yükümlülüğü, zevki ve çilesi işte bu birlikten kaynaklanmaktadır. Bu birlik insanı varlığın gayesi yapmıştır. Varlık, anlamını insanla kazanır. Yaratıcı eserini insanla seyreder, zira insan hakkın gözü ve aynasıdır.

    Hz. Mevlana şöyle seslenir:
    “Sen cihanın hazinesisin, cihan bir yarım arpaya değmez. Sen cihanın temelisin, cihan senin yüzünden taptazedir. Diyelim ki âlemi meşale ve ışık kaplamış; çakmaksız ve taşsız olduktan sonra o, iğreti bir rüzgârdan başka nedir?”
    Yüce Hüdavendigar “Mümin müminin aynasıdır” hadisini açıklarken şöyle konuşur:
    “Tanrı’nın adlarından biri de el-mümin’dir. İman eden kula da mümin denir. Mümin müminin aynasıdır demek, Tanrı onda, o aynada tecelli etti demektir.” O halde Hakk’ı insanda görmek gerekir. Bunu yapmayan, görmesini bilmiyor demektir.
     



  5. Cevap: mevlana haftası kutlamaları

    Mevlana Haftası İle İlgili Şiirler

    Mevlana

    Hoş görünün mimarısın
    Gönüllerin baharısın
    Türkülerin diyarısın
    Canım Mevlana Mevlana

    Döner durur semahların
    Ne güzeldir sabahların
    Çoktur senin aşıkların
    Ağlar Mevlana Mevlana

    Az da biter çokta biter
    İnsana insanlık yeter
    Gönüller hep seni sever
    Yanar Mevlana Mevlana

    Aşık Metin bitmez sanma
    Hakkı uzakta arama
    Bu gönülde ki yarama
    Derman Mevlana Mevlana

    Metin Keleş



    Mevlana

    Aşkın girdabına tutulmuş
    Döner Hakk’a doğru Mevlânâ
    Gönüller Hakk’ı onda bulmuş
    Gözlerin nuru Mevlânâ

    Sevgi bağından bir nehr akar
    Üstündeki köprü Mevlânâ.
    Bahçesinde hep güller kokar
    O güllerin gülü Mevlânâ

    Nura boğmuş meşhur beldeyi
    Akan gözyaşıyla Mevlânâ
    Sevgiyle yoğurmuş her şeyi,
    Dağıyla taşıyla Mevlânâ

    Aç olan gelsin bu dergâha
    Ekmek, su, sevgidir Mevlâna.
    Yükselir nuruyla Allah’a
    Menzile çizgidir Mevlâ’na

    Yelken açar hep sonsuzlara
    Dalar ummanlara Mevlânâ
    Bazen çıkar da yıldızlara
    Bakar, insanlara Mevlânâ

    Raşit Keskin



    Bu gün Mevlana günü

    Unutalım yürekte beslenen tüm kinleri
    Bu gün hoşgörü günü bu gün Mevlana günü,
    Birleştirelim dostlar dünyadaki dinleri
    Görmeyelim küskünü bu gün Mevlana günü

    Gel diyordu Mevlana kim olursan öyle gel
    Kardeş yaratıldık biz olur mu ki bizden el
    Tanrı insanı sever güzel olursa amel
    İnsandan yok üstünü bu gün Mevlana günü,

    Unuttum bana karşı yapılan hakareti
    Sizde beni affedin, beslemeyin nefreti
    Bak Mevlana göstermiş bizlere işareti
    Unutalım biz dünü bu gün Mevlana günü,

    Coşari sesleniyor sevgi olsun yürekte
    İnsanlık için her şey, özü vardır gerçekte
    Yapılan her sevabın hepsi ayrı ölçekte
    Bozmayalım bütünü bu gün Mevlana günü

    İbrahim Coşar



    Mevlana ve Hoşgörü

    Mevlana değince, aklıma ilk gelir, hoşgörü
    İslam Dininin, ana temelidir, hoşgörü
    İnsanların kalbini fethetmektir, hoşgörü
    Yaratılmışı, yaratandan ötürü sevmektir, hoşgörü

    Yıllardır hoşgörünün simgesisin, Ey Mevlana
    Ellerimizi göğe değil, açarız Mevla’ma
    Konya’dan, Dünyaya ışık tuttun, Ey Mevlana
    Dualarımız daim ulaşsın, Mevla’ma

    Mevlana, tasavvufun babası
    Çok değerlidir, üzerindeki abası
    İncelik ondadır, yoktur kabası
    Oraya koşuyor, Mevlana kasabası

    Kâinat dönüyor, Mevlana’nın döndüğü gibi
    Mevlana’nın kıymetini bilmeyenlerin, göründü dibi
    Onun elinde ve dilinde, hiçbir zaman bulunmaz çivi
    Mevlana ve hoşgörüden anlamayanlara, sunarım kivi

    Fikret Gürsoy


    Mevlana

    Nice canan terk eyleyip aşkını
    Döne döne gelir sana Mevlana
    Nice tövbe kıran, dergah kaçkını
    Yuna yuna gelir sana Mevlana

    Kimi uddan geçip kimi kopuzdan
    Kimi Hintten, Çinden kimi Oğuzdan
    Bir gün içmek için şeb-i arusdan
    Kana kana gelir sana Mevlana

    Gönül sığmamışsa gönül kabına
    Derdi olan bakar mı hicabına
    Vahdet lokmasını Hak şarabına
    Bana bana gelir sana Mevlana

    Varlığın sırrını bildi bileli
    Evini barkını terk eden veli
    Kendini savrulan yaprak misali
    Sana sana gelir sana Mevlana

    Sultan’ın bir ateş düştü içine
    İster Çine gitsin ister Maçine
    Terk edip varlığı senin hiçine
    Yana yana gelir sana Mevlana

    Sultan Mustafa
     



  6. Cevap: mevlana haftası kutlamaları

    Mevlana…!

    Senin yolun hak yoludur
    Kokuların gül kokudur
    Dedin şems de pirimdir
    Sana dönerim Mevlana

    Hak ilmidir Amelinde
    Hoş görülük temelinde
    Hak şerbeti ellerinde
    Sana dönerim Mevlana

    Güller gülistan da açar
    Gül kokusu amber saçar
    Gül yüzünde güllerin var
    Sana dönerim Mevlana

    Elbet varırsam diyarına
    Ellerim de güller sana
    Eğri boynum düşer yana
    Sana dönerim Mevlana

    Feriha bir garip kuldur
    Fersah fersah dert doludur
    Fırsatçı mahşer kurdur
    Sana dönerim mevlana

    Feriha Ceylan



    Mevlana ile Hoşgörü

    Uzayın derin bir sırrı var,döner kardeşçe
    Dünya döner,devran döner,sonra yine döner
    Kendi etrafında döner Dünya,hiç durmadan
    Ezeli ve ebedi bir sabırdır,Mevlana

    Güneş çok uzaktır,hem ısıtır hem de yakar
    Herşey toprakta başlar,toprakta tekrar biter
    Zaman,döner bir Dünya’dır; ışığı Güneş’tir
    Ezeli ve ebedi bir sabırdır,Mevlana

    Yağmur yağan râhmettir,tekrarlanan zahmettir
    Toprak,verir,tekrar alır,tekrar can’dır toprak
    Yaradan yaratmış,çok çeşitli ve de kutsal
    Ezeli ve ebedi bir sabırdır,Mevlana

    Dönerek işleyen ‘İlâhi’ bir ışıktır ‘O’
    Dönerek işleyen bir Dünya’dır,Mevlana
    Sabırla akan,zamanla mekandır Mevlana
    Yüzde yüz ilimdir yaradan; elçi Mevlana

    Selim Temiz



    Sana Geldim Mevlana

    Sana geldim Mevlana…
    Düştüm yollara Fatiha’larla
    Önümde yemyeşil ışıktan bir iz
    Yıkanmış yaprak gibi tertemiz

    Sana geldim Mevlana…
    Herşey öylesine mağrur,sessiz,tertemiz
    Geçmiş asırlardan beri tertemiz
    Bir el dokundurursam sandukalara
    Uyanır Horasan erleri

    Sana geldim Mevlana…
    Divan durdum önünde, duygulu, sessiz
    İçimde ne hasret, ne gül, ne bülbül
    Şimdi ezan nur alem, nur Konya
    İşte sabır, işte aşk, işte tevekkül
    Sen bilirsin Mevlana…

    Sana geldim Mevlana…
    Ayet ayet İslam,nakış nakış Türk
    Bir türbe içinde ne güzel mana
    Serin bir rüzgarla çok uzaklardan
    Sana geldim Mevlana…

    Yavuz Bülent Bakiler



    Dün Gece

    Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
    Onunla sarmaşdolaş, dudak dudağa,
    talih kapısı ardına kadar açık,
    güneş kucağımızda.

    Ne güzel geceydi dün gece, ne güzel geceydi:
    Şarap tasını her sunuşunda
    diyordu aklına başına al.
    Hani dün gece aklın da tam sırasıydı ya!

    Mevlana Celaleddin Rumi



    Anlatsana

    Gönül dostum anlatsana,
    İlimizde Mevlana`yı.
    Ulu zatın hoşgörüsü,
    Yolumuzda Mevlanayı.

    Kıymet verir her insana,
    Ulvi görev düştü sana,
    Çevir deyişik lisana,
    Dilimizde Mevlana`yı.

    Fetetti nice gönüller,
    Ruzi mahşedeki kullar,
    Bülbül sedasında diller,
    Gülümüzde Mevlana`yı.

    EZGİNİ geldik gideriz,
    Hakka borcumuz öderiz,
    Hatırdadır yad ederiz,
    Telimizde Mevlana`yı



    AĞIT

    Göz gamın ne olduğunu bilseydi,
    gökyüzü bu ayrılığı çekseydi,
    padişah bu acıyı duysaydı;
    göz gece demez gündüz demez ağlardı, gökler yıldızlara, güneşle, ayla

    gece demez gündüz demez ağlardı.
    padişah bakardı ününe,
    tacına, tahtına, tolgasına, kemerine,
    gece demez gündüz demez ağlardı.

    Gül bahçesi güzün geleceğini duysaydı,
    uçan kuş avlanacağını bilseydi,
    gerdek gecesi bu özlemi görseydi;
    gül bahçesi hem güle hem dala ağlardı,
    uçan kuş uçmaktan vazgeçer ağlardı,
    gerdek gecesi öpüşmeye, sarılmaya ağlardı.

    Zaloğlu bu zülmü görseydi,
    ecel bu çığlığı duysaydı,
    cellâdın yüreği olsaydı;
    Zaloğlu savaşa, yiğitliğe ağlardı,
    ecel bakardı kendine ağlardı,
    cellât, yüreği taş olsa, ağlardı.

    Kumru, başına geleceği duysaydı,
    tabut, içine gireni bilseydi,
    hayvanlarda bir parça akıl olsaydı;
    kumru selviden ayrılır ağlardı,
    tabut omuzda giderken ağlardı
    öküzler, beygirler, kediler ağlardı.

    Ölüm acılarını gördü tatlı can,
    koyuldu işte böyle ağlamaya.
    Olanlar oldu, gitti dostum benim.
    şu dünya bir altüst olsa, aülasa yeri var.
    öylesine topraklar altında kalmışım

    Mevlana Celaleddin Rumi