Mesut İlkay Yanık Şiirleri

'Karışık Şiirler' forumunda yakamoz20 tarafından 6 Haziran 2015 tarihinde açılan konu


  1. DEĞİL Mİ?


    Şu yanan yıldızlardan farkı ne gözlerinin
    Onlar kadar ışıklı ve varılmaz değil mi?
    Tılsım işlemiş Tanrı rengine gözlerinin…
    Ki, uğrunda bin yiğit ölse de az değil mi?

    Bakışının değdiği şu dağlı, taşlı saha
    Boyun büker bir sana bir de yüce Allah’a…
    Dağlar dahi büyüne kapılınca bir daha
    Başını o düğümden kurtaramaz değil mi?

    Ey sen ki, ölüm bile ne zevkli kılıcından!
    Bahtiyarlık fışkırır saçlarının ucundan.
    Köpürür çağlayanlar, denizler avucundan...
    Ellerin ki, hayalden daha beyaz değil mi?

    Gülersin hey güllere abıhayat dökülür.
    Seyretmeye dörtnala dört bin şen at dökülür.
    Ve melekler semadan kanat kanat dökülür…
    İşte uçmağa varmak böyle bir haz değil mi?

    Mesut İlkay Yanık



    ***



    FANTASMA


    Bir hayalden ibaret olsa da tüm varlığın
    Yine de seveceğim seni ey düşsel peri!
    Cesetlerin gezdiği bir eski mezarlığın
    İçindeyim esasen doğduğum günden beri.

    Ne çıkar yankısını işitmesem sesinin,
    Duymasam ateşini ensemde nefesinin,
    Son sahnesi yaklaşan şu hayat piyesinin
    Esrarınla tutuşsa kalan her bir satırı!

    Ne çıkar hiçbir yolun sonu sana varmasa,
    Gözlerim efsununa kapılıp kararmasa,
    Kollarım bir kez dahi gül tenini sarmasa
    Ve yıkılsa ruhumun en keskin geçitleri...

    Yine de seveceğim seni ey hayal kadın!
    Seni düşlemek bile ötesinde her tadın…
    Yolunda öldürmek de olsa gizli maksadın
    Bu sevda çıkmazından atmam bir adım geri!

    Şayet yollar çetinse ben de bir deli tayım...
    İste sen soluğumu soluğuna katayım!
    Ver titreyen kalbini göğsümde ısıtayım!
    Dağılsın darben ile öz göğsümün çeperi...

    Mesut İlkay Yanık




    ***



    TEMENNİ


    Yorgun bir çocuk gibi uzansam dizlerinde
    Elem, hüzün ne varsa silinse hatırımdan.
    Sırrolup sonsuzluğun derin denizlerinde
    Kurtulsam başımdaki tipiden, yıldırımdan…

    Bir beraat olsa da onulmaz çilelerden
    Silkinip beraberce el uzatsak yarına…
    Ayrılıp kahra giden gafil kafilelerden
    Doludizgin at koşsak saadet diyarına…

    O diyar ki, orada bahtiyarlıktan başka
    Ne bir duygu barınır ne de yaşar kahır, gam…
    Tanrı izin verse de ölmeden önce keşke
    Biz de varıp oraya çadır diksek bir akşam.

    Mesut İlkay Yanık


    ***


    GÜZELLEME


    Teni yaz gibi sıcak
    Amma dudağı buzdur
    Civanlar çıldırtacak
    Cilveleri sonsuzdur.

    Ki, kıyasen yanında
    Şirin’le Leyla’nın da
    Hatta Gülsefa’nın da
    Cürmü şuncacık nazdır.

    Kara ayça kaşıyla,
    Kılıçtan bakışıyla,
    Türküler yakışıyla
    Türk elinde eşsizdir.

    Ruhu bir zar içinde
    Titrer, oynar içinde...
    Bütün kızlar içinde
    O en afsuncu kızdır.

    Almak için onu hey
    Can mı vermeli? Hayhay!
    Ki, uğrunda bin İlkay
    Ölse yine de azdır.

    Mesut İlkay YANIK


    ***



    KOÇAKLAMA


    Çamlıbeller hatırlardan silinse
    Köroğlular sönse, beyler bilinse
    Hakkımızda zağlı ferman salınsa
    Dağlar yine kucak açar erine.

    Yiğidin alnına yazılan neyse
    O gelir başına Hakk dilediyse…
    Korkaklar kavgadan kaçınır oysa
    Durmayıp yürürüz biz üzerine.

    Ey beyim! Yüreğin değme çetinse
    Eğer ferman eden cesaretinse
    Ve dağlar da senin memleketinse
    Al kolcularını, gel dağlarına.

    Ellerde kılıçlar, sadakta oklar,
    Dağlarda kızanlar gelmeni bekler.
    Çarpışsın civanlar, alplar, koçaklar…
    Al kanı bol olan çıksın yarına.


    Mesut İlkay YANIK