Merhametin Kaynağı Nedir?

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 10 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Varlığı Kucaklama Coşkusu


    Merhamet, insanın kalbinden rahmet pınarının doğmasıdır. İnsanın ‘Rahim’ sıfat-ı şerifiyle ünsiyeti arttıkça merhameti de katlanarak artacaktır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın insana verdiği en büyük lütuflardan biridir merhamet.

    Merhamet sahibi insan, Allah’ın rahmetinin mücessem hâle gelmiş (cisimleşmiş, bir kalıba girmiş) şekli gibidir. Tabii ki rahmet önce kendi kalbinin derinliklerini, sonra manevî ve maddî bütün organlarını hiçbir leke kalmamacasına kadar yıkar; hatta bu yıkama o kadar coşkulu bir şekilde olur ki merhamet sahibi kişi kendisini sanki engin bir okyanusun içinde kalmış gibi hissedebilir.

    Bu kişinin hem içine akıttığı rahmet deryası, hem de dışa akan gözyaşları artık kendisini de aşmaya ve çevresini de etkilemeye başlar. Bir başka ifadeyle bu insanın çevresinde bulunan kişiler de bu rahmet coşkusundan nasiplenebilir. Meşhur sufi Rabia Hatun k.s. bu nasiplenmeyi Şeytan’a kadar ulaştırmakta ve şöyle demektedir: “Yarabbi, Senin merhametin beni o kadar kapladı ki Şeytan’a bile bir nebze nefretim kalmadı.”

    Merhametin Kaynağı Nedir?

    Merhametin kaynağı insanın bizatihi kendisi midir? Yani insan merhametiyle övünebilir mi? Kendisindeki rahmet esintilerinin ilâhi kaynağını idrak edemeyen insan ne acınası bir haldedir! Bu kişinin merhameti zamanla azalmaz mı?

    Mevlâna Hazretleri, “Cahil olanların merhameti ve lütfu azdır” der. Cehalet, insanda görülen iyilik ve güzelliklerin kaynağını bilmemektir. İyiliklerini kendinden bilen kişi, rahmet deryasında yüzebilir mi? İnsanın gerçek bir insan olduğunu ancak merhametiyle anlayabiliriz. Yine Mevlâna Hazretleri’nin buyurduğu gibi, “Merhamet ve muhabbet insanlığın, hiddet ve şehvet de hayvanların sıfatlarıdır.” İnsanı tanımada dikkate alınması gereken temel kriterlerdir merhamet ve katı kalplilik; yani hilm ve hiddet... Çünkü bizdeki merhametin ölçüsü kadar insanız; çünkü bizdeki merhametin genişliği kadar Allah ile birlikteyiz.

    Lev Tolstoy’un “İnsan Ne ile Yaşar” isimli eserinde dediği gibi, insan Allah’ı anlamadan O’nu yeterince tanımış olamaz. İnsan Allah’ı daha iyi anladıkça, O’nu daha iyi tanır. Daha iyi tanıdığı zaman da O’na daha çok yakınlaşır. Böylece O’nun sevgisini, merhametini ve iyiliğini daha iyi bir şekilde kendisine örnek alabilir.

    Bir başka ifadeyle, Allah’ın merhameti kendisini bütün boyutlarıyla tanımaya gayret gösteren kişide tecelli etmeye başlar. Artık o insanda görülen yaratılmış olan her şeyi kucaklama coşkusu, Rahman ve Rahim olan Allah’ın sıfat tecellisinden başka bir şey değildir.

    Merhamet, her şeyin, her varlığın ve özellikle her insan ruhunun nefsimizden ziyade sevilmesidir. Bu duygu, edep ve hürmetin insanın benliğinden taşarak aleme yayılması sonucu meydana gelir.

    Merhamet sadece acımak demek değildir; aynı zamanda acıdığın kişiye sevgi göstermek ve daha da önemlisi merhametini ve sevgini ona fiilî anlamda yardım ederek ispat etmektir.

    Merhametin ‘Rahim’ sıfatıyla yakın ilişkisine değindik. Yani insanlara sevgi ile yaklaşmak, onları kötülüklerden korumak ve kurtarmak, ihtiyaçları olduğunda özellikle maddi anlamda karşılıksız olarak yardım etmek veya haklı bile olsak affedebilmek güzel hasletlerdir ama bu duygu ve davranışlarımızı sadece sevdiklerimize ve yakınımızdaki kişilere gösteriyorsak ‘Rahimiyyet’ sıfatına erişememişiz demektir. Merhametin muhteşem görünümleri ancak bütün insanları ve varlıkları kucaklayabildiğimiz zaman ortaya çıkacaktır.

    Merhametin bütün yaratılmışları kapsayacak bir nitelikte olması gerektiğini Peygamberimiz s.a.v. şu hadisi şerifiyle bizlere bildirmektedir: “Benim dediğim sizin sadece kendi aranızda merhametli olmanız değil, sizlerin Allah’ın bütün yarattıklarına karşı merhametli olmanızdır.” (Münzirî, et-Terğib ve’t-Terhib)

    İnsan Merhametle Yaşar

    Yüce Rabbimizin en önemli niteliklerinden birisi merhamet değil midir? Rahman ve Rahim adlarının Kur’an’da Allah ve Rab adlarından sonra en çok zikredilen adlar olması, Allah’ın merhamet niteliğinin önemini ve sonsuzluğunu gösterir.

    Yüce Kitabımız Kur’an, Allah’ın adıyla başlarken, esirgeyen, bağışlayan ve merhamet eden Allah’ın özelliklerini sayar. Çünkü O’nun rahmeti ve merhameti ile insanlar, çocuklarına bakar, evlat anne ve babasına saygı duyar ve yaşlandıklarında onları korur. Yağmur O’nun merhametinin eseridir. (Şûrâ, 28)

    Yaratıcının ilâhi merhametinden en fazla nasip almış varlık kadındır. Onun kucağı ilâhi kudretle genişletilmiş bir rahmet kucağıdır. Merhamet de en güzel bir şekilde anaların gönlünde yerini bulur. Varlık bulduğumuz rahim ile rahmet, aynı özden gelir. Oradan neşet eden sevgi, muhabbet ve şefkat, kadından çocuklarına ve hayata
    yansıyacaktır.

    Allah bu niteliği nedeniyle besleyip büyütür, ödüllendirir, nimetler bağışlar, suçları affeder, peygamberler aracılığı ile insanlara doğru yolu gösterir. Hz. Peygamber s.a.v.’in gönderilmesi, Kur’an’ın indirilmesi de Allah’ın merhametinin bir sonucudur. Çünkü O’nun rahmeti her şeyi kuşatmıştır (Mü’min 7), merhametlilerin en merhametlisi (A’raf, 151) ve en hayırlısıdır. (Mü’minûn, 109)

    Peygamberimiz s.a.v., Allah’ın merhametinin büyüklüğünü ve aynı zamanda insanlardaki merhametin de kaynağı olduğunu dile getirdiği bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır: “Allah merhametini yüz parçaya ayırdı, doksan dokuz parçasını kendi yanında tuttu, bir parçasını yeryüzüne indirdi. İşte bu bir parça rahmet sebebiyle yaratıklar birbirine merhamet eder. Hatta yavrulu hayvan, bir tarafını incitir endişesiyle ayağını yavrusundan sakınır.” (Buharî; Müslim)

    Bütün günahlarımıza rağmen nice nimetleri bizlere sunması O’nun merhametindendir. O’nun settâr (ayıplarını örtücü) ism-i şerifi, merhametinin neticesidir. Bu kadar Yüce bir Yaratıcımız varken, insanın O’nun yarattığı insanlara, hayvanlara acımaması, onları hor ve hakir görmesi, merhamet etmemesi, ancak katı bir kalbin, karanlıklara boğulmuş bir vicdanın eseridir.

    Allah’ın insanların arasından özenle seçtiği peygamberlerinin en önemli özelliklerinden birisi hiç şüphesiz merhametli olmalarıdır. Kur’an, Allah’ın rahmeti sayesinde insanlara yumuşak davrandığını (Âl-i İmran, 159) belirttiği Hz. Peygamberimiz s.a.v.’in bu özelliğini şöyle açıklar: “O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.” (Tevbe, 128)

    Merhamet Eden Merhamet Bulur

    Merhametin bütün ilâhi derinliğini kendisinde barındıran Peygamberimiz s.a.v. merhamet konusu üzerinde önemle durmuş, zaman zaman katı ve acımasız davranan insanları uyarmıştır:

    Peygamberimiz s.a.v. arkadaşlarıyla oturduğu bir mecliste Hz. Hasan’ı ve Hz. Hüseyin’i öperken orada bulunan Akra ibn Hâbis, on tane çocuğu olduğunu ve onlardan hiçbirini öpmediğini söylediğinde Efendimiz, “Merhamet etmeyene merhamet edilmez.” buyurmuştur. (Buharî; Müslim)

    Böyle bir peygambere inanıyorsak, O’nun ümmeti olmakla şerefleniyorsak, merhamet kapılarını Allah’ın kullarına ve bütün yaratılmışlara asla kapamamalıyız ki bize de ilâhi merhamet kapıları kapanmasın.

    Çünkü insanın merhametinin Allah’ın kendisine göstereceği merhametin nedeni olduğunu Peygamberimiz şu mübarek sözleriyle bildirir: “Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet edin ki göktekiler de size merhamet etsin.” (Ebu Davud; Tirmizî). Bizler bizden aşağıda olanlara acımalıyız ki, bizden yukarıda olanlar da bize acısınlar.

    Böylece merhamet İslâm ahlâkının da temel bir dinamiği haline gelmekte ve ilişkilerimizin yönünü belirlemektedir. Yazımızı ahlâk teorisyeni olarak bilinen Nurettin Topçu’nun şu cümleleriyle bitirelim:

    “Merhamet, müslümanın kalbinde hiç sönmeyen ateş gibidir. Müslümanı başka insanlardan ayıran onlardan fazla merhametli oluşudur. Merhamet, insanlığımızın alemde şahidi olan ve kalp yolu ile bizi Allah’a yakınlaştıran ilâhi cevherdir.” (İslâm ve İnsan, s. 93-94)


    Merhametli Kişi Kimdir?

    Hazret-i Peygamber s.a.v. şöyle buyurur:

    “Cennete ancak merhametli olan girer!” Sahabiler: “Ey Allah’ın Rasulü, hepimiz merhametliyiz.” derler. Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. Efendimiz şöyle buyurur: “Sadece kendisine karşı merhametli olan kişi merhametli sayılmaz. Merhametli kişi hem kendi nefsine hem de başkalarına merhamet eden kişidir.”

    İnsanın kendi nefsine merhamet etmesinin manası, Allah’ın yasaklarını terk ve günahlara tevbe ile kendisini azaptan koruması, Allah’ın emirlerini ve ibadetleri ihlâsla yerine getirmesidir. Başkasına merhamet etmenin manası ise, hiçbir şekilde mümin kardeşine eziyet etmemesidir. İmam Gazalî rh.a., Mükâşefetü’l-Kulûb (Kalplerin Keşfi)

    Merhamette Zirve Noktası

    İmam Gazalî rh.a. Hazretleri bir kimseye gerçek anlamda merhametli denilebilmesi, merhamet duygusunun ahlâkî bir değer taşıması için insanın acıdığı kişinin ihtiyacını gücü ölçüsünde karşılaması, bunu da hür iradesiyle yapması gerektiğini belirtiyor.

    Bu bakımdan, bir kimseye merhamet eden kişi eğer bu acımanın üzüntüsünden kurtulup rahatlamak için yardım ederse, merhamette kemale ulaşmış sayılmaz. Çünkü merhametin gereği, kişinin kendisini değil, muhtaç olanı rahata kavuşturmayı amaçlamaktır.

    Ahmet ALEMDAR


    semerkand dergisi

    2008 haziran