mehmet Akif Ersoy'un Bülbül şiirindeki kafiyeler nelerdir?

'Soru Cevap' forumunda Misafir tarafından 23 Şubat 2012 tarihinde açılan konu


  1. mehmet Akif Ersoy'un Bülbül şiirindeki kafiyeler nelerdir?
     



  2. Cevap: mehmet Akif Ersoy'un Bülbül şiirindeki kafiyeler nelerdir?

    Şiirdeki Kafiyeler:

    beklerdin -in: redif
    derdin -erd:zengin kafiye

    kurdun -un :redif
    yurdun -ur :tam kafiye

    gülşen -şen:tunç kafiye
    şen -şen

    serbazın -in :redif
    pervazın -az:tam kafiye

    -eb-ada -da :redif
    -dünyada -a :yarım kafiye

    -perişandır -dır :redif
    -hüruşandır -şan :zengin kafiye

    hakkım -ım: redif
    afakım -k :yarım kafiye

    baharımda -ımda :redif
    diyarımda -ar :tam kafiye

    evladı -ı : redif
    ecdadı -ad: tam kafiye

    oldu -u :redif
    yurdu -d :yarım kafiye

    Osman’ın -ın :redif
    mevlanın -an :tam kafiye

    taş -aş : tam kafiye
    dindaş -aş :tam kafiye

    kıvransın -sın :redif
    doğransın -an : tam kafiye

    mahrem -em : tam kafiye
    matem -em : tam kafiye



    Bülbül


    Bütün dünyaya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım:
    Nihayet bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım.

    Şehirden çıkmak isterken sular zaten kararmıştı;
    Pek ıssız bir karanlık sonradan vadiyi sarmıştı.

    Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hilkat kesilmiş lâl…
    Bu istiğrakı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl.

    Muhitin hali “insaniyet”in timsalidir sandım;
    Dönüp maziye tırmandım, ne hicranlar, neler andım!

    Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd,
    Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryad.

    O müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu:
    Ki vadiden bütün, yer yer, eninler çağlayıp durdu.

    Ne muhrik nağmeler, ya Rab, ne mevcamevc demlerdi:
    Ağaçlar, taşlar ürpermişti, güya Sur-ı mahşerdi!

    Eşin var âşiyanın var, baharın var ki beklerdin.
    Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?

    O zümrüt tahta kondun, bir semavi saltanat kurdun,
    Cihanın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun!

    Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen,
    Gezersin hânumânın şen, için şen, kâinatın şen!

    Hazansız bir zemin isterse, şayet ruh-ı serbâzın,
    Ufuklar, bu’d-i mutlaklar bütün mahkûm-ı pervâzın.

    Değil bir kayda, sığmazsın kanatlandın mı eb’ada
    Hayatın en muhayyel gayedir âhrara dünyada.

    Neden öyleyse matemlerle eyyâmın perişandır,
    Niçin bir katrecik göğsünde bir umman huruşandır?

    Hayır matem senin hakkın değil, matem benim hakkım;
    Asırlar var ki aydınlık nedir hiç bilmez afakım.

    Teselliden nasibim yok, hazan ağlar baharımda
    Bugün bir hanumansız serseriyim öz diyarımda.

    Ne hüsrandır ki: Şark’ın ben vefâsız, kansız evlâdı,
    Seraba Garba çiğnettim de çıktım hâk-i ecdâdı!

    Hayalimden geçerken şimdi, fikrim herc ü merc oldu,
    Salahaddin-i Eyyubi’lerin, Fatih’lerin yurdu.

    Ne zillettir ki: nâkûs inlesin beyninde Osman’ın;
    Ezan sussun, fezâlardan silinsin yâdı Mevlâ’nın!

    Ne hicrandır ki: en şevketli bir mâzi serâb olsun;
    O kudretler, o satvetler harâb olsun, türâb olsun!

    Çökük bir kubbe kalsın ma’bedinden Yıldırım Hân’ın;
    Şenâatlerle çiğnensin muazzam Kabri Orhan’ın!

    Ne heybettir ki: vahdet-gâhı dînin devrilip, taş taş,
    Sürünsün şimdi milyonlarca me’vâsız kalan dindaş!

    Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
    Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!

    Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâ-mahrem…
    Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!

    Mehmet Akif Ersoy

    alıntı