Mevla Ne Eylerse Güzel Eyler

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 9 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Mevla Ne Eylerse Güzel Eyler
    Neye Hayır Diyoruz ?

    .Her işleri faiktir, birbirine layıktır, Neylerse muvafıktır, Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler..."

    Hoşumuza gitmeyen, canımızı sıkan, bizi yaralayan olaylarla karşılaştığımızda başımızı ellerimizin arasına alıp kara kara düşündüğümüz, belki hıçkırıklara boğulduğumuz, kendimizi çaresiz hissettiğimiz öyle anlarımız olur ki, bir daha gülemeyecek, kahırdan öleceğiz sanırız.

    Yavuz Sultan Selim Han kendisine sohbet arkadaşı edindiği Hasan Can'ı çok sever ve onun anlattıklarına çok değer verirdi. Yine bir gün ona "bre Hasan Can bir ibretlik hadise anlat da, biz de ders çıkaralım" deyince Hasan Can da şu hikayeyi anlatır; "Zamanın hükümdarlarının yanındaki has adamlarından biri, karşılaştıkları her olaydan sonra 'Her şeyde bir hayır vardır' der dururmuş. Eh... kötü bir temenni değil, sultan da pek ses etmezmiş...'öyledir' der geçermiş. Gel zaman git zaman bir gün ava çıktıklarında yollarını kaybetmişler; yağmurlu ve fırtınalı bir gecede bir kulübeye sığınmışlar. Güç bela buldukları birkaç odunu kırıp yakmak için uğraşırken sultanın gözüne bir kıymık kaçmış. Gözü bir anda kör olan sultan acı ile kıvranırken adamcağız her zamanki hali ile 'üzülmeyin sultanım, her şeyde bir hayır vardır' deyivermiş. Sultan dayanamayıp 'efendi efendi gözüm kör oldu görmüyor musun? Bunun hayır neresindedir?' demiş ve adamı kovmuş. Birkaç gün içinde kendini toparlayan sultan dönüş yoluna koyulmuş. Yol üzerinde eşkıyalar kendisini yakalamışlar ve 'efendi, bugün eşkıya başının bir dileği kabul oldu. Bize de dileğinin kabulünün karşılığı olarak; bugün yakaladığınız ilk canlıyı kurban niyeti ile kesin dedi. Şimdi seni bu niyetle boğazlayacağız. Ne yapalım biz de emir kuluyuz, hakkını helal et' demişler. Sultan şaşkın ve bitkin haldedir. Sultanı yatırıp boğazına bıçağı dayayan eşkıya bir gözün kör olduğunu fark edince eşkıya başına seslenmiş. 'Reis, birini yakaladık ama bir gözü kör. Bildiğimiz kadarı ile bundan kurban olmaz' demiş. Reis de; 'Salın o zaman gitsin, sağlam birini bekleyin' demiş. Sultan kurtulup saraya varınca 'Her şeyde bir hayır vardır' deyip duran şahsı aratıp buldurmuş, kendisinden onu yanından kovduğu için özür ve helallik dilemiş. Adamcağız da 'Sultanım, yanınızdan beni kovmanızda da bir hayır varmış, aksi halde beni keserlerdi" demiş...


    NEYE HAYIR DİYORUZ?

    Acaba böyle bir soruyu kendimize sormuşluğumuz var mı, algımız, kabulümüz ne yönde? Dinimizde genel hatlarıyla şerrin yani haramın ve kötünün zıddı olarak; beğenilen, faydalı olan, iyilik, ibadet gibi anlamlarının yanında şeref ve mal gibi manaları da ifade eden hayır, herkes için aynı olabileceği gibi kişiden kişiye de değişebilir. Birine hayır olan diğerine şer olabilir. Fıtratımızdan gelen bir eğilimden midir bilinmez, herhangi bir kaideye bağlı olmaksızın içimizi hoş eden her şeye ötesini berisini düşünmeden "hayırlı" deriz. Kendimiz için hayırlı gördüğümüz şeylerde kesinlikle üzüntü, keder, kaygı istemeyiz. İçimizi burkmayan, işimizi kolaylaştıran, zararı dokunmayan her olay bizim için hayırlıdır. Öyle kabul ederiz. Peki, kendimiz için iyi, güzel ve faydalı bulduğumuza "hayırlıdır" dememiz yanlış mıdır? İçinde haram olmadıktan sonra değildir elbette. Zira kimse kendisi için kötü olanı istemez, tercih etmez. Lakin bazen unuttuğumuz bir gerçek var ki, her hayır dileyenin üzerinde mutlak hayır dileyen var. Hayrı dilemek, elde etmek bizim gayretimizle şekillendiği gibi Allah Teala'nın da uygun görmesiyle, nasip etmesiyle gerçekleşir. Zira inancımız gereği hayır ve şerrin Allah'tan olduğunu biliriz. Bizler hayırlı gördüğümüze yönelip çaba sarf ederiz, sonucu Allah Teala'ya havale ederiz. Ya bizim hayır gördüğümüzde şer varsa yahut şer bildiğimizden hayır çıkarsa sabrın, tevekkülün neresine düşeriz?


    MEVLA NEYLERSE GÜZEL EYLER

    Hoşumuza gitmeyen, canımızı sıkan, bizi yaralayan olaylarla karşılaştığımızda başımızı ellerimizin arasına alıp kara kara düşündüğümüz, belki hıçkırıklara boğulduğumuz, kendimizi çaresiz hissettiğimiz öyle anlarımız olur ki, bir daha gülemeyecek, kahırdan öleceğiz sanırız. Lakin öyle olmuyor, bize zifiri karanlık gelen gecenin nelere gebe olduğunu bilemiyoruz. Bizler anı yaşayan ve gören, basiret ve feraseti hassaslaşmamış canlılar olduğumuz için hüküm vermelerimiz de sınırlı, eksik ve hatalı olabiliyor. Başımıza gelen kötü bir olayın aleyhimize olduğunu düşünmek ve öylece inanmak, gerçekten öyle olduğu anlamına gelmez ve nitekim gelmiyor. Bu hal mümin için boş bir avuntu, teselli değildir, aksine Rabbimiz'in bize haber verdiği bir gerçektir. "...Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz." Aynı şekilde lehimize olduğunu düşündüğümüz bir durum da aleyhimize olabilir. Aynen ayetin devamında buyurulduğu gibi "...Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 216). İyi veya kötü tüm yaşadıklarımızın sonuçlarını doğru değerlendirdiğimizde hayır umduklarımızdan bir şerrin, şer bulduklarımızdan da bir hayrın çıktığını görebiliriz. Bu şekil değerlendirme, bizim sabrımızla, tevekkülümüzle ilgili olduğu kadar Allah Teala'ya karşı hüsn-ü zannımızla da ilgilidir. Şayet Allah azze ve celle'den gelen her şeye "başım üstüne" diyorsak, O'nun takdir ettiği her şeyin iyiliğimize, faydamıza olduğunu da peşinen kabul etmişiz demektir.

    Bir an için farz edelim ki, karşılaştığımız kötü bir olayın sonuçları da aleyhimize oldu. Ele avuca gelen bir hayır elde edemedik. Nefsin hareketlendirmesi ve şeytanın vesvesesi ile "hani her işte bir hayır vardı, şer gördüğümüzden hayır çıkardı" şüphesinin kalbimizi istila etmemesi için, sabır ve dua ile Allah Teala'ya yaklaşmamız, derdimizi O'nun varlığında uyutmamız dünyalık umduğumuz her hayırdan daha güzel değil midir? Üstelik Allah Teala'dan her gelene gönül hoşnutluğuyla "amenna" diyecek kadar yakınlık kuranın, yaşadıkları karşısında kendini çaresiz, ümitsiz hissetmesi, çağımızın yaygın hastalıklarından depresyona düşmesi mümkün olabilir mi? Olmaması gerektiğini Peygamber Efendimiz (s.a.v) şu hadis-i şeriflerinde buyuruyor. "Allah Teala'nın kazasına rıza göstermesi, kulun mutluluk sebebidir." İnsanız; üzülebiliriz, derdimize derman arar, ararken düşebilir, yanılabiliriz. Fakat yine de, olan bitenin içinde kendimizi kaybetmemek için sabır ve tevekkülle örülü bir bilince sahip olmalıyız. Tıpkı Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerinin dile getirdiği gibi; "?Hak şerleri hayr eyler, zannetme ki gayr eyler, arif anı seyreyler, Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler./ ...Her işleri faiktir, birbirine layıktır, Neylerse muvafıktır, Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler..."

    Kaynak: Serhaber