Merhamet İmtihanı

'İslami Bilgiler' forumunda Semerkand tarafından 8 Ocak 2012 tarihinde açılan konu


  1. Merhamet İmtihanı
    Rabbimiz merhamet eden, bağışlayandır.
    Her canlıya Merhamet etmek

    “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder. Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki gökte bulunanlar da size merhamet etsinler. Rahim (akrabalık bağı), Rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla rahmet bağı kurar. Kim de koparırsa, Allah da ondan rahmet bağını koparır.” (Hadis-i Şerif: Tirmizî; Ebu Davud)

    İslâm dininin en bariz özelliklerinden biri merhamet dini olmasıdır. İnsanların bir arada, birbirlerine karşı ölçülü, saygılı ve merhametli olmasını talep eder.Dinin temelleri olan namaz, oruç, hac ve zekâtın her biri doğrudan hem Allah’a karşı hem de kullara karşı sorumluluk barındıran ibadetlerdir.

    Mesela namaz, hac ve oruç ferdî ibadetler olmakla birlikte, aynı zamanda bir arada, birlikte yapılan ibadetlerdir. Namazı cemaatle kılarız, cuma namazı doğrudan bir araya getiren, toplayan bir namazıdır. Hac hem ferdî planda kulluğu, aynı zamanda İslâm kardeşliğini, birlik ruhunu pekiştirir. Oruç ihlâs halimizi, takvamızı artırdığı gibi, kalbimize diğer insanları anlama halini nakşeder. Zekât ise doğrudan Allah’a bağlılığımızın imtihan edildiği bir ibadettir. Allah bir yandan kulun teslimiyetini ölçer, bir yandan merhametini...

    Girişe aldığımız hadis-i şerif, bütün ibadetlerin içinde mündemiç bulunan merhamet unsurunu, doğrudan bir yükümlülük olarak bildiriyor. Yani merhametli olmak zorundayız ve bu hususta hesaba çekileceğiz.

    Bu hadis-i şerifte Efendimiz s.a.v., kalbe işleyen bir üslupla, genelden özele inerek anlatıyor merhamet sorumluluğunu. Önce “Allah, merhametli olanlara rahmetle muamele eder.” buyuruyor.

    Burada zikredilen Allah’ın kuluna merhameti, onların hata ve günahlarını bağışlaması, dünyada ve ahirette ihsanda ve ikramda bulunmasıdır.

    İkinci cümle bu ifadeyi açıyor ve destekliyor: “Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökte bulunanlar da size merhamet etsinler.”

    Burada geçen ‘gökte bulunanlar’dan maksat meleklerdir. Çünkü melekler müminler için af dilerler. Ayet-i kerimede: “Arşı yüklenen ve çevresinde bulunanlar, Rablerini överek tesbih ederler; O’na inanırlar. Müminler için: ‘Rabbimiz! İlmin ve rahmetin herşeyi içine almıştır. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla; onları cehennemin azabından koru.’ diye bağışlanma dilerler.” buyurulur.

    Demek ki meleklerin merhameti, müminler için Allah’tan rahmet ve af talep etmeleridir.

    Hadis-i şerif, bu noktadan itibaren, merhametli olmakla en çok sorumlu olduğumuz akrabalık konusuna giriyor. Fahr-i Kainat Efendimiz s.a.v., akrabalığın hikmetini de ifade ediyor:

    “Rahim (akrabalık bağı), Rahman’dan bir bağdır. Kim bunu korursa Allah onunla rahmet bağı kurar, kim de koparırsa, Allah da ondan rahmet bağını koparır.”

    ‘Rahman’ ve ‘Rahim’, Allah’ın isimlerindendir, Rabbimiz merhamet eden, bağışlayandır. Efendimiz s.a.v. için de Kur’an’da şöyle buyurmuştur: “Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.” (Enbiya, 107)

    Rahim, rahmet ve merhamet kelimeleri aynı kökten, aynı anlam çerçevesi içinde bulanan kelimelerdir. Yani hem Cenab-ı Hakk’ın Rahim ism-i şerifi, hem akrabalık bağı manasına gelen rahim, hem Efendimiz’in alemlere rahmet olarak gönderilmesi doğrudan merhametle ilişkilidir.

    Yaradılış hakikatinin her katmanında çeşitli tezahürlerle kendini gösteren merhametin dışında kalmamız elbette düşünülemez. Hayatımızın her anı bir bakıma bir merhamet imtihanıdır. Önce, ebedi hayatımızı zayi etmemek için kendimize karşı... Kur’an-ı Kerim’de geçen kıssalarda, “Nefsimize zulmettik, haksızlık yaptık” mealinde dualar vardır. Yani kişi önce kendine merhamet etmelidir.

    Sonra anne babasına, ailesine, çocuklarına ve akrabalarına... Hatırlayalım, her cuma günü minberlerden okunan ayette de akrabaya yardım etmekle emrolunuyoruz:

    “Allah şüphesiz adaleti, iyilik yapmayı, akrabaya bakmayı emreder; hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder...” (Nahl, 90)

    Sonra bütün insanlara karşı sorumluluğumuz da bir şekilde merhametle alakalıdır. Bir müslümana tebessüm etmek, selam vermek, güzel söz söylemek, kaba saba davranmamak, bir fakirin karnını doyurmak, bir yetimi giydirmek... Hepsi mümin kalbin merhamet halleridir.

    Büyük alimlerimizden İmam Gazali rh.a. kulun Allah’ın ‘Rahim’ isminden aldığı hisseyi şöyle izah ediyor:

    “Ondan nasibini almış olan, hiçbir muhtacı ihtiyaç içinde bırakmaz. Gücü yettiği kadarıyla onun her türlü ihtiyacını görür. Yakınında, köyünde, şehrinde bir fakir, bir muhtaç görmesin... Hemen onun elinden tutar, himayesine alır, ihtiyacını giderir. Bunu gücünün yettiği kadar ve ne gerekiyorsa yerine getirerek yapar. Yani malıyla, makam ve yetkisiyle ve başkasına aracı olarak onun hakkını korumaya çalışarak... Eğer bu yolların hiçbiriyle kendisine yardımcı olamazsa bir lütuf ve esirgeme olmak üzere, dua ederek hüzünlenir. Bunu sanki kendisi de o sıkıntıyı yaşıyormuşça yapar.”

    Noktayı yine bir hadis-i şerif ile koyalım:

    “Yeryüzünde bulunan insan, hayvan ne varsa bütün canlılara merhamet edenlere, Allah ve O’nun bütün melekleri merhamet eder.” (Ebu Davud)

    Selim GÜNEŞ/ semerkand dergisi