Medine'de İlk Umre

'Dini Konular' forumunda Semerkand tarafından 16 Aralık 2011 tarihinde açılan konu


  1. Medine'de İlk Umre
    Hicreten sonra umre
    Kâbe'yi tavaf

    Mekke'den ayrıldıktan bu yana, tam altı yıldır Medine'deki hiçbir müslüman ana vatanını, dahası Kâbe'yi görememişti. Bir taraftan vatan hasreti, bir taraftan Kâbe'den ayrı düşmenin ateşi gönüllerini kavurup duruyordu.

    Mekke'den Medine'ye hicretin üzerinden koca altı yıl geçmişti. Bu süre içinde Medine'ye hicret eden müslümanlar , çoğu yakın akrabaları olan Mekke'li kâfirlerle üç büyük savaşta; Bedir'de, Uhud'da ve Hendek'te karşı karşıya gelmi ş lerdi . Savaşlardan sonra hayatta kalan müşrikler Mekke'ye, müslümanlar da Medine'ye dönmüşlerdi.

    Altıncı yılın Ramazan ayı geçmişti. Şevval ayının sonlarına doğru Rasulullah s.a.v. bir rüya görmüştü. Rüyasında ashabıyla birlikte Kâbe'yi tavaf ediyorlardı.

    Bu güzel rüyayı sahabilere anlattığında heyecan doruğa yükselmişti. Bu bir işaretti, öyle olmalıydı. Nitekim çok beklemediler, Efendimiz s.a.v. umre için hazırlık yapmalarını söyleyiverdi.

    Kısa zamanda hazırlıklar tamamlandı. Bedevîlerden katılanlarla birlikte yaklaşık bin yedi yüz kişilik bir kafileyle, başlarında Rasul -i Ekrem s.a.v ., Hicret'ten sonraki ilk olarak umre seferine çıkıldı. Medine'nin hemen yakınında bulunan mikat yeri Zülhuleyfe'de Efendimiz s.a.v. öğle namazını eda ettikten sonra iki rekât namaz kıldı ve telbiye getirdi:

    - Lebbeyk Allahümme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerîke leke lebbeyk. İnne'l - hamde ve'n - ni'mete leke ve'l -mülk. Lâ şerîke lek : Buyur Allahım buyur, emrine geldim. Buyur Allahım buyur, senin hiçbir ortağın yok. Hamd sana. Nimet ve hükümranlık senin. Senin hiçbir ortağın yok.

    Sahabe-i Kiram da aynı şekilde iki rekât namaz kılıp telbiye getirdi. Böylece ihrama girdiler.

    Umre yolculuğu başladı. Herkesin yanında silah olarak kınına sokulu birer kılıç vardı. İbadet niyetiyle çıkıldığı için başka silah almamışlardı. Kurbanlık olarak yetmiş deve götürüyorlardı. Büyük bir heyecan ve coşkuyla kafile yol alıyordu.

    Yer, gök, melekler bütün bunlara şahitti. Kafiledekilerin hasretine, ibadetlerine, dualarına, gece karanlığındaki sohbetlerine şahitti. Nihayet Mekke'ye hayli yaklaşmışlar, Hudeybiye'ye ulaşmışlard ı . Ama haberler hiç iç açıcı değildi. Mekke'li müşrikler Rasul -i Ekrem s.a.v.'i ve ashabını Mekke'ye sokmayacaklardı. Uzun görüşmeler, gitmeler gelmeler, elçi göndermeler oldu. Müşrikler bir türlü kararlarından vazgeçmiyorlardı.

    Nihayet meşhur Hudeybiye anlaşması imzalandı. Bu anlaşmaya göre Efendimiz s.a.v. ve ashabı umre ibadetini bu sene yapamayacaklardı. Ancak ertesi yıl gelebilecek ve Mekke'de üç gün kalabileceklerdi.

    Kabe -i Muazzama'ya gidememek, o yakıp kavuran hasret ateşini söndürememek herkesi üzmüştü. Efendimiz s.a.v ., Kureyş'in elçileri gittikten sonra ayağa kalkmış ve “Ey insanlar! Kalkıp kurbanlarınızı kesin. Sonra da başlarınızı traş edip ihramdan çıkın.” demesine rağmen, hiç kimse yerinden kımıldayamamıştı. Böyle bir şey hiç olmamıştı. Efendimiz s.a.v ., emrini tekrar etmesine rağmen değişen bir şey yoktu. Sahabe-i Kiram, belki bir ihtimal, küçük bir ihtimal Mekke'yi ziyaret etme ümidi ile bekliyorlardı.

    Rasul -i Ekrem s.a.v. bu duruma çok üzülmüştü, çadırına girdi. Ümmü Seleme r.a. validemiz, Efendimiz'i teskin ederek şöyle söyledi:

    - Ey Allah Rasulü ! Sen gidip kurbanını keser, traş olursan, göreceksin herkes sana uyacak.

    Bunun üzerine Rasulullah s.a.v. çadırından çıktı. “ Bismillâhi Allahu Ekber ” diyerek kurbanlarını kesmeye başladı. Bunu gören Sahabe-i Kiram, Mekke'ye bu yıl girme ümidinin artık kalmadığını anladılar, üzüntülerini bir kenara bırakarak hemen kurbanlıklarını kesmeye başladılar.

    Bir ay kadar süren birinci umre seferi böylece tamamlanamadan Hudeybiye'de son buldu. Umre gerçekleştirilemedi ama Hudeybiye anlaşması ile sonuçları daha sonra görülmek üzere büyük fırsatlar elde edilmiş oldu.

    Hudeybiye mevkiinde Efendimiz s.a.v. ve Ashab -ı Kiram yirmi gece geçirdi. O yirmi gecede neler oldu, neler konuşuldu, kim bilir. Çöl semasının altında, çadırlarda, çadırların önlerinde kalpten kalbe neler doğdu.

    ***

    O yıldan sonra müslümanlar umre ziyaretlerini yapar oldular. Hep o ilk umreyi yad ederek.

    Umre hazırlığı yaptığımız bugünlerden geriye dönüp o günlerin izini sürerken, sert rüzgârlar gibi her şeyi silip süpüren zamanın içinde bir hatıra arıyor insan. O günlerden geriye ne kalmış olabilir diye. Şimdi ne Hudeybiye o günlerin Hudeybiye'si , ne dağlar-tepeler, ne de çöl...

    Her şeyin değişmiş olmasının hüznüyle böyle düşünürken, birden farkediyoruz ki, bu yaz gecesinde aşağıda neler oluyor der gibi pencereden bakıp duran Ay da, o günleri izlemiş, görmü ş tü . Hasretle, umutla boyanmış gecelerde o kutlu başların üzerinde ışıldayıp durmuştu. Şimdi başımızı kaldırıp baktığımız gibi onlar da Ay'a bakmıştı. Bizim gördüğümüz, bizi gören Ay'a, aynı Ay'a!

    O günlerde ve gecelerde orada bulunan Allah'ın Sevgili Elçisi ve mübarek yoldaşlarının bastıkları topraklar hatırına, bizi de oralara ve onların aşkına ulaştırır mısın Allahım...