Mal Rejimi Zamanaşımı

'Sosyal Konular' forumunda Ezlem tarafından 6 Nisan 2011 tarihinde açılan konu


  1. Mal Rejimi Zamanaşımı nedir
    Mal Rejimi Zamanaşımı hakkında bilgi

    Medeni Kanunun 178 inci maddesi; boşanma sebebiyle açılacak davalarda, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren 1 yıllık zamanaşımı süresi öngörmüştür.

    Boşanma sebebiyle açılacak davalar olarak; maddî ve manevî tazminat davaları ile yoksulluk nafakası talepleri yanında, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin katılma alacağı ve değer artış/katkı payı davaları, kişisel malların iadesi davaları, kadının evlilik soyadını kullanmaya devam etmesi davaları sayılabilir.

    Maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası davaları boşanma davasının fer’i niteliğinde olduklarından boşanma davası ile birlikte de ileri sürülebilirler.

    Ancak boşanma davası sonuçlanıp, tarafların boşanmalarına ilişkin verilen karar kesinleşmeden mal rejiminin tasfiyesi ile değer artış/katkı payı alacağı davaları açılamayacağından 178.nci madde hükmü en çok bu davaları ilgilendirmelidir.

    İlgilendirmelidir ancak madde gerekçesini incelediğimizde; maddî, manevî tazminat ve yoksulluk nafakası gerekçede iki kez ismen belirtilmesine karşın, mal rejiminin tasfiyesini çağrıştıracak, katılma alacağı veya değer artış payını anımsatacak hiçbir ibarenin yer almadığını görürüz.

    Ayrıca gerekçede “Bütün alacak istemleri gibi boşanmadan doğan tazminat ve yoksulluk nafakası istemlerinin de bir zamanaşımı süresinin olması gerekir. “ denilerek yasa koyucunun amacının boşanmadan doğan tazminat ve nafaka istemleri ile sınırlı olduğu görüntüsü yaratılmıştır.

    Kanunun Genel gerekçesini incelediğimizde de konu açıklığa kavuşmamaktadır. Genel Gerekçede 178 inci madde ile ilgili olarak şöyle denilmektedir:

    “Tasarıyla yeni getirilen 178 inci madde, boşanma sebebiyle açılacak davaların boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrayacağını hükme bağlamıştır. Yürürlükteki Kanunda böyle bir hüküm mevcut değildir.”

    Yargıtay 2.Hukuk Dairesi bundan hareketle mal rejiminin tasfiyesi ve bu çerçevede yer alan değer artış / katkı payı alacağı davalarında zamanaşımı süresinin BK 125 inci maddesindeki 10 yıllık genel zamanaşımı süresine tabi olacağı sonucuna varmış ve bu yönde kararlar vermiştir.

    Fakat Yargıtay Başkanlar Kurulu’nun 26.01.2009 tarihli kararı ile mal rejimlerinden kaynaklanan (TMK.m.202-281) davaların temyiz incelemesi 02.02.2009 tarihinden geçerli olmak üzere Sekizinci Hukuk Dairesince yapılması kararlaştırıldıktan sonra, 8. Hukuk Dairesi E: 2009/982, K: 2009/2991 sayılı 09/06/2009 tarihli bir kararında aksine bir yorum getirmiştir.

    Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olan katılma alacağı, değer artış payı gibi davaların her ne kadar boşanma davasının eki niteliğinde olmasalar da evlilik birliği sona ermeden açılmalarının imkânsız olması, ancak boşanma kararının kesinleşmesinden sonra bu hakların ileri sürülebilir nitelikte olması, bu nitelikleri itibarı ile de boşanmaya bağlı olmaları şeklinde bir değerlendirme yapan 8.Hukuk Dairesi, uygulamada ortaya çıkacak güçlükleri de göz den geçirmiştir.

    8. Hukuk Dairesi, mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davalar ile değer artış payı alacağı davalarına aşağıda genişçe aktardığımız şekilde bir yaklaşım getirmiştir:

    “Bunların başında Türk Medenî Kanunu’nun 178 inci maddenin gerekçesinde ;"...eşlerin yıllar sonra maddî ya da manevî tazminat ya da ilk kez istenilen yoksulluk nafakası dolayısıyla karşı karşıya gelmeleri önlenmek istenmiştir..." şeklinde ifade edilen, eşlerin yıllar geçtikten sonra dahi karşılıklı taleplerle karşı karşıya gelmelerinin önüne geçmek düşüncesi gelmektedir.

    Nitekim boşandıktan sonra başkaları ile yapılan evliliklerde yıllar önce boşandıkları eşlerinden yöneltilen ve mal rejiminden kaynaklanan taleplerle karşılaşma tehdidi altında yaşamanın hem kendileri hem de toplumsal düzen açısından katlanılabilir bir şey olmadığı hususuna kararda değinilmiştir.

    Birbirlerine karşı manevî bağları boşanma ile tamamen kopmuş olan eşlerin haksızlığa uğradıkları, diğer taraftan mal rejimine ilişkin talep hakları bulunduğu düşüncesinde olmaları halinde, boşanma kararının kesinleşmesi ile birlikte derhal dava açarak birbirlerinden alacaklarını istemelerine bir engel bulunmadığı gibi, dava açmak için uzun yıllar beklemelerini gerektirecek makul ve mantıklı bir neden olabileceği de söylenemez.

    Kaldı ki, eşler evlilik içinde edinilen ya da katkı yapılan varlıklarını, alacak ve borçlarından doğan dava haklarını boşanma gündeme geldiğinde duraksamadan bilebilecek durumdadırlar. Ancak aradan uzun yıllar geçtiği takdirde eşlerin evlilikleri sırasında edinmiş oldukları mal varlıklarının, alacak ve borçlarının miktar ve değerleri ile katkı paylarının belirlenmesi ve kanıtlanmasındaki ciddî güçlüklerin ortaya çıkacağı şüphesizdir. Bu durum mahkemelere aşırı ve gereksiz bir yük bindirecek, bu husustaki davaların sağlıklı bir şekilde sonuçlandırılması zorlaşacaktır.

    Türk Medenî Kanunu'nun "Aile Hukuku" ile ilgili ikinci kitabındaki düzenlemeler, Türk Medenî Kanunu'nun 178. maddesi metni ve bu maddenin gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun boşanan eşlerin karşılıklı olarak birbirlerine karşı maddî ve manevî her türlü dava haklarını 1 yıllık süre içerisinde kullanmalarını amaçladığı, bu süreyi sadece maddî-manevî tazminat ve yoksulluk nafakası ile sınırlı tutmadığı, boşanmanın sonucuna bağlı bulunan ve ancak boşanma kararının kesinleşmesi ile gündeme getirilebilecek olan mal rejimine ilişkin davaların da Türk Medenî Kanunu'nun 178. maddesi hükmü kapsamında düşünülmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

    Aksini düşünmek kanun koyucunun amacı ve toplumsal gerçeklerle bağdaşmaz.

    Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde Borçlar Kanunu'nun başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde her dava için 10 yıllık zamanaşımı süresini öngören 125. maddesinin uygulanması doğru olmaz. Kaldı ki, yukarıda açıklandığı gibi 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 178. maddesi ile bu konuda getirilen yeni ve ayrı bir hükümle zamanaşımı süresi 1 yıl olarak belirlenmiştir.”

    8.Hukuk Dairesi’nin psikososyal mülâhazalarına katılmamak mümkün değildir. Tamamen katılıyoruz. Ancak hukukî yaklaşımına katılamıyoruz.

    Bizce de mal rejiminden kaynaklanan davalarda bir yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması hem sosyal açıdan, hem de usul ekonomisi açısından doğru olacaktır.

    Bununla birlikte mal rejiminin tasfiyesine ilişkin olan katılma alacağı, değer artış payı gibi davaların evlilik birliği sona ermeden açılmalarının imkânsız olması, ancak boşanma kararının kesinleşmesinden sonra bu hakların ileri sürülebilir nitelikte olması, bu nitelikleri itibarı ile de boşanmaya bağlı olmaları şeklindeki değerlendirmeyi uygun bulmamaktayız.

    Zira; mal rejiminden kaynaklanan alacak talep hakları yalnızca boşanma sebebi ile ve buna bağlı olarak doğmaz. Bu hakların evlilik birliği sona ermeden de doğması mümkündür. Eşler başka bir mal rejimi sözleşmesi akdettiklerinde ya da olağanüstü mal rejimine (hükmen veya iflâsta olduğu gibi kendiliğinden) geçtiklerinde de, eşler arasında katılma alacağı veya değer artış/katkı payı alacağı talep hakkı doğmaktadır.

    Mal rejiminin tasfiyesine ilişkin katılma alacağı, katkı/değer artış payı alacağı davalarının boşanma davasının eki niteliğinde olmadığı görüşü doktrinde hâkim görüş olduğu gibi Yargıtay da burada incelediğimiz dâhil olmak üzere çeşitli kararlarında bu görüşü sergilemektedir.

    Türk Medenî Kanununun aile hukukuna ilişkin, İkinci Kitap, Birinci Kısım’da yer alan boşanmaya ilişkin üçüncü bölümünde; boşanmaya dair maddeler arasında yer alan ve mal rejiminin tasfiyesinden söz eden 179.uncu maddeden hareketle, mal rejimi tasfiyesini 178.inci madde ile ilişkilendirmek de mümkün görülmemektedir. Bu hüküm boşanmaya ilişkin özel bir esas kabul etmemiştir[1].

    Bu konuda kaynak İsviçre Medenî Kanununa başvurma imkânımız da bulunmamaktadır. Zira İsviçre’de “boşanma kararının birliği” ilkesi gereği mal rejiminin tasfiyesine ilişkin talepler boşanma davası ile birlikte sonuçlandırılmaktadır. Esasen doğru olan da budur. Zira tarafların maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası istemlerinin somut bir şekilde belirlenmesi için mal rejiminin tasfiyesi zorunludur. Aksi takdirde mal rejiminin tasfiyesinden önce verilecek tazminat kararlarının eksik olacağı hususu da bir başka olgudur.

    Sonuçta iş Yasa Koyucu’ya düşmektedir. Bu hususta[2] yasal bir düzenleme yapılması gereklidir.

    Ayrıca şu husus da göz ardı edilmemelidir. Mal rejiminin boşanma ile değil de ölümle sona ermesi halinde genel zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Zira TMK'nın 178. maddesinde "evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar" denilmektedir. Madde metninde evliliğin boşanma sebebi ile sona ermesinden doğan davalardan söz edilmektedir. Mal rejiminin ölümle sona ermesi hâli (TMK md. 225/1) doğaldır ki bu madde hükümlerine tâbi olamaz. Bu durumda BK'nun 125.nci maddesindeki zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Bu konuda Yargıtay 8.Hukuk Dairesi'nin E:2010/1695, K:2010/2923 sayılı 01.06.2010 tarihli kararı da bu yöndedir.

    alıntı