Leo Hendrik Baekeland Kimdir - Leo Hendrik Baekeland'ın Hayatı

'Biyografi' forumunda Wish tarafından 3 Mayıs 2011 tarihinde açılan konu


  1. Leo Hendrik Baekeland Biyografisi
    Leo Hendrik Baekeland Buluşları Hayatı Ve Eserleri


    Plastiğin babası olarak kabul edilen Leo Hendrik Baekeland 14 Kasım 1863’te Belçika’nın Ghent kentinde dünyaya geldi Çocukluğunda evden kaçıp denizlerde dolaşmanın düşünü kurardı Bu nedenle coğrafya dersinde büyük başarı gösteriyordu Büyüdükçe fotoğrafçılığa olan tutkusuyla deniz düşlerini yitirdi Ailesi, onun odasında ders çalıştığını sanırken, Leo çektiği resimleri banyo ederdi


    Fotoğrafçılık tutkusu, sonraki yıllarda kimyaya ilgi duymasına neden oldu Ghent Teknik Okulu’nda akşamları kimya derslerine girmeye başladı
    Onyedi yaşına geldiğinde, burslu olarak Ghent Üniversitesi’ne girdi Sınıfının en genç öğrencisiydi ve 21 yaşında “maxima cum laude” (en üstün başarı) derecesiyle doktor unvanı aldı Bir süre öğretmen okulunda ders verdikten sonra 26 yaşında Ghent Üniversitesi’ne döndü ve profesörlüğe yükseldi Kendi kimya profesörünün kızı Seline’e âşıktı Baekeland’ın profesör olması aynı zamanda evlenmeleri anlamına geliyordu


    Üniversiteye döndükten bir süre sonra bir burs kazanarak ABD’de fotoğrafçılığın kimyası üzerine araştırmalar yapmak üzere Yeni Dünya’ya gitti Amerika’da, tanınmış iş adamlarıyla tanıştı; akademik kariyerini bir yana bırakarak sanayi alanında çalışmaya başladı O dönemde ülkenin en büyük fotoğrafçılık şirketi Anthony’de çalışmaya başladıKısa bir süre sonra kendi şirketini kurarak bağımsız araştırmalara girişti Sonraları, “Birçok buluşlar üzerinde çalıştım ama bunları uygulama alanına geçirmek, başlıbaşına bir serveti gerektiriyordu” diyecekti

    Bir keresinde kalay elde etmek için yeni bir yöntem deniyordu O sırada geçirdiği büyük bir kaza, onu patlayıcı maddelerle yapmak istediği bir başka deneyden vazgeçirdi Yeniden, gençlik merakı olan fotoğrafçılığa yöneldi Onu yıllardır düşündürmekte olan yeni bir fotoğraf kağıdı üzerinde çalıştı O zamanlar filmler güneşte basılıyordu Bu da filmin, havaya bağlı olması demekti Sarı ışınlara karşı çok duyarlı olan bir gümüş klorid elde etti Böylelikle fotoğraflar, hava nasıl olursa olsun yapay ışıkta banyo edilebilecekti

    Baekeland, bu yeni fotoğraf kağıdına “Velox” adını verdi ve patentini aldıktan sonra üretimine geçti Kendisine bir ortak bularak “The Nepara Company” adlı firmayı kurdu Ancak kimi teknik ve parasal sorunlarla karşılaştı Yaz sıcağının üretime zararlı olduğu görüldü Nemin bozucu etkilerini yok etmek için yeni bir dondurma sistemi oluşturdu

    İşe başladıkları yıl Amerikan halkının büyük bir ekonomik sıkıntı yaşadığı dönemdi Kriz atlatıldıktan sonra bile satışlar çok azdı İnsanlar güneşte film banyo etmekten bir türlü vazgeçirilemiyordu Birkaç yıl sonra, Velox üstün kalitesinden ötürü ilgi çekmeye başladı ve Baekeland da para kazanmaya başladı

    1899’da “Eastman–Kodak”tan bir öneri aldı İş görüşmesine giderken yılda 25 bin dolardan aşağı kesinlikle çalışmayacağını düşünüyordu Eastman’ın önerisi ise 1 milyon dolardı Baekeland otuzaltı yaşına geldiğinde oldukça zengin bir kişi olmuştu Ve artık kendini, asıl yapmak istediği işlere adayabilecekti Bundan sonra, kendisini dünya çapında ünlü yapacak bir alanda, reçineler üzerinde çalışmaya başladı Baekeland’ın bu konudaki araştırmalarına başladığı 1906 yılında en çok kullanılmakta olan doğal reçine gomalaktı Gomalak, “tachardia lacca” adlı küçük bir böcekten elde ediliyordu Sarı verniğin, cilaların ve günlük yaşamla ilgili daha birçok gereksinimin ana maddesiydi Bununla birlikte, tüm öteki doğal reçineler gibi kolay yumuşuyordu Basınç ve ısı altında kullanımı zorlaşıyordu

    Baekeland, gomalakın yerini tutacak bir maddeyi üretebilmek için çalışmalara başladı Aslında kendisinden önce başka araştırmacılar da bu alanda girişimlerde bulunmuştu Örneğin Adolph Baker 1871’de hidrojeni alınmış alkol ve fenollerin birbirleri üzerinde bir garip bir etki oluşturduğunu görmüştü Bu maddeler karıştığı zaman tuhaf şeyler oluyordu Sözgelimi, ısıtıldığı zaman, karışım kaynıyor, köpürüyor, cızırdıyor ve çevreye erimiş parçacıklar saçılıyordu Kaynama azaldığında geriye delikli, gri renkte bir kütle kalıyordu Bununla da hiçbir şey yapılamıyordu

    Baekeland düşünüyordu; bu kütle nasıl denetim altına alınabilirdi? Kendinden önceki araştırmacıların deneylerini çok dikkatlice inceledi Yüksek ısıda reaksiyonun köpürmesini azaltmak amacıyla karışıma amonyak ekledi, sodyum hidroksiti denedi

    Haftalarca süren sonuçsuz denemelerden sonra, artık yardımcıları, bu işten vazgeçmesi için ısrar etmeye başladılar Baekeland da, önceki araştırmacılar da ısının yaratıcı bir öğe olduğunu kabul ediyorlardı Ancak yüksek ısı, reaksiyonu denetimden çıkarıyordu Bu nedenle 50–75 derece arası bir ısı kullanılmalıydı Baekeland’ın içinde bu düşüncenin yanlış olduğuna ilişkin bir sezgi vardı Tam tersine daha az değil, çok daha fazla ısı kullanılmalıydı Normal atmosferde yüksek ısı reaksiyonu bozabilirdi Ama ısıyla birlikte basınç da yükselebilirdi Diğer bir deyişle, neden kimyasal maddeler 150–200 santigrat derecede bir fırında pişirilmesindi? Artan basınç, artan ısıyı karşılayabilirdi

    Bu yeni yöntemi geliştirdikten sonra Baekeland sorunu da çözdü Isıyı artırdı ve alkaliler ekledi İlk sıvıyı fırınına koydu Sonuçta gizemli yeni bir madde ortaya çıktı Bu madde hem katı hem saydamdı Kalıpta oldukça mükemmel biçim alıyordu Bir kez ısındı mı kaskatı kesiliyor ve bir daha erimiyordu Bu çok dayanıklı bir maddeydi

    Bu maddenin 2,5 cm kalınlıkta bir parçası, 3 tonluk bir ağırlığı kaldırabiliyordu Çok sert ve hafif olan, kolayca biçim verilebilen, bunlara
    karşın ısıya, asitlere, elektriğe, hava değişikliklerine dayanıklı olduğu görülen bu maddeye Baekeland kendi adını verdi: “Bakalit!” Bu, plastik maddelerin ilk örneğiydi ve sanayide bir devrim başlamıştı

    1909 yılının 6 Şubat akşamı Baekeland, New York Kimyacılar Kulübü’nde, buluşunu kamuoyuna açıkladı

    Baekeland, önceleri, buluşunun en az kırk ayrı sanayi kolunda kullanılacağını düşünüyordu Ama yanılıyordu, çünkü bugün dünyadaki neredeyse tüm sanayi kollarında bu madde kullanılmaktadır Bakalitin ne denli yararlı olacağı ilk kez elektrik sanayisinde anlaşıldı Elektrik akımına dayanıklı olduğu için, bakalit, hemen lastik ya da kehribarın yerini almıştı

    Bakalit, çok kısa bir süre sonra radyolarda ve otomobillerde kullanılmaya başlandı Tükenmez kalem, bilardo topları, şemsiye sapları, tablalar, takma dişler, kemer tokaları ve daha yüzlerce nesne bakalitten yapıldı

    Yirmi yıl kadar bir süreyle Baekeland’ın yöneticiliğini üstlendiği Bakelite Corp, bu maddenin üretimini elinde tuttu Bununla birlikte 1933 yılında otuzun üzerinde üretici bu işe atılmış, aynı maddeyi yaklaşık yüz değişik adla piyasaya sürüyordu

    Baekeland’ın bakalitle yaptığı deneyler, tüm plastik alanına yararlı olmuştur 1943 yılına dek beşbinin üzerinde plastik kategorisi geliştirilmişti
    İkinci Dünya Savaşı sırasında ise, yılda 4,5 milyon kilodan fazla plastik silah sanayisinde kullanıldı

    Leo Hendrik Baekeland 23 Şubat 1944’de öldü Yaşamının sonuna değin, savaş yaratanlar ondan ne denli yararlanırlarsa yararlansınlar, bilimin insanların yararına olduğuna inanıyordu

    Şöyle diyordu:


    “Eğer sorumluluk duygusu ve yönetme yeteneği olmayan politikacılar insanların en kötü duygularını gereksiz yere uyandırmaya devam ederlerse, bundan kimyacıları sorumlu tutmayın Savaşsız bir dünyada yaşamanın koşulu, bilimsel çalışmaları önlemekten ibaret değildir”