Malik Bin Enes

'İslami Bilgiler' forumunda HazaN tarafından 23 Ağustos 2009 tarihinde açılan konu


  1. MÂLİK BİN ENES

    Ehl-i sünnetin amelde dört hak mezhebinden biri olan Mâlikî Mezhebinin kurucusu. Sekizinci yüzyılda Medîne-i münevverede yaşayan âlim ve velîlerden. İsmi, Mâlik bin Enes, künyesi Ebû Abdullah'tır. Soyu, Yemen'deki Benî Esbâh kabîlesine ve Himyerîlerden bir hükümdâr hânedânına dayanmaktadır. Eshâb-ı kirâmdan ve Medîne-i münevvereye yerleşen Ebû Âmir radıyallahü anh onun dedelerindendir. 708 (H.90) senesinde Medîne-i münevverede doğdu. Doğum târihiyle ilgili başka rivâyetler de vardır. 795 (H.179) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti.

    Tebe-i tâbiînden olan Mâlik bin Enes, ilimle ve hadîs-i şerîf rivâyetiyle meşgûl olan bir âilede ve çevrede yetişti.Dedesi Mâlik, babası Enes, amcası Süheyl hadîs-i şerîf rivâyet etmişlerdir. Sevgili Peygamberimizin yaşadığı ve İslâm dîninin hükümlerinin vâz edildiği zamânın en önemli ilim merkezlerinden olan Medîne-i münevverede hayat sürdü.

    Böyle bir çevrede dünyâya gelen Mâlik bin Enes, küçük yaşta Kur'ân-ı kerîmi ezberledi. Kendi isteği ve bilhassa annesinin teşvikiyle ilim öğrenmeye başladı. Annesi en güzel elbiselerini giydirerek, sarığını sarıp; "Şimdi git, oku yaz." dedi. Oğlunu zamânın en meşhûr âlimi Râbiat-ür-Rey'in huzûruna götürdü.Râbia bin Abdurrahmân'ın derslerine devâm eden Mâlik bin Enes genç yaşta fıkıh ilmini öğrendi.SonraAbdurrahmân bin Hürmüz'ün derslerine devâm edip, ondan çok istifâde etti. Büyük bir hayranlık ve muhabbet duyduğu hocası hakkında; "İbn-i Hürmüz'ün derslerine on üç sene devâm ettim. Ondan nice ilimler öğrendim. Bunların bir kısmını hiç kimseye söylemiyorum. O, bid'at ehlini red bakımından ve insanların ihtilâf ettikleri şeyler husûsunda onların en bilgilisiydi." derdi.

    İlim öğrenmek husûsunda her fedâkârlığa katlanan Mâlik bin Enes, tahsil uğruna evini dahi satmıştır. Kendisi şöyle demiştir: "Öğle vakti hazret-i Ömer'in oğlu Abdullah'ın âzâtlısı olan Nâfi'ye gider ve kapısında beklerdim. Nâfi, hazret-i Ömer'den nakledilen ilimleri ve onun oğlu Abdullah'ın ilmini biliyordu. Güneşten ve şiddetli sıcaktan korunmak için hiçbir gölge bulamazdım. Nâfi', dışarı çıkınca edeple selâm verirdim ve onu kırmadan arkasından içeri girip; "Abdullah bin Ömer şu meselelerde ne buyurmuştur?" diye sorardım. O da suâllerimi cevaplandırırdı."

    İlimdeki yüksek derecesi sebebiyle zamanındaki ve kendinden sonraki âlimler, Peygamber efendimizin; "Öyle bir zaman gelir ki, insanlar her tarafı ararlar, Medîne'deki âlimden daha âlim bir kimse bulamazlar." hadîs-i şerîfindeki zâtın Mâlik bin Enes olduğunu bildirdiler.

    Mâlik bin Enes rahmetullahi aleyh tahsilini tamamlayıp ilimde yüksek dereceye ulaştıktan sonra ders verip, hadîs rivâyet etmeye ve fetvâ vermeye başlamıştır. Bu işe başlamadan önce de zamanında bulunan büyük âlimlerle ve fazîletli kimselerle istişâre yapıp, onların da muvâfakatını aldı. Bu hususta kendisi şöyle demiştir: "Her isteyen kimse hadîs rivâyet etmek ve fetvâ vermek için mescide oturamaz. İlim erbâbı ve mescidde itibarı olan kişilerle istişâre etmesi gerekir. Eğer onlar, kendisini bu işe ehil görürlerse o zaman oturup ders ve fetvâ verebilir. Ben, ilim sâhiplerinden yetmiş kişi, benim bu işe ehil olduğuma şâhitlik etmedikçe, mescide oturup ders ve fetvâ vermedim."

    Tefsîr, hadîs ve fıkıh ilminde ictihât derecesinde âlim olan Mâlik bin Enes hazretleri elli sene müddetle ders ve fetvâ vermek sûretiyle, insanların müşküllerini çözmüş ve kıymetli talebeler yetiştirmiştir. Onun talebelerinin her biri memleketlerinin mürâcaat edilen âlimleri ve rehberi olmuşlardır.

    Mâlik bin Enes hazretleri, ilim bakımından ne kadar yüksek ise, ahlâk, zühd, takvâ ve kerem bakımından da öyle yüksekti. İmâm-ı Mâlik, ilimde ve dinde çok edebliydi. Din bilgisine hürmet ve tâzimi şaşılacak derecede fazlaydı.

    Mâlik bin Enes hazretleri ilmiyle amel eden yüksek bir velîydi. Buyurdu ki: "İlim öğrenmek isteyen kimsenin vakarlı ve Allahü teâlâdan korkması lâzımdır. İlim, çok rivâyet etmek değildir. İlim bir nûrdur. Allahü teâlâ bu nûru sevdiği mümin kullarının kalbine koyar." Bir defâsında da; "Eğer elimde imkân olsaydı, Kur'ân-ı kerîmi kısa aklıyla, kendi görüşüne göre tefsîr edenin boynunu vururdum." buyurdu.

    Mâlik bin Enes kendisinden nasîhat isteyen zekî ve anlayışlı bir kimseye; "Allahü teâlâdan kork. Allahü teâlânın sana lutfettiği nûru günâh işlemek sûretiyle söndürme." buyurdu.

    Bir kimse gelip Mâlik bin Enes'den bâtın (kalp) ilimleriyle ilgili bilgi sordu. Mâlik bin Enes bu kimsenin suâlini hoş karşılamadı ve ona; "Bâtın ilmi zâhir ilmini öğrendikten sonra öğrenilir. Zâhirî ilimleri öğrenip onunla amel eden kimseye Allahü teâlâ bâtın ilmini açar. Bâtın ilmi ancak kalbin açık olup nûrlanması ile elde edilir." buyurup, suâli soran şahsa dönüp; "Sen açık ve zâhir olan şeylere sarıl. Bilinmeyen yollara girmekten sakın. Bildiklerinle amel et. Bilmediklerini, anlayamadığın şeyleri bırak." buyurdu.

    Mâlik bin Enes hazretleri devlet adamlarına gerekli nasîhatte bulunur, hatâlarını söylemekten çekinmezdi. Ancak hiçbir sûretle kimseyi devlete karşı ayaklanmaya teşvik etmezdi. Fitne ve fesâda aslâ râzı olmazdı.
    Mâlik bin Enes hazretleri ömrünü ilim öğrenmek, öğretmek ve insanlara İslâmiyeti anlatmakla geçirdi. 795 (H.179) senesindeMedîne-i münevverede vefât etti.

    Eserleri: Muvattâ adındaki hadîs kitâbı çok kıymetlidir. Muvattâ'yı kırk senede meydana getirmiştir. Başlangıçta içinde dört bin hadîs-i şerîf varken, sonuna doğru bine indirmiştir. Âlimlerden bâzıları bunu şerh etmiştir. Bu şerhlerin en meşhûru El-Müdevvene adlı eserdir. Bu kitap, hadîs-i şerîfleri fıkhî konularına göre düzenlenip, yazılan ilk eserdir. Kitapta ayrıca İmâm-ı Mâlik'in ictihad ettiği fıkhî mevzular da bulunmaktadır. Çeşitli târihlerde basılmıştır. Biri, Yahyâ bin el-Leysi'nin rivâyeti, diğeri de İmâm-ı A'zam'ın talebesi Muhammed Şeybânî tarafından yapılan iki rivâyeti vardır. Bu eserinden başkaAbdullah bin Abdülhakîm Mısrî tarafından rivâyet edilen Kitâb-üs-Sünen adlı fıkha dâir bir eseri, kadere, kazâî hükümlere dâir ve fetvâlarını bildiren Risâle fil-Fetvâ gibi eserleri vardır.