Kutlu Doğum Şiirleri

Konusu 'Soru Çözüm' forumundadır ve anniccha tarafından 29 Aralık 2010 başlatılmıştır.

  1. anniccha Üye


    MUHAMMED (sav)
    Asrin kubbelerine adi nurla yazılan
    Kutlu Doğum Şiirleri İsmi semada Ahmed yerde Muhammed olan
    Yedi katli göklerde Hak Cemalini gören
    Evvel ahir yolcusu ya hazreti Muhammed

    Sağanak nur yağmurlar inerken yedi kattan
    O gece sendin gelen ezel kadar uzaktan
    Melekler her zerreye müjde verirken Hak tan
    O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed

    Güneşler o gecenin nuruna secde ederken
    Yıldızlar mesk içinde kainat vecd ederken
    Bütün hamd u senalar Yüce Rabb'e giderken
    O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed

    Kabe'de sirk taslar putlar yere dönerken
    Cehalet bayraklar birer birer inerken
    Bin yıllık küfr ateşi ebediyen sönerken
    O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed

    O gece Save gölü mucizeyle kururken
    Kisra Saraylar nda sütunlar savrulurken
    Arzdan arsa alemler rahmetini bulurken
    O gece sendin gelen ya hazreti Muhammed

    Sen ki doğum kundağı ak bulutla örülen
    Doğar doğmaz Allah a secde emri verilen
    Anlında alemlere rahmet tacı görülen
    Kainat efendisi ya hazreti Muhammed

    Sen ki güzel huyların ahlakin meşalesi
    Sabir doruklarinda beserin en yücesi
    Senin cennet mekanin fakirlerin hanesi
    Gönüllerin hazinesi ya hazreti Muhammed

    Sana şahit sonsuzlar ezelde beri her an
    Sana şahit ayetler her zerre ve her mekan
    Senden uzak kalmaya nasıl dayanır ki can
    Sen her canda canansın ya hazreti Muhammed

    Miraç gecesi bir bir açılıyorken gökler
    Seni selamlıyorken her katta Peygamberler
    Öyle bir an geldi ki durdu bütün Melekler
    Hak yanli yürüdün ya hazreti Muhammed

    Gönül gözü görmeyen can gözünü neylesin
    Dünyada dönmeyen dil mahserde ne söylesin
    Mevla butun beseri ümmetinden eylesin
    Sancaginin altinda ya hazreti Muhammed

    Hak ile kul vuslati o ilahi dügünde
    Hiç kimseden kimseye fayda olmayan günde
    Hasatlan has tartan o terazi önünde
    Noksanlarim bagislat ya hazreti Muhammed

    Biliriz ki hükmü yok bu dünya nimetinin
    Gönüldür sermayesi ahiret servetinin
    Sana selat ve selam gönderen ümmetinin
    Cennetler sahidi ol ya hazreti Muhammed

    MÜNÂCÂT
    Ya ilahî seni mahlukuna Rahman biliriz
    Seni alemlere can, canlara canan biliriz

    Rahmetin bahçesi lutfeyledi rahmet gülünü
    O gülün ruhunu âlemlere sultan biliriz

    Yok iken varlığa saldın nice aciz kulunu
    Bize yokluktan olan varlığı ihsan biliriz

    Binbir isyan ile gelmişse de kullar kapına
    Eli boş dönmedi gufranını imkan biliriz

    Bürümüş kalpleri gaflet sisi zulmetçesine
    Derdi nurun giderir , nurunu derman biliriz

    Ya ilahî! Kulunuz , kullara noksan yaraşır
    Padişahtan kulun isyanına gufran yaraşır

    Rabbim ah bezm-i elestten beri gurbet çekeriz
    Unutup zatını, ağyar ile hasret çekeriz

    Sanırız attığımız ok zulm oku ağyara değer
    Döner ahir dokunur sineye mihnet çekeriz

    Oynaşır sinede şeytan ile nefsin oyunu
    Kapılıp sihrine düştükçe nedamet çekeriz

    Cümlemiz dertliyiz amma niye dert ortağı yok
    Görünen çokluğa rağmen yine halvet çekeriz
    Mustafa TAHRALI

    Muhammed dünyaya geldi
    Muhammed dünyaya geldi
    Melekler tebliğe indi
    Cihan muradına erdi
    Can Muhammed nurdan Ahmet

    Gördüm göbeği kesilmiş
    Sünnet olmuş tuz ekilmiş
    Nurdan kundağa sarılmış
    Can Muhammed nurdan Ahmet

    Kırk yaşına erdi Ahmet
    Peygamber oldu Muhammet
    Hem döşendi cennet
    Can Muhammed nurdan Ahmet

    Abdulmutalip dedesi
    Hem Abdullah’tır Babası
    Amine hatun annesi
    Can Muhammed nurdan Ahmet

    SEMAiL
    ne uzun ne kısa kararında boy
    soyu İbrahim’den ne asil bir soy
    sacları hoş siyah dalgalı bir koy
    kemalini giydir beni benden soy
    alemlere rahmet yüzünü göster
    kölen bu devletle avunmak ister
    güneş pervanesi o güzel yüzün
    nurundan ışığı vardır gündüzün
    solmaz bir gül rengin ne kış, ne güzün
    tecelli ediyor yüzünde özün
    hasretim yanarım yüzünü göster
    kölen bu devletle avunmak ister
    simsiyah gözlerin ahu misali
    daim HAKK a bakar her an visali
    beyazı olcusu gözde kemali
    kaşların sureti gökte hilalin
    razıyım rüyada yüzünü göster
    aşık maşukuna can sunmak ister
    bir tutam sakalın bir kaçı beyaz
    mübarek vücudun serin kış ve yaz
    canımı yoluna kurban etsem az
    dostlar defterine köleni de yaz
    açıver ne olur yüzünü göster
    gönül hasretinle yakınmak ister
    duyular mükemmel dişleri inci
    kokuna tutkun yaşlısı genci
    yürürken koşmadan olur birinci
    kapına gelmiş bir garip dilenci
    açıver ne olur yüzünü göster
    garip ayağına kapanmak ister
    yukardan aşağı heybetle iniş
    yürüyüşünde var hep bu görünüş
    adetin baktığın tarafa dönüş
    bize nasip olsun hayırlı bir düş
    kerem et ne olur yüzünü göster
    kim böyle bir düşten uyanmak ister
    seni ilk görenler korku çekermiş
    sonra ülfet eder hemen severmiş
    benzerini asla görmedim dermiş
    erenler yolunda giderek ermiş
    benzeri bulunmaz yüzünü göster
    gönüller nurunda yıkanmak ister
    zatinin nurundan vermiş sana can
    hilkate nurunla başlamış Rahman
    yusuf’ta yok sende olan hüsnu an
    ahlakındır senin mucize kur an
    alemlere rahmet cemalin göster
    kölen rahmetine sığınmak ister
    HAKK in halisisin habibi sensin
    gönüllerin essiz tabibi sensin
    en güzel hutbenin hatibi sensin
    ümmetin en büyük nasibi sensin
    aşkımın leylası yüzünü göster
    gönül seni gözden sakınmak ister
    en güzel en ustun ahlak senindir
    cömertlikte kemal el hak senindir
    şefaatte en son durak senindir
    miraç senin ref ref Burak senindir
    sen gördün cemalin bize de göster
    pervane semine hep yanmak ister
    ProfDrHay reddin Karaman

    FAHR-İ KÂİNAT’IN DÜNYÂ'YI TEŞRİFİ
    Teşrifi ile O'nun şâd oldu hep gönüller;
    Öttü güller üstünde tatlı dilli büllüller!

    Dağ ve taş bütün varlık gönül gönül uçuştu,
    Allâh'a habib olan Ebû'l-Kâsım'a koştu

    Muştular doldu taştı beklenen geldi diye,
    O Muhammed'ül-Emin âleme güldü diye!

    Şâh edildi aylara Rabiu'l-evvel ayı,
    Âlem yeniden buldu muhabbet ve safâyı!

    Bir başka mucizeydi teşrif ettiği seher;
    Başa sona tâc oldu O son yüce Peygamber!

    Tam ondört burç yıkıldı kisrânın sarâyından,
    Gelen Ahmed'di zirâ Hüdâ'nın civârından

    Putlar yere devrildi secde ile ey âdem,
    Ve bin yıllık alevler söndü bir demde o dem!

    Çünkü "Kaabe kavseyn ev ednâ" aldı seheri;
    Eşsiz zıyâsı hayrân bıraktı güneşleri!

    Aşk seli oldu dağlar, cümle deryâlar ümmet;
    Yerden göğe her şeyde O'nunla taştı rahmet!

    İlâhi, meclûbudur, mecnûnudur felekler,
    Cebrail baş ucunda halka halka melerler!

    O senin nûrun yâ Rabb, ebedilik cânıdır
    Gül yüzüne hayrânız canların cânânıdır!

    Her şey O'nun aşkına on sekir bin âleme,
    İzhâr oldu rengârenk nûr döküldü lâleme

    Cemâdât dahi âşık O mâşuk, nihâyet;
    Mâşuk ki Allâh âşık başka söze ne hâcet!

    Varlık O'na ezelden tâ ebede dek hayrân,
    Seyretmeye doyan yok, ne ilâhi bir seyrân!

    Ey gönül! "Levlâke" ye mazhar-ı izzet olan,
    Ufkunda müjde müjde nûr-i hidâyet olan;

    O muazzam Nebi'nin gül ismini zikreyle;
    Selâm'dan getirdiği sünnetini fikreyle!

    Gelmeseydin ey Nebi varamazdık sabala;
    Mağlub olur kalırdık düşdüğümüz siyâha!

    Ne rahimsin; "ümmeti" diyordun doğduğun gün,
    Öldüğün günde bile ümmetini düşündün!

    Dünyâ ukbâ demedin hepsini hibe ettin,
    Birgün ümmetin için mirâca dahi gittin

    Gayri biz bunca lutfa tâkat getiremeyiz?
    Sana sunmadan cânı Hakk'a götüremeyiz!

    Coşkun şelâlelerle gönlümüz, yanık çınar,
    Sensiz öze göz olmaz oradan akan pınar!

    İsteriz ey yüce nûr; sonsuz nûrunu bizler,
    Dizildi sıra sıra kalpler şefâat gözler!

    Fâni idi tükendi methine âciz kalem
    Sûkûti ile sustu söze çâresiz kalem

    O güzel gülşeninden uzakta tutma beni,
    Ya Rasûlallâh meded, gönlüm arzular seni!


     

  2. anniccha Üye

    Cevap: Kutlu Doğum Şiirleri



    MUHAMMED DOĞDUĞU GECE
    Âlemler nûra gark oldu Muhammed doğduğu gece
    Mü’min münafık fark oldu Muhammed doğduğu gece

    Arşın nuru yere indi,suyun rengi nûra döndü
    Hep susuzlar suya kandı Muhammed doğduğu gece

    Ananın rahmine düştü kafirlerin aklı şaştı
    Bin kilise geçti Muhammed doğduğu gece

    Hûri kızları geldiler,nurdan kundağa sardılar
    Muhammed’e yüz sürdüler Muhammed doğduğu gece

    Ağlayan oğlan avundu doğuran ana sevindi
    Nice küffar dine döndü Muhammed doğduğu gece

    Yerden göğe nûr atıldı yediler kırka katıldı
    Keşişlerin dili tutuldu Muhammed doğduğu gece

    Yunus derki : Hey Kardeşler, akar gözlerden yaşlar
    Secde etti dağlar taşlar Muhammed doğduğu gece

    YAĞMUR-1
    Var edenin adıyla insanlığa inen NUR
    Bir gece yansıyınca kente Sibir dağından
    Toprağı kirlerinden arındırır bir Yağmur
    Kutlu bir zaferdir bu ebabil dudağından
    Rahmet vadilerinden boşanır ab-i hayat
    En müstesna doğuşa hamiledir kainat

    Yıllardır boz bulanık sular yudumladım
    ya o zaman bul bi çare sen işini bilirsin
    Bir pelikan hüznüyle yürüdüm kumsalları
    Yağmur,seni bekleyen bir tas da ben olsaydım

    Hasretin alev alev içime bir an düştü
    Değişti hayal köşküm,gözümde viran düştü
    Sonsuzluk çiçeklerle donandı yüreğimde
    Yağmalanmış ruhuma yeni bir devran düştü

    İhtiyar kubbesinden kan süzülür Nebi'nin
    Gökyüzü dalgalanır ipekten kanatlarla
    Mehtabını düşlerken o mühür sahibinin
    Sarsılır Ebu Kubeys kovulmuş feryatlarla
    Evlerin arasına dikilir yeşil bayrak
    Yeryüzü avaredir,yapayalnız ve kurak

    Zaman ayaklarımda tükendi adım adım
    Heyûla,bir ağ gibi ordu rüyalarımı
    Çölde seni özleyen bir kus da ben olsaydım

    Yağmur,gülşenimize sensiz,baldıran düştü
    Düşmanlık içimizde;dostluk yaban dustu
    Yenilgi,ilmek ilmek düğümlendi tarihe
    Her sayfaya talihsiz binlerce kurban dustu

    Bir güzide mektuptur,cağların ötesinden
    Ulaşır intizarın yaldızlı sabahına
    Yayılır o en büyük muştu,pazartesinden
    Beyazlık dokunmuştur gecenin siyahına
    Susuzluktan dudağı çatlayan gönüllerin
    Sukutu yar,sevinci dualar kadar derin

    Çaresiz bir takvimden yalnızlığa gün saydım
    Bir cezir yaşadım ki,yaşanmamış,mazide
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    İlkin karardı yollar; sonra heyelân düştü

    Güvenilen dağlara kar yağdı birer birer
    Sensizlik diyarından püsküllü yalan düştü

    Yağmur, duysam içimin göklerinden sesini
    Yağarsın; taşlar bile yemyeşil filizlenir
    Yıldırımlar parçalar çirkefin gövdesini
    Sel gider ve zulmetin çöplüğü temizlenir
    Yağmur, bir gün kurtulup çağın kundaklarından
    Alsam ölümsüzlüğü dudaklarından

    YAĞMUR-2
    Medeni arzuların ardında seyre daldım
    Küflü bir manzaranın çürüyen güllerini
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım

    Şehirler kâbus dolu; köylere duman düştü
    Tersine döndü her şey sanki; asuman düştü
    Kırık bir kayık kaldı elimizde, hayali
    Hazindir ki dertleri aşmaya umman düştü

    Ayrılığın bağrımda büyüyen bir yaradır
    Seni hissetmeyen kalp, kapısız zindan olur
    Sensiz doğrular eğri; beyaz bile karadır
    Sesini duymayan, girdabında boğulur
    Ana rahminde olur sensizlikten cenin
    Şaşkınlığa açılır gözleri, görmeyenin

    Saatlerin ardında hep kendimi aradım
    Bir melal zincirine takıldı parmaklarım
    Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım
    Sensiz,ufuklarıma yalancı bir tan düştü
    Sensiz, kıtalar boyu uzanan vatan düştü
    Bir kölelik ruhuna mahkum olunca gönül
    Yüzyıllardır dorukta bekleyen sultan düştü

    Ay gibisin güneşler parlıyor gözlerinde
    Senin tutkunla mecnun geziyor güneş ve ay
    Her damla bir yıldızı süslüyor göklerinde
    Sümeyra'yı arıyor her damlada bir saray
    Tohumlar ve iklimler senindir; mevsim senin
    Mekânın fırçasında solmayan fırça senin

    Yağmur,bir gün elimi elinde bulsaydım
    Güzellik şahikası gülümserdi yüzüme
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım

    Sensiz, kaldırımlara nice güzel can düştü
    Yarılan göğsümüzden umutlar bican düştü
    Yağmur, kaybettik bütün hazinesini ceddin
    En son, avucumuzdan inci ve mercan düştü

    Melekler sağnak sağnak gülümser maveradan
    Gümüş ibrik taşıyan zümrüt gagalı kuşlar
    Mutluluk nağmeleri işitirler Hira'dan
    Bir devrim korkusuyla halkalanır yokuşlar
    Bir bebeğin secdeye uzanırken elleri
    Paramparça, ateş sahibinin hayalleri

    Keşke bir gölge kadar yakınında dursaydım
    O mücella çehreni izleseydim ebedi
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım

    Sarardı yeşil yaprak; dal koptu, fidan düştü
    Baykuşa cifte yalı; bülbüle zindan düştü
    Katil sinekler deldi hicabın perdesini
    İstiklâl boşluğunda arılar nadan düştü

    YAĞMUR-3
    Dolaşan ben olsaydım Save'nin damarında
    Tablosunu yapardım yıkılan her kulenin
    Ebedi aşka giden esrarlı yollarında
    Senden bir kıvılcım, süreyya bir şulenin
    Tarasaydım bengisu fışkıran kâkülünü
    On asırlık ocağın savururdum külünü

    Bazen kendine aşık deli bir fırtınaydım
    Fırtınalar önünde bazen bir kuru yaprak
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım

    Sensizlik depremiyle hancı düştü; han düştü
    Mazluma sürgün evi; zalime cihan düştü
    Sana meftun ve hayran,s ana râm olanlara
    Bir belâ tünelinde ağır imtihan düştü

    Badiye yaylasında koklasaydım izini
    Kefenimi biçseydi Ebva'dan esen rüzgâr
    Seninle yıkasaydım acılar dehlizini
    Ne kaderi suçlamak kalırdı, ne intihar
    Üstüne pırıl pırıl damladığın bir kaya
    Bir hurma çekirdeği tercihimdir dünyaya

    Suskunluğa dönüştü sokaklarda feryadım
    Tereddüt oymak oymak kemirdi gururumu
    Bahira'dan süzülen bir yaş da ben olsaydım

    Haritanın en beyaz noktasına kan düştü
    Kırıldı adaletin kılıcı, kalkan düştü
    Mahkûmlar yargılıyor, hakimler mahkûm şimdi
    Hakların temeline sanki bir volkan düştü

    Firakınla kavrulur çölde kum taneleri
    Ahuların içinde sevdan akkor gibidir
    Erdemin,bereketin doldurur haneleri
    Sensiz hayat, toprağın sırtında ur gibidir
    Şemsiyesi altında yürürsün bulutların
    Sensiz, yükü zehirdir en güzel imbatların

    Devlerin esrarını aynalara sorsaydım
    Çözülürdü zihnimde buzlanmış düşünceler
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım

    Tavanı çöktü aşkın; duvarlar üryan düştü
    Toplumun gündemine koyu bir isyan düştü
    İniltiler geliyor doğudan ve batıdan
    Sensizlik bozulan dengeye ziyan düştü

    Islaklığı sanadır ahimin, efganımın
    İçimde hicranımla tutuşuyor nağmeler
    Sendendir eskimeyen cevheri efkârımın
    Nazarın ok misali karanlıkları deler
    Bu değirmen seninle dönüyor; âhenk senin

    Bir hüzün ülkesine gömülüp kaldı adım
    Kapanıyor yüzüme aralanan kapılar
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Yağmur, sayrılığıma seninle derman düştü
    Beynimin merkezine olumsuz ferman düştü
    Silindi hayalimden butun efsunu ömrün
    Bir dönüm noktasında aklıma Rahman düştü

    Nefesinle yeniden çizilecek desenler
    Çehreler yepyeni bir değişim geçirecek
    Aydınlığa nurunla kavuşacak mahzenler
    Anneler çocuklara hep seni içirecek
    Yağmur, seninle biter susuzluğu evrenin
    Sana mümindir sema; sana muhtaçtır zemin

    Damar damar hep seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım

    Kardeşler arasına heyhat, su-i zan düştü
    Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü
    Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın
    İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü

    Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım
    Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım
    Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım
    Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım
    Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım
    Bahira'dan süzülen bir yas da ben olsaydım
    Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım
    Senin için görülen bir düş de ben olsaydım
    Yeryüzünde seni bir gürmüş de ben olsaydım
    Senin visalinle bir gülmüş de ben olsaydım
    Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım

    Damar damar seninle, hep seninle dolsaydım
    Batılı yıkmak için kuşandığın kılıcın
    Kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım
    Nurullah Genç

    GÖNLÜMÜN GÜLÜ
    Seni seven her ruh uludur ya Resûlallâh!
    Gönlü-gözü onun doludur ya Resûlallâh!
    Cemâlin pertevinden zerre sevk alan billâh,
    Kapının ayrılmaz kuludur ya Resulallah

    Beklemez bir başka iltifât Sana erenler,
    Semtin iltifat buğuludur ya Resûlallâh!
    Gönül gözleriyle bir kere seni görenler,
    Onlar ruhların bir koludur ya Resûlallâh!

    Uçuşur ikliminde altın kanatlı kuşlar,
    İklimin kuşların yoludur ya Resûlallâh!
    Cennet yamaçları gibidir orda ufuklar,
    Cemâlin bu ufkun tülüdür ya Resûlallâh!

    Sana ermek imanlı gönüllerin rüyâsı,
    Seni bilmeyenler ölüdür ya Resûlallâh!
    Vuslatın, bu garip kıtmîrin her dem hülyâsı,
    Bu benim gönlümün gülüdür ya Resûlallâh!
     
  3. HazaN Admin Yönetici Admin

    ŞİİR
    yakismiyor agzim adini ansam
    hayal bile edisim saygisizca geliyor
    seni tanidigimi soylek ne kelime
    dusundukce tanimadigim beliriyor
    okumadan anlamadan yasamadan Efendim

    Seni, gordum diyemez bana hicbir sahabi
    Seni, duydum diyemez bana hicbir revahi
    Seni, anladigini soyliyemez bir daahi
    Sen ki; tum varliklardan cok ote, cok seffafsin
    dogmadan parlamadan anlatmadan Efendim

    salginlar dunyasi ve hersey perme-perisan
    kimler fatih kesildi ve ondan meded uman
    timsalin kac asirdir serin, berrak ve derman
    ama neden ki sakin, sessiz gozyasi gibi
    gurul gurul rengarenk caglamadan, Efendim

    Sen dagin zirvesine kurdun vefa tahtini
    vadi vadi suladin ovalari baglari
    ayagina batan tas sonsuza kadar mahkum
    sana bagrini acan camurlar saraylarda
    dinlenmedin yemedin sevinmedin Efendim

    ama bir insan gibi, bahari resmedisim
    sagir ve dilsiz kadar bulbule anlam vermek
    atesli bir hastanin sofradan uzakligi
    ve ben bundan cok ote seni anlatiyorum
    gormeden dinlemeden dokunmadan Efendim

    abdullahlar musablar ammarlar seni bekler
    dunya yesribe donmus yurekler seni bekler
    ufkumuzda beliren Gunes Seni mujdeler
    bir belirti Efendim sararan benizlere
    bekletmeden soldurtmadan kurutmadan Efendim

    ALEMLERE RAHMET
    Alemlere rahmet olarak geldin
    Ümmetine şefaat vaad eyledin
    Gezel ahlakı sen itham eyledin
    Selat selam sana ya rasülüllah

    Nen büyük şeref sana ümmet olamak
    Gözderigin dogru yola kuyulmak
    Kurana sarılmak Namaza durmak
    Senin ögüdündür ya rasülüllah

    Allahın birligine iman ettik,
    Dilimizle bunu ikrar eyledik,
    seni kendimise rehber eyledik,
    Bizlere şahit ol ya rasülüllah,

    Dinimiz islam'dır ELHAMDÜLLAH
    Canınız fedadir Fi sebilullah
    Gönahlarımız çoktur bi iştibah
    Bizlere şefahat ya rasülüllah

    Aşkın ile aşıklar
    Aşkın ile aşıklar
    Yansın ya Resulallah
    İçip aşkın şarabın
    Kansın ya Resulallah

    Şol seni seven kişi
    Verir yoluna başı
    İki cihan güneşi
    Sensin ya Resulallah

    Aşık oldum dildare
    Bülbül oldum gülzare
    Seni sevmeyen nare
    Yansın ya Resulallah

    Aşık yunusun canı
    İlmi şefaat kanı
    Alemlerin sultanı
    Sensin ya Resulallah

    Ehlen ve sehlen merhaba
    Ey enbiyalar serveri
    Ey evliyalar rehberi
    Ey insucin peygamberi
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Sen canların cananısın
    Dertlilerin dermanısın
    Alemlerin sultanısın
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Allahü ekber şanühü
    Sultanehü sübhanehu
    Kad caena burhanehu
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Sensin mahbub-i hüda
    Etme şefaatten cuda
    Ahmet Muhammet Mustafa
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Derviş yunus söyler sözü
    Dergahına sürer yüzü
    Severler mahşerde bizi
    Ehlen ve sehlen merhaba

    Veda Hutbesi Büyük Peygamber binmiş Kusva adlı deveye
    Hitab ediyor yüz bini aşkın sahabeye
    Bu bir hutbe ki; İslâm nizâmını besteler
    Bu bir ses ki; mü'minin imânını tâzeler
    Bu hitâbe, ezelden ebede her çağadır
    Sonsuz zaman boyunca, bütün insanlığadır
    "Önce rahman ve rahim Allah'a hamd ederim
    Ancak ona inanır, O'na kulluk ederim
    Yaradan, yaşatan ve öldüren kadir O'dur,
    Eşi ortağı yoktur, evvel ve âhir O'dur
    Ey ümmetim Ashabım! Duyunuz belleyiniz,
    Ey insanlar! sözlerimi çok iyi dinleyiniz
    Belki bu yıldan sonra sizinle bilmiyorum,
    Bir daha burada bulunamam diyorum
    Bu gün, bu ay, bu şehir nasıl ki masundur
    Hepinizin malı, canı nâmusu da masundur
    Hepiniz Rabbinizin huzuruna gelecek,
    Ve hayatının çetin hesabını verecek
    Hak yolunu tutanlar cennet ve ridvan bulur,
    Bâtıl yola sapanlar, azab ve nîran bulur
    Benden sonra şeytana sakın tâbi olmayın,
    O sizin düşmanınız, hilesine asla kanmayın
    Ey nâs! Birbirinizin boynunu vurmayınız,
    Ayrılığa düşüp de birliği bozmayınız
    Burada bulunanlar, şu anda olmayana,
    Sözlerimi bildirsin sözümü duymayana
    Belki de sizden fazla sözümü tutabilir,
    Ve sizden daha iyi ögüte uyabilir
    Faizin her türlüsü haramdir çigniyorum,
    Cahiliyyet devri bu isi yasakliyorum
    Kan gütmek her sekliyle yasaktir söylüyorum
    Hepsini ayagimin altinda çigniyorum
    Kaldirdigim ilk faiz, amcam Abbas'inkidir,
    Kaldirdigim ilk kan da amcazâdeminkidir
    Ne zulüm ediniz ve ne de zulüm görünüz,
    Ey Allah'in kullari! Gelin kardes olunuz
    Size kadinlariniz Allah'in emaneti,
    Emanete hiyânet, çagirir felâketi
    Kadinlari Allah'a söz vererek aldiniz,
    Nefsinize Hak ahdi ile helâl kildiniz
    Sizin onlarda, onlarin sizde hakki vardir,
    Haklara saygi gerek, hakka ta'zim kutsaldir
    Kadin hakki iyilik güzellik ve ikramdir,
    Helâl yoldan yemesi, giymesi ve iskândir
    Erkek hakki; kadinin iffetli olmasidir
    Size ait evin ve malin korunmasidir
    Birakip gidiyorum size iki emanet,
    Uyarsaniz onlara bulursunuz selâmet
    Emanetin biri, Allah'in sözü Kelâmullah,
    Birisi benim sözüm, sünneti Resûlüllâh
    Mü'minler birbirinin süphesiz kardesidir,
    Kardes hakkini ihlâl etmek helâl degildir
    Insanlar! Emaneti sahibine veriniz,
    Ehline vermezseniz, kiyamet bekleyiniz
    Insanlar! Rabbiniz bir ve babaniz Ademdir
    Adem ise topraktan halk olmus ilk nebidir
    Allah katinda üstün, O'ndan en çok korkandir,
    Her emrine bas koyan, her yasaktan kaçandir
    Ne Arab'in acem'e, ne de acemin Arab'a
    Bir üstünlügü yok tek ölçü takvâdan baska
    "Takva" Allah korkusu, her mü'minin kalbinde
    Onu her an koruyan bir bekçidir içinde
    Ey insanlar! Ey ashap size teblig ettim mi?
    Allah'in her emrini sizlere bildirdim mi?"
    Bütün ashab dediler evet teblig eyledin,
    Allah'in her emrini bize talim eyledin
    "Ey nas! Rabbim beni yarin soracak size
    Yapti mi Peygamberlik vazifesini diye
    Bu suale nasil bir cevap vereceksiniz
    Ve hakkimda o zaman neler diyeceksiniz"
    Bütün ashap dediler, içten ve bir agizdan,
    "Ey Allah'in Resûlü, Ey Peygamberi zisan!
    Diyecegiz, Yarabbi gönderdigin Peygamber,
    Her emrini bildirdi ve bize verdi haber
    Hep iyiyi, dogruyu ve güzeli ögretti
    Batildan kurtardi, ulvi hakka yöneltti
    Emirler ve yasaklar, helâller ve haramlar,
    Ne bildirdinse, bize öylece anlattilar
    Yarin hakkinda böyle sehâdet edecegiz,
    Evet vazifesini tamam yapti diyecegiz"
    Allah'in Resûlü ve sultan kul'u o zaman,
    Nur yüzünü göklere çevirdi bir an
    Parmagiyle sehadet isareti vererek,
    Sonra halkin üstüne dogru üç defa indirerek
    Nur agzindan döküldü hazin sesle üç hitap
    "Sahid ol yarab, sahid ol yarab, sahid ol yarab!"
    Ahmet CESUR
     

Sayfayı Paylaş